EÇS IX Y149b
"Âl-i Osmân'ın kuluyuz. Sûhte Mahmûd Paşa oğluna gideriz" dedim.
EÇS IX Y149b
"Öyle olsa yâ benim öte gün iki şehbâz oğlumu Silifke'de bâzâr yerinde atlarından yıkup müsellim ile Silifkeli Ramazân Ağa dedikleri kâfir iki dâğ pâresi oğullarımı pâre pâre edüp katl etdiler. Osmânoğlu benim öcümü alur mu?" dedi. Vâh edüp ağladı. Hemân hakîr,
EÇS IX Y149b
"Elem çekme. İnşâallâh şu yolları selâmetle geçüp Osmânoğlu'na varduğumda senin kannıların hakkından geldireyim" dedükde avret-i fakîre gerçek sanup başın açup du‘â edüp,
EÇS IX Y149b
"Bire uşak alatlan, mâl-ı hâzırı getirin, ana kadının ta‘âmın yesin" dedikde cümle ayak duranlar târumâr olup derhâl kırk elli sahan ana baba aşı gelüp tenâvül edüp zevk [u] safâ etdik.
EÇS IX Y149b
Ba‘de't-ta‘âm bir boğça don ve gömlek ve bir keçe seccâde ve iki ağır Türkmân kilimleri hedâyâ getirüp anda mihmân olup zevk u safâ etdik, der iken hikmet-i Hudâ ol gece bu hâne sâhibimizin iki ihtiyâr karındaşları var imiş. Anların evleri tarafında bir fezâ‘ ve bir çezâ‘ vâveylâ ve vâveledâ kopdu kim zehremiz çâk olup Allâh Allâh sadâsından ve tüfeng ve balta ra‘d-vârından ol derelerin içi sıyt ü sadâdan doldu. Bu hakîr mebhût oldu.
EÇS IX Y149b–Y150a
Meğer Karataşlık sûhteleri bu avretin Silifke'de iki oğulları katl olunduğun istimâ‘ edüp fırsat ganîmetdir deyü bu hâtûnun iki karındaşının hânelerin üç yüz suhte şebhûn edüp fî'l-hâl mezbûr avretin iki ihtiyâr karındaşların ve birer avretlerin ve dörd huddâmların cümle sekiz nefer kimesneyi katl edüp bu kadar mâl-ı ganâyim alup evlerin âteşe urup Y 150a ol dere içi çerâğân oldu.
EÇS IX Y150a
Bu halde iken fertûte-i pîrezen başına serpenâhın ve eğnine zırhın geyüp bizim sarâya gelüp bizi pür-silâh hâzırbaş görünce ardı sıra yetmiş seksen pür-silâh tevâbi‘âtları gelüp,
EÇS IX Y150a
"Âyâ hâl neye müncer olur?" derken derhâl bizim sarây kapusu önünde meş‘aller ve neft katrânlar yakup iki üç yüz sûhtevât kapumuz önüne gelüp bî-pâk ü bî-pervâ bir yaylım kurşum sarâya urup fakîre pîrezeni istediler. Hemân karının ve bizim refîklerimiz damlar ve şâhnişînler ve derveze ve revzenlerden cümle bir yaylım çatal kurşum ile durunca sûhteler yan verdiler.
EÇS IX Y150a
El-hâsıl sabâha dek bir ceng-i âlî olmuşdur kim ta‘bîr olunmaz. Bizim pîrezen tarafından iki âdem şehîd ve yedi âdem mecrûh ve hakîrin bir atı âhûr deliğinden maktûl olup sûhtevâtdan on tokuz âdem mürd ve elli mikdârı âdem cümle mürd olup bu hâl üzre vakt-i sabâha dek sûhtelerin leşleri kapumuz önünde kalup almağa iktidârları olmayup karârları firâra mübeddel olup seg ber-sengistân gitdiler.
EÇS IX Y150a
Bu hâlde iken bizim Silifke'den gelen refîklerimiz,
EÇS IX Y150a
"Vallâhi ağa, biz sizi bundan ilerü götüremeziz. Hemân gerü Silifke'ye dönersiz" dediler. Hemân pîrezen,
EÇS IX Y150a
"Sakın oğul ileri yola gitme. Benimle gerü şikâyet etmeğe Mut kal‘asına Alî Paşa'ya gidelim." dedi (---) (---) (---) (---) (---) (---) dedüğine aslâ hâtırıma gelmedi ki hakîr gerü döne.
EÇS IX Y150a
Bu müşâverede iken hikmet-i Hudâ Kıbrıs yeniçerilerinden ve Akliman'dan ve gayri nevâhîlerden üç yüz yigirmi mikdârı âdem [[(---) (---) (---)]] gelüp bizim sâkin olduğumuz köye gelüp sûhtelerin leşlerin görüp dibelik hâzırbâş olup [[(---) (---) (---)]] her cânibi hıfz [u] hırâset edüp âmâde olduk ve şehîd olan atımızın yerine vâlide iki küheylân ve yüz vukıyye ibrîşim ihsân edüp ve bizimle gelenleri (---) (---) (---) (---) (---) (---) yerlerine ihsân edüp gönderdik.
EÇS IX Y150a
Ve pîrezen hâtûn Alî Paşa'ya şikâyete gitdi. Biz cümle tüccâr ile yola revâne olup cânib-i erba‘amızı muhâfaza ederek sengistân yerler ubûr ederek [[(---) (---) (---)]] cümle piyâde olup 6 sâ‘at şarka leb-i deryâ ile gidüp,
EÇS IX Y150a
Karye-i Tirsendi: Bir sengistân dağ başına bâğ bağ [[(---) (---) (---)]] Q 69b halkının belinde Kudûrî ve Mültekâ'l-Abhur kitâbları bellerinde, ammâ kırkar ellişer dirhem tüfengleri ellerinde her biri yalçın kayalar üzre keklik gibi sekerler. Ve ayaklarında P 69b dizlerine dek postalları ve başlarında külâh üzre destârları var. Müslim geçinirler. Ve bu köyden gayri şimâl cânibine,
EÇS IX Y150a
Karataş kazâsıdır. On bin bahâdırân eli tüfengli ve beli sapan-ı Dâvûdîli sûhtevât-ı haşerât askeri çıkar ve bu köyden bize iki yüz sûhte piyâdesi kulağız olup mâbeynimizde elli guruş hakk-ı tarîk cem‘ edüp yola revâne oldukda sûhteler bize tesellî-i hâtır verüp,
EÇS IX Y150a–Y150b
"Bundan böyle gayri havf etmen" deyü 4 sâ‘at semâya ser çekmiş dağlar ve derk-i esfele enmiş gayyâ dereler ve mahûf u muhâtara kısık kayalı Y 150b boğazlar ve sa‘b ve uçurum yollar ile ve gâh leb-i deryâ sengistânı ile yüz bin renc [ü] anâ çekerek ve Hudâ âlimdir, atlar ayak basacak yer keff-i mîzân kadar toprak bulmayup düşe kalka piyâde ve bî-dermân cânımızdan ol şiddet-i harâretde bî-zâr olup,
EÇS IX Y150b
"Âyâ bu mel‘ûn sûhteler bizi kankı boğazda ururlar ki?" deyü emniyyet üzre olmayup aklımız başımızda değil idi. El-iyâzübillâh eyle boğazlar var kim bir âdem on âdemi boğazından boğazlar vardır. Bu sengistân ve çengelistânları kırk bir yıldır seyâhat ederim, böyle bir derbend-i calender-i bî-emân yollar görmedim. Bu renc-i şedâyidi çekerek leb-i deryâya gelüp,
EÇS IX Y150b
Nehr-i Kuruçay: Şimâl tarafında Karataşlık yaylalarından gelüp bu mahalde Akdeniz'e mahlût olur. Bu nehri ve sûhteleri atlar ile geçirüp bir sâ‘at ancak leb-i deryâ ile kumsal yerler ubûr ederken,
EÇS IX Y150b
Lena beli: Ayyûka ser çekmiş sengistân kayaları piyâde ubûr ederken cümle huddâmlarımızın çizmeleri pâre pâre oldu. Mezkûr belin tâ zirve-i a‘lâsında sûhtevâtlar,
EÇS IX Y150b
"Bizim hudûdumuz budur. Bundan ötesi emn [ü] emândır. Müte‘ahhid olduğunuz elli guruşu verin" deyü yol üzre tüfenglerine dayanup durdular. Mâbeynimizde azîm gûft ü gû olup,
EÇS IX Y150b
"Yok siz bizi tâ Karagürgüz kal‘asına emniyyet üzre götürmeyince cümlemiz kırılırız. Size bir akçe verenlerden değiliz" deyince anlar dahi me’yûs olup Lena belinden tîz aşağı enüp leb-i deryâ ile gâh türâb gâh niçe kurâ ve harâb ve niçe şeddâdî vîrân binâlar ve niçe ebre ser çekmiş kehkeşân-âsâ tâklı su kemerleri seyr [ü] temâşâ ederek 8 sâ‘atde,
EÇS IX Y150b
Evsâf-ı kal‘a-i taht-ı kadîm-i Takyanus ve Kara Görgüs
EÇS IX Y150b
Bu dahi Silifke sancağında Karataş kazâsı hudûdunda Türkmân sevâhili Kara Görgüs'dür. Bunda meks edüp refîklerimiz olan sûhtevâtlara elli guruşu verüp cehennem-râ diyerek(?) avdet edüp gider.
EÇS IX Y150b
Bu şehir leb-i deryâda bir sevâd-ı mu‘azzam imiş kim ne Mısır ve ne Bağdâd ve ne Eski Kırım ve ne Ahlât şehirlerine benzer bir şehr-i azîm imiş. Eğer im‘ân-ı nazar ile ayne'l-yakîn hâsıl etdiğimiz mertebe evsâfın tahrîr etsek bir şütür-bâr-ı tevârîh olup kırâ’at eden bî-zâr olur.
EÇS IX Y150b
Ve hakkâ bir vîrân şehrin evsâfında meze yokdur. Ammâ dünyâ fânî olup "Mülk benimdir" deyü böyle binâ edenlere nush u pend olsun içün kilk-i cevâhirimizi zebân-ı hâle getirüp kıyl [ü] kâl etdik. Ve Arapça âyetin kâl edüp dibelik mâsivâdan el çekmeğe kemer-beste olduk.
EÇS IX Y150b
İmdi seyyâhân-ı cihâna ve müverrihân-ı benî âdeme şöyle ayân u beyân olunur ki sene 256 târîhinde Me’mûn Halîfe Âl-i Abbasiyân'ın eşbeh-i ser-efrâzı ve gâzî ve cânbâzıdır. Bağdâd'dan Mısır'a gelüp Mısır'da Ehrâm dağlarından mutalsam kenzleri çıkarup üstünden bir kat taşın münhedim etmiş, hâlâ âsârları zâhirdir.
EÇS IX Y150b–Y151a
Anda Ümmü'l-kıyâs'ı ta‘mîr ü termîm edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek bu Kara Görgüs Y 151a kal‘asın yedi ay döğüp kuvvet-i bâzû ile İşpanya elinden feth edüp bilâd-ı İslâma zamm edüp âyîn-i Muhammedî olunurdu.
EÇS IX Y151a
Yedi yüzden mütecâviz câmi‘ var kim her biri Mısır'da câmi‘-i Ezher ve Şâm'da câmi‘-i Ümeyye-misâl câmi‘lerdir. Ve niçe bin medrese ve hân u hammâm ve imâret mesâcid ve tekye ve dârü'ş-şifâ vardır. Ba‘zı câmi‘leri hâlâ ma‘mûrdur. Türkmân kabîlesi bunda sevâhile endükde ibâdet ederler.
EÇS IX Y151a
Ve niçe bin kubbe-i âlî ziyâretgâhlar ve kâ[r]gîr binâ bedastenler ve niçe bin hemvâr Haleb çârsûsu-misâl dekâkînler ve niçe bin fıskıyye ve havz u şâzrevânlı sarây-ı âlîler var kim vasfında akıl kâsırdır. Ba‘zısı câ-be-câ ma‘mûrdur. İçinde Türkmânlar sâkin olurlar.
EÇS IX Y151a
Ve niçe bin kenîse ve manastırlar var kim yılda bir kerre küffâr kalyonları bu şehrin limanında yatup bu manastırları ziyâret ederler. Ol zu‘m üzrelerdir kim Takyanus bir ûlü'l-azm peygamber olup cihângîr pâdişâh ola. Ve Hazret-i Îsâ havâriyyûnlarından dörd havâriyyûn bunda leb-i deryâda yatır. Büyük manastırda medfûn oldukları muhakkakdır.
EÇS IX Y151a
Ve kubbeleri üzre lisân-ı Yûnâniyân üzre târîhleri mastûrdur. Ve dest-i ümmet-i Muhammed'de iken mu‘teber ziyâretgâhdır. Hâlâ âyende vü revendeden hâlî değil bir âsitâne-i garîbdir. Cümle küffâr bunları ziyâret edüp gemilerin bî-pâk ü bî-pervâ kalafat edüp ve ba‘zı âyende vü revendeyi şikâr edüp tolanup giderler. Böyle bir rûhâniyyetli ziyâretgâhdır ki yol üzre vâki‘ olmuş pâk nühtâk-ı revâkı ayyûka ser çekmiş zer-ender-zer kubbe-i münevverdir kim hâlâ üstâd elinden henüz çıkmış sanursun eyle bir kubbe-i münevverdir. Ve zerre kadar bu kadar mürûr-ı eyyâm ile fenâ bulmamışdır.
EÇS IX Y151a
Ve bu âsitâne ve manastırdan câmi‘ olma ibâdetgâhın şâhrâhında iki bin adım tûlu beyâz mermer vâsi‘ kaldırımdır. Ve iki cânibi üzüm asması çardağı içün niçe bin beyâz mermer ve gayri amelî sütûnlar üzre tâklar ve musanna‘ ve beyâz mermer-i pâkler ile kaldırımlar var kim her taşın imtizâcın yüz bin dikkat ile fark olunmaz.
EÇS IX Y151a
Ve bunun emsâli bu şehirde niçe bin ibret-nümâ âsârlar vardır kim âdem engüşt ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olur bir bender şehir imiş. Şarkdan garba leb-i deryâ ile tûlu iki sâ‘at yerdir, arzı bir sâ‘atdir.
EÇS IX Y151a
Ve bu şehrin garbında leb-i deryâda şehirden bir kurşum menzili ba‘îd bir kal‘a-i metîni var, ammâ küçükdür. Ve cirmi ma‘lûm değildir, ammâ şekl-i murabba‘ bir kâr-ı kadîm binâdır.
EÇS IX Y151a
Ve bir liman-ı azîmi var. Sekiz rûzgârdan emîn olup a‘lâ yatakdır. Ve kayalar altından limana niçe âb-ı hayât aynlar cârîdir. Ve bu liman Girid cezîresinde Suda limanına ve İslâmbol boğazına benzer bir liman-ı azîmdir, her bâr küffâr yatağıdır. Anıniçün harâbdır.
EÇS IX Y151a–Y151b
Ve dahi harâbı İslâm destinde iken sene (---) târîhinde İşpanya küffârı bin yedi yüz Y 151b pâre keştî ile gelüp cümle halkın esîr [ü] kebâb ve şehrin kahr içün harâb u yebâb eder.
EÇS IX Y151b
El-hâsıl belde-i kebîr imiş ammâ el-iyâzü billâh bu şehrin cânib-i selâsı ol kadar taşlıkdır kim âdem ayak basacak yer bulmaz. Lâkin kadîm-i evvelde ma‘mûr iken kesret-i âdem olmak ile dere ve depelerde amelî penbe-misâl topraklar yığup bâğ u bâğçeler var imiş. Hâlâ ba‘zı bâğçeleri zâhirdir.
EÇS IX Y151b
Ve gerçi sengistân yerdir ammâ âb [u] hevâsı ol kadar latîfdir kim Erzurum ve Sivas'dan cümle Türkmân bunda sehillenirler. Ve hevâsı hukemâ kavlince gâyet mukavvîdir. Cümle sâkin olan Türkmân "Hay yurtdur, hay" diye medh edeler.
EÇS IX Y151b
Bu şehirden kalkup şarka kâmil iki sâ‘atde ve türâbistân mûristânı ubûr ederken şâhrâhın iki cânibinde niçe kerre yüz bin beyâz mermer sandûkalar içinde mürdeler var. Arapça Ne dîn ve ne îmân ve ne mezhebde idiler? Ba‘zı sandûkların kapakların Türkmân-ı nikbetiyân kavmi mâl olmak mülâhazası ile kaldırmışlardır açup bakmışlar, ancak içinde lâşe görmüşler. (---) (---) (---) (---)