EÇS IX Y190b
Bir câmi‘-i rûşen dahi Paşa sarâyı kurbunda Seyfoğlu Assâf Paşa câmi‘idir ki gâyet rûşen ve şîrîn musanna‘ ve müzeyyen câmi‘dir. Derûn-ı câmi‘de çâr sommâkî sütûn-ı âlî üzre bir nîlgûn kubbe-i sernigûndur kim gûyâ kubbe-i eflâkdir. Bu câmi‘ tûlen ve arzen yetmişer kademdir. Ammâ bu şehirde ve gayri diyârda misli yokdur, meğer Haleb Kilisi'nde Cânpûlâdzâde câmi‘i ola. Eyle bir câmi‘-i behişt-âsâdır.
EÇS IX Y190b
Ve çârsû içinde Mîr Münzîr câmi‘i. Bu dahi musanna‘ câmi‘dir ammâ bunun haremi cümleden musanna‘ ve küşâde harem-i ferah-fezâdır kim haremin cânib-i erba‘asında sekiz mücellâ ve musaykal sommâkî sütûnlar var kim âdemin reng-i rûyları nümâyândır. Ve harem vasatında aşren fe-aşr bir havz-ı latîfinde âb-ı zülâli cereyân edüp cemâ‘at tecdîd-i vuzû‘ ederler.
EÇS IX Y190b
Ve biri dahi câmi‘ü'l-Amrî'dir. Bu dahi tarz-ı kadîm câmi‘dir. Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir ki cümlesi otuz yedi mihrâbdır. Cümlesinde talebe ve fukarâ vardır.
EÇS IX Y190b
Ve dörd hammâmdır ammâ Paşa sarâyı kurbunda Seyfoğlu hammâmı latîf ve rûşen hammâmdır.
EÇS IX Y190b–Y191a
Eğer Benî Seyfoğlu sarâyın medh etmesem deryâda Y 191a katre güneşde zerre tavsîf olunmaz. Havlısı içre limon [ve] turuncun şükûfesi âdemin demâğın mu‘attar eder. Ve bu dırahtların sâyesinde deryâ-misâl tûlânî bir havz-ı azîmi var kim âdem nazar etdikçe hayât-ı cân bulur.
EÇS IX Y191a
Ve bu şehirde on yedi medrese ve sekiz mekteb-i sıbyân ve yedi çeşme-i hayât-bahş, ve üç yüz dükkân ve kırk kahvehâne ve sekiz hân-ı bâzergân ve bedasteni olmamağile bu hânlar bedasten olup cümle zî-kıymet akmişe-i fâhire bunda bî-kıymet ve bî-minnet bulunur. Lâkin zâlim şehrin esvâkları râhı teng ü târdır. Ve âdem izdihâmından omuz omuzu sökmez zıyk derblerdir. Ammâ bu râhların iki cânibleri kaldırımdır. Ve cümle binâları kâ[r]gîr kemer ve toloz metîn binâlardır. Aslâ dekâkîn ve hâne bâbları ve revzen hapenklerinden mâ‘adâ ağaç binâ yokdur.
EÇS IX Y191a
Ve ganîmet şehir olmağile bu şehir içre ecnâs-ı mahlûkât mevcûd olup cümle halkı Arab ve Dürûzî ve Teymânî kavmi mevcûddur. Cümlesi elvân kereke geyüp başlarına beyâz şâş ve muhattem sararlar. Ve avretleri serlerine sîm ü zer-ü hâlis arakıyyeler geyüp beyâz car bürünüp sarı çizme geyerler.
EÇS IX Y191a
Mâ-tekaddem bu şehrin hevâsı bed imiş. Ba‘dehu Ma‘ânoğlu şehrin kıble cânibindeki Q 83b sahrânın tûlen ve arzen birer sâ‘atlik yerin niçe bin (---) âdemler âdem ile kazup alâ mehil beş kerre yüz bin sanavber dırahtları diküp hâlâ bir azîm ormandır. İçinde benî âdem gâyib olur. Hakkâ ki aceb himmet-i şâhânîdir kim bu şecere-i tayyibelerin râyiha-i tayyibesi şehrin evvelki kesâfet-i hevâsın def‘ edüp hâlâ âb [u] hevâsı P 83b latîf olup mahbûb u mahbûbesi dahi bezm-i râm âdemlerdir.
EÇS IX Y191a
Hadd-i zâtinde bir diyârda çam ve fısdık dırahtı olup halkı çam bardağından su iç[er]ler. Hukemâ-yı kudemâ kavlince gâyet nâfi‘dir. Hâlâ bu Beyrût halkının ol dırahtistân içi teferrücgâhlarıdır Cümle dırahtlar çırpı ile ale't-tertîb dikilmiş dıraht-ı müntehâlardır. Ve bu şehrin cânib-i erba‘ası dud ve zeytûn şecereleri ile zeyn olmuş bir mahsûldar şehr-i kadîmdir. Ammerekallâh.
EÇS IX Y191a
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı Beyrût: El-istemmü'l-Harâm hazretleri ammet-i Resûlullâh'dır. Kuddise sırruh.
EÇS IX Y191a
Ve cisir kurbunda Hazret-i Hızır makâmı bir tekye-i ma‘mûr. Bir hayli fukarâsı vardır. Limon ve turunc ve hurmâ dırahtları ile müzeyyen bir tekye-i rûşendir. Ve şehrin şarkında şeyh Ebü'n-Nidâ revvahallâhu rûhahu.
EÇS IX Y191a
Bu şehri seyr [ü] temâşâ ve ziyâret edüp ahibbâ ve asdıkâları ile vedâlaşup ve hâkimden beş âdem refîk alup kıble cânibine bir sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y191a–Y191b
Karye-i Burter: Bir dere içre vâki‘ olmuş iki yüz fellâh evli ve bir câmi‘li bir ma‘mûr belîdedir. Beyrût hâkiminin hâssıdır. Voyvadası hükûmet eder nâhiyedir. Âb [u] hevâsı lâtif olduğundan mevz-i Veys el-Karanî bunda hâsıl olur. Niçe bin âdemlerinin kâr [u] kisbleri bu mevzdir. On bir yük akçe senevî hâsıl olur, gâyet mahsûldar köydür. Ammâ bi-emrillâh Yemen'den sonra bu mertebede olan mevz bir diyârda olmaz. şâm ve Haleb ve Mısır'a bundan Y 191b niçe bin deve yükü gider.
EÇS IX Y191b
Eşkâl-i şecere-i mevz ve hâsiyyet-i misâl-i levz: Ve bu mevz bir turfa ağaçdır. İki âdem kaddi olur, dahi âlî olmaz. Ve cüssesi uyluk kalınlığı olup ağaçın sıksan suyu çıkar. Ve herbir varakları kilim kadar tûlânî yaprakları filandıra bayrak gibi salınır, gâyet sebzgûn berklerdir.
EÇS IX Y191b
Ve meyvesi dahi bir turfa bârdır. Yılda bir kerre verir, gayri vermez. Ba‘dehu anı dibinden kat‘ edüp kamış gibi biri dahi dibinden zâhir olur. Meyvesi yaprağı yanında bir kol kalınlığı dalın ucunda bir sini cirminde bir sininin cânib-i erba‘asında iki yüz, üç yüz patlıcan ve hurde hıyâr gibi evvel yeşil, ba‘dehu sarı sarı hâsıl olup kemâlin buldukda araba tekerleği gibi tertîb ile dizilüp durur. Ba‘dehu kat‘ edüp kabuğu bî-te’essüf soyulup şekerle ve yâhûd şekersiz tenâvül olunur.
EÇS IX Y191b
Gâyet lezîz ve mukavvî ve serî‘u'l-hazmdır, derece-i ûlâda hârdır. Ve âdemin bedenine kuvvet-i kuvâ verüp lahm tenâvül etmiş kadar gınâ verir. Gûyâ tâze pâlûde köfteri gibi terdir. Çekirdeği gibi bir şeyi yokdur. Ancak kökünden zâhir olan filislerin diküp hâsıl olur. Gûyâ kamış nev‘idir ammâ dâ’imâ su içinde ağacı turmak ister.
EÇS IX Y191b
Sebeb-i hilkat-i şecere-i mevz misli'l-levz: Ol gün ki Hazret-i Mefhar-i mevcûdât ve Server-i kâ’inât Uhud gazâsında mübârek dendân-ı dürdâne-i şerîfi şehîd olduğun Yemen'de Veys el-Karanî hazretleri istimâ‘ edüp,
EÇS IX Y191b
"Âyâ Hazret-i Risâlet'in şehîd olan mübârek sinn-i şerîfleri bu mudur, yohsa bu mudur?" deyü mübârek dişlerin çeke çeke biri kalmayup mübârek ağzı yarı ile kanın yere tükürdüke bi-emrillâh ol kandan der-akab mevz ağacı zâhir olup ol sâ‘at meyve verüp ilhâm-ı Rabbanî ile Veys hazretleri tenâvül edüp def‘-i cû‘ eder. Hakkâ ki ihtiyâr kimesnelerin zülbiyyât-ı katr-ı nebâtıdır. Hikmet-i hilkat budur. Yef‘alullâhu mâ yeşâ'ü bi-kudretihi yahkümü mâ yürîdü bi-izzetihî?
EÇS IX Y191b
Bu karye hâkimi hakîre elli batman mikdârı mevz verüp şekerle tenâvül ederek andan kalkup 3 sâ‘at,
EÇS IX Y191b
Nehr-i Demiz: Ma‘ânoğlu dağlarından gelüp bu mahalde deryâ-misâl Bahr-i Ebyaz'a munsabb olur. Atlarla gücile ubûr etdik. Gâyet lezîz ve zarblı cereyân etdüğünden aslâ cisir kabûl etmez. Bahârda gemi ile ubûr olunur. Andan yine leb-i deryâ ile,
EÇS IX Y191b
Karye-i Muksabiyye: Yüz hâneli bir câmi‘li müslim karyesidir. Anı ubûr edüp yine leb-i deryâ ile kıbleye gidüp,
EÇS IX Y191b
Karye-i Ciyeyye: iki yüz evli bâğ u bâğçeli ve âb-ı hayâtlı ve bir câmi‘li ma‘mûr u âbâdân köydür. Leb-i deryâda dıraht-ı müntehâlar içre bir kubbe-i âlî vardır. Bu karye ve Sayda ve Beyrût ulemâları zu‘mları üzre ol âsitâne-i Hazret-i Yûnus Nebiyyullâh aleyhisselâm ibn Mitte. Balık Hazret-i Yûnus'u bu mahalde kayy edüp ba‘de zamânın bunda merhûm olup yine bunda medfûn olmuşdur, derler.
EÇS IX Y191b–Y192a
Hakîkatü'l-hâl cemî‘i ulemâ-yı Sayda ve Beyrût, şâm-ı Tarabulus Y 192a bu i‘tikâddadırlar kim Hazret-i Yûnus bin Mitte ümmetlerinden rûger[dân] olup Musul diyârından bu mahalle gelüp bir keştîye süvâr olup Mısır'a giderken zevrakları telattum-ı deryâya uğrayup kur‘a ile deryâya bir kaç âdem atarlar. Hikmet-i Hudâ kur‘a-i menhûsun biri Hazret-i Yûnus'a düşüp emân vermeyüp deryâya atarlar. Hemân ol dem bir nûn dem çeküp Hazret-i Yûnus'u bel‘ edüp kırk gün kırk gece nûnun karnında mihmân olup fakîr nûn yutduğuna peşîmân olup yedi deryâyı yedi kerre deverân eyleyüp âhir hazm edemeyüp bu Sayda kurbunda karye-i Ciyeyye'de balık karaya düşüp Hazret-i Yûnus'u taşra çıkardı.
EÇS IX Y192a
Ve Hazret-i Yûnus'un bu serencâmının aslını ba‘zı müverrihîn eyle tahrîr etmişler kim kaçan Hazret-i Yûnus, ümmetlerinden ayrılup kavminden âzürde-dil oldukda,
EÇS IX Y192a
"Yâ Rab! Bu kavim bana îmân getirmezler. Bunları kahr eyle, yâhûd beni bu âsîlerden halâs edüp yedi deryâ seyâhatin nasîb eyle" deyü du‘âsı hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bu Sayda şehrindeki makâmında gemiye süvâr olup bi-emri'llâh Yûnus Nebî'yi deryâya ilkâ edüp Cenâb-ı Bârî yedi deryâyı balık karnında seyâhat etdirüp kırkıncı gün ki yevm-i Âşûrâ idi, cümle balıklar Yûnus balığına hücûm edüp anların hücûmundan emr-i Hakk ile balık bu mahalle gelüp çıkdı.
EÇS IX Y192a
Hakîkat leb-i deryâda bir küçük kubbedir, ammâ yine mesciddir. Kendüleri kubbenin kapusu önünde bir kumsal yerde beyâz kireç ile mebnî bir merkad-i pür envârıyçün cümle ulemâ-yı Sayda kabr-i Yûnus oldur, derler. Ve bu Hazret-i Yûnus merkadi olduğuna bu dahi delîldir kim Cenâb-ı Bârî Hazret-i Risâlet'e Hazret-i Yûnus hakkında alâ-tarîku'l-hikâye bu âyet-i şerîfi nâzil etmişdir. El-âye[t]: Arapça buyuruşlardır kim Hazret-i Yûnus uryân balık karnından çıkup uryânen bî-tâb ü bî-mecâl şiddet-i harâretde yatırken Cenâb-ı Bârî Resûl'ün esirgeyüp ol ân cesed-i şerîfin hıfz içün kabak ağacın halk edüp ol ulu berkleri Hazret-i Yûnus üzre sâyebân olur. Hâlâ âsitânesi etrâfında ol yaktîn-i beyâbândan geçilmez. Ve cezîre-i Sakız'dan gayri diyârda sakız dırahtları olmazken niçe sakız dırahtları vardır.
EÇS IX Y192a
Hikâye: Sene (---) târîhinde Mısır pâdişâhlarından Yûsuf Salâhaddîn bu Sayda'yı küffâr-ı Freng-i bedreng elinden darb-ı kahır ile alup mutasarrıf iken küffâr-ı füccâr
EÇS IX Y192a
"Bizim vatan-ı aslîmizi bu Yûnus peygamber anda olmağile Muhammedîler dahi ana rağbet etdiklerinde şehr-i kadîmimiz elimizden gitdi" deyüp yigirmi pâre gemi ile Hazret-i Yûnus'a ve beş yüz pâre gemi ile kırk bin Freng Sayda kal‘asın muhâsara eder.
EÇS IX Y192a–Y192b
Bu yigirmi pâre geminin kefereleri "Hazret-i Yûnus'u kabr-i şerîflerinden çıkarup İşpanya'ya götürelim" deyü tâ vaz‘-ı yed etmek sadedinde iken yigirmi geminin küffârı cümle ihrâk bi'n-nâr olup kara hâkister olurlar. Ve bir rîh-i akîm dahi zâhir olup kal‘a-i Saydayı kam‘ Y 192b eden beş yüz pâre gemi temevvüc-i deryânın şiddetinden talattum deryâya birbirlerine ura ura pâre pâre olup karaya düşerler. Bir cân halâs olmayup esîr olup ahâlî-i Sayda halâs olup mâl-ı ganâ’ime mâlik Q 84a P 84a olurlar.
EÇS IX Y192b
Ve Hazret-i Yûnus'u yudan nûnun üstühânları hâlâ merkad-i pür-envârının civârında medfûndur. Ve bu kavillere cümle meşâyih-i Arab müttefiklerdir.
EÇS IX Y192b
Ammâ hakîr Sene 1059 târîhinde Bağdâd'a giderken râhımız kal‘a-i Musul'a uğrayup Musul'un karşu cânibinde nehr-i şattı'l-arab aşırı Bağdâd hâkinde bir âsitâne-i azîm içre sandûkası ve türbedârı ve evkâfı ile bir imâret-i azîm içre medfûn Hazret-i Yûnus'dur dediler. Hattâ Bağdâd şeyhülislâmı olan mevlânâ Mustafâ Efendi'den su’âl edüp eyitdim:
EÇS IX Y192b
"Sultânım tâ şâm-ı şerîfe iki merhale yer Sayda kal‘ası kurbunda yatan Hazret-i Yûnus alâmetleriyle ya ol nedir?" dedim. Anlar eyitdi:
EÇS IX Y192b
"Beli, Hazret-i Yûnus bu Musul ve Nusaybin ve şehrezol câniblerine ba‘s olunmuşdu. Ammâ kavmi bundan mu‘cize istediler. Niçe mu‘cizeler gösterüp biri îmâna gelmeyüp terk-i diyâr etdi. Zîrâ ol asırda bu iklîmler tavâ’if-i mülûk idi.
EÇS IX Y192b
Âhir Hazret-i Yûnus seyâhat ile Sayda nâm şehir kurbunda niçe müddet sâkin olup anda makâm edinmişdi.
EÇS IX Y192b
Âhir ol diyârdan kalkup deryâ seferin ederken talattum-ı deryâdan halâs içün Hazret-i Yûnus'u deryâya atdılar.
EÇS IX Y192b
Hemân sâ‘at bir balık Hazret-i Yûnus'u yudunca zâhir bir mürsel peygamber anın karnında olunca başına kıyâmet kopup Akdeniz'i yedi kerre devr edüp Sebte boğazından taşra çıkup Bahr-i Okyunus'u ve Bahr-i Muhît'i ve Bahr-i Çîn'i hulâsa-i kelâm yedi deryâyı seyrân ederek Lahsa deryâsından içeri girüp andan Basra'ya gelüp şattı'l-arab ile baş yukarı Bağdâd'a gelüp anı dahi cân havli ile fakîr balık ubûr ederek tâ Musul'a gelüp garîb balık gayri gitmeğe dermânı olmayup bunda Hazret-i Yûnus'u çıkarup balık dahi bâr-ı sakîlden halâs olup Hazret-i Yûnus'u ümmetleri görüp bin bin hamd-i Yezdân ederler. Münkirînden niçe bin âdem bu hâli görüp insâfâ gelüp İslâm ile müşerref olur. Yüz yıl bunda nübüvvet ile mu‘ammer olup bunda medfûndur." deyü nakl edüp,
EÇS IX Y192b
"Sayda kurbundaki makâmlarıdır" deyü buyurduklarında anlara mu‘âraza içün mâ-tekaddem Bağdâd şeyhülislâmı olan Zeynelâbidîn Efendi buyurdular kim:
EÇS IX Y192b–Y193a
"Evliyâ Çelebi cemî‘i kütüb-i mu‘teberelerimizin esah kavl-i akvâsı bi'l-ittifâk Haleb'de Hazret-i Zekeriyyâ ve şâm'da Hazret-i Yahyâ ve Kudüs'de Hazret-i Mûsâ ve Halîlü'r-rahmân'da medfûn olan cümle enbiyâ ve bizzât Medîne'de Hazret-i Muhammed Mustafâ medfûn olduğu her sene sicill-i şer‘-i mübîne kayd olunup Âl-i Osmân pâdişâhına arz olunup Kudüs ve şâm ve Haleb'de ve cümle Arz-ı Mukaddes'de olan enbiyâ makâmlar sahîh müsbetdir. Ammâ mâ‘adâ sâ’ir enbiyâlar Tûfân-ı Y 193a Nûh'da ve mürûr-ı eyyâm ile hâlden hâle uğrayup nâ-ma‘lûm olmuşlardır. Ammâ ki şâm-ı şerîfde câmi‘-i Ümeyye mihrâbı önünde on iki bin peygamber medfûndur, derler, ba‘zı müverrihler beyne'l-erze ve'l-berze medfûndur, derler. El-ilmü indallâh" deyü Zeynelâbidîn Efendi cevâb etdiler.
EÇS IX Y193a
Netîce-i kelâm Sayda kurbunda Hazret-i Yûnus'u bu hâl üzre ziyâret edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb edüp yine leb-i deryâ ile bir sâ‘at taşlık içre gidüp,