EÇS IX Y236a
Hammâm-ı Demâmîr derler, bu dahi kudret hammâmıdır. Ammâ bu ucûbe-i dehrden i‘timâd etmeyecek sun‘-ı Hudâ'dır. şâhrâha karîbdir. Cümle ahbâb ile varup görmek olmuşdur. Ma‘ânoğlu girüp nikrîs zahmetinden halâs olup nef‘in müşâhede etdiğiyçün bu germâb üzre kubbe-i âlîler binâ etmiş. Etrâf kurâlardan ahâlî-i büldân gelüp gusl ederler. Ammâ taşra çıkınca sovukdan gâyet ihtirâz lâzımdır. Tâ ki nef‘i müşâhede oluna. Ammâ zî-rûh hayvânât makûlesinden bu germâba düşse tüğü dökülür. Ve,
EÇS IX Y236a–Y236b
Garâbeti garîbetü'l-acîbe: Bir dest-mâl içre üç yâhûd beş yâhûd yedi hâsıl-ı kelâm tek beyza ya‘nî yumurta kosan su içinde bişüp Y 236b taşra çıkarsan biri gâyib olup beyzalar çift kalır. Ammâ çift beyza kosan bişüp yine çift yumurta çıkar. Hâlâ ki dest-mâlde bir rahne yok iken yine böyle olur, aceb hikmetdir. Ba‘zılar,
EÇS IX Y236b
"Bir ecinne müvekkili vardır. İdrîs Nebî kehenelerinden bir kâhinin mâ-i mutalsamıdır. Kaçan kim tek beyzayı bu suya koyup bişirseler biri ol cinnîye gıdâ olur. Eğer çift kosalar yine dürüst çift yumurta çıkar, böyle mutalsamdır" deyü nakl eylediler. Ammâ ekseriyyâ bu ılıcaya Kudüs ve Sıfet Yahûdîleri çok girirler, (---) (---) ve's-selâm.
EÇS IX Y236b
Ve bu Minye buhayresinde bir cezîrecik vardır. Kudüs râhından nümâyândır. Ana Cezîretü'n-neml derler, bir küçük cezîrecikdir. Hazret-i (---) (---) Süleymân (---) edüp "Yâ Süleymân! Sencileyin yedi Süleymân gördüm" diyen mûr-ı za‘îf bu cezîrede sâkindir" derler ammâ görmedim.
EÇS IX Y236b
Bu mahalde Minye gölünün evsâfı tamâm olup Minye cânibinden yine şimâle Ak Taşlık belin geçüp üç sâ‘at renc [ü] anâ çeküp el-iyâzen billâh cândan bî-zâr olup piyâde derd [ü] mihen çekerek âhir atlara süvâr olup üç sâ‘at dahi türâblı yerler ile P 100b gidüp,
EÇS IX Y236b
Ziyâret-i cübb-i Yûsuf aleyhi's-selâm: şâm'a giderken şâhrâhın sağ tarafında bir ziyâretgâh kuyudur ki Hazret-i Yûsuf'u birâderleri bu çâha atınca Cenâb-ı Bârî "Yetiş yâ Cibrîl" deyü emr etdükde Cibrîl-i Emîn dahi berk-i hâtif gibi Q 100b tarfetü'l-ayn içre yetişüp kanadı üzre Hazret-i Yûsuf'u alup çâhın bir köşesinde bir taş üzre koyup gitdi.
EÇS IX Y236b
Bu çâha Cenâb-ı İzzet'in nazarı ta‘allûk edüp çah iken Hazret-i Yûsuf'a câh oldu. Bu bi’rin hakkında niçe yerde âye[t]: Sûre-i Yûsuf'da Arapça misilli âyetler vardır.
EÇS IX Y236b
Ba‘dehu Mısır kârbânı geçerken bu kuyudan su çekerken âye[t]:
EÇS IX Y236b
nassı dahi Hazret-i Risâlet'e alâ-tarîkı'l-kısas nice nâzil olmuşdur, hikâyeti cemî‘i tefâsîr ve kütüb-i mu‘teberelerde mastûrdur.
EÇS IX Y236b
Ba‘dehu tüccâr Hazret-i Yûsuf'u kuyudan çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satdılar. Mürûr-ı eyyâm ile kendüye kırk yaşında nübüvvet gelüp Mısır'a halîfe olup bu kuyuyu ma‘mûr etdi. Hâlâ bu çâh üzre çâr nahîf mermer sütûn üzre bir alçacık kubbecik vardır, âdemin başı değer. Bu kubbenin içi âyende vü revendenin gûnâ-gûn hatları mastûrdur. Ve kuyunun umku bir gönder kaddi ya‘nî beş zirâ‘ ancak vardır.
EÇS IX Y236b
Hattâ hakîr sene 1057 târîhinde Silihdâr Murtazâ Paşa ile Kudüs'den gelirken ziyâret edüp hakîrin bir sırma mebrûm matarası ve miftâh gulâmın bir hıştı düşdükde hakîr hemân iki çember kolanın bir yere bağlayup hakîr Yûsuf-vâr nüzûl etdim. Ammâ suyu gâyet kalîl idi.
EÇS IX Y236b
Ve bu çâhın suyu aslî değildir. Bârân-ı rahmetden cem‘ olur, kesme kayalı sarnıcdır. Ve Hazret-i Yûsuf'un cülûs etdüği kayada mübârek zânûları yeri âşikâredir. Ve bir yerli kayacıkdır.
EÇS IX Y236b–Y237a
Bu mahalle Yûsuf ve Hazret-i Cibrîl nâzil olduğu hâtıra hutûr edüp kuyu içre hakîre bir bükâ ârız olup ol kadar tazarrû‘ Y 237a [u] nâlişler edüp Cenâb-ı Bârî'den sıhhat-i beden seyâhat-i tâm ve âhir nefesde îmân ricâ edüp cemî‘i atşânın delvelerin ve mataraların doldurup def‘-i atşânlarına sebeb olup hakîr dahi mataramız pür edüp ve mezkûr gümüşlü hışti taşra çekdirdim. Hattâ su kalmayup tıyn türâblı bulanık su kalup yine çember kolanlarıyla hakîr taşra çıkdım. Ba‘zı âdemler dahi enüp su bulamayup taşra çıkdılar.
EÇS IX Y237a
Ve bu bi’r-i mübârekeye muttasıl kıblesi tarafına üç adım karîb bir hân-ı azîm vardır. Bunda bir mescidin atebe-i âlîsi üzre celî hatt ile târîhleri var. Ammâ mürûr-ı eyyâm ile matar u selcden hattı mütegayyir olup tahrîri mümkün olmadı.
EÇS IX Y237a
Ve bu mescidin sol cânibi dîvârına muttasıl kal‘a-misâl bir hân-ı kebîredir. Cümle yüz ocakdır. Havlısı bin at alur. şimâle nâzır bir kapusu vardır. Bu mahalde bu hân ve mesâcidden gayri imâret yokdur.
EÇS IX Y237a
Ve bu hânın cânib-i şarkında hâna muttasıl bir püşte vardır. Ol püşte üzre Minye gölünün cirmi ne mikdâr idüği bu tepe üzerinden nümâyândır. Zîrâ bu cübb-i Yûsuf mahalli gâyet âlî yerlerdir. Bu püşte üzre Hazret-i Yûsuf bürâderlerinden Hazret-i Yahûdâ'nın makâmı var. Hazret-i Yûsuf'u bürâderleri kuyuya ilkâ etmek murâd edindiklerinden Yahûdâ rızâ vermeyüp hiddetinden püşte üzre olan taşları tırnağile kazduğu seng-i hârâlara mübârek pençeleri te’sîr etdüği yerler zâhirdir. Ve kurd Yûsuf'u yedi deyü bürâderleri Hazret-i Ya‘kûb'a yalan söylediklerinde bu Yahûdâ bile değil idi, zîrâ peygamber olmuşdur. Peygamberlerden kizb sâdır olmamışdır. Ve cübb-i Yûsuf'un cânib-i cenûbîsinde yol aşırı,
EÇS IX Y237a
Ziyâret-i şeyh Muhammedü'l-Arâbî: Bir alçacık kubbe içinde âsûdedirler. Ve türbe-i envârı kurbunda bir kaç şecerecikler vardır.
EÇS IX Y237a
Bunları ziyâret edüp 3 sâ‘at yıldız cânibine yılma aşağı andan yine düz çemenzâr sahrâ ile 3 [sâ‘atde],
EÇS IX Y237a
Ziyâret-i Hazret-i Sa‘d-ı Vakkâs: Bir sengistân yerde bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Ve bir âlî âsitânesi var. Türbedârları ve fukarâları vardır. Sahâbe-i güzîndendir. Hazret-i Risâlet-penâh'ın huzûrunda Selmân-ı Pâk Hazret-i Alî'nin seccâdesi üzre oturup kırk beşinci pîr bu Sa‘d-ı Vakkâs olup belin bağladı ve icâzet verdi. Cemî‘i kemânkeşlerin ve tîr-endâzların silsilesi bunlara çıkar. Bi-emrillâh ol mertebe ok atarlardı kim yanmış çerâğın şu‘lesin urup söndürürlerdi. Hattâ Hazret-i Risâlet'e kayserden elçi gelüp,
EÇS IX Y237a
"Yâ Muhammed siz cengde ok atarmışsız. Ne gûnedir? Görelim" dedikde Hazret-i Risâlet-penâh Sa‘d-ı Vakkâs'a hitâb edüp,
EÇS IX Y237a
"Yâ Sa‘d! Bu leyle-i zulmetde bir cilcile asup ol cilcileye sehm ur" buyurduklarında Hazret-i Sa‘d ol şeb-i zulmânîde ol maslûb çınkırağa kırk ok atup kırk sehmi dahi isâbet edüp elçi âlem-i hayretde kalup derhâl,
EÇS IX Y237a–Y237b
"Yâ Muhammed! Senin mu‘cizendir" deyüp îmâna gelir. Hâlâ İslâmbol'da ve gayri diyârlarda ta‘lîm-hâne-i sehm dükkânçesinde maslûb çınkıraklar Y 237b vardır, şast ber-kabza ok urdukca celâcil-vâr sadâ verir. Ol Sa‘d-ı Vakkâs'dan kalmışdur.
EÇS IX Y237b
Ve bunlar Aşere-i Mübeşşere'dendir kim bunlara "ehl-i cennetsiz" deyü Hazret-i Seyyidü'l-kevneyn kelâm-ı dürerbârları ile tebşîr edüp hadîs-i şerîf buyurmuşlardır. Hâlâ âsitânesinde olan tîr [ü] kemânın hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür, zîrâ âyende vü revendeden ne kadar tîrkeş sâhibi var ise bu dergâha gelüp sadağın kabr-i şerîfin sandûkası altında koyup ba‘dehu tekbîr ile şeyh ol kimesnenin kemerine balayup tîrkeşden üç ok bırağup bu âsitâneden teberrüken bir ok alup sadağına kor. Kânûn-ı kemândârân böyledir.
EÇS IX Y237b
Ve Sa‘d hazretlerinin yay ve okları maslûbdur. Ve her hünerver pehlivânın makdûr-ı beşer olmayan pesendîde darblarından birer alâmetleri var. Ba‘zısı ok ile saban demiri delmiş. Kimi taşa, kimi tuca urup geçirmiş. İbret-nümâ eşyâlar vardır.
EÇS IX Y237b
Hâttâ hakîr bu ziyâret etdiğimde tîrkeşim tekbîrledüp üç ok bırağup fâtih-i Mısır Selîm Hân'ın bir elmâs peykân-ı hadengin teberrüken alup tîrkeşime koyup du‘â [vü] senâ ile kuşandım. Hudâ-yı Müte‘âl seyâhat etdiğimiz gazâlarda icrâ etmesin ricâ edüp rûh-ı pür fütûhlarıyçün bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdük.
EÇS IX Y237b
Ve bu ziyâretin cânib-i cenûbîsinde cibâlde şehr-i Sıfet'dir ve Beytü'l-hazen hıyâbânının ağaçları nümâyândır. Ve bu ziyâretin cânib-i erba‘asındaki sengistân serâpâ göz göz delik delik sünger-vâr olmuşdur kim Hazret-i Ya‘kûb'un gözü yaşından pâre pâre dîde dîde nümâyândır. At ve âdem basmada usret çeker. Ve bu vâdîlere Ken‘ân eli derler. Bu ziyâreti edüp yine şimâl cânibine bir sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y237b
Makâm-ı Vâdi'z-Zi’b: Bir çemenzârda bir soffacıkdır. Hazret-i Ya‘kûb (---) (---) (---) bu mahalde on iki oğluna "Kanı Yûsuf'um" deyü su’âl etdükde fevri,
EÇS IX Y237b
dediklerinde derhâl Hazret-i Ya‘kûb cümle nâhiyede sâkin kurdları çağırup der-akab cümle hâzırûn (---) (---) (---) mahzûn olup,
EÇS IX Y237b
"Benim Yûsuf'um kankınız yedi?" deyü su’âl buyurdular. Ammâ ma‘lûm-ı sa‘âdetiniz leridir kim Yûsuf nice oldu. Derhâl cümle (---) ve kellâ kim (---) (---) (---) Biz peygamberzâde ve ibn âdem tenâvül edeyiz" deyü yemîn etdiler. Ve,
EÇS IX Y237b
"Yâ Ya‘kûb, Allâh ile Q 101a bundan sonra P 101a ahd edelim. Sen dahi şâhid ol. Bir dahi cânlı kısmından hayvân eti yemeyelim. Hâşâ ki biz senin Yûsuf'unu yemiş olavuz" deyü bu Ken‘ân elinin gürgleri yemîn etdiler. Hâlâ yine ol vâdînin kurdlarını görmüşüz, ot otlarlar ve beni âdemden ol kadar kaçmazlar, bir halûk kurdcuğazlardır kim gürg ile ganem âsûde-dem olup mu‘cize-i Ya‘kûb ile geçinirler.
EÇS IX Y237b
Rûy-i arzda bir diyâra mahsûs değildir. Bir pâdişâhı medh etseler, zamân-ı devletinde kurd ile koyun yürür dedikleri bu Ken‘ân elidir kim Âl-i Osmân'ın hükmündedir. Ve bu mahalle Vâdî-i Zi’b derler.
EÇS IX Y237b
Anı ubûr edüp tâ Minye cânibinden 9 sâ‘atde nehr-i Halhûl'u cisr-i Ya‘kûb'dan ubûr edüp cisirden yüz adım ba‘îd,
EÇS IX Y237b–Y238a
Menzil-i hân-ı cisr-i Ya‘kûb: Bu nehrin öte cânibi Ken‘ân eli Y 238a ve Sıfed hâkidir. Bu beri cânibi şâm hudûdudur. Mâ-tekaddem bu hân (---) (---) binâsıdır. Mürûr-ı eyyâm ile harâba yüz tutup sene 1082 târîhinde Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ ki fâtih-i Girid'dir, anın akrabâsından Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa müceddeden binâ edüp evvelki esâsından tûlen ve arzan yigirmişer arşın ziyâde tevsî‘ edüp bir hân-ı âlî olmuşdur kim gûyâ bir kal‘adır.
EÇS IX Y238a
Bir mescidi ve havlısında bir havz-ı azîmi var ve cânib-i erba‘asında mazgal delikleri var ve bir demir kapusu var kim kal‘a kapularından metîndir. Hakkâ ki elzem-i levâzımından yerinde bir hayrât-ı azîmdir. Allâh âkıbetin hayr eyleye.
EÇS IX Y238a
Andan yine şimâle bu hândan bir bayır yukaru altı zirâ‘ arzı siyâh seng-i hârâ kaldırım üzre beş sâ‘at gidüp bu hayrât dahi Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa'nındır. Vakt-i şitâda bu râh üzre evvel niçe yüz at gark olup âdem helâk olurdu.
EÇS IX Y238a
Andan ubûr edüp bir mîşezâr hıyâbân içre ve ba‘zı sengistân yerleri ubûr ederek 5 sâ‘atde,
EÇS IX Y238a
Sene (---) târîhinde Süleymân Hân vezîrlerinden Lala Mustafâ Paşa binâsıdır. Mâ-tekaddem bir sa‘b derbend-i calender kemîngâh-ı rehzender yer imiş. Hakkâ ki mahallinde binâ olunup hayrât-ı azîme olmuşdur. şâm vezîrinin hâssıdır. Üç yüz asker ile bir paşa ağası hükûmet eder. Yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi (---) kurâdır. Kethudâyeri yokdur ammâ şâm yeniçerisi serdârı ve dizdârı ve (---) nefer merdüm-i hisârı vardır.
EÇS IX Y238a
Kal‘ası bir düz çemenzâr sahrâda şekl-i murabba‘ bir kara taşdan bir küçük kal‘adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi sekiz yüz adımdır. şimâle nâzır bir demir kapusu var ve yetmiş seksen mikdârı toprak ile mestûr neferât evleri ve bir mescidi var.
EÇS IX Y238a
Ve bu kal‘aya muttasıl bir kal‘a dahi var. Dâ’iren-mâdâr iki bin yedi yüz adımdır. İçinde yüz yetmiş ocak bir hân-ı azîmi var kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Istablına üç bin at sığar.