İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IX Y246b
Ve Muhtesib hânı: Cemî‘i me’kûlât [u] meşrûbât bunda kantâra urulup narh verirler. Ba‘dehu bey‘ olunur. Bundan gayri yerde bey‘ olunsa muhtesib ağası bulup metâ‘ın girift eder. Zîrâ muhtesib ağası paşaya yedi kîse küşûfiyye verir. Ve muhtesib ağası ve muhtesib kadısı dâ’imâ bunda sâkin olurlar.
EÇS IX Y246b
Ve şâhbender hânı: Bu dahi hân-ı azîmdir. şâhbender cümle sevdâger tüccârânın serçeşmesidir. Rûm ve Arab u Acem'den Hind ü Yemen'den bir metâ‘ gele, bunun ma‘lûmu olmayınca olmaz. Zîrâ cümle vüzerâ ve a‘yân-ı kibâr bu şâhbender eliyle zî-kıymet eşyâlar alırlar.
EÇS IX Y246b
Ve Gümrük emîni hânı: Cemî‘i diyârın metâ‘ı bu hâna gelüp gümrük alınır. Kırk elli yük akçe iltizâmdır.
EÇS IX Y246b
Ve Gök meydânında Süleymâniyye hânı: Sene (---) târîhinde Süleymân Hân câmi‘i inşâ etdirdikde bu hân-ı azîmi dahi binâ edüp ıstablı bin P 104b hussân küheylân atlar alur. Ve erbâb-ı düvelin ehl [ü] iyâlile sâkin olacak tevhânesi vardır. Acâ’ib hayrât-ı azîmdir. şehir içindeki gibi hücre hücre hân değildir. Hemân ârâmgâh [u] mihmângâhdır. Ve cümle rusâs-ı nîlgûn ile mestûrdur. şâm içre meşhûr hânlar bunlardır.
EÇS IX Y246b
Ve sağîr ü kebîr şâm vüzerâsının şâtırbaşılarının der-i defterinde iki yüz on yedi kahvehâneler vardır kim şâtırbaşı bunlardan kahve avâyidi alur. Meşhûr kahâvîler bunlardır:
EÇS IX Y246b
Çadırcılar kahvesi ve Harrâtîn kahvesi ve Fahhâmîn kahvesi ve Türkmâniyye kahvesi ve Sipâhî kahvesi ve Addâsiyye kahvesi ve Mahkeme kahvesi ve Sükkerî kahvesi ve Muklî kahvesi ve Nâşif kahvesi.
EÇS IX Y246b–Y247a
Ve Sinâniyye kahvesi: Mecma‘ü'l-irfân u yârân seyyâhân kahvesidir. Cümle erbâb-ı ma‘ârif anda cem‘ olur. Dörd Y 247a maksûre üzre hânendegân mutrıbân meddâhân şebbâzân(?) mahâfilleridir. Ve Avvâdîn A‘mâ şeyh Mansûr nâmıyla bir üstâd-ı kâmildir kim mizmar [u] ûdun ele alup bir ferdaş verüp makâm-ı hicâzda âgâze etdükde uşşâkı bî-nevâ edüp kadlerin râst-ı dütâr ederdi.
EÇS IX Y247a
Andan Mansıb kahvesi: şâm'ın tâ vasatından cereyân eden Kanâtü'l-mîze sâhilinde bir kahvehâne-i azîmdir. On bin âdem alup kâmil üç yüz tabisi vardır. Ammâ sâ’ir kahâvîler gibi kârgîr kubâb kahve değildir. Dıraht-ı müntehâlar ve bîd-i sernigûnlar sâyesinde külbe-i berk pûşîde kahvesidir. Çâr yerde kahve tabh olunup her birinin tabileri başkadır, zîrâ kesret-i nâsdan bir ocak iki ocak kahve kifâyet etmeyüp huccâc şâm'a geldikde yevmiyye birer deve yükü kahve sürülür. Ammâ altı ay işler, şitâ vakti işlemez.
EÇS IX Y247a
Ve yedi yerde mutrıbân ve meddâhân nagamât ederler. Ecnâs-ı mahlûkât bunda mevcûddur. Mücrim ve âsî bu kahveye duhûl etse hâkim ahz edemeyüp halâs olur. Ve cereyân eden nehir içre kimi şebeke ile mâhîler sayd eder, kimi gusl edüp şinâverlik eder. Bir hây hûydur kim mısra‘: Q 104b
EÇS IX Y247a
Görenin aklı gider özge temâşâdır bu
EÇS IX Y247a
Bu mısra‘ mazmûnunca aceb temâşâgâh [u] nekbetgâhdır. Ve cereyân eden nehre fincânları koyup matbahhâne cenbinde kefgîre fincânlar gelüp kahveci andan alur, bir temâşâdır.
EÇS IX Y247a
Ve iğneciler kahvesi. Bu dahi kârgîr binâ bir kahve-i ra‘nâdır ki şeb [u] rûz a‘yân-ı kibâr bunda sohbet ederler. Fellâhîn ve huddâmîn bu kahveye duhûl edemez. Ve bunda tabh olunan mümessek ve mu‘amber kahve ve çay ve bâdyân ve sa‘leb ve eşribe ve leben-i hâlis ve kışır ve pâlûde bir kahvede bişmez. Hakîr müddet-i ömrümde kahve nûş etmemegile bunda çay ve süd nûş edüp ba‘zı erbab-ı ma‘ârif ile müşerref olurduk. Fıskıyye ve havz [u] şâzrevânları revân olup cânib-i selâsındaki gül [ü] gülistân içre murgân-ı andelîbânın hezâr hezârân nagamâtından ve selsebîllerin cereyânından rûha gıdâ hâsıl ederdik. Böyle bir râhat-ı cânbahş kahve-i sûzengârdır. Ve cenbinde esvâk-ı sûzengârlar olduğundan iğneciler kahvesi derler, ve's-selâm.
EÇS IX Y247a
Ve bu şâm kal‘ası cânib-i kıblesinde ve cenûbunda ve garbîsinde ve şimâlîsinde olan varoş-ı azîmde cümle on bin sarây-ı âlîler ve gayri hâne-i azîmlerdir ki her birinde birer hadîka ve birer uyûn-ı câriye mukarrerdir. Cümlesi sengîn-bünyâd ve metîn-âbâd hânelerdir. Cümle sütûhları beyâz kireç ile mestûrdur. Kal‘a içindeki gibi kat-ender-kat teng ü târ büyût-ı bîtâr değildir. Her birinde birer bâğçe mukarrerdir. Ve Paşa sarâyı dahi bu varoşa vâki‘ olmuşdur. Ammâ sûr içinde değildir ve mümkin dahi değildir. Zîrâ bu varoş tûlen ve arzen ikişer buçuk sâ‘atlik yerdir.
EÇS IX Y247a–Y247b
Ve bu şâm kal‘ası Y 247b ve taşra varoşda muhtesib ağa defteriyle cümle yetmiş esnâf altı bin üç yüz dükkândır. Eğer her esnâfı firâden firâden tahrîr eylesek bir mücelled kitâb olup seyâhatimize mâni‘ olur. Ammâ cümleden ma‘mûr [u] âbâdân Sinâniyye çârsûsu ki fâtih-i Yemen Sinân Paşa'nındır. Bir şâhrâh üzre tarafeynde zülcenâh-vâr dekâkînlerin hapenkleri küşâde olup perr-i tâvûs-vâr nümâyândır. Ve cümle kârgîr dükkânçelerdir kim şâhrâhı üzre ahşâbât ile pûşîdedir. Câmi‘i ve hammâmı ve kahvesi bu esvâk içre vâki‘ bir ârâmgâh memerr-i nâs bî-gubâr pâk çârsûdur. Beyt:
EÇS IX Y247b
Çârsû-yı hüsnü seyr edem serâser hâcemBir vefa bâzârı yokdur hep cefâ bâzârıdır
EÇS IX Y247b
deyüp âyende vü revende ve devendeyi temâşâ edecek bir şâhrâhdır. Ve sarrâchânesi bir diyârda yokdur. Bu dahi bir tarik-ı âm üzre cümle kâ[r]gîr binâ pâk esvâkdır kim cümle bir şâhrâh üzre pûşîdedir.
EÇS IX Y247b
Ve Çakmak bâzârı ve Sipâh bâzârı ve Koca Mustafâ Paşa bâzârı ve Zarbun bâzârı ve Atbâzârı ve Attâr bâzârı ve Nebât-ı hamevî bâzârı ve câmi‘-i Ümmeyye kapusunda Itriyyât bâzârı ve Nisvân bâzârı ve Fahhâmîn bâzârı ve Hallâcîn bâzârı ve Hayyâtîn bâzârı ve Hakkâkîn bâzârı (---) (---) (---) (---) (---) (---) (---)
EÇS IX Y247b
Ve bu şâm'ın subaşısı paşa ağalarından bir a‘lâ hükûmetdir. Yedi kîse hâsıl olup iki yüz kavvâs ve levendât ile şeb [ü] rûz şâm'ın enderûn [u] bîrûnunda olan yetmiş beş şâhrâh-ı tavîlde ve üç bin sekiz yüz râh-ı kasîrde kol dolaşup hıfz [u] hirâset üzre olup niçe sayd [u] şikârlar basup haklarından gelüp şehri âsûde-hâl eder. Zîrâ bu şâm içre milel-i kesîre ve ecnâs-ı vefîre vardır. Anıniçün her kûçe ve puça başında birer tedribe bâbları vardır ve birer bevvâbı ve ikişer pâsbânı vardır ki cümle tokuz bin âdem olur. Cümlesi subaşının kabza-i destindedir. Bir mahallede bir kan ve yâhûd bir hâne gâret olunsa subaşıdan su’âl olunup ol dahi bevvâbân [ve] pâsbânândan su’âl edüp anlara örf eder. şâm bu tertîb üzre mazbûtdur yohsa bir vech ile zabtı mümkin değildir. Bu bevvâb ve pâsbânlara ahâlî-i mahalle evkâflarından ulûfe verirler.
EÇS IX Y247b
Ve bu şehr-i şâm Melikü't-Tâhir tahrîri üzre (---) hâne-i avârıza makyûddur. Hâlâ beddu‘â edüp nâ-tâhir derler. Hakkâ ki ümmet-i Muhammed'e şebeke-i azîm olmuşdur.
EÇS IX Y247b
Ve bu şehir içre mâ-i cârîler çok olduğundan tarîk-ı âmlara sâhib-i hâne ve sâhib-i dükkânlar âb-ı firâvânı râhlara nisâr edüp mezbelesin zebbâller zenbîller ile taşıyup hammâmlar külhânlarında ihrâk ederler. Gâyetü'l-gâye pâk tâhir şehr-i mutahharadır.
EÇS IX Y247b–Y248a
Ve bu şâm içre sekiz nehr-i azîm cârîdir. Anların menba‘ları şâm'ın cânib-i garbîsinde cebel-i Kaysûn verâsında uyûn-ı Kayhâ'dan tulû‘ edüp Mîze boğazından aşağı ra‘d-vâr gürleyerek aşağı şehre yakın hadîkalar Y 248a içre geldikde sekiz fırka olup şehr-i şâm'a müstevlî olur.
EÇS IX Y248a
Esmâları bunlardır ki zikr olunur: Evvelâ ayn-ı Berdâ ve Berîdâ ve Tûrâ ve Kanâtü'l-Mîze ve Banyas ve nehr-i Kastâ ve ayn-ı Yeşkûr ve nehr-i Âdiye.
EÇS IX Y248a
Ve bu nehirler hâr [u] hâşâk ile cereyân edüp müsta‘mel olunduğundan içilmeyüp niçe bin bâğ u bâğçeye ve hânedânlara ve çârsû-yı bâzâra ve reh-güzâra uğrayup ve şehir içre niçe cisirler altından güzer eder. Husûsâ haffâflar esvâkı içre cisir cenbinde âsiyâb-ı dakîklere uğrayup ve niçe yüz dinglere uğrayup şâm'ın cânib-i şarkîsinde dahi niçe bin ravzalara uğrayup beyne'l-Erze ve'l-Berze efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın çiftliği kurbunda bir buhayre-i azîm olup girdâb-vâr anda gâyib olur.
EÇS IX Y248a
Andan cânib-i şarkîsi çöl [ü] çölistândır. Ammâ nûş olunan âb-ı zülâlleri bunlardır. Gâyet lezîz âb-ı nâbdır, ammâ zâlim su yolcular ba‘zı künklerin rahnedâr yerleri mesdûd olmağiçün at fışkısı döküp menfez yerleri sedd olup su bir hoş cereyân eder. Ol ecilden âbı mezmûmdur, P 105a yohsa aslında böyle bir âb-ı hayât su meğer Ma‘arra'da ola. Ol uyûnlar bunlardır.
EÇS IX Y248a
Cümleden biri uyûn-ı Mencik Köşkü önünden cereyân edüp mevlevîhâneye uğrar. Andan ayn-ı Kanâvât ve ayn-ı Baybarsiyye ve ayn-ı Sinâniyye ve ayn-ı Ceyrûniyye ki câmi‘-i Ümeyye'nin cânib-i şarkîsinde bâb-ı Ceyrûn önündeki havuza gelen âb-ı rakîkdir. Mezkûr uyûnlar niçe hânelere ve câmi‘ ve hammâmâta ve sarây-ı âlîlere taksîm olup şâm-ı cennet-meşâm olur. Ammâ Mîze boğazından cebel-i Kaysûn dâmeniyle Sâlihiyye şehrine cereyân eden nehre nehr-i Gûta derler. Bu dahi beş fırka olup Sâlihiyye kasabasını rey eder. Bu hayrât-ı azîme Sultân Selîm-i Evvel'indir.
EÇS IX Y248a
Evsâf-ı kasaba-i Sâlihiyye: şâm-ı şerîfin cânib-i garbîsinde cebel-i Kaysûn dâmeninde bir hevâdâr belîde-i ma‘mûredir. şâm'dan nısf sâ‘at sâfî İremezâtü'l-imâd içlerinden güzer edüp Sâlihiyye'ye duhûl olunur. şâm vezîrinin hâssı ve subaşılıkdır. Altı kîse muhâsebesi vardır, yüz âdem ile zabt eder. Ve şâm mollâsının niyâbetidir. Cümle on bir mahalle ve üç bin bâğ u besâtînli hânelerdir. Ve cümle (---) mihrâbdır. Ve (---) hutbedir. Cümleden ma‘mûr u müzeyyen,
EÇS IX Y248a
Câmi‘-i Sultân Selîm Hân-ı Evvel: Mısır'a giderken Selîm şâh Muhyiddînü'l-Arabî'nin bir risâlesinde "izâ câe's-sînü dehale'ş-şînü ezhara bi-merkadi'l-mîm" lâfz-ı dürer-bârların görüp şîn'den murâd Selîm şâh ola, dehale'ş-şîn'den murâd şâm ola, bi-merkadi'l-mîm'den murâd Muhyiddîn olduğun Kemâl Paşazâde Sultân Selîm'e i‘lâm edüp ol gece Selîm şâh rûhâniyyet-i şeyhden istimdâd taleb edüp hâb-âlûd olup menâmında Hazret-i Muhyiddîn'i görürler:
EÇS IX Y248a–Y248b
"Yâ Selîm, senin gelmene muntazır idim. Safâ geldin. Mısır gazân müyesser oldu. Sana tebşîr etdim. Sabâh ıstablında bir siyâh ata süvâr olup ol at Y 248b seni bana getirüp bulur. Beni hâk-i mezelletden kaldırup bu Sâlihiyye'yi imâret eyle. Ve bana bir âsitâne ve câmi‘ Q 105a ve medrese ve imâret ve hammâm ve mahkeme-i Muhammedî binâ eyle. Yürü, işin râst olup Mısır fethi müyesser ola."
EÇS IX Y248b
Hemân Selîm Hân hâbdan bîdâr olup,
EÇS IX Y248b
"Tîz bir siyâh at getirin, süvâr olayım" buyurduklarında,
EÇS IX Y248b
"Siyâh atdan nişân yokdur" dediler.
EÇS IX Y248b
Bilâhire bir siyâh sakâ bârgîri buldular, tîmâr edüp huzûr-ı Selîm'e yetirdiler.
EÇS IX Y248b
Hemân Selîm Hân süvâr olup licâmın eğer hânesine bırağup ata süheyl urarak cünbüş-i merdâne edüp haykırarak Sâlihiyye'ye varup bir mezbelistân gömlüğü üzre varup eşinmeğe başladı. Ol mertebe eşindi kim Selîm Hân bi'z-zarûrî nüzûl edüp bir yerde karâr etdi. Tâ kim ol mezbele altından bir seng-i azîm zâhir olup at dahi eşinmeden fârig olup Selîm Hân'ın yanına gelüp lisân-ı hâl ile,
EÇS IX Y248b
"İşte hidmeti edâ etdim" dedükde ol taşa nazar etdiler. Gördüler kim bir celî kûfî hatt ile "Hâzâ kabrü Muhyiddîn" terkîm olunmuş. Meğer münkirînler şeyhin ba‘zı te’lîfât-ı tasavvufâtının gavrına ve mezâyâsına vâsıl olmayup tekfîr etmişler. Ve kabr-i şerîfi üzre hâk-i mezellet yığmışlar.
EÇS IX Y248b
Derhâl Selîm şâh bizzât mübârek dâmeniyle ol mezbeleden zibil taşıyınca azamet-i Hudâ tarfetü'l-ayn içre cemî‘i guzât-ı müslîmîn müzahrafâtları ref‘ edüp bu sebeb ile Selîm şâh şâm'da kışlayup bir âsitâne ve bir câmi‘ ve hân u hammâm ve imâret ve tîmârhâne ve medrese ve mekteb-i sıbyân ve mahkeme-i edyân binâ etmişdir kim vasfında lisân kâsırdır. Ve bir kârgîr binâ sûk-ı muhtasarı vardır. Cümle bu hayrâtlar rusâs-ı nîlgûn ile pûşîde bir hayrât-ı azîmedir.
EÇS IX Y248b
Ve şeyhin kabr-i şerîfine (---) kademe taş nerdübân ile nüzûl olunur bir gâr-misâl bir merkad-i pür-envârdır. Sandûka-i şerîfi zer-ender-zere müstağrak sebzgûn atlasdır. Hamd-i Hudâ hakîr bu âsitâneye üç kerre yüz sürmek müyesser olup rûh-ı pür-fütûhlarından isti‘ânet taleb edüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet etdik, ziyâretgâh-ı hâss [u] âmdır.
EÇS IX Y248b
Sene (---) târîhinde civâr-ı rahmete lâyık oldular. Maskat-ı re’sleri Endelüsîdirler. Müddet-i ömürleri (---) sene olup gün başına birer cild kitâb te’lîfâtları vardır kim cümleden Fusûs ve Fütûhât ve bunun emsâli niçe yüz kütüb-i mu‘tebere ve niçe bin resâ’il-i mütekâsire tasnîfâtları vardır. Kuddise sırruhu'l-azîz.
EÇS IX Y248b
Bu Sâlihiyye'den yine hadîkalar içre (---) adımda Paşa sarâyına gelüp sarâyın enderûn [u] bîrûnun seyr [ü] temâşâ etdik.
EÇS IX Y248b
Sitâyiş-i sarây-ı vüzerâ-yı şâm-ı cennet-meşâm Dârü's-selâm
EÇS IX Y248b–Y249a
İbtidâ şâhrâh üzre şarka nâzır sarây kapusu üzre kethudânın hücreleri ve andan içeri mahbeshâne andan içeri sarây meydânı bir vâsi‘ fezâdır. Ba‘zı zamân iç ağaları cirit oynarlar. Cânib-i erba‘ası karakullukcu odalarıdır. Y 249a Andan içeri bir meydân dahi vardır, Istabl meydânıdır. Bunun dahi etrâfı bin at alır ıstabldır. Ve yine etrâfı emîr-i âhûr ve yedekciler ve sarrâcîn odalarıdır. Bir cânibi matbah-ı Keykâvus'dur. Ve bir cânibi çalıcı mehterânı ve bir cânibi mehterân-ı hayme hücreleridir. Ol sıra ile dîvânhâne-i âlîdir kim iki cânibinden taş nerdübân ile çıkılır, bin âdem alur münakkaş kâ‘a-i âlîdir.