EÇS IX Y250a
Murtazâ Paşa'ya sergüzeşt [ü] serencâmım bir bir takrîrim ederken sarây kapusundan berü yetmiş seksen şâm yeniçerisi ve şehir subaşısı üç aded meyyiti atlar üzre yükletmişler. Ve yedi sekiz mecrûhu dahi getirmişler.
EÇS IX Y250a
"Amân Sultânım. Senin iç ağaların Türkmân mahallesinde bir hânede fısk [u] fücûr ederken bilmeyüp basdık. Bu kadar âdemlerimiz katl edüp ve bu kadar kimesneyi dahi mecrûh etdiler. Hâlâ ol hânede kapanup küt-a-küt ceng ederler" deyince leşleri paşanın huzûruna bırağup yer öpdüler. Der ân hemân paşa ukkâb-misâl yerinden pertâb edüp,
EÇS IX Y250a
"Bire haznedârı çağırın" dedi. Hazînedâr gelince emân vermeyüp bir kaç yerden hançer ile mecrûh eyleyüp deli ve gönüllü ağaları tevâbi‘iyle atlanup mahall-i ma‘rekeye vardıkda bir azîm ceng edüp iç ağalarından üçü ol arbedede merhûm olup yedisin ba‘de'l-ışâ getirüp iç ağaları içinde yedisin de ma‘nûkan katl edüp şeyh Reyhân yanında defn etdiler.
EÇS IX Y250a–Y250b
Bundan me’âl-i kelâm bu hakîr anlar ile mahall-i ma‘rekeye gidermişiz. Cenâb-ı Bârî'nin hamele-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîd'i olduğumdan şeyh Bekkâr hazretlerine ilhâm-ı Y 250b Rabbânî olup hakîri ol merhûmların içinden alup "hâze'l-gâfilü'l-âsî" diyerek bu kadar yerleri gezdirüp halâs edüp keşfeyledi. Kuddise sırruh. Ol sultân sebebiyle ol vartadan halâs oldum. Elhamdü lillâh.
EÇS IX Y250b
İşte şâm-ı şerîfde böyle cânlar vardır. Ve a‘yân [u] eşrâfı gâyet çokdur. Erbâb-ı dîvân ve asker-i sultân (---) (---) olanlar hil‘at-i hil‘at-i fâhireler üzre sammûr postin kaplu elvân çuka ferrâceler ve kontuş ve kerekeler geyerler. Vasatü'l-hâl olanlar şâde ve helâlî ve hâre-i harâmî geyerler. (---) (---) Ve sâfî kırmızı muhattem sarup ayaklarına zarbun geyerler.
EÇS IX Y250b
Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi gâyet hüsn-i cemâlde ve nermiyyeti i‘tidâlde [[(---) (---) (---)]] çîm ender çîm ve ham-ender-ham kâküllerin perîşân etdiklerinde uşşâkların dahi akılları perîşân olup cân riştelerini (---) (---) (---) umûmen zerâfet ve letâfeti ve mahbûbunun melâhati gibi olmazdır.
EÇS IX Y250b
Ve kelimâta gelseler bedî‘ü'l-beyân ve fasîhü'l-lisândırlar. Zîrâ bu şehrin mahbûb [u] mahbûbesinin çoğu Havrân diyârından gelmişdir. Ve sâhib-i tabî‘at olan kimesneler Havrân'dan kız alırlar. Havrân Hûrân'dan galatdır kim Hazret-i Âdem Havrân sahrâsında zirâ‘at edüp anda sâkin iken tenâsül olsun içün ikiz müştak olanları birbirinden ayırup gayri kardaşa kız verir. Hazret-i şîs ana bir kız karındaşlarından birini menkûhalığa kabûl etmeyüp Hazret-i Âdem âlem-i hayretde kalup Cenâb-ı Bârî'den nidâ P 106a gelüp,
EÇS IX Y250b
"Yâ Safiyyüddîn! Ne perîşânsın?" dedikde derhâl Âdem Sâfî,
EÇS IX Y250b
"Yâ Rabbî! Sana ma‘lûmdur. şîs kızlarımdan almayup bir hûrî ister" dedikde Cenâb-ı Bârî Cibrîl-i Emîn'e emr edüp Cennetden hulle tonuyla bir hûrî çıkarup bir mücevher tabak içre Cennet meyvelerinden üzüm ve incîr ve hurmâ ve zeytûn ve rummân ve pembe ile hûrîyi Cibrîl-i Emîn Hazret-i Âdem'e getirüp,
EÇS IX Y250b
"Yâ Âdem! Rabbin sana selâm eyledi. İşte sana bir hûrî gönderdi kim oğlu şîs'e versin, dedi" deyince hemân şîs'in karârı kalmayup hûrî'ye vaz‘-ı yed edem dedikde Hazret-i Cibrîl,
EÇS IX Y250b
"Mihri lâ ilâhe illallâh Âdem Safiyyullâh" dedi.
EÇS IX Y250b
şîs dahi böyle deyüp hûrî'yi alup ibtidâ nikâh emr-i Hak ile Cibrîl-i Emîn ta‘lîmiyle rûy-i arzda Hazret-i şîs ile mezkûr Cennet hûrîsine olmuşdur. Ammâ Cennet-i Me’vâ'da nikâh Hazret-i Âdem ile Havvâ Ana'ya olmuşdur.
EÇS IX Y250b
Ba‘dehu ol hûrî kızından Hazret-i şîs'in bir oğlanı vücûda geldi. İsmine (---) derlerdi. Ammâ ol asırda Hazret-i Âdem Cennet'den hubût edüp zemîne kadem basdıkda kendüye nisyân gelüp lisân-ı Cennet olan Arabî'yi ferâmûş edüp lisân-ı İbrîce kelimât ederlerdi. Bu kerre hûrî Arâbî kelimât eder. şîs İbrîce kelimât eder. Birbirlerinin lisânların fehm etmede hayli usret çekdiler.
EÇS IX Y250b–Y251a
Bu kerre Hûrî'den müştak olan (---) (---) anasının lisânın ve babasının lisânın öğrenüp mâbeyne-hümâda Y 251a tercümânlık ederdi. Hâlâ tercümânların pîri (---) (---) silsileleri ana müntehîdir.
EÇS IX Y251a
Ba‘dehu ol Hûrî'den niçe yüz evlâdlar zuhûra gelüp tenâsül buldular. Ve anlar Hûrân'da sâkin olduklariyçün Hûrân'dan galat Havrân diyârı derler. Merâlî ve gazâlî Yed-i Kudret ile mükehhal âhû gözlü pençe-i âfitâbları olur kim hakkâ ki hûrî-sıfatlardır. şâmlı bunlardan kız alup tenâsül bularak anıniçün şâm'ın mahbûb u mahbûbesi meşhûr-ı âlemdir.
EÇS IX Y251a
Ve bu şehrin misli arâzî-i ma‘mûrda yokdur. Vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve belîdeleri ve buk‘aları hûb u mergûbdur. Ve fezâlarında sadrenc nakşı mezra‘aları mahsûldar ve ahâlîsi mâldâr ve ni‘metleri firâvân ve uyûnları ve enhârları cârî ve revândır.
EÇS IX Y251a
Ve cânib-i erba‘ası bâğ u bostândır. Her bâğda bülbüllerin nağamâtları ve hoş-elhân tuyûrların asvât-ı hazînleri âdeme hayât verüp ferahnâk olur. Ve hâki ol kadar rakîk ve latîfdir kim Q 106a gûyâ gırbâlden geçmişdir. Fağfûr-ı Çîn-misâl kâseler ve kûzeler işlenir. Ve bâğlarında semâdan bârân-ı rahmet nâzil olsa müşk-i amber-i hâm-misâl bir râyiha-i tayyibe âdemin demâğın mu‘attar eder.
EÇS IX Y251a
Ve muhtesib ağası ve mîrâb ağa defteriyle şâm'ın cânib [ü] etrâfında yetmiş üç bin bâğ u bâğçe öşür verir derler. Ve mîrâb ağa bu bâğlara nevbet ile su salar. Eğer hâkim tarafından su nâzırı olmasa bir katra âb içün hûn âb olur. Ve Allâhümme âfinâ, bir garîbü'd-diyâr âdem bu şâm bâğları içre girse selâmet bulmayup serserî geze geze gâyib olur. İhtimâldir katl ederler.
EÇS IX Y251a
Ve bu bâğlar içre kırk bin kasr-ı İrem vardır, derler. Her birinde andelîbânın ve gayri hoş-elhân tuyûrların feryâdlarından âdem mest olur.
EÇS IX Y251a
Hikâyet ederler kim şeyh Mehemmed Sadreddînzâde bir kimesneden on kîseye bâğın almağa ricâ eder. Ol bâğ sâhibi dahi inâd edüp bâğın vermez.
EÇS IX Y251a
Vakt-i şitâ oldukda bâğı almağa tâlib olan kimesne cemî‘i tevâbi‘i [u] levâhıkı ve niçe ummâller ile bir gecede herîfin bâğının der-i dîvârın ref‘ edüp kendü bâğına zamm edüp cemî‘i eşcârların dahi tebdîl eyleyüp kendü bâğın ve serîka etdüği bâğı serâpâ çapaladup suların salup rey eder.
EÇS IX Y251a
Bâğ sâhibi herîf vakt-i bahârda bâğı tarafına varup râh-ı bâğda ol kadar serserî gezer kim bâğının der-i dîvârından ve ahcârât [u] eşcârâtından nâm [u] nişân bulmayup,
EÇS IX Y251a
Ertesi hidmetkârları ile yine bâğa varup bâğ u bâğbândan eser yok. Civârında olan âdemlerden su’âl edüp anlar dahi dem-beste ve hayrân kalırlar. Âhir mahkemeye varup da‘vâ eder. İsbâta kâdir olmayup sifri'l-yed kalup gider. şâm-ı şerîfde bu bâğ hikâyesi darb-ı meseldir. Ve hâlâ ol bâğ meşhûrdur ki teferrücgâh-ı has [u] âmdır.
EÇS IX Y251a–Y251b
şâm'ın mesîre ve teferrücgâhların beyân eder: Evvelâ fezâ-yı Gökmeydânı şâm içinden cereyân eden nehr-i Mîze cânibeyni bir çemenzâr-ı bî-gubâr bir sebzezâr sahrâdır. Ba‘de'- Y 251b -l-asır cümle uşşâk anda gelüp vakt-i gurûba dek kimi mâhî sayd eder, kimi mâhpâreleri sayd eder bir temâşâgâh ferah-fezâ yerdir.
EÇS IX Y251b
Andan kasr-ı Mencik bu sahrâya nâzır bir kasr-ı âlîdir. Ammâ paşalara mahsûs bir kasr-ı Havernak'dır.
EÇS IX Y251b
Ve şâm'ın cânib-i kıblesinde kasr-ı Küçük Ahmed Paşa (---) (---)
EÇS IX Y251b
Ve şâm'ın me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından beyân eder: Evvelâ hâs ve beyâz Havrân gılâlından beyâz çakıl ekmeği ve Acem çöreği ve peynirli böreği ve lahm-ı acînli böreği ve kehki rûy-i zemînde nazîri yokdur. Arab ve Acem'e, Hind ü Sind'e Fağfûr [u] Çîn'e hedâyâ götürürler.
EÇS IX Y251b
Ve elvân elvân kaysısı olur ammâ kamerî ve mışmış âlûları olur. Ammâ Hamevî kaysısı bu dünyâda nazîri yokdur. Meğer Cennet bâğında ola. Ammâ bu hamevî öbür kaysılar gibi kuruyup vilâyet vilâyet gitmez, zîrâ cîrmi yokdur. Bir hurde çekirdeği vardır. Bir sâ‘at yere gitmek ihtimâli yokdur. Ol kadar terdir kim zebânzede oldukda âb-ı zülâli âdeme hayât verir, bir hoş-hor âlûdur. Bir tarafı beyâz ve bir cânibi la‘lgûndur. Ne kadar tenâvül olunsa sikleti yokdur ve hâzımü'l-ifrâtdır.
EÇS IX Y251b
Ve tüffâhı gâyet latîfdir ve "Ve râhin râhrâhın misle tüffâh" bunun hakkındadır. Hattâ bu elmadan müselles-i şer‘iyye içre beş on dânesin mukaşşer edüp bile tabh eylesen bir kâsesin nûş eden hayât-ı câvidân bulup hem mukavvî hem müferrih bir latîf eşribe olur.
EÇS IX Y251b
Ve ayvası dahi meşhûrdur. Gerçi Lefke şehri ayvası kadar iri değildir, ammâ gâyet lezîzdir. Göbeğin oyup içine mastaki sakızı koyup nerm hâkister içre bişirüp isti‘mâl etsen kuvvet-i basarı ziyâde edüp tabî‘atı mu‘tedil eder.
EÇS IX Y251b
Ve limon ve turuncu ve câ-be-câ hurmâsı ve reybâsı {ve kand-i nebâtı} ve kebbâtı meşhûrdur. Ve zeytûnu cihân ârâdır, cevz-i rûmî kadar olur. On dânesin tenâvül eden bir vukıyye lahm-ı kûsfend yemiş kadar gınâ bulur, memdûh-ı cihândır.
EÇS IX Y251b
Ve incîri ve engûrü gâyet firâvândır. Ammâ zeynî üzümü derler bir mevzûn kıt‘a-i âbdâr kehrübâr-vâr bir bâr-ı berdir kim Hudâ âlimdir, nazîri meğer Adn uçmağında ola. Âye[t]:
EÇS IX Y251b
âyeti bu şâm'ın zeynî üzümü hakkında nâzil olmuş ola. Her ne kadar isti‘mâl etsen aslâ harâret vermeyüp sıkleti olmaz. Ve,
EÇS IX Y251b
şâm-ı şerîfin sanâyi‘âtının şöhre-i şehr olanların beyân eder
EÇS IX Y251b–Y252a
Evvelâ atlası ve hâresi ve dârâyîsi ve helâlîsi ve gûnâ-gûn muhattemi ve kutnisi ve abâyisi ve dikdiki vüzerâlara mahsûs zerdûz dikdikler işlenir kim sihr-i i‘câzdır. Ve katîfesi ve bu makûle kâlâ-yı metâ‘ın gûnâ-gûnları vardır, ammâ meşhûrları bunlardır. Hakkâ ki Arabistân'ın cennet-meşâmıdır. Ve gâyet bender şehirdir. Beher sene niçe Mısır hazînesi mâl tahsîl olunup masrûf olunur, gâyet mahsûldâr Y 252a diyârdır.
EÇS IX Y252a
Acîbe-i garîbe: şâm şehri içre çârsû-yı bâzârda sürü sürü beledî keçiler gezer. Her birinin emçeğinde beşer altışar vukıyye südü var. Tulum gibi sarkııp gezer. Sâhibi ise "Halebü't-teysi'l-asfer" deyüp süd satar, ammâ südden nişân yok. Murâd edinenin mikdârı südü keçiden ulbe içre sağup sana verir. Ziyâdesin yine P 106b keçinin ağzına döküp gider, garib temâşâdır. Ve her keçinin belinde pâybendi ve kösdeği hâzırdır. Südleri kalmayup çayıra götürüp bağlar.
EÇS IX Y252a
Ve bu şâm içre niçe ibret-nümâ şeyler vardır ammâ tahrîri tasdî‘ verir. Ve Defterdârzâde Mehemmed Paşa hâkimü'l-vakit iken cemî‘i hânelerin hânesin hâne-i avârızdan ref‘ edüp arz eylemek murâd etdüği mahalde ol takrîb ile şâm içre ne kadar ibâdullâh var tahrîr etmek murâd edüp ve ne kadar koyun tenâvül olunup ve ne kadar müsâfirîn ve mücavirîn var ise tahrîr edüp altı kerre yüz bin âdem bulunmuşdur. Böyle bir âdem deryâsıdır. Ammâ bî-vefâ halkı vardır. Ammâ hâk-i Rûm olan askerî tâ’ifesi garîb-dostlardır.