EÇS IX Y260a
Kânûn-ı Süleymân Hân üzre Q 109a bu Müzeyrib sahrâsında huccâc-ı müslimîne imdâd edüp deve getiren Kabâyil meşâyihlerin beyân eder
EÇS IX Y260a–Y260b
Evvelâ Benî (---) ve Âl-i Umûr ve Âl-i Reşîd ve Âl-i Ribâh ve Âl-i Ma‘ân ve Âl-i şehâb ve Âl-i Turâbî ve ibn Harfûş ve ibn Haneş ve ibn Sa‘îd ve Benî İbrâhîm ve Benî Sâlim ve Benî Atâ ve Benî Atıyye ve Benî Safer ve Benî Zühd ve Benî Vahîdât. Ve meşâyih-i Nâbulus ve meşâyih-i Aclûn ve meşâyih-i Benî Zeyt ve meşâyih-i Sıfed ve meşâyih-i Akke ve meşâyih-i Remle ve meşâyih-i Gazze ve meşâyih-i Kudüs ve meşâyih-i Halîlü'r-rahmân. Ve'l-hâsıl kânûn-ı pâdişâhî üzre şâm hazînesinden surre ve atıyye alan yetmiş yedi kavmin meşâyihleri tevâbi‘leri ile bi-esrihim cümlesi bu Müzeyrib sahrâsına gelüp kırk elli bin deve ile huccâca mâlları ile hidmet etmek kânûn-ı Süleymânî'dir ki bu sahrâda ecnâs-ı mahlûkâtdan güzer olunmaz. Ammâ herkes dâ’iresin gözetmeğe mukayyed olmak gerek, zîrâ sürmeden gözü çalup sürme Y 260b sürülmeyüp yerinde kalır.
EÇS IX Y260b
Ve paşa hazretleri bu meşâyihlerden üç bin salma deve alup iki bin deve su içün ki her bir devede dörder keçi tulumu su ola ve bin deve dahi arpa ve bakla ola. Ve paşanın iki yüz katâr devesi sâ’ir mühimmâtı içün ve elli katâr katır dahi kendi ma‘ûneti içün yüklenürdü. şâm'dan Mekke'ye katır gâyet mütehammildir. Ve iç ağalarının ve ba‘zı askerin dahi cümle binidleri küheylân kısraklar idi. Ammâ aykır at müşkil tahammül eder.
EÇS IX Y260b
Hikmet-i Hudâ: Bu Müzeyrib sahrâsında herkes bey‘ [ü] şirâda hac râhına tedârükde iken mâh-ı şevvâlin yigirmi beşinci günü vakt-i zuhurda hevâda bir kesâfet nümâyân olup bir şiddet-i şitâ oldu kim herkes cânından bîzâr olma mertebesine varmışken semâdan bir bârân-ı rahmet yağdı kim gûyâ ebrler saçın çözüp ağladı. Hayme vü hargâh ve bâr [u] büngâh sâhibleri ciğerlerin tâğladı.
EÇS IX Y260b
Netîce-i kelâm ol gün ol gece eyle matar nâzil oldu kim bir âdem bir âdeme varmak mümkin olmayup cümle çadırlar deryâ-yı seyle müstağrak oldular. Cümle Urbân bu hâli görüp kâr [u] kisblerinden ferâğat edüp develeri ile ordu hâricinde ba‘zı dereler daldasında pinhân oldular. Ba‘zıları gayret edüp kaldılar.
EÇS IX Y260b
Hikmet-i Hudâ ol gece bir berd-i şitâ olup bir dipi ve boranlı serçe başı kar yağdı kim sovukdan iki yüz mikdârı deve ve yetmiş seksen Urbân-ı uryân rûh-ı revân oldu. Ve ol gece şiddet-i şitâdan niçe bin at ve katır pâybendi ve kösdeğin sürüyerek bu çöl içre rûzgâr-ı zorkâra kıçın verüp belîdelere gidüp sığındılar. Sabâh olup gördüler kim kimin atı ve kiminin katırı ve ba‘zısının hımârı gâyib olmuş. Hamd-i Hudâ biri zâyi‘ olmayup Hüseyin Paşa havfinden cemî‘i devâbbâtları sâhiblerine teslîm etdiler.
EÇS IX Y260b
Yine ol gün bir matar nâzil oldu kim sakkâ meşkınden cereyân eder. At ve katır ve develer dizlerine dek gark olup berk-i hazân gibi dir dir didrerler. Cümle ibâdullâh âlem-i hayretde kalup "Yâ Rabbî! Bu ne hâldir" deyü cümle halk telâşa vardı.
EÇS IX Y260b
"Mâh-ı Zilka‘de'ye de üç gün kaldı ki gurre-i şehri görüp kalkılsa gerek. Bin tedârükde bir şey âmâde değil, hâl neye müncer olur" deyü herkes güft [ü] gûyâ vardılar. Âhir cümle halk çadırları içre cümle esbâbların yığup herkes esbâbı üzre oturdu. Hakîr hemân üç re’s atlarımı kilim ve keçe ile sarup tîz tîz yerlerin tayy-ı mekân etdirüp rûzgâra kıçın verirdim. Ve başlarından tobra ile arpa ve samanın eksik etmezdim. Ammâ yağmur göz mü açdırır.
EÇS IX Y260b–Y261a
Hikmet-i Hudâ bu mahalde zîr-i arzda tavattun edinen sıçanların cây-ı menâsı kalmayup çadırlardaki esbâblar içine girüp cemî‘i esbâbları delik delik kesegenler kesüp pâre pâre eyleyüp mûşlar bîhûş oldu. Ammâ havâyic sâhibleri medhûş oldu. Ve ba‘zı yatan atların yelilerin ve kuyrukların Y 261a fâre yeyüp kâmil küheylân iken nâ-kâmil deste kuyruk tay eylediler. Hudâ âlimdir, sehel hâba varanın burnun kulağın kemirdiler. Bu dahi bir musîbet idi.
EÇS IX Y261a
Ve şâm'da geri kalan huccâc-ı müslimînden kul kethudâsı Ahmed Ağa ve vezîr-i a‘zam dâmâdı kapucular kethudâsı Siyâvuş Ağa bir remmâ huccâc ile mezkûr Sanemeyn nâm mahalde bu dipi ve borana râst gelüp bu kadar emvâl [ü] erzâkdan ayrılup ve niçe huccâc sovukdan helâk olup yetmiş bin renc [ü] anâ çekerek salt cânların halâs edüp ordu-yı İslâma dâhil oldular. Ammâ bir meks edecek cây-ı râhat yok. Âhir paşa bunları otağına aldı.
EÇS IX Y261a
Hikmet-i Hudâ ol gün bir rîh-i sarsar esüp cümle çadırları pâre pâre edüp hevâya perrân etdi. Her tınnâba birer âdem yapışmak ile olmayup tınnâblar ellerinde kalup haymeler yerde kurulurken semâda ber-havâ dururdu. El-hâsıl cümle halk vâveylâ [ü] vâveledâya düşüp ale'l-ittifâk yalın ayak paşanın otağına gelüp müşâvere etdiler.
EÇS IX Y261a
Der beyân-ı müşâvere-i huccâc-ı zevi'l-ihtiyâc be-huzûr-ı vezîr-i âsaf-ı dilîr Hüseyin Paşa
EÇS IX Y261a
(ki) "Huccâcın gerisi şâm'dan gelemedi ve şiddet-i şitâdan meşâyih-i Urbân dahi develer getiremedi. Bir kaç nev‘a âlâm [u] şedâyid huccâc-ı müslimîne rahne verdi. İşte mâh-ı Zilka‘de geldi. Konaklarımız müte‘addiddir. Bir gün gerü kalsak mahmil-i şerîf Arafât'a ermeyince cenâb-ı şerîfiniz şânına halel gelür. Sultânım buna bir çâre edelim. şâm'dan gelen huccâc dahi gark olup mâldan cândan ayrılup bu kadar nehb [ü] gâret oldu" deyince hemân paşa hazretleri eydir:
EÇS IX Y261a
"Elhükmü lillâh. Bu sene huccâc gidemezse emn-i tarîk olmayınca {hacc-ı şerîf farz değildir.} Ben huccâcı götürmeğe me’mûr değilim. Ancak mahmil-i şerîfi ve vakfullâhın iki Mısır hazînesi mâlı Mekke-i mükerremeye vâsıl etmeğe me’mûrum. Mısır mahmili Mekke'ye vara da şâm-ı şerîf mahmili varmaya. Ol zamân Âl-i Osmân'ın ırzına şe’n gelür. Yohsa benim ırzıma bundan ne noksân gelse gerek? Mahmil-i şerîfi bozup sarup sarmalarım. Ve yarar katırlarım var, hazîne-i mahmili yükledirim. Salt üç konağı bi-emrillâh bir ederim. Çekilüp Ka‘betullâh'a giderim" dedi.
EÇS IX Y261a
Ve "Her kimin isti‘dâdı var ise böyle ılgar ile gitsin vüs‘ati olmayana farz değildir, avdet P 110a eylesin {Zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ hacc-ı şerîfi Kur’ân-ı Azîminde sûre-i Âl-i İmrân'da Arapça âyetin buyurmuşdur.}" dedikde cümle pîr ü cüvân taraf taraf "ma‘kûl ma‘kûl" denilüp Fâtiha tilâvet olundu.
EÇS IX Y261a
Andan bu minvâl üzre dellâllar nidâ edüp yedi taht-ı revân sâhibi taht-ı revânların Müzeyrib kal‘asına bırağup hussân-süvâr oldular. Dörd beş yüz huccâc ve niçe tüccâr ve altı yüz piyâde derdmendler cümle gerü Müzeyrib kal‘asına gitdiler.
EÇS IX Y261a–Y261b
Yine ol gün ol gece bir kar yağmur yağdı kim aslâ ârâm vermeyüp Tûfân-ı Nûh'dan nişân verir bir günler oldu. Bu gece cümle devâblar yine boşanup kurâlar karaltısı Y 261b gördükleri yerlere dek gitdiler. Yine cümle kurâ halkları zabt edüp kimi uryân ve kimi mecrûh yine sâhiblerine getirdiler. Hemân ol gün paşa hazretleri cümle iç ağalarına def‘-i belâ içün bin En‘âm-ı şerîf tilâvet etmek fermân etdi.
EÇS IX Y261b
Ve cümle huccâc-ı müslimînin eşbehlerine iki kerre yüz bin salavât-ı şerîfe ve yüz bin ihlâs-ı şerîf tilâvet olunmasın defterle alay çavuşlarıyla tevzî‘ edüp bi-emrillâhi te‘âlâ nice kırâ'at etmeğe mübâşeret olundu ise bârân-ı azâb sâkin olup şems-i âteştâb kulle-i felekden baş gösterüp cümle ricâlullâh devâbbât tâze cân buldu. (---) (---) (---) çamur deryâsından at ve âdem gark olur. Deve hâli pes nice ola. Ol gece mâh-ı Zilka‘denin (---) (---) görüp top atup kalkarlar. Ammâ ne mümkin, cemî‘i yükler su içinde kaldı. Cümle asker (---) (---) (---) Q 109b yine {bu mahalden hakîr bir kaç refîkler ile,
EÇS IX Y261b
Hazret-i Eyyûb ziyâretine gitdiğimiz beyân eder
EÇS IX Y261b
Karye-i Nevâ: Üç yüz hâneli ve câmi‘li ve azîm birkeli tîmâr köyüdür.
EÇS IX Y261b
Ziyâret-i eş-şeyh Sa‘diyye: Bir beyâz kubbe içinde medfûndur. Merkad-i pür-envârı dîvârlarında kılıcı ve kalkanı ve bir azîm ciridi ve iri tesbîhi vardır. Bunlar Hazret-i Eyyûb'un huddâmları imiş. Ammâ Eyyûb Nebî asrında değildir niçe bin yıl sonra âsitânesi huddâmı imiş. Hattâ şâm pâdişâhlarından (---) (---) olup Melik Tâhir Akye kal‘asın muhâsara edüp fethinde usret çekdiklerin bu şeyh Sa‘d istimâ‘ edüp ve türbe-i pür-envârındaki ziyâret etdiğimiz hıştin "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp Akke kal‘ası tarafına atar. Cümle asker görürler kim ber-hevâ bir hışt gelüp kal‘aya vurur (---) (---). Ol ân kal‘ayı münhedim edüp hâlâ temelleri hevâya ve cümle ebrâcları zemîne geçmişdir. Ba‘dehu Melik Tâhir bu köğü kendülere temlîk etmiş. Ulu sultândır.
EÇS IX Y261b
Karye-i ziyâret-i Hazret-i Eyyûb ibn (---) aleyhi's-selâm: Vücûd-ı şerîflerin kurdlar yeyüp bir kerre âh demedi ve müddet-i ömürleri otuz sene oldu. Hâtûnuna Râhime derlerdi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim Nebî'nin kerîmesidir. Ammâ bu Hazret-i Eyyûb'un yatdığı hâk-i amber-pâke nâhiye-i Çevlân derler. Köyü ol kadar ma‘mûr değildir. Ancak (---) (---) içinde bir türbe-i âliyesi var. Ve kubbesi eflâke ser çekmiş beyâz serâmed kubbedir. Ortasında yeşil bez ile mestûr sandûka içre âsûdedir. Kubbesinin kapusu şimâle nâzır. Bir âdem eğilüp geçer küçük kapudur. Ammâ taşra haremi kapusu garb tarafına Kuneytıra'ya nâzırdır ve (---) (---)-bının yemîn ü yesârında sancağ u bayrağları vardır. Hâssa bir âdem sâfî maraz olsa bu Eyyûb Nebî türbesi kurbundaki Sa‘dûn köyündeki Eyyûb Nebî aynına ol âdem girse be-emr-i Hayy-ı Kadîr ol âdem cemî‘i illetden halâs olup vücûdu dürr-i beyz-âsâ olur.} Hâlâ (---) (---)
EÇS IX Y261b
Sabâh olup cümle Urbân şeyhleri gelüp paşa otağına cem‘ olup eytdiler kim:
EÇS IX Y261b–Y262a
"Yâ vezîr! Bu askere kifâyet Y 262a mikdârı zahîre getür kim bunda kalan zahîreyi biz size avdetinizde yâ Ma‘ân ve Ulâ ve Medîne'ye dek yetişdiririz. Ve Ulâ ve Ma‘ân'da bizim şeyhlerimiz vardır. Anlara sizinle mektûb veririz kim cemî‘i levâzımâtınızı anlar size versin. Siz anlara temessük verin. Biz anlar ile fod oluruz. Hemân hevâ latîf iken bu mahalden hareket edin ki mâh-ı Zilka‘denin üçüncü günüdür. Teng mahalle kaldınız" dediler. Bu mahalde Ayntâb ve Mar‘aş ve Türkmândan beş on ankâ kimesneler gelüp,
EÇS IX Y262a
"Devletli vezîr! Biz bu ordunun cânib-i erba‘asını hep devr etdik. şu yolumuz üzre bir göl kenârında Tarra köğü derler bir çemenzâr ve bir cânibi kumsal yerler vardır. Huccâc-ı müslimîni bu çamurdan çıkarup anda nakl edin. Yer yerden kutludur. İnşâallâh, ola kim hevâ dahi yahşi ola" deyince Paşa hazretleri derhâl cümle Türkmân beğlerine ve boylarına ve Acem hânlarına fermânlar yazup mübâşir ağalar ta‘yîn eyleyüp cümle huccâc-ı müslimîn içre ne kadar tâvûsî ve arvana ve beserek ve ner ü mâye tülü develer var ise yedi bin kadar deve cem‘ olup nefîr-i şedd-i rahile dem urulup cümle huccâc harekete şurû‘ edüp paşanın cemî‘i bâr [u] büngâhın ref‘ edüp niçe kerre yüz bin derd [ü] belâ ile gark [u] müstağrak-ı tîn [u] türâb olarak bir sâ‘at olan yere dörd beş sâ‘atde vardılar. Ammâ niçe develerin çatıları ayrılup çamur içre kaldı. Meğer bu şâm-ı şerîfin gök devesi ve beledî devesi çamura dayanmazmış. Ammâ tülü Rûmun Türkmân devesi ve Acem'in tâvûsî mâye develeri çamur deryâsın sökerek cemî‘i bârları selâmete çıkarup paşa bizzât iç ağaları ile menzil mahalline gelüp yine cümle develeri gerü dönderüp yurd yerinde kalan bî-kes huccâcın bâr [u] büngâhı ve hayme [vü] hargâhın yükledüp yurd yerine gönderdi.
EÇS IX Y262a
Bu hâl üzre yurd yerinde bir huccâc ve bir yük kalmayınca paşa yerinden hareket etmedi. Hakîr dahi beş Türkmân devesine bârlarım tahmîl edüp menzil yerine iki kerre vardım, geldim. Hamd-i Hudâ hevâ latîf ammâ çamur deryâsı mevc urur.
EÇS IX Y262a
Ba‘dehu paşa dahi mehterhânesin çalarak gerüde düşeni kaldırarak batak ve çatakı yararak mâh-ı Zilka‘de'nin dördüncü günü,
EÇS IX Y262a–Y262b
Menzil-i karye-i Tarra: Bir püşte üzre iki yüz Arab hâneli ve bir câmi‘li karyedir. Cemî‘i huccâc bu mahalde çemenzâr yerlere konup Cenâb-ı Bârî bir şems-i âteştâb verdi kim cemî‘i esbâb [u] eskâller hafîf bârlar olduğundan mâ‘adâ cümle mahlûkun yüzü güldü. Ve bu menzilde cemî‘i firâr eden meşâyihler develeri ile geldi. İptidâ kilar emîni olan Demir Paşa oğlu Osmân Beğ kilar-ı pâdişâhî içün bin deve ve paşaya üç bin deve ve Surre Emîni Topkapulu Mahmûd Ağa'ya iki yüz deve bu tertîb üzre cümle huccâca kifâyet mikdârı Y 262b develer tevzî‘ olundu. Bir gece bu menzilde istirâhat edüp Tarra deresi birez tenezzül bulup öte tarafda gark-ı tîndan halâs olup kalan huccâc dahi beri tarafa nakl edüp cümle huccâc,
EÇS IX Y262b
"Âyâ halîmiz neye müncer olur? Zilka‘de'nin altı günü geçdi. Âyâ Arafât'a bu sene erebilmez miyiz?" deyüp Tarra köyünün cânib-i garbında bir bayır üzre bir kubbe-i âlî var. Meğer Hazret-i Dânyâl Nebî aleyhi's-selâm suhuf nâzil olmuş bir peygamber imiş. Cümle huccâc anda varup du‘â eyleyüp kurbânlar edüp fukarâlara bezl edüp,
EÇS IX Y262b
"Rabbü'l-âlemîn bizi bu sene haccü'l-ekberden mahrûm etme ve bizi bu çölde koma. Bize eyyâm-ı muvâfıklar ve hevâ-yı latîfler ihsân eyle" deyü bîhad sağu sağlayup tazarru‘ [u] nâlişler edüp el yüze sürdüler.
EÇS IX Y262b
Hikmet-i Hudâ ol mahalde kıble tarafından bir bâd-ı sabâ esüp rûy-i semâda kesâfet komayup bir mu‘tedil havâ oldu kim Mısra‘:
EÇS IX Y262b
Âlem hayât-ı nev bulur cânlar bağışlar dembedem
EÇS IX Y262b
mazmûnu P 110b üzre cemî‘i huccâca gûyâ rûz-ı îd oldu.
EÇS IX Y262b
Hemân ol ân topçubaşıya fermân olunup altı pâre toplara âteş verildi ve nefîrler çalındı. Hârmûş Paşa çarkacı olup ileri ta‘yîn olundu. İki şâm çorbacısı ve iki paşa ağası beş yüz yiğit ile gerüye dündâr ta‘yîn olunup cümle şâm askeri sol kola ve cümle paşa askeri sağ kola me’mûr olup cümle huccâcı on katâr ve iki câniblerinde salma develeri dahi huccâc ile ortaya alup bir yaylım top ve bir kat tüfeng şâdumânından sonra bir gülbang-ı Muhammedî çekilüp paşa hazretleri cümle huccâcın akîbinde sekizer kat mehterhânesin çalarak sahrâ-yı Busrâ ra‘d-var gürliyerek kırk elli pâre ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar ubûr ederek cümle ahâlî-i kurâ cemî‘i metâ‘ların tarîk-ı âm üzre çıkarup cümle huccâc me’kûlât [u] meşrûbâtdan müstağnî oldular. Bu mahalde bir musanna‘ beyâz kubbe-i âlî var.
EÇS IX Y262b
Ziyâret-i Hâtemü't-Tay: Hazret-i Resûl asrında Hâlid bin Velîd şâm üzre serdâr oldukda bu Hâtem-i Tay dahi çöl Urbânına serdâr olup şâm'da Hırkîl ile ceng ederken mecrûh olup Busrâ şehrinde sâkin idi. Anda merhûm olup bu kubbe-i âlî içre medfûndur. Ve Busrâ şehri bu mahalle karîbdir kim Hazret-i Risâlet-penâh Hadîce-i Kübrâ'nın mâlı ile ticâret edüp dâ’imâ bu Busrâ şehrine gelirdi. Ba‘de'n-nübüvve gelmediler. şehr-i azîm imiş, ammâ Urbân aşkıyâsının zulmünden harâbdır. Bu kurâları 12 sâ‘atde ubûr edüp,
EÇS IX Y262b–Y263a
Menzil-i evsâf-ı kal‘a-i Mafrak: Sene (---) târîhinde Benî Hilâl pâdişâhı binâsıdır. Bir sahrâ-yı azîmin ortasında şekl-i murabba‘ bir kârgîr kal‘acıkdır. Ammâ içinde benî âdemden kimesne yokdur. Ba‘zı mahalde Urbân içine keçi ve koyunların korlar. Gâyet çemenzâr mahsûllü vâdîdir ve azîm muğaylân ağacları vardır. Ve âb-ı hayât suları dahi vardır. Sehel bunda istirâhat edüp yükleri yıkmadan ve çadırları kurmadan nefîrler çalınup bu mahalde cemî‘i huccâcı katara tertîb Y 263a ederler. Herkes yerlü yerinde giderler. Anı ubûr ederek dağlı ve taşlı yollar içre derelerde âb-ı hayât sular nûş edüp def‘-i atşân ederek latîf hevâ ile 13 sâ‘atde,
EÇS IX Y263a
Evsâf-ı kal‘a-i Ayn-ı Zerka: Sene (---) târîhinde Nûreddîn eş-şehîd binâsıdır derler. Bir sivri kaya üzre şekl-i murabba‘ bir kal‘a-yı ra‘nâdır. Gûyâ üstâd mühendis destinden şimdi çıkmış bir küçük kal‘adır. Ammâ içinde bir ferd-i merd yokdur. Kudüs-i şerîf hâkinde Kerek nâhiyesindendir. Bu kal‘a altında cemî‘i huccâc-ı müslimîn çadırsız meks edüp üştür esterlerinden bârların endirmeyüp nehr-i Zerka kenârında istirâhat edüp develere yumakların verüp ve ta‘âmlar tenâvül olunup niçe bin tulum âb-ı hayât sular alınup nefîr-i şedd-i rahil çalındı.
EÇS IX Y263a
Bu Ayn-ı Zerka, cebel-i Zerka'dan gelüp kadîm a‘sârda çöle gidermiş. Ba‘dehu Hazret-i Risâlet-penâh Mekke kârbâniyle Busrâ şehrine gelirken bu nehr-i azîme işâret buyurup dağı ve taşı aşarak Hazret-i Risâlet ile tâ bu Ayn-ı Zerka kal‘ası cenbine gelüp andan cânib-i garbda Buhayre-i (---) mahlût olur bir âb-ı hayât-ı cân-bahşdır, zîrâ menba‘ı karlı cebel-i müntehâlardır. Ve iki cânibi Bağdâd kargısı gibi neyistândır kim bir (---) (---) (---) ve neyleri (---) (---) (---) bu neyistândan kesüp vilâyet vilâyet hedâyâ götürürler. Gâyetü'l-gâye mevzûn ve sun‘-ı Hudâ'dır. (---) (---)