EÇS IX Y263a
Ve bu neyistân (---) (---) içre Bağdâd çölünden gelmiş arslan çokdur derler, ammâ görmedim. Hakîkatü'l-hâl Bağdâd bu mahalle çölden karîbdir (---) (---) (---) (---) (---) ve arslan gelse vechi vardır. Hakkâ ki arslan yatağı evce ser çekmiş yalçın cebel-i müntehâlar vardır. Bunda dahi yem kesdirüp,
EÇS IX Y263a
"Fırsat ganîmetdir. Hevâlar mu‘tedil iken şu dağıstândan Q 110a çıkup çölistâna kadem basalım" deyüp 10 sâ‘atde bu taşlı akabe boğaza varılup âsân vech ile ubûr etdiğimiz gibi bir musattah cibâl üzre,
EÇS IX Y263a
Menzil-i Tebrike: Bir bayır üzre bir vîrân hânı var. Bu mahalde yine yükleri yıkmayup ve çadırlar kurmayup sehel rada edelim derken bi-emrillâh yağmur yağmağa başladı. Cümle huccâcın aklı şaşdı. Bir kaç kerre ubûr eden huccâc,
EÇS IX Y263a
"Âyâ bu geçeceğimiz Balka sahrâsın nice geçeriz? Niçe kerre bunda huccâc gark olmuşdur. Hattâ Melek Ahmed Paşa şâm vâlîsi iken bu sahrâda huccâc hacdan avdet mahallinde niçe bin at ve âdem ve deve gark olup Melek Ahmed Paşa asker gönderüp bu mahalde gâret olunan esbâbları Urbândan teftîş u tefahhus edüp deryâda katre ancak hâsıl edüp esbâbları halâs olan sâhibine verdiler. İşte bu Balka sahrâsı böyle oynak ve batlak çamurlu yerlerdir" deyü feryâda başladılar.
EÇS IX Y263a
Âhir cümle huccâc ve umûr-dîde iş erleri paşa huzûruna gelüp âye[t]:
EÇS IX Y263b
"Yesserallâhu mâ yeşâ'nın âkıbeti hayr olsun. Kanı şâm'ın iş erleri ve delîl İbrâhîm Çelebi? Bu mahalden kırk kerre ubûr etmişdir. Tîz bir kaç âdem ile salt atlılar ileri varup yol baksınlar" deyü fermân edince şi‘âroğlu ve başçavuş ve Habbu'r-rummân çavuş dahi niçe kâr âzmûde iş erleri ve askerin pîr [ü] hünerverleri mütevekkilen alallâh deyüp gitdiler. İki sâ‘atden yine geldiler:
EÇS IX Y263b
"Sultânım, sahrânın sol cânibinde bir yol vardır. Kumsallı yoldur. Ammâ yolumuza muhâlif iki gün gerü kalır" dedikde hemân paşa,
EÇS IX Y263b
"Bire âdemler, biz doğru yolumuzla gitsek Arafât'a yetişmeziz derken, siz bizi iki menzil gerü sevk edersiz. Pâdişâh başıyçün sizi şurada kelle ederim" dedikde ba‘zı şâmlılar,
EÇS IX Y263b
"Sultânım, bu Balka sahrâsı üç sâ‘at yerdir. İnşâallâh dahi yağmur te’sîr etmemişdir, geçeriz. Hemân fırsat ganîmetdir, hareket edelim" deyüp altı pâre toplar atılup nefîrler çalınup herkes yola müteveccih olup eniş aşağı gidüp huccâc-ı müslimîn içinden bir sadâ-yı Allâh Allâh kopup cemî‘i âdemler develerinden enüp piyâde yalın ayak deveciklerin yederek eniş aşağı giderek düz sahrâya endik. Ammâ henüz çamur deryâsına geldik ve yine bârân-ı rahmet göz açdırmayup yağmada. Âhir bir kadem ileri gitmeğe mümkin olmayup 5 sâ‘atde,
EÇS IX Y263b
Menzil-i Balka boğazı: Ol gece tâ nısfu'l-leyle dek eyle yağdı kim cümle çadırlar ve develer deryâ içinde kaldı. Sabâha beş sâ‘at kalarak hamd-i Hudâ yağmur sehel ârâm verüp nefîrler çalındı. Hareket olunup yükler bağlandı. Cümle hüccâc bâr [u] büngâhları ile âmâde iken bir ra‘d u sâ‘ika ve bir rîh-i akîm esüp bir kar yağdı kim ne meş‘al ve ne meş‘alciyân kaldı. Zulemât dünyâyı kaplayup
EÇS IX Y263b
ebyâtı üzre yükü ile çökmüş devenin niçesi helâk oldu ve niçe âdem mâlı ve rızkı ile gâyib oldu ve niçe çadırlar kurulu kaldı.
EÇS IX Y263b
Âhir alay çavuşları nidâ edüp sabâha dek yine bu mahalde "Develeriniz ıhırın" deyü tenbîh olunup emîrü'l-hacca fermân olundu kim bu şeb-i zulmetde huccâcı ileri koyvermesin deyü tenbîh olundu ve tâ sabâha dek bu hâl üzre develer yüklü karâr olundu. Sabâh olunca ne bakarsın cemî‘i sahrâ deryâ olup mevc urur.
EÇS IX Y263b
Âhir nefîrler çalınup paşa hazretleri cânı başında olan yiğitlere kırkar ellişer altun ihsân edüp pâ-bürehne bu deryâ içre develeri çekerek Balka sahrâsının çamurlu oynak olmayan yerlerden herkes aklına mülâyim yollar ile niçe bin benî-âdem piyâde bu hâmûn içre Allâh deyüp feryâd ederek ve develerine "îdek" diyerek sahrânın sol tarafında bir hân-ı atik var, ol hânda sehel çamur ve su olmayup cümle huccâc ol tarafa müteveccih oldular. Ol hâna,
EÇS IX Y263b–Y264a
Hân-ı Aynu't-Tayr derler Benî Hilâl P 111a halîfesinin binâsıdır. Her taşı kuş gözü Y 264a gibi hurde taş olduğundan Hân-ı Aynu't-Tayr derler. Cânib-i erba‘asında binâ-yı azîmler vardır. Mâ-tekaddem şehr-i kebîr imiş.
EÇS IX Y264a
Bu mahalden huccâc güzer ederken huccâc içre Arab geldi güft [ü] gûsu oldu. Bu havfden huccâcın ba‘zısı yine ulu yola sapup niçe yüz develerin çatıları ayrılup helâk olunca yükleri meydânda kaldı. Cümle huccâc bu vâdî içre pârekende ve perîşân herbiri fırka fırka ta‘allukâtı ile cân bâzârına düşüp herkes emvâl [ü] erzâkdan ayrılmada. Cümle at ve katır ve deve ve hımâr gark olup niçe kerre yüz bin guruşluk mâllar harâr gırâr pâymâl olmada.
EÇS IX Y264a
Ve niçe taht-ı revân ve mahâfîleri ve avret ve oğlanlar piyâde olup aşağısı deryâ yukardan yağar berd ü serd ümmet-i Muhammed'i helâk etdi. Gûyâ mahşerden bir nişân dahi oldu. Ammâ Türkmân huccâcı ve Acem huccâcı bî-pâk [u] bî-pervâ tâvûsî ve tülü develerle serpüp ol batağı selâmetle çıkdılar.
EÇS IX Y264a
Beri cânibde gark olan develerin ayakları altına niçe bin kilim ve keçeleri pâyendâz ederek boş develeri derkenâr etdiler. Ammâ kilar-ı âmire ve surre-i pâdişâhî meydânda kaldı. Hemân paşa bu batağı ubûr edüp ileri geçen Acem huccâcının ve Türkmân a‘yânının huccâcının önlerin alup "Tîz bu mahalde konakdır" deyü paşanın otağını yüz bin renc [ü] anâ ile tarfetü'l-ayn içre kurup halkın yüzü güldü.
EÇS IX Y264a
Cümle huccâcın yarar develerin sâhibleri ile gerü dönderüp sahrâ içinde pâymâl olan ibâdullâhın mâllarından bir habbe-i hardal kalmayup cümle pâymâl olan garîb gurabâları dahi selâmete çıkarup Balka sahrâsı üç sâ‘atlik yer iken on sâ‘atde bu zikr olunan âlâm-ı şedâyid ile,
EÇS IX Y264a
Menzil-i sahrâ-yı Balka: Bu mahal bir çemenzâr ve kumsal yerlerdir, ammâ yine yağmur yağmada. Derhâl Hüseyin Paşa atına süvâr olup ordunun cânib-i erba‘asın dolaşup pârekende ve perîşân konanı bir yere cem‘ edüp her kankı huccâcın devesi bir kerre iki kerre gerüde kalan ibâdullâhın mâlın getiren deve sâhiblerine birer altun verüp cümle bin iki yüz yetmiş altun ihsân edüp aceb adl-i Ömer edüp cemî‘i huccâc hayır du‘â etdiler. Ve bu şiddet-i şitâda on kazan çorba bişirüp ba‘zı huccâca bezl etdirdi. Ammâ Müzeyrib'den ne kadar zahîre ile salma develeri var ise Balka başında ol bârânı çekdiğimiz gece üç bin yük mâlı Urbân-ı uryân bırağup ba‘zısının devesi ve bazı kendüleri kırılup firâr ederler.
EÇS IX Y264a
Beri tarafda cemî‘i huccâcın me’kûlâtları bu hâle uğrayınca ol gece bir yem beş altuna ve bir vukıyye beksumât üç altuna oldu. Ve huccâcın çoğu Arafât'a yetişmeden me’yûs oldular.
EÇS IX Y264a–Y264b
Ve bu mahalde yine bir rîh-i sarsar kopdu kim cümle hayme [vü] hargâhları Y 264b yerinden koparup pâre pâre etdi. Ne hâl ise paşaya bir gayri cerge kurdular. Hemân paşa cümle iç ağalarına ve huccâca En‘âm-ı şerîf ve ihlâs-ı şerîf ve salavât-ı şerîfe fermân edüp tâ vakt-i gurûba dek tilâvet olundukda hamd-i Hudâ bârân sâkin olup ol gece bir kuru sovuk oldu kim on bir âdem ve iki yüz deve ve katır ve at ve hımâr dondu. Ve cemî‘i tulumlarda sular yahpâre oldu. Ve Balka ve Mafrak gölleri ve Ka‘be çölleri dondu.
EÇS IX Y264b
Ertesi ale's-sabâh huddâmlar (---) (---) (---) huccâc bu hâli gördüler kim bir zerre çamur kalmamış Allâh'a sad lek hamd [ü] senâ edüp nefîrler çalındı. Hikmet-i Hudâ dünki gün Balka sahrâsı çamuru içinde kalan develer çamur don olunca pâydâr olup (---) (---) (---) yedi sekiz yüz mikdârı develer ordu-yı İslâm başında otlayup gezerler. Hemân sâhibleri (---) (---) (---) varup deveciklerin alup hafîf yükcüğezler tahmîl Q 110b olup herkes katârında yola revâne olup giderken Cenâb-ı izzet bir hûrşîd-i dırahşân ihsân eyledi kim cümle âdem u hayvânât mesrûr [u] şâdumân olup çöl [ü] çölistân ve sahra-yı rimâlistân içre garîb develer seke seke giderken bir ulu boğaza girdik. 14 sâ‘atde,
EÇS IX Y264b
Evsâf-ı kal‘a-i Katrân: şâm eyâletinde Kudüs-i şerîf sancağı hâkinde Kerek kal‘ası subaşısı hükmündedir. Ammâ re‘âyâsı gâyet isyân üzrelerdir. Hattâ bu hakîr "iki yüz mikdârı salt cürd atlı kimesne eyle deve ayağıyla gitmek ne belâdır" deyü mukaddemce gidüp bu Katrân kal‘ası nümâyân oldukda kırk elli atlı Urbân zâhir oldu. Ammâ cür’et edemediler, yine ol mahalde kaldılar. Anları ubûr edüp sağ tarafımızdan yüz atlı kadar var Urbân mızrakların silküp "Hov Hov" diyüp üstümüze at sürdüler.
EÇS IX Y264b
Hemân şehbâzlarımızın nısfı ileri at sıçradup bunlara bir yaylım kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırınca derhâl iki mel‘ûn atdan taklahâ-yı kertem-pereset oldu ve üç dahi kısrakları düşüp derhâl leşlerin alup firâr etdiler.
EÇS IX Y264b
Biz selâmetle Katrân kal‘asına gelüp atlarımıza yem asdık. Ammâ kal‘a kapusu mesdûd olup bir kimesneye bir dâne-i hardal vermemek içün ellerinde bizim paşadan fermânları var.
EÇS IX Y264b
Kal‘ası bir çölistânda şekl-i murabba‘ bir küçük sengîn bünyâd kal‘acıkdır. Dâ’iren-mâdâr üç yüz adımdır ammâ handakı yokdur. Ve kıbleye nâzır bir kapusu var. Ve içinde yedi hâne ve gayri mahzenler ve bir mescid var. Dizdârı ve yetmiş nefer merdüm-i hisârı vardır. Ve Kerek nâhiyesinden zahîre getirüp bunda huccâca füruht edüp azîm kâr ederler.
EÇS IX Y264b–Y265a
Ve bu kal‘ada hamd-i Hudâ bir at yemi bir guruşa bulundu. Ammâ kal‘a bedenlerinden zenbîl ile ibtidâ guruşu alup murâdları üzre metâ‘ların verirler. Dîvârlarının kaddi yigirmi arşın bâlâdır. Ve kal‘anın şark tarafı dîvârı önünde bir birke-i azîmi var. Tûlen ve arzan ikişer yüz adımdır. Vakt-i şitâ olmak ile leb-ber-leb mâ-i tâhir idi. Ve yigirmi arşın amîk idi. Hakîr bu mahalden kal‘a Y 265a kulu ile ve iki yüz tüfeng-endâz refîklerimizle salt atlı olup cânib-i garba dağlar ve taşlar ve sengistân yollar aşarak iki sâ‘atde,
EÇS IX Y265a
Evsâf-ı kal‘a-i Kerek: Kudüs-i şerîf eyâletinde başka sancakdır. Voyvadalıkdır, iki yüz âdem ile hüküm eder. Ve yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi yetmiş pâre kurâdır. Sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân binâsıdır. Sene 922 târîhinde içinde olan Urbân kal‘anın miftâhların Selîm şâh'a teslîm etmişlerdir.
EÇS IX Y265a
Eflâke ser çekmiş bir kûh-ı bâlâ üzre sengîn bünyâd binâ-yı Ferhâd bir kal‘a-i üstâddır. Ve şekl-i muhammes burc-ı bârûsı metîn ve müseddes kulleleri vardır. Cümleden cânib-i cenûba nâzır Tâhir Baybars kullesi gûyâ burc-ı kal‘a-i Kahkahâ'dır. İçinde yüz elli toprak örtülü hâneler ve bir câmi‘i ve bir hânı ve bir hammâmı ve sûk-ı muhtasarı var. Ammâ bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır.
EÇS IX Y265a
Mâ-tekaddem bu kal‘a Mısır pâdişâhlarının mahbeshâneleri idi. Mücrim olan kimesneleri bunda haps ederlerdi. Hâlâ bu Arabistân'da bundan sa‘b u metîn ve müstahkem kal‘a yokdur. Hattâ Âl-i Abbâsiyân'dan (---) (---) bunda kal‘a hâricinde medfûnlardır. Yedi sene bunda haps olup merhûm olmuşlardır.
EÇS IX Y265a
Ve ziyâret-i şeyh şücâ‘ tarîk-ı Burhânî'den ulu sultândır. Ve bu kal‘a eyle âlîdir kim cânib-i garbîsinde buhayre-i Hazret-i Mûsâ ve âsitânesi nümâyândır. şark cânibinde Katrân kal‘ası ve çölistânı nakş-ı bûkalemûn zâhirdir.
EÇS IX Y265a
Hâsıl-ı kelâm bu şehirden me’kûlât [u] meşrûbâtlarımız ale'l-acele alup yine cânib-i şarka teper aşağı Katrân kal‘asın temâşâ ederek anı gördük: Huccâc-ı müslimîn gürûh-ı enbûh gibi katâr katâr çekilmede. Aklımız başımızdan gidüp iki sâ‘atde yine Katrân kal‘asına geldük. Cümle huccâc gitmiş. Ancak dümdâr kalmış. Anı görüp râhat-ı cân bulup P 111b âheste âheste hevâ-yı mu‘tedilde gâh kumsal gâh hurde taş içre ve câ-be-câ dıraht-ı muğaylân içre 14 sâ‘atde,
EÇS IX Y265a
Evsâf-ı menzil-i Tâbût: Kudüs-i şerîf hudûdudur. Ammâ bu mahalde aslâ kurâ ve kasabâtdan bir âsâr yokdur. Ancak bir bayır üzre bir menzilgâhdır. Lâkin cânib-i erba‘asında sâkin olan Urbânlar metâ‘ların getirüp orduyı ganîmet eder. Fursat bulursa huccâcı gâret edüp firâr eder ve dağlara gider.
EÇS IX Y265a
Hamd-i Hudâ bu mahallerde günden güne hevâlar latîf ve i‘tidâl üzre olup kumsal yollar ve ısıcak çöller olmağa başladı. Ve cümle develerin ve gayri hayvânâtların yüzü gözü ışıladı.
EÇS IX Y265a–Y265b
Ve bu mahalde bir ayn-ı câriye vardır. Tâ Halîlü'r-rahmân dağlarından berü gelüp cânib-i garbda çöl içre gâyib olup cümle huccâc ol âb-ı rakîkden def‘-i atşân edüp vakt-i gurûba karîb cemî‘i devâbbâtların saky ederken üç katâr şütürü Urbân urup alıcak vâveylâ kopunca paşa derhâl beş bayrak levendât ta‘yîn edüp akîblerince yetişüp ceng ede ede altı Y 265b kelle ve üç dil kayd-bend-i dil edüp develeri halâs edüp sâhiblerine teslîm olunup baş ve dil getiren gâzîlere kırkar altun ve gayriye üç altun ihsân olundu. Ve paşa dilleri söyledüp,
EÇS IX Y265b
"Yâ Sultân, ale's-sabâh gâfil olman, sizi Arab urur" deyü haber verüp bu dilleri sarıcalar hapsine verüp nısfu'l-leylde nefîr çalınup yola revâne olunup ileri giden çarkacı kolundan bir dil dahi dutulup,
EÇS IX Y265b
"Vallâhi sizi Benî Zühd ve Benî Âl-i Umûr ursa gerekdir, gâfil olman" deyü evvelki dillerin diline bu dil dahi muvâfık gelüp derhâl paşa cebehâneyi meydân-ı mahabbete döküp cümle asker-i İslâm pür-silâh olup on iki katâr yan yana huccâcı koyup taht-ı revânlar iki tarafda üç kat Türkmân huccâcın ve Acem huccâcın ortaya, şâm askeri sol cânibe, paşa askeri sağ cânibe zü'l-cenâheyn-vâr, sekbân ileri çarka ile sarıca gerüde dündâr ile huccâc içinde salt atlı olan pür-silâh askeri dahi yemîn ü yesâra ale't-tertîb âmâde edüp kendüleri iç ağaları ile kalb-i askerde rikâb rikâba bu minvâl üzre gök demire müstağrak asker mevc ü mevc ve fevc ü fevc cümle huccâc huzûr-ı kalb ile gidüp sekiz sâ‘at mehterhâne-i Osmâniyân güm güm ötüp tağ u taşlar ra‘d-vâr gürleyerek Aneze nâm mahalle karîb oldukda dağı ve taşı Urbânın sırık ormanı dutmuş. Bir hayli bulandılar ve çalkandılar. Ammâ gördüler kim bu geliş sâ’ir huccâc gelişi gibi değil. Bilâhire karârları firâra mübeddel olup târumâr misâl-i mûr-ı mâr olup 19 sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y265b
Evsâf-ı menzil-i Aneze: Bu mahalde kurâ ve kasabâtdan bir şey yokdur. Ancak bir vâsi‘ sahrâdır. Bu mahalde paşa cümle askeri tınâb tınâba kurup âmâde dururken Aneze Urbânı'ndan ve Vahîdât'dan ve Benî Zühd'den âdemler gelüp surre istediler. Hüseyin Paşa buyurdular kim: