İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IX Y265b
"Kânûn-ı Süleymânî'de sizlere surre anıniçün ta‘yîn olunmuşdur kim cümle huccâca mâlları ile niçe bin zahîre getiresiz ve önlerine düşüp kulağız olasız. Ve cümle huccâca mâlları ile zahîre getirüp birkeleri su ile doldurup gözedesiz. Ve Bu hidmet mukâbelesinde size surre ve atıyye ihsân olunur. Yohsa dağ başında beş on bin Urbân ve uryân ile alay göstermekile surre değil, size bir nukre vermem" deyüp,
EÇS IX Y265b
"Kaldır bu kâfirleri" deyince on ikisin dahi Kâtev bölükbaşı dest ber-kafâ zencîr ile kayd-bend edüp (---) (---) (---) (---) (---) (---) Nâbuluslu Küçük Yûsuf Çorbacı ve Yeğen Beğ'i iki bayrak asker ile şeyhlere varup,
EÇS IX Y265b
"Buyurun, eğer pâdişâhın doğrusu iseniz pâdişâhın bir [[(---) (---) (---) (---)]]."
EÇS IX Y265b–Y266a
"Vallâhi biz dağ âdemîsiyiz. Böyle bir vezîr-i dilîr huzûruna varmağa havf ederim. Zirâ yedi kerre Osmânlı (---) (---) (---) (---) (---) gördüm. (---). Gazze paşası bir hîle ile karındaşım oğlu Beşîr'in başın kesüp Sultân-ı Rûm'a gönderdi. Eğer paşa surremiz ihsân ederse, Q 111a sene-i sâbık üzre on bin Y 266a guruş eder, alup, du‘â-i hayr ederiz. Nitekim bizim ol âdemlerimiz anda mahpûsdur. Bu vezîr-i âlî-şân zemânında ne huccâca ve ne âyende vü revendeye vaz‘-ı yed etmeziz. Ve sizleri dahi haps etmeziz" deyü tevâzu‘âne mu‘âmele etdiler. Yûsuf Ağa dahi,
EÇS IX Y266a
"Yâ şeyh! Sizin kânûn-ı pâdişâhî üzre surreniz yedi yüz guruş ve bir hil‘at-i fâhire. Ve sizlerden hâkime birer küheylân at hedâyâ verilir. Paşa sizlere kânûndan ziyâde vermeğe me’mûr değildir. O dahi hidmet etmeğe gelirseniz, müstahak olursuz" dedikde,
EÇS IX Y266a
"Vallâhi, hedâyâsın gönderirem, kendim varmam". deyüp üç dâne küheylân at gönderdi kim her ayakları birer kîse değer. Zîrâ bunlar mâbeyninde küheylân atların hasîb nesebiyle gerdenlerinde şecereleri vardır kim girân-bahâlı sâfinâtü'l-ciyâd atlar olur. Bu atlar ile elli çift kaplan postları ve yigirmi şemâme amber-i hâm gönderüp paşa hedâyâsın kabûl etmeyüp,
EÇS IX Y266a
"Ta kendüsi cemî‘i Urbânile huccâc-ı müslimînin hidmetinde bulunmayınca ana bir mankır vermek ihtimâlim yokdur. İnşâallâh selâmetle avdet etdükde ben anı ka‘r-ı deryâda olsa bulurum. Zîrâ sene-i sâbıkada anlar huccâca ne işlediler, anı unutdular mı? Tîz şu evvel gelen mel‘ûnların pek zabt edün" deyü tenbîh edüp nefîr çalınup lâtif hevâ ile çölistân içre gâh kumsal ve gâh sengistân u muğaylistân içre 11 sâ‘atde,
EÇS IX Y266a
Evsâf-ı menzil-i ka‘a-i Ma‘ân: Sene (---) târîhinde (---) binâsıdır. Bir bayır dâmeninde şekl-i murabba‘ handaksız bir küçük kal‘adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi üç yüz adımdır. Ve kıbleye nâzır bir demir kapusu var, beş ayak nerdübân ile çıkılır. Ve içinde yigirmi aded hurde hânecikler ve bir zâviye var. Mâ-tekaddem şâm yeniçerisi hükmünde imiş. Ba‘dehu Urbân içinde olan mustahfızânı bir hîle ile cümlesin katl edüp mutasarrıf olmuşlardır. Hâlâ dizdârı neferâtı yokdur. Ve kapusu üzre târîhi var, ammâ izdihâmdan tahrîr edemedik.
EÇS IX Y266a
Ve bu kal‘adan taşra cânib-i erba‘asında bâğ u bâğçeli âb-ı hayât sulu ve bilâ-hisâb nahl-i hurmâlı ve bin beş yüz mükellef ü mükemmel Urbân hâneleri vardır. Ve halkı gâyet mün‘imdir. Yılda bir kerre her bir Arab beş altı bin guruş kâr eder. Ehl [ü] ıyâli ve nisvânları zer-ender-zere müstağraklardır. Ve merâlî ve gazâli gözlü mahbûb ü mabûbeleri var kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS IX Y266a
şâm-ı şerîf eyâletinde Kudüs-i şerîf sancağı hâkinde ma‘mûr [u] âbâdân kasabadır. Üç câmi‘i ve bir hammâmı var, ammâ sûk-ı muhtasarı yokdur.
EÇS IX Y266a–Y266b
Ve bu şehrin halkı gâyet âsîlerdir. Beş âdemden ahâlî-i vilâyet şikâyet edüp zencîre uruldu. Ve bir âdem bir huccâcın devesin serîka edüp bir hânda saman içinde deveyi pinhân etmiş. Bulunup ba‘de's-sübût paşa anın boynun urdu. Cümle ehl-i beled havf u haşyete düşüp dağlardan develerin getirüp iki bin deve mikdârı huccâca ucuz kirâları ile tâ Ulâ'ya Y 266b on konak yer götürmek şartıyla develerin verüp huccâca hidmet etdiler.
EÇS IX Y266b
Ve paşa otağın birisin bu kal‘ada bırağup sâ’ir bî-ma‘nâ eşyâları dahi huccâc-ı müslimîn defter ile bırağup sebükbâr oldular. Ve a‘yân-ı şehir paşaya iki bin erdeb şa‘îr ve elli çuval un ve elli çuval beksumât imdâd eylediler. Ve mâ-tekaddem Müzeyrib'de çamur içinde kalan iki bin yük şa‘îr ve fûl içün meşâyihler,
EÇS IX Y266b
"Ma‘ân kal‘asındaki şeyhler versinler" deyü der‘uhde edüp dest-i hatları ile paşanın destine temessükâtlar vermişlerdi.
EÇS IX Y266b
Paşa kethudâsı o temessükâtları ibrâz edüp P 112a bin deve yükü şa‘îr ve fûl verüp bin deve yükü dahi avdetde vermeğe ta‘ahhüd etdiler. Huccâc-ı müslimîn bu şehirde eyle ganîmete nâ’il oldular kim Müzeyrib kal‘asında çekdikleri âlâm [u] şedâyidi ferâmûş etdiler.
EÇS IX Y266b
Ve bu şehrin şâm yolu cânibinde niçe yüz âb-ı hayât kuyular vardır. Ol mahalde ibret-nümâ bir beyâz kelb timsâli var, seng-i hârâdandır. Ammâ gûyâ bi-emrilillâh zî-rûh zann olunur. Mu‘cize-i Resûlullâh'dır.
EÇS IX Y266b
Hikmeti oldur kim kaçan Hazret-i Resûl-i Hudâ Muhâmmedü'l-Mustafâ kable'n-nübüvve Busrâ şehrine ticârete giderken bu mahalde bir münkir fedâyî da‘vâ-yı merd ile Hazreti katl etmeğe hücûm etdükde derhâl Resûl-i Ekrem "Kıf yâ kelb, misle'l-hacer" buyurduklarında bi-emrilillâh taş olup bir kelb-i akûrdur kim âdem görünce vehm eder.
EÇS IX Y266b
Ve bu mahalde cânib-i cenûba bir şâhrâh vardır. Halîlü'r-rahmân şehrine bu râh ile bir konak yerdir. Ve Ayn-ı Zerka'dan tâ bu mahalle gelince bu dağların seylleri ve uyûnları cümle buhayre-i (---) munsabb olur.
EÇS IX Y266b
Ve bu Ma‘ân kal‘asından kalkup çöl ü çölistân gâh kumsal ve gâh çengelistân ve gâh sengistân içre ubûr ederek 16 sâ‘atde,
EÇS IX Y266b
Menzil-i Akabe: Bir sarp enişdir. İki cânibi eflâke ser çekmiş yalçın kayalardır. El-ıyâzen billâh niçe deve helâk olur. Bu mahalde huccâcın katârı bozulup cümle ibâdullâh piyâde olup herkes cemellerini birer birer çekerek enerler. Gâyet mahûf u muhâtaralı yerlerdir. Bir kaç kerre Urbân aşkıyâsı huccâcı bu Akabe'de nehb [ü] gâret etmişdir. Hemân paşa cümle bayrakların dere ve depelerin kemîngâhlarına koyup bilâ-havf cümle ricâlullâh ubûr etmeğe başladı. Bir ulu azîm deredir. Bu Akabe'yi aşup 10 sâat dahi gidüp,
EÇS IX Y266b
Evsâf-ı kal‘a-i kudret Cuğaymân: Bir sahrânın cânib-i cenûbîsi nihâyetinde bir cebel-i müntehâya karîb sun‘-ı Hudâ yek pâre bir kaya kal‘adır. Ammâ der [ü] dîvârdan alâmet yokdur. Ve içinde âdemî-zâd dahi yokdur. Bir püşte-i sağîre üzre vâki‘ olmuşdur.
EÇS IX Y266b–Y267a
Ve bu mahallin cânib-i cenûbunda nısıf sâ‘at yerdir, bir sazlı gölün ayağına Süleymân Hân duhteri ismehân Sultân bir birke-i azîm binâ etmiş. Ma‘ân kal‘asından su getirmeyen bundan alır. Ammâ sehel şûrcadır, çok nûş etmemek gerek. Ammâ hayvânâta zarar etmez. Bu mahalden sulanup yine nefîrler çalınup muğaylânlar içre ubûr Y 267a edüp anı geçüp bir sahrâ-yı bî-pâyân içre ceyrân ve hargûş sayd [u] şikâr ederek 12 sâ‘atde,
EÇS IX Y267a
Evsâf-ı kal‘a-i Peygamber Eşmesi: Sene 56 târîhinde Hazret-i Mu‘âviye binâsıdır. Bir çöl ü çölistân yerde şekl-i murabba‘ şeddâdî binâ-yı sengîndir ve dâr-ı müdevveri dörd yüz adımdır. Garba nâzır bir kapusu vardır. Beş ayak taş nerdübân ile urûc olunur.
EÇS IX Y267a
Bu kal‘a içre şâm yeniçeriyânından bir çorbacıyla iki yüz neferâtı vardır. Topçu ve cebeciyânı ve mükellef topları ve cebehânesi vardır. Bu kal‘a içre iki yüz mikdâr hücreleri vardır. Ve bir mescid ve bir hammâm-ı sağîresi var. Ve Hazret-i Risâlet-penâh Mekke'den Busrâ şehrine ticâret ile giderken bizzât mübârek dest-i şerîfleri ile eşdiği eşme kal‘a içinde kaynar bir âb-ı zülâl-i cân-perverîdîr. Ve huccâcdan ishâl marazına mübtelâ olan nûş etse bi-emrillâh şifâ bulur. Mu‘cize-i Resûlullâh'dır. Anıniçün Peygamber Eşmesi derler. Ve bu kal‘a ol şerefiyyet içün binâ olunmuşdur.
EÇS IX Y267a
Ve bu eşme kenârında bir mescid var. Ancak beş âdem alur, gâyet küçükdür. Bizzât Hazret-i Risâlet anda ibâdet edüp istirâhat etmişlerdir. [[(---) (---) (---)]] niyyetine hâb-ı râhata varan eğer hasta ve bî-dermân sıhhat [u] selâmet bulup tendürüst olur.
EÇS IX Y267a
Ve bu kal‘a [[(---) (---) (---)]] ile hidmet etseler bir habbe ve cübbeye muhtâc iken bir senede cümle ihtiyâcdan berî olup mâl-ı ganâyime mâlik olur. [[(---) (---) (---)]] bu kal‘aya nevbetci yazılmağa cân atarlar.
EÇS IX Y267a
Ve bu kal‘anın şimâlinde bir birke-i azîmi var. Kal‘adan pinhânîce [[(---) (---) (---)]] bu birkeye nâzırdır. Zîrâ çöl Arabı dâ’imâ gelüp suyu keser.
EÇS IX Y267a
Ve bu mahalde iki yüzden mütecâviz eşmeler var ve herkes gece çadırları önün eşerse su (---) (---) (---) çıkar ammâ şûrcadır. Hayvâna a‘lâdır, benî âdeme müshildir. Az nûş etmek gerekdir. Her şeyin kesretinde zarar vardır.
EÇS IX Y267a
Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘ası Q 111b mahsûldâr kurâlar olmağile ma‘mûr kurâları ve ferah-fezâları vardır. Niçe yüz bin Urbân hayme vü hargâhları ile gelüp meks edüp cümlesi metâ‘ın getirüp bey‘ [ü] şirâ edüp huccâcı ganîmet ederler. Andan kalkup yine çölistân içre 7 sâ‘atde,
EÇS IX Y267a
Menzil-i Kâ‘a'l-basît bi-atıyye: ya‘nî Kuru Konak derler bir bî-hâsıl çölistân yerdir. Suyu dahi yokdur. Sâ’ir zamân huccâc bunda meks edermiş. Ammâ bu senede teng mahal olmağile iki konağı bir edüp şeb [u] rûz ârâm etmemeğile bunda dahi yükleri yıkmadan yine kûs-i rıhlet çalınup mahûf u muhâtara yerleri ubûr ederek 13 sâ‘at dahi gidüp,
EÇS IX Y267a–Y267b
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-i Âsî Hurmâ: şâm'dan Mekke-i mükerremenin nısf râhıdır. Ve huccâc avdet etdükde Nâbulus paşası ve Aclûn paşası sancaklarında olan erbâb-ı tîmâr ve zu‘amâ ile beş altı bin deve ile mâl-â-mâl metâ‘ ve me’kûlât [ü] melbûsât ile tâ bu mahalle gelüp huccâcı ganîmet ederler. Huccâc tâze Y 267b cân bulup giderler.
EÇS IX Y267b
Bu dahi şâm eyâletinde bir cedîd kal‘a-i latîfdir. Sene (---) târîhinde Nûrreddîn eş-şehîd binâsıdır. Mürûr-ı eyyâm ile harâba yüz dutup Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘den hatt-ı şerîf vârid olup Nâşifoğlu binâ etmişdir.
EÇS IX Y267b
Kal‘ası bir düz yerde bir mürtefi‘ kumsal depe üzre çâr-kûşe ve çâr kulleli bir kal‘a-i yekpâredir. Ve cirmi dörd yüz adımdır. Ammâ handakı yokdur. şimâle nâzır bir demir kapusu vardır. Atebe-i ulyâsı üzre kâşî-i Çîn içre bu târîh tahrîr olunmuşdur: (Târîh)
EÇS IX Y267b
"Fî eyyâmı Mevlânâ es-Sultân Mehemmed Hân ibn İbrâhîm Hân medde zıllahu bi-sebebi ta‘mîri Emîn-i Defter-ı Dımışk Nâşifzâde Mehemmed el-fakîr sene 1062."
EÇS IX Y267b
Ve bu kal‘a içre bir şâm çorbacısı ve iki yüz şâm yeniçerisi ve topçu ve cebecisi ve şâhâne şâhî topları ve cebehânesi vardır. Ve cümle yigirmi hücre ve bir câmi‘i ve bir hammâm-ı muhtasarı ve bir âb-ı hayât çâh-ı mâsı vardır. Ve kal‘anın garbında bir birke-i azîmi var, yerden kaynar. Gâyetü'l-gâye âb-ı hayâtdır. Ve mu‘cize-i Resûlullâh ile tulû‘ etmişdir, zîrâ Hazret-i Risâlet-penâh bu mahalden ubûr etdükde ahâlîsi ehl-i tüccârı müte’ezzî edüp me’kûlât [u] meşrûbâtdan bir şey vermeyüp ehl-i kârbân,
EÇS IX Y267b
"Yâ Muhammed Emîn! Bu kavim bize i‘ânet edüp hurmâ vermezler" deyü şikâyet etdiklerinde Hazret dahi buyururlar kim,
EÇS IX Y267b
"Hurmâları da kendüler gibi âsî olup mahsûl vermesin" buyurduklarından anıniçün Âsî Hurmâ derler. Hakîkatü'l-hâl evce ser çekmiş nahl-i hurmâları var ammâ mahsûlleri bir gûne iri âsî hurmâdır. Bir semîn temrdir ve çekirdeğinin içi boşdur. Biberdân ve nemekdân ederler, iri hurmâdır. Tenâvül eden serâsîme olur. Ve eşcârı sâ’ir hurmâ gibi bir serâmed nahl değildir, çatal çataldır. Ve berki dahi gayri gûne olduğundan ehl-i beled bildiler kim Muhammed Emîn bed-du‘â etdi. Der-akab,
EÇS IX Y267b
"Yâ Muhammed! Biz etdikse, sen etme, zîrâ sen rahmeten li'l-âlemînsin. Iyâlimiz ile kifâf kifâyetimiz kalmadı. Suyumuz yokdur. Bize rahmet du‘âsı eyle" deyü ricâ etdiklerinde ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup derhâl mübârek dest-i şerîfleri ile bu kumsal yeri eşüp üç aded yerden uyûn-ı zülâl zâhir olur kim hâlâ cümle huccâc andan def‘-i atşân ederler. P 112b
EÇS IX Y267b
Ve bu mâ-i tâhirin ayağında serâpâ bâğ u bâğçe ve limon ve turunc ve ağaç kavunu hâsıl olur kim her biri ikişer vukıyye gelür ve lezîz incîri olur. Ve kavunu ve karpuzu gâyet âbdâr ve firâvândır. Huccâcı ganîmet etdi. Ve bâğçelerden aşağı fezâsı serâpâ mahsûldâr alefzâr fezâlardır.
EÇS IX Y267b–Y268a
Ve kal‘adan taşra yetmiş seksen mahâzinler ve bir kaç dükkânçeler vardır. Mâl-â-mâl zahâyir-i gûnâ-gûn ile memlûdur. Bunda dahi huccâc ganî olup bâr-ı zevâyidlerin bu kal‘ada bırağup bir sâ‘atden sonra nefîrlere demler urulup yola revâne olundukda yine paşa tarafından alay çavuşları kol kol "hâzırbâş Y 268a olun" deyü tenbîh edüp meymene ve meysere zü'l-cenâh-vâr asker-i İslâm huccâcı ortaya alup ol şeb-i zulmetde niçe kerre yüz bin meş‘al ve fânûs ve şem‘-i rîhler ile çerâğân olup leyle-i zulmetde âlem mehtâb olup zemîn münevver oldu. Ba‘dehu sabâh olup 8 sâ‘at,
EÇS IX Y268a
Menzil-i Mekâbir'de yükile yapile ârâm olunup cümle şütürlere nafakaların verüp bir sâ‘at istirâhat olundu. Bu mahalle Mekâbir demenin aslı oldur kim zamân-ı kadîmde bir şehr-i mu‘azzam var imiş, hâlâ harâbistândır. Bu mahalde,