İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IX Y268a
Mekâbir-i Âsaf-ı Berhayâ: Bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Ammâ yoldan nîm sâ‘at ba‘îddir. Dîvler binâsı olmak gerek, zîrâ kubbesi yek pâre taşdandır. Bu binânın misli şâm kurbunda Ba‘albek kal‘asıdır. Âsaf-ı Berhayâ oldur kim Hazret-i Süleymân'ın vezîri idi ve Belkîs'ı Sabâ şehrinden ism-i a‘zam ile Hazret-i Süleymân'a getiren Berhayâ'dır.
EÇS IX Y268a
Ve bu mahalde Âl-i Berhî derler, beş bin mikdârı Urbân-ı uryân-ı za‘îflerdir, ammâ celâl sâhibi kavimdirler. Zu‘mlarınca Âsaf-ı Berhayâ neslinden geçinirler Tâ’î kavimdirler. Bu mahalden yine kalkup dağ u râğlar içre tathîr olmuş tarîk-ı âm içre 6 sâ‘atde,
EÇS IX Y268a
Menzil-i Akabe: Bunda yine katârlar bozulup cümle huccâc piyâde olup âsân vech ile ubûr olunup 12 sâ‘atde,
EÇS IX Y268a
Menzil-i evsâf-ı kal‘a-i Haydar: Bu mahalde Haydarî Urbânı sâkindir. Anlar Hazret-i Haydar Alî sülâlesinden geçinirler. Anların kavli üzre ba‘de Hicreti'n-nebeviyye sene 47 târîhinde bu kal‘ayı Hazret-i Alî Haydar-i Kerrâr binâ etdiğinden kal‘a-i Haydar derler. Hikmet-i Hudâ sene (---) târîhinde şâm vezîri Haydar Paşa müceddeden binâ etmişdir, derler. Hâsıl-ı kelâm üç dere dehânında bir yalçın kûh-ı bâlânın dâmeninde rükn-i murabba‘ bir metîn kal‘acıkdır. Ve dâr-ı müdevveri kâmil dörd yüz adımdır. İçinde bir şâm çorbacısı ve bir oda şâm yeniçerisi mustahfızândır.
EÇS IX Y268a
Ve kapusu şimâle nâzır bir demir kapudur. Ve içinde kırk elli bekâr Arab hücreleri ve cebecisi ve topçusu ve on iki kıt‘a şâhî topları ve bir mescidi vardır. Ve bâbının sağ cânibinde bir birke-i azîmi var. Eyle sermâb zülâl idi kim Hudâ hakkı gûyâ Arapça idi.
EÇS IX Y268a
Ve tulû‘ etdüği zemîn gâyet yakındır. Mustahfızân-ı çeriyân andan su taşıyup birkeyi leb-ber-leb ederler.
EÇS IX Y268a
Hâmd-i Hudâ bu kal‘ada dahi ol kadar zahîre bulundu kim bir yem iki pâreye ve bir fûl yem üç pâreye sâ’ir zahâ’ir dahi ana göre idi. Gerçi huccâcın cemî‘i zahîreleri Müzeyrib kal‘ası şitâsında kaldı. Ammâ âye[t]:
EÇS IX Y268a
nass-ı kâtı‘ları üzre Rabbü'l-âlemîn her menzilde ter ü tâze ni‘met ganîmetler ihsân edüp [[(---) (---) (---)]]
EÇS IX Y268a–Y268b
Hakîr Hüseyin Paşa der-i devletinde her menzilde kendü ile ni‘met-i nefîseler tenâvül edüp huddâmlarıma [[(---) (---) (---)]] idi. Arapça Cümle huccâc ganîmet üzre idiler. Ammâ bir menzilde Y 268b hâb-ı râhat yok idi. [[(---) (---) (---)]] gece ve gündüz şedd-i rahil edüp giderdik, ammâ kuvvet ve kudret sâhibi Allâh cemî‘i üştür ester bârkeşlere [[(---) (---) (---)]] kalsa ermek ihtimâli yok idi.
EÇS IX Y268b
Ve bu Haydar kal‘asının ganîmet olmasının aslını su’âl eyledim. Meğer Mısır [[(---) (---)]] Haydar kal‘asına bir menzil yer imiş. Mâbeyne-hümâsında bir cebel var imiş. Cümle zahîreleri Mısır'dan ol iskeleye, andan kal‘a-i Haydar'a develer ile gelirmiş. Anıniçün ganîmet olurmuş. Yohsa bu Haydar kal‘asının cânib-i erba‘asında kurâ ve kasabâtdan bir Q 112a imâret yokdur. Cânib-i şarkîsi çöl [ü] çölistândır. İki günde Urbân heccân ile nehr-i Murâd'ı geçüp Bağdâd'a gider.
EÇS IX Y268b
Ve bu kal‘ada sâkin olan ihtiyârlar nakl etdiler kim "Bir kaç kerre biliriz nehr-i Murâd taşup bu sahrâyı deryâ edüp tâ bu kal‘a dibine geldi" deyü hikâye eylediler ve sahîhdir. Hattâ hakîr şâm'da iken Mevâl Urbânın urmak içün yedi bin askerle kal‘a-i Ane ve kal‘a-i Selme üzre dörd gün ılgar edüp nehr-i Murâd kenârında Urbânı basup nehb [ü] gâret etdik. Nehr-i Murâd ise Bağdâd'a karîbdir. Bu Haydar kal‘asına gelmesi sahîhdir.
EÇS IX Y268b
Ve yine bu kal‘a ihtiyârları haber verdiler kim Mısır huccâcı ubûr edeli on bir gündür, dediklerinde şâm huccâcı "Âh vâveylâ! Korkarız bu sene hacdan kalırız" deyü te’essüf çekdiler. Derhâl bu sûr-ı Haydar'dan atîk kal‘a neferâtların çıkarup yeni mustahfızânlar konuldu. Zîrâ her kal‘ada birer sene neferâtlar nevbet bekleyüp sene-i âtiyede huccâc ile hacc edüp avdet ederler. Bunda dahi yem kesdirüp sûr-ı Osmâniyânlar çalınup çöl ü çölistân ve berr [ü] beyâbân hurde taşlı sahrâlar içre gece gündüz gidüp 18 sâ‘atde,
EÇS IX Y268b
Evsâf-ı kal‘a-i şîrîn Birke-i Mu‘azzama
EÇS IX Y268b
İbtidâ bânîsi Âl-i Eyyûbiyân'dan el-Melikü'l-mu‘azzam Tûrân şâh ibn el-Meliki's-Sâlih Necmeddîn Eyyûb'dur. Bu Tûrân şâh Kürdistân'da Hısn-ı Keyfâ kal‘asında iken pederi el-Melik Necmeddîn Sâlih Mısır Mansûresinde küffâr-ı Freng-i bedreng ile neberd günü esnâ-yı cengde şehîd olup hâtûnu şecerüddür nâm melike ahâlî-i Mısır'ın ittifâkıyla Mısır'a melike olup Ka‘be-i şerîfe siyâh kisve bu şecerüddür Hâtûn'un hâlâ vakfiyyesidir.
EÇS IX Y268b
Ba‘dehu nihânîce oğlu el-Melik-i Mu‘azzam Tûrân şâh'a Kürdistân Hısn-ı Keyfâsı'nda haber gönderüp Tûrân şâh üç ayda Mısır'a gelüp müstakil pâdişâh olup sene 648'de Mansûre şehrinde Freng'i münhezim edüp pederi intikâmın alup Mısır'a geldikde kulları gulû edüp Tûrân şâh'ı şehîd etdiler. Eyyûbiyân bunda inkırâz buldu. Zamân-ı hilâfetlerinde bu birke-i mu‘azzamı Melik-i Mu‘azzam Tûrân şâh binâ etdigiyçün Birke-i Mu‘azzam derler. Ammâ hakkâ ki mu‘azzam birkedir.
EÇS IX Y268b–Y269a
Ba‘dehu sene 981 târîhinde Sultân Murâd binâsıdır. Be-dest-i Koca Sinân Paşa. Gâyet cedîd ve misl-i hadîd kal‘adır. Y 269a
EÇS IX Y269a
Ammâ sene 1035 târîhinde Urbân bir hıyel-i şeytanat ile bir dârûlu helvâ peydâ edüp birkaç duhter-i nâ-şüküfte ile kal‘aya gönderirler. "Merhûm helvâsıdır" deyü feryâd edüp giderler. Neferâtlar dahi "cân helvâsıdır, savâbdır" deyü tenâvül edince cümle mest [ü] medhûş olup andan cümle Urbân cıdaların birbirine kayd-bend edüp nerdübânlar ihdâs edüp kal‘aya bî-pâk [ü] bî-pervâ duhûl edüp cümle guzât-ı müslimîni mezbûhan hürr şehîd ederler. Cümle mâl-ı ganâ’imlerin alup giderler. Bu vâkı‘ât sene 1035 târîhinde karîbü'l-ahd olmuşdur. Ol asırdan berü hâlî ve mu‘attal bir kal‘a-i mufassaldır.
EÇS IX Y269a
Bir havâleli yerde şekl-i murabba‘ ve çâr kulle-i musanna‘dır. Dâ’iren-mâdâr dörd yüz adımdır. şarka nâzır bir kapusu var. Tarafeyninde celî hatt ile binâsının târîhi var. Ve derûn-ı kal‘ada cümle hücreleri metîn ü müstahkemdir. Hâlâ üstâd mühendis destinden henüz çıkmışdır. Ancak bir demir kapu lâzımdır. Gayri şey noksânı yokdur.
EÇS IX Y269a
Ve bu kal‘a pek ma‘mûr olup kul konulması elzem-i levâzımındandır, zîrâ P 113a gerüde Haydar kal‘asından gelen bu kal‘ada su bulmazsa gidecekleri konak şakkü'l-acûz'dur, anda sudan nişân yokdur, huccâcın usret çekmesi mukarrerdir. Ammâ bu kal‘a ma‘mûr olsa beş on bin Urbân iki kerre yüz bin hayvânâtile gelüp su içüp tüketmeğe kâdir olmazlar idi. Zîrâ bu çölün Urbânı suya ihtiyâcları vardır. Anıniçün bu kal‘a kulların katl etmişlerdir. Ammâ şimdi hâlâ niçe bin Urbân-ı uryân her bâr gelüp kırk elli gün meks edüp bir remmâsı gider, bir aşîreti gelir. Bu hâl üzre birkede su kalmaz. Hattâ biz vardığımızda bir arşın mikdârı su var idi, gücile kifâyet etdi.
EÇS IX Y269a
Mısır ve şâm'ın râhında böyle bir deryâ-misâl birke-i azîm yokdur. Tûlen ve arzen ikişer yüz ellişer germe adımdır. Ve on kulaç amîkdir. Cânib-i erba‘asından yollar eylemişler. Bârân-ı rahmetden cereyân eden âb-ı zülâl gelüp leb-ber-leb eder.
EÇS IX Y269a–Y269b
Ve bizden bir sene mukaddem seksen birde Reşîdoğlu nâm la‘în bu kadar Hasan Paşa aşkıyâsı tüfeng-endâz ile bu kal‘aya kapanup huccâca kurşum urup bir katre su vermezler. Cümle huccâc ve niçe yüz bin cemâlât ve sâ’ir devâbbât susuz giderken mel‘ûn kırk elli bin Urbân ki haklarında âye[t]: Arapça nassı vardır, bu kadar eşirrâ-yı Arab bu mahalde bir teng ü târ yer vardır, huccâcın ardın önün alup eyle kırmışdır kim bizim senemizde na‘ş-ı ümmet-i Muhammed çakıl taşı-misâl şiddet-i hârda kadîd-i mahz olup âsûde idiler. Ve huccâcdan on Mısır hazînesi mâl aldı derler. Lâyık-ı Muhammedî değildir kim bu mel‘ûnlardan intikâm alınmaya. Bî-garaz kimesnelerden su’âl olunsa anlardan intikâm almak emr-i seheldir. Ammâ cemî‘i Y 269b huccâcın işi Azizün Zü'l-intikâm Allâh'a kalmışdır. Bu bed-nâmlık cihân-ârâ olmuşdur.
EÇS IX Y269b
Netîce-i kelâm bu kal‘a ma‘mûr olunması farz-ı ayn mesâbesi bir şeydir. Hamd-i Hudâ Hüseyin Paşa efendimizin velvelesinden cemî‘i Urbân-ı bî-edyân senta baş olup bu mahalde bir sâ‘at meks edüp yine azm-i râh ederek çöl [ü] çölistân mugaylistân içre beyâz kumrularının esvât-ı hazînlerin istimâ‘ ederek ve deve kuşların kovarak ve hargûş ve ceyrânları şikâr ederek 18 sâ‘atde,
EÇS IX Y269b
Evsâf-ı menzil-i şakku'l-Acûz: Bir çölistân sahrâdır. Hazret-i Alî bu mahalde bir câzûyu Zülfikâr ile iki pâre edüp bi-emrillâh lâşe-i murdârı râhın cânib-i garbîsinde bir siyâh seng-i hârâdır. Aceb kerâmet-i Kerrârî'dir ki ibret-nümâdır. Anıniçün bu mahalle şakku'l-Acûz derler. Ervâm efvâhında Kazık Geçmez Konağı derler. Hakîkatü'l-hâl ba‘zı şâm tüccârı bu mahal içün demir çadır kazıkları getirirler.
EÇS IX Y269b
Bu sene-i mübârekede Vâlide Sultân birkaç çâh-ı mâlar kazdırmış. Her biri âb-ı hayâtdan nişân verir. Bunda dahi sehel rada edüp yine nefîrler çalınup hurde taşlı çölistân-ı bî-pâyân içre reybâs-ı amber-bâris tenâvül ederek ve muğaylânlar sâyesinde meks edüp beyâz kumruları ve sürhgûn Yûsuf kumrularının savt-ı hazînlerini gûş ederek ubûr edüp alay çavuşlarına(?) sadâsın istimâ‘ etmeğe başladık kim,
EÇS IX Y269b
"Bu gün vakt-i zuhurda Hazret-i Sâlih Kayası nâm zıyk mahalle varırız. Hâzır u âmâde olun, zîrâ bıldır Reşîdoğlu nâm mel‘ûn huccâc-ı müslimîni bozup niçe yüz âdem helâk etdi. Gerçi hâlâ Reşîdoğlu sâhib-i devlet efendimize gelüp mutî‘ oldu, ammâ ihtimâldir gayri kabâyil-i Urbân lezzet almışlardır. Gâfil mebâş" deyüp derhâl paşa iki bin pür-silâh cengâver ve asâkir-i hünerveri cebel-i Sâlih'in kemîngâhlarına gönderdi. Beri tarafda dahi asâkir-i İslâmın bahâdırân-ı serverânları pür-silâh âmâde olup,
EÇS IX Y269b
"Gerçekdir, Urbân bu kadar günden berü görünmediğinin aslı bu zıyk boğazı gözedirler" deyüp gönlünde olanlar emîrü'l-hac olan Hârmûş Paşa yanına varup çarkaya hâzır oldular. Paşa dahi asker-i İslâm içre kudurmuş sarı arslan gibi askeri kol kol müheyyâ edüp âheste âheste ubûr ederken ileri giden askerden bir heccânlı yiğit gelüp,
EÇS IX Y269b
"Müjde Sultânım. Bir kaç kelle ve dil geliyor. Hayli ceng etdik. Arab boğazı almadan biz vardık. Meğer anlar huccâcı iki günden sonra gelir mülâhazasıyla ba‘zı derelerde hınzîr gibi yatırlarmış. Bir hayli ceng edüp münhedimen firâr etdiler" deyince ol gâzîlerden altı kelle ve üç dil getirdiler. Paşa söyledüp haps edüp gelen guzâta yigirmişer altun ihsân edüp giderek Nâka boğazı kumsalına varıldıkda,
EÇS IX Y269b–Y270a
Akabetü'l-Rimâl derler bir kum deryâsıdır ve gâyet enişdir. Niçe yüz develer feryâd ederek Y 270a kalup bâr-ı eskâllerin gayri yedek cemâllere tahmîl edüp yine ol mahalde,
EÇS IX Y270a
Evsâf-ı [[(---) (---)]]: Bu kûh-ı bâlâya Nâka kayası demenin vech-i tesmiyesi oldur kim Hazret-i Sâlih bu mahalde sâkin idi. Semûd kavmine ba‘s olunmuşdu (---) (---). Da‘vetin aslâ kabûl etmezlerdi. Bir gün cümle münkirîn bir yere gelüp,
EÇS IX Y270a
"Yâ Sâlih, eğer şu yalçın kayadan bize köçeğiyle bir dişi nâka (---) (---) (---) cümlemiz südüyle kifâflanalım ve sana îmân getirelim" dediler.
EÇS IX Y270a
Hazret dahi Cenâb-ı Bârî'ye niyâz edüp murâdları üzre (---) (---) (---) deve köçeğiyle zâhir oldu. Ve otuz sene sahrâda otlayup cümle halk südün sağarlardı. Ve yine bir kimesne îmâna gelmeyüp Q 112b dişi deveyi katl etdiler. Ve köçeği bi-emrillâh tulû‘ etdüği kayaya girüp ra‘d-vâr gürledüğünden Cenâb-ı Bârî ol köçekden bir sayha-i sâ‘ika çıkardı kim her kim işitdi ise ol sayhadan zehreleri çâk ve cân ber-cehennemest dâr-ı karârları zîr-i hâk oldu. Nâka kayası demenin sebebi oldur. Cemî‘i kütüb-i tevârîhde bu hikâye tafsîlen tahrîr olunmuşdur.
EÇS IX Y270a
Ancak bu kayadan yine ol sadâ istimâ‘ olunur. Ba‘zı develer ol sadâyı işidüp anda kalırmış dedüklerinde bu mahalle gelmeden cümle toplar ve cemî‘i tüfeng-endâzlar ol kaya mahalline varup hâzır oldular. Hakîr dahi ol asker ile at sürüp ol zıyk mahalle bile vardım. Hakkâ ki Yed-i Kudret ile halk olunmuş bir yalçın dağlardır kim zirve-i a‘lâsı ebr-i nîlgûn içinde cânibeyni şâhîn ve zağanos âşiyânlı kırmızı mehîb kayalardır kim gören benî âdemin aklı perîşân olup "Sübhâne'l-Hallâku'l-Bâkî" der.
EÇS IX Y270a
Bu kayaların mâbeyne-hümâsı kâmil elli adım bir enli yoldur. Zamân-ı kadîmde bu kayalar mâbeyninde kapu var imiş, zîrâ Mısır'dan tâ Hicâz'a varır. Bu dağlar sedd olmuşdur, gayri yerden usret ile güzer olunur. Ve bu kayalar eyle mücellâdır kim bir tuyûr ve bir zenbûr tırnak ilişdirecek yer yokdur. Ancak Hazret-i Cibrîl-i Emîn taraf-ı Hak'dan nâzil olup Medîne tarafına ol kayadan giderken yolun sol tarafındaki kayaya bir kanat urup iki şakk edüp "Yâ cibâle ıhfız hâzihi nâkatullâh" deyince kaya iki pâre olup devenin köçeği içeri mağârada kalup hâlâ mübârek kanadıyla kayayı şakk etdüği zâhir ü bâhirdir.
EÇS IX Y270a
Zemînden bir âdem kaddi bâlâdadır. Hakkâ ki Yed-i Kudret ile ol kaya muttasıl olmuşdur kim akıl ermez. Bu kayanın bundan gayri rahnedâr yeri yokdur. Anıniçün Rûm kavmi bu kayaya Köçek kayası derler.
EÇS IX Y270a
Ve Hazret-i Sâlih asrında yine Ka‘be-i şerîf farz idi. Bu mahalden cemî‘i huccâc ubûr edicek Hazret-i Sâlih'in deve köçeği feryâd etdüğin huccâc develeri istimâ‘ edüp niçe bin deve kalırmış. P 113b
EÇS IX Y270a
Ba‘dehu Hazret-i Sâlih'den sünnet kalmışdır kim hâlâ bu mahalden ubûr eden huccâc "Köçek sadâsını develerimiz istimâ‘ etmesinler" deyü feryâd ederler.
EÇS IX Y270a–Y270b
Ammâ bizim huccâc dahi bu mahalle geldiklerinde azemetullâh kâmil cümle huccâcın nihâyeti Y 270b üç sâ‘atde ubûr ederken asker-i İslâm içinden bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu kim zemîn ü âsumân dir dir ditredi. Ve niçe kerre yüz bin tüfeng ve beş yaylım toplar atılup gûyâ cemî‘i dağlar pâre pâre oldu. Tâ cümle huccâc ubûr edince bu hây hûy vâveylâ ve debdebe velvele sadâsı munkatı‘ olmadı. Yine böyle hengâme mâbeyninde semîn ü şâtır develerden yetmiş seksen deve kaldıkda deve sâhibleri eydir:
EÇS IX Y270b
"Kayada köçek deve sadâsın işitmişlerdir. Artık bu develerden bize fâ'ide yokdur" deyü huccâcın nihâyetinde paşa geldikde paşa uğruna cümlesin kurbân etdiler. Ve tarfetü'l-ayn içinde lahmin yağmâ etdiler.
EÇS IX Y270b
Ve bu mahalden Hüseyin Paşa hazretleri bu kadar deryâ-misâl asker ile ve bu debdebe-i tantana ile ubûr edince cümle çöl Urbânı aşkıyâlarına câsûslar gidüp cümle Bağdâd çöllerine ve Tâ’if yollarına pârekende ve perîşân oldular.