İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS IX Y270b
Andan Nâka boğazın ubûr edüp Mekke ve Medîne hudûduna kadem basdık. Nâka boğazından şimâle şâm hudûdudur, tamâm oldu. Hakîkatü'l-hâl Nâka kayası hudûddur, zîrâ şâm'dan 19 konak bu mahalle gelince yokuşa meyyâl gidilirdi. Ammâ Nâka kayasından cânib-i kıbleye enişe meyyâl gidilirdi. Hakkâ ki Nâka kayası a‘lâ hudûddur. Selefde Mısır pâdişâhları bu mahalle bir demir kapu yapup hudûd etmiş. Hâlâ yine Mısır hudûdudur. Zîrâ Mısır'a kankı pâdişâh mutasarrıf ise Mekke ve Medîne dahi anın hükmündedir. Zîrâ Mısır'dan Süveys deryâsı ile Mekke iskelesi Cidde'dir. Ve Medîne-i münevvere iskelesi Yenbû‘'a bin mîl bir körfez şab deryâsıdır kim Mekke ve Medîne'ye gılâl Mısır'dan bu deryâ ile gelüp ganîmet eder. Eğer Mısır olmasa Hicâz ve Tâ’if kavmi cû‘dan helâk olurlar.
EÇS IX Y270b
Ammâ sene 26 târîhinde Mısır Rûm elinde idi, Mekke ve Medîne'ye gılâl gelmezdi, zîrâ Mekke ve Medîne'ye Zengîler müstevlî olmuşdu. Ve ol asırda Dârâ şâh Bağdâd pâdişâhı idi. İki kerre yüz bin asker ile Mekke üzre gelüp cümle Zengîleri dendân-ı tîgden geçirüp arz-ı Hicâz'ı feth etdi. Ba‘dehu Bağdâd'a varup Basra ve Lahsa ve Ummân ve Hille ve Kûfe ve Cevâzir ve Musul'dan niçe kerre yüz bin deve cem‘ edüp Mekke ve Medîne'ye beher sene zahîre gönderirdi. Hamd-i Hudâ Mekke ve Medîne zamân-ı câhiliyyetden beri kefere eline girmemişdir ve girmez de. Ammâ sâ'ir mezâhib-i muhtelife kavmi ellerine girmişdir. Allâhu ta‘âlâ hıfz ede.
EÇS IX Y270b
Ezîn-cânib mezkûr Nâka kayası hudûdundan içeri kadem basan huccâc atından ve devesinden enüp piyâde olup du‘â:
EÇS IX Y270b
"Bismillâhirrahmânirrahîm. Allâhümme sebbit kademî alâ tarîkı'l-Arafât ve a‘tınî bi-sıhhati'l-ebdân" deyüp iktidârı olduğu mertebe piyâde yürüye.
EÇS IX Y270b–Y271a
Ba‘dehu süvâr olup Nâka Y 271a kayasından kıbleye bir sâ‘at eniş aşağıca kumsal yer ile ubûr edüp tâ şakku'l-Acûz'dan 18 sâ‘atde,
EÇS IX Y271a
Evsâf-ı şehr-i kavm-i Semûd ya‘nî menzil-i Ebyâr-ı Sâlih
EÇS IX Y271a
Ka‘be hudûdudur. Bir sahrâ-yı çemenzârın cânib-i erba‘ası birer konak yer ihâta eder. Dağıstân ve sengistânın tâ ortasında yedi şehr-i azîme var imiş. Hâlâ âsâr-ı binâdan ba‘zı yerleri âşikâredir ve bu yedi şehir birbirine karîbdir. Hâlâ âsâr-ı binâdan ba‘zı yerleri âşikâredir. Ve bu yedi şehir birbirine karîbdir ve hâlâ bâğ u bâğçeleri ma‘mûrdur. Ve niçe bin yerde çâh-ı mâları vardır. Birer âdem kaddidir, ammâ âb-ı zülâlden nişân verir kuyular olduğundan bu mahalle Ebyâr-ı Sâlih derler ve Hazret-i Sâlih'in şehirlerindendir.
EÇS IX Y271a
Âb u havâsının letâfetinden gûnâ-gûn alefzâr yerleri vardır. Ve her sene niçe yüz bin Urbân bu yedi şehrin vîrânesinde amâr kalan hânelerinde meks edüp bâğ u bâğçesin tîmâr edüp müsmirâtını tenâvül etdikden sonra beriyyeye tayy-ı mekân ederler. Ve bu mahalde vîrân olan şehirlerin birine,
EÇS IX Y271a
Vâdi'l-atîk derler. Cânib-i erba‘ası hurmâ bâğçeleridir. Kendi bitüp kendi yeter ammâ bunda olan rutab-ı cenî meğer Bağdâd'ın hastâvî hurmâsı ola. Mevsiminde Urbân gelüp zevkin ederler. Ve bu mahalle karîb bir şehir dahi vardır.
EÇS IX Y271a
Vâdî-i Safrâ derler. Bunda dahi bâğ u bâğçe ve besâtînler firâvândır. [Ve] hâne-i vîrânelerine Urbân eşirrâsı gelüp meks ederler. Kesret-i hurmâ ile ârâste ve mezâri‘-i dilküşâ ile pîrâste bir şehr-i harâbdır. Cümle simârın Urbân tenâvül ederler. Ammâ âbâ ve ecdâdlarından kalmış milk-i mevrûsları olmağın gayri Urbân müdâhale edemezler. Ancak mahsûl zamânı gelüp mutasarrıf olurlar. Ve yine bu mahalle karîb,
EÇS IX Y271a
Kal‘a-i Vâdi'l-Kurâ: Bu dahi Semûd kavmi binâsıdır. İki cibâl-i müntehânın mâbeyninde bir atîk kal‘a-i bâlâdır. Cümle hâneleri seng-i hârâdan oyulmuş gâr-ı musanna‘lardır.
EÇS IX Y271a–Y271b
Ve bu harâbe şehirlerin sahrâsı etrâfında sun‘-ı Hudâ ve ibret-nümâ kayalar var kim misli ne Kürdistân'da ne Hakkâri ve Nahcivân'da ve ne Manya ve Alman'da böyle bir sun‘-ı aceb ibret-nümâ-yı garîb dağlar görmedim. (---) (---) (---) "Sübhâne'l-Hallâk" deyü engüşt ber-dehen eder. Zîrâ bu dağların kimisi servi gibi serâmed kimi evc-i semâya ser çekmiş ve kimi surâhî kabak-misâl ve kimi burc [u] bârûlu kal‘a-misâl ba‘zısı aşağı sernigûndur, âdem bakmağa havf eder kim (---) (---) görenler yanından acele ile güzer ederler. Ve ba‘zıları ejderhâ-misâl ve kimi esed-misâl ve kimi keştî ve niçesi kûh-ı Bîsütûn gibi altı boş asker geçer ammâ âdemin aklı gider. Gûyâ bir mu‘allak sahra-i mu‘allâkdır. Ve kimi hücre hücre ve kimi göz göz Tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir. Ve ba‘zısı fîl hortumu gibi birbirlerine uzanmış ammâ mâbeynlerinde bir vâsi‘ fezâ var, altından ubûr eder. Hâsıl-ı kelâm bu kûh-ı ibret- Y 271b nümûnlara im‘ân-ı nazarile nazar eylesen Hallâk-ı (...) âlî âlem ne idüğin fehm ederdin. Ve bu cibâllerin zemîni sâfî sâ‘at kumudur Q 113a ve gâyet rakîkdir. Hikmet-i Hudâ bu rimâl içre deryâya müta‘allık olan hayvânâtlardan balık kemikleri ve yengeç ve kerevit ve pağurya ve ıstakoz ve midye ve istiridye kabukları vardır. Bu ecnâs-ı mahlûkât ise deryâda olur. Bundan anlanan oldur kim zamân-ı kadîmde bu mahaller deryâ imiş. Hattâ hakîr bir tevârîh-i Yûnâniyân'da gördüm İskender-i Zülkarneyn Sebte boğazın açmazdan evvel bu şâm ve Mekke ve Medîne çölleri cümle deryâ imiş. İskender Sebte boğazın kat‘ edicek Bahr-i Rûm Bahr-i Muhît'e akup bu mahaller çölistân olmuşdur. Ve akla mülâyimdir kim bu kayalara temevvüc-i deryâ ura ura hâk-i amber-fâmı gidüp yalçın kayalar kalduğu deryâ tellatumu alâmetidir.
EÇS IX Y271b
Ol deryâdan ancak Habeş'in Zeylâ‘ tarafından Yemen'in Tağâr benderi mâbeyni iki yüz mîldir. Küşâde hevâda Yemen dağlarından Habeş, Habeş cibâllerinden Yemen nümâyândır. Bu boğazdan içeri Bahr-i Kulzüm tâ Mısır kurbunda bender-i Süveys'e varınca tûlu bin mîl bir acı zehr-i mâr deryâdır. Bahr-i Muhît'den bir koldur. Süveys benderinden bir âdem murâd edinse zevrak ile tâ Hind'e ve Sind'e gider. İşte mâ-tekaddem Ka‘be çölleri deryâ iken kuruyup ancak bu mezkûr P 114a Süveys deryâsı kalmışdır. Âye[t]: Arapça
EÇS IX Y271b
Ezîn-cânib Ebyâr-ı Sâlih nâm mahalde vakt-i asra dek rada edüp bu seyr [ü] temâşâları edüp kûs-i rıhletler çalınup yola revâne olup bir hatve mikdârı gidüp yine evc-i semâya ser çekmiş ibret-nümâ kayalar içre giderken,
EÇS IX Y271b
Vâdî-i sâlis şehr-i Hazret-i Sâlih
EÇS IX Y271b
Hazret-i Hûd ve Hazret-i Sâlih ve Hazret-i Semûd ve Hazret-i Kaffâh bunda sâkinler idi. Ve Semûd kavmine ba‘s olunmuşlar idi. Huccâcın önünden nihâyeti ubûr edince yetmiş seksen salt atlı refîk-ı yâr-ı muvâfık ile bu şehri seyr [ü] temâşâ eyledik. El-azemetü lillâh bu kûh-ı bâlâları kehf-ender-kehf gâr-ender-gâr edüp eyle sarây-ı âlîler ve kâ‘a-i azîmeler var kim bu ibret-nümâyı bir diyârda temâşâ etmedim.
EÇS IX Y271b–Y272a
Âd ve Semûd kavmine seng-i hârâlar bi-emrillâh müsahhar imiş kim böyle seng-i hârâları kalem tırâş ile peynir keser gibi kesüp mezkûr gârların der-i dîvârlarına ve revzen ü tâklarına ol kadar emek sarf edüp hûrdegîrlik etmişler kim gûyâ hıtâyî kâğıdda Fahrî oyması gibi nükûş-ı garîbe oymuşlardır. Ammâ hikmet-i Hudâ her bir hânedânın kayası başka başka yaradılmış. Herkes birin oyup vatan edinmiş. Ve her birinin mâbeyninden yol geçer kumsal yollardır. Bu râhlara nâzır kat-ender-kat hücreler ve gûnâ-gûn maksûreler vardır. Ve dîvânhâne ve zîr-i zemînler var kim her birine biner ikişer biner benî âdem sığar. Ol çölistânın şiddet-i hârında içine dâhil olduğumuzda gûyâ Bağdâd-ı behişt-âbâd Y 272a serdâblarına girmişe döndük. Ve gûnâ-gûn kapular oymuşlar kim kapunun cânib-i erba‘aları kat-ender-kat zıh-ender-zıh hurde rûmî ve eslimî ve şükûfeler ile ârâste atebelerdir kim hâlâ asrımızın üstâd mermer-bürleri tîşe ve nevregân ve tilismân urmağa kâdir değillerdir. Meğer diyâr-ı Rûm'da Atina şehrinde Sultân Mehemmed câmi‘indeki mermerlerin musanna‘âtı ola.
EÇS IX Y272a
Ve bu şehrin kapuları üzre birer ikişer satır İbrî ve Süryânî lisânı üzre târîhleri mastûrdur. Mümkin olduğu mertebe ol hatlara nazar eyleyüp nakş almışızdır. İnşâallâh bu müsevveddâtımız tas[h]îha geçdikde tahrîr olunur. Ve ba‘zı kapuların atebe-i âlîleri üzre mehîb iki cenâhlı kuş timsâlleri yâhûd ucbe-likâ dîv sûretleri tasvîr olunmuş. Ve'l-hâsıl her birinde birer ibret-nümâ âsârlar vardır. Eğer manzûrumuz olduğu mertebe tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur.
EÇS IX Y272a
Ve hakîr bu gârlar içre girüp niçe serdâblar vardır, anlarda yığın yığın benî-âdem na‘şeleri cildleri üstühânlarına sarılup kadîd kalmışlar. Başları Adana kabağı kadar ve kadleri yedişer sekizer zirâ‘ na‘şelerdir. Ve ba‘zısı çürüyüp ikişer üçer arşın incik kemikleri var. Ve'l-hâsıl ibret-nümâ şehir imiş.
EÇS IX Y272a
Ammâ bu ahâlî-i şehir Hazret-i Sâlih'in dişi ibilini katl eyleyüp bir âdem îmâna gelmediğinden Cenâb-ı izzet tarafından bir sayha zâhir olup bu halkın îmâna gelenden mâ‘adâsı ol sayhadan helâk olurlar. Ve Hazret-i Allâh Cibrîl'e emr edüp kanadıyla bu şehri ka‘r-ı zemînden kal‘ edüp hevâya ref‘ edüp yere eyle urur kim hâlâ bu zikr etdiğimiz münakkaş ibret-nümâ zer-ender-zer sarâyların niçe bini zîr ü zeber ber hâk-âlûd olup yatır. Cümle kapularının atebe-i süflîsi ulvîdir. Ve cümle tâkları mün‘akis ber-zemîndir. Ba‘zısı aslâ münkesir olmayup altı üstüne gelmişdir. Nice ta‘bîr ü tavsîf edeyim kim kahr-ı Hudâ isâbet etmiş, takrîri mümkin değildir. Ammâ ba‘zı görüp temâşâ etdiğimiz ma‘mûr hâneler Hazret-i Sâlih'e ve gayri peygamberlere îmân getirenlerin hâneleridir. Hattâ bir tûlânî kaya içre bir ma‘mûr sarây-ı gârın üzerinde,
EÇS IX Y272a
Ziyâret-i Hazret-i Semûd ibn (---): Ömreş (---) sene. Hazret-i Sâlih'in karındaşıdır ki hakkında âye[t]: Arapça . Merkad-i şerîflerinin kaddi yetmiş adımdır. Hattâ bir kerre asel-i zenbûr kabr-i şerîfi içre tavattun edüp asel ihdâs eylemişler. Urbânlar kabrinin bir cânibin keşf edüp bal almak kasd edince cümlesi helâk olurlar. Ol mahalde medfûnlardır. Ve bu mahallin temâşâların ubûr ederek bin adım dahi gidüp anda,
EÇS IX Y272a–Y272b
Kal‘a-i Dûte'l-Cezel: Bir cibâl-i âlînin zirve-i a‘lâsında yine taşdan oyulmuş bir hisârdır. Ammâ teng mahal olmak ile temâşâ etmedik. Allâhü a‘lem içinde âdemî zâdı yokdur. Ammâ tahtında bir ma‘mûr hurmâ bâğlı belîde-i ma‘mûresi var. Ana, Karye-i Cezle derler. Bu kurâyı dahi ubûr Y 272b edüp tâ Ulâ'ya varınca böyle yalçın dağlar ve ibret-nümâ temâşâlardır. Anda Ebyâr-ı Sâlih'den 5 sâ‘atde,
EÇS IX Y272b
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-i Ulâ
EÇS IX Y272b
İbtidâ bu şehri Hazret-i Hûd binâ etdi, Ebyâr-ı Sâlih yanındaki şehri mezkûr Nâka kayasındaki köçek sayhasından şehri harâb olup bu Ulâ şehrin Hûd Nebî binâ etdi. Ba‘dehu sene 358 târîhinde Âl-i Fâtımiyyûn'dan Halîfe Mu‘izzüddîn Mısır hâkimi iken bu kal‘ayı müceddeden binâ edüp şehri amâr etdi. Hâlâ Mısır eyâleti hükmünde şerîfin zabt-ı tasarrufunda Medîne-i münevvere mollâsının niyâbeti hükmündedir.
EÇS IX Y272b
Kal‘ası iki tarafı yalçın kayalı derenin ortasında bir sivri cebel-i sağîre üzre şekl-i murabba‘ bir küçük sengîn bünyâd kal‘acıkdır. Kulu ve neferâtı Arabdır, ulûfeleri yokdur. Ve cebehâne ve topu ve tüfengleri dahi yokdur. Kal‘a içinde ancak on hânesi var. Ammâ taşra varoşu bir vâsi‘ çemenzâr dere içre yedi yüz aded toprak örtülü ma‘mûr u müzeyyen hâneleri cümle kal‘a-misâl dîvârı metîn evlerdir. Ve halkı cümle Mâlikiyyü'l-mezheb lecûc kavmi vardır. Ve her hânelerinde birer âb-ı hayâtlı bâğ [u] besâtînli (---) (---) cennet bâğlarıdır. Bu belîde içre olan elif hurmâsı Mısır'da ve Sa‘îd'de ve Elvâhât'da olmaz. Gâyet latîf (---) (---) (---).
EÇS IX Y272b
Ve bu şehir içre bir âb-ı hayât-ı cânfezâ cereyân eder kim cümle huccâc nûş edüp tâze cân buldular. Bu ayn şehrin cümle bâğ [u] bâğistân [ve] gülistânının tûlu bir sâ‘atlik yerdir. Âdem kellesi kadar ekşi ve lezîz limonu ve turuncu ve kebbâtı olur. Ve Cenâb-ı Bârî (---) (---) (---) iki ayda bir buğday hâsıl olup mahsûl alurlar. Ahâlî-i vilâyet Hazret-i Hûd'un mu‘cizesidir derler. Ve bir latîf (---) (---) (---) muhtasarı yokdur. Lâkin cümle ahâlî-i beledin pîr ü cüvânı ve pençe-i âfitâbesi merâlî ve gazâlî Yed-i Kudret ile mükehhal gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü sittîleri meydân-ı mahabbete çıkup yetmiş bin nâz [u] cünbüş ile kâlâ-yı metâ‘ların bey‘-i Q 113b men-yezîd edüp huccâcı ganîmet ederler. Ve cümlesi siyâh izâr bürünürler. Bu bâzâr içre altun ve maksûs paradan gayri bir şey râyic değildir.
EÇS IX Y272b–Y273a
Ve halkı gâyet akûr tabî‘at ve âsîlerdir. Huccâc-ı müslimîne Karamanî yâ kara îmânî ve Evlâdu'n-nasârâ deyü sebb ederler. Ehl-i beledden bir fellâh Arab gayri zamâna kıyâs edüp bir garîbi "Gel beksumât al" deyü hânelerinin içine korlar. Fakîr garîb dahi belinde kemerinden altunların çıkarırken derhâl kapadup başın bir kaç yerden vetâh ederlerken meğer civârında dahi eyle huccâclar var imiş. Anlar Evrâm âdemi sadâsın istimâ‘ etdikleri gibi taşra çıkup ol hâneyi basup cümle kâtilleri kayd-bend P 114b edüp mecrûh kimesne ile paşa huzûruna getirüp birin katl etdi, yedisin haps edüp şeyhü'l-beled'i ve on iki Y 273a bî-beled zinâ-yı veledi dest ber-kafâ haps edüp,
EÇS IX Y273a
"Bu şehirde bir gün oturak, turakdır" deyü nidâlar olundu.
EÇS IX Y273a
Ve "Herkesin hânesindeki metâ‘ın sûk-ı huccâca çıkarmazsa kellesi galtân olup mâlı gâret olunur" deyü fermânlar sâdır olunca el-azametü lillâh cemî‘i sokaklarda beksumât ve sâ’ir me’kûlât dağlar gibi yığılup ikişer pâreye at ve deve yemi ve bir rub‘a bir koyun oldu.
EÇS IX Y273a
Ve etrâf nevâhîlerden on bin salma develer gelüp huccâcın za‘îf cemâllerin bırağup kirâları ile yeni develer dutdular. Ve bir kaç âdemi getirüp serâperde önünde biner deyenek urdular. Ve kânûn üzre emîr-i haclara bin at yemi verirler imiş. Anı edâ edüp Hüseyin Paşa'ya dahi bin erdeb bakla ve şa‘îr verdiler. Ve bin erdeb dahi Müzeyrib huccâcının temessükâtları mûcebince fûl ve şa‘îr verdiler. Ve paşaya iki yüz deve kirâsıyla verdiler. Vakt-i gurûb oldukda alay çavuşları cümle agavâtlara tenbîh edüp,
EÇS IX Y273a
"Her kim bu gece çadırından bir şey serîka etdirilirse bilmiş olsun esvâbdan çıkdığından mâ‘adâ dişden tırnakdan çıkar, gâfil olman" deyü tek’îd olundu.
EÇS IX Y273a
Ve ol gece paşa yedi yere bin âdem pusuya kodu. İşte nısfu'l-leyl ki tamâm oldu, garîb huccâc şâm'dan berü hâb-ı râhatı görmemiş âdemler menâm-ı Ashâb-ı Kehf'e varınca Urbânın kara hırsızları kol kol dere ve depelerden ve belîde içinden kemendleri ile yürüdüler. Hemân ki orduya dâhil olunca kemîngâhlardan sekbân ve sarıca bahâdırları sarıca arı gibi sarılup hırsızları kemendleri ile kayd-bend edüp paşa huzûruna getirdiklerince emân vermeyüp şirp kelle ve paf gevde ederlerdi. Bir dahi bir hırsız ordu içinden bir yük esbâb ile taşra çıkarken anı dahi dutup kayd-bend etdiler. Meğer bir huccâcın şâmlı akkâmı imiş, anı dahi katl edüp esvâbları gırârıyla sahîbine teslîm eylediler.
EÇS IX Y273a
Netîce-i kelâm sabâha dek on bir harâmî katl olunup ba‘zısın paşa huzûruna getirmeyüp garîb yiğitler kelepürlerin derelerde katl eylediler. Ertesi meks olunup cümle huccâc ve hayvânât tâze cân bulup ve cemî‘i zahâyirlerin tutup yine ol gece bu minvâl-i meşrûh üzre tenbîh olundu. Ammâ bir şey zuhûr etmedi.
EÇS IX Y273a
Ba‘dehu nısfu'l-leylde paşa Ulâ boğazı olan teng tar yerin giderken sağ cânibindeki yalçın kayalara beş bayrağile beş yüz yiğit gönderüp kemîngâhlarda âmâde oldular. Vakt-i şâfi‘îde nefîrler çalınup cümle huccâc ol dar boğazdan ubûr ederken hemân sağ tarafdaki kayalar içinden Ulâ Urbânı ve gayri beriyye Urbânı eyle kurşum urdular kim ta‘bîr olunmaz. Ammâ hamd-i Hudâ bir ata ve bir kaç huccâca ve bir kaç deveye isâbet edüp aslâ zarar olmadı.
EÇS IX Y273a–Y273b
Hemân paşa Y 273b tarafında olan gâziyânlar dahi atlarından ve heccânlarından enüp piyâde olup keçi kayaya tırmaşır gibi Urbânın ardı sıra kurşumlaşarak ceng ederken dağların verâsından nısfu'l-leylde pusuya giden bahâdırân-ı dilîrân bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup Urbân dönüp ardına bakup gördü kim enselerinden dal tîg-ı Dahhâk gelir. Aşağıdan dahi bu kadar tüfeng-endâz gelir.
EÇS IX Y273b
Ne çâre "Firâren an tevâli'l-kesürât" deyüp karârı firâra mübeddel edem sandılar. Ammâ Mısra‘:
EÇS IX Y273b
Neresi ya neresi cây-ı selâmet neresi
EÇS IX Y273b
mazmûnu üzre iki askerin miyânında kalup köpek cengi ede ede kırk kelle ve on bir dil getirüp cümlesi boğaz ağzında dendân-ı tîg-ı âteş-tâbdan hûn-âb nûş-ı nîş etdiler.
EÇS IX Y273b
Ve üç yüzden ziyâde ol sengistân içre tâvûsî heccânların ve küheylân hussânların ganîmet edüp her bir yiğit yigirmişer otuzar guruş ihsân ile behremend oldular.
EÇS IX Y273b
Ol mahalli dahi hamd-i Hudâ suhûletle ubûr edüp mehterhâne-i Âl-i Osmân'a darblar urılup Ulâ dağları güm güm ra‘d-vâr gürleyüp yalçın kayalı dereler ve ılgın ve muğaylânistân içre ve levzünnebî yiyerek ya‘nî peygamber bâdemi yerde bir karış alçacık ağaçlarda hâsıl olur, gâyet lezîz bâdemdir, anları tenâvül ederek 16 sâ‘atde,