EÇS IX Y346a
Ve İmâm-ı şâfi‘î Beyt-i şerîfin sağında zikri sebkat eden Ma‘cene nâm mahalde imâmet eder. İbtidâ bu mahfilden Bilâl-i Habeşî evlâdı ezâna şurû‘ etdükde ibtidâ mezheb-i İmâm şâfi‘î edâ-yı salât eder. Akîbince İmâm Hanefî andan İmâm Mâlikî andan İmâm Ahmed-i Hanbeli kılarlar.
EÇS IX Y346a
Ve bu makâm-ı şâfi‘î'nin altı âb-ı Zemzem kuyusu olmak ile bu kasırda bir delik vardır. Ol mahalde dâ’imâ bir kova âmâde durur. Her kimin murâdı âb-ı Zemzem nûş etmek ise ol delveyi mezkûr delikden resen ile sarkıdup âb-ı Zemzem kuyusundan su çeküp nûş eder ve bu kasır üzre olan cemâ‘ate bezl eder. Bir garîb tarz üzre tarh olunmuş mahfildir. Andan,
EÇS IX Y346a
Evsâf-ı Ayn-ı Cennet Bi’r-i Âb-ı Zemzem-i rahmet
EÇS IX Y346a
Bu zikr olunan makâm-ı şâfi‘înin altında çâr-kûşe bir binâ içinde vâki‘ olmuşdur. Cânib-i erba‘asında dörd aded revzenleri vardır. İkisi Beytullâh'a nâzırdır. Ve ikisi minber-i şerîfe nâzırdır. Ve bir kapusu var, Harem-i kebîr içinde şarka nâzır iki kanatlı bâb-ı sağîrdir. Bu kapunun kemeri üzre altun levhalı hatt ile bu târîh:
EÇS IX Y346a–Y346b
"Sultânü'l-berreyn ve hakânü'l-bahreyn kultü târîhahu bi-lafzı kad Y 346b benâ'z-Zemzem Mehemmed Hân, sene 1082" tahrîr olunmuşdur.
EÇS IX Y346b
Meğer bu bâb-ı sa‘âdeti Sultân Mehemmed-i Râbi‘ tecdîd edüp bu târîhi tastîr eylemişler.
EÇS IX Y346b
Ve Bi’r-i Zemzem bu binâ-yı âlînin ortasında vâki‘ olmuş, dehân-ı çâhda bir beyâz mermer ağızlıkdır. Kaddi bir âdem memesi kaddince bir büyük kuyu ağızlığıdır. Dâ’iren-mâdâr on iki âdem ihâta eder, kuyu ağzıdır. Ve bu kuyu ağızlığı dâ’iren-mâdâr demir belâzîkdir. Zîrâ bu âb-ı Zemzem halk olaldan beri şeb rûz niçe kerre yüz bin kova su çekilir. Böyle hadîd belâzîk olmasa kuyu ağzı pâre pâre olur. Ol ecilden dehân-ı çâh-ı Zemzeme demir ağızlık etmişlerdir.
EÇS IX Y346b
Ve bu ağızlık üzre dörd âdem çıkup demir kafeslere dayanup dörd yerden demir makaralar ile gece ve gündüz çatal kovalar ile âb-ı Zemzem çeküp huccâc-ı müslimîni saky ederler. Ve huccâc dahi âb-ı Zemzemi nûş edüp bu du‘âyı tilâvet ederler:
EÇS IX Y346b
"Allâhümme innî es'elüke ilmen nâfi‘an ve rızkan vâsi‘an ve şifâe min külli dâin ve min haşyetik" deyü safâ-yı hâtır ile şifâ niyyetine nûş edüp def‘-i atşân ederken üzerine dökerek ba‘zısı başından aşağı döküp fî'l-hâl şiddet-i hârdan libâsları yâbis olur.
EÇS IX Y346b
Ve subh [u] mesâ niçe kerre yüz bin gırba ve bardak ve cerre ve tulum ve kofa doldurmadadırlar. Ammâ bu âb-ı Zemzem-keşânlar kırk nefer elleri ve ayakları hınnâlı zeberdest Arablardır. Beher vakit dörder dörder gelüp âb-ı Zemzem çekerler. Her bâr dörd âdem tahammül edemez, gece ve gündüz nevbet ile çekerler.
EÇS IX Y346b
Hikmet-i Hudâ bilâ-hisâb bu kadar kerre yüz bin delve su çekilir. Bir katre eksilmez. Aceb âb-ı zülâl-i mâ’ü'l-hayâtdır. Niçe bin derde devâdır. Lâkin dünyâ suları lezzetinde değildir. Sehel şorcadır, ammâ nûş edenin demâğı müşk-i amber-hâm ile mu‘attar olur. Bir âdem on vukıyye nûş etse aslâ zarar isâbet etmez.
EÇS IX Y346b
Ve bu dünyâ sularının cemî‘isinde râyiha yokdur. Ammâ bu âb-ı Q 142a Zemzem'de vakt-i sabâhda gül râyihası müşâhede olunur, tâ vakt-i zuhura varınca. Andan vakt-i asra varınca benefşe şemm olunur. Andan gurûba dek yâsemen râyihası müşâhede olunur. Andan vakt-i ışâya dek kâdî râyihası müşâhede olunur. (---) (---) (---) leben-i andan vakt min hâlis râyihası müşâhede olunur.
EÇS IX Y346b
Hattâ bu hakîr âlem ağyârdan bî-haber iken vakt-i şâfi‘îde (---) (---) (---) (---) gördüm varırdım. Gûyâ kuyu bulamaç-misâl kaymağı gelmiş süd lezzetinde nûş edüp demâğım mu‘attar olurdu. (---) (---) (---) (---)
EÇS IX Y346b
Ve ve dahi kumkumalara doldurup cümle bilâd-ı İslâma teberrüken hedâyâ götürürler. Ve niçe kerre yüz bin (---) (---) (---) (---) vilâyet vilâyet götürürler.
EÇS IX Y346b–Y347a
Ve bu mâ-i tâhirin tabî‘ati balgamîdir. Safravî âdeme mu‘tedildir. Ba‘zı tabî‘ate tedrîc ile Y 347a kifâyet mikdârı nûş etse nef‘in müşâhede eder. Ammâ her şey'in kesret-i ekl [ü] şürbünde ve P 144a isti‘mâli çendân nâfi‘ değildir. Ammâ her ne niyyete nûş etsen bi-emrillâh fâ’ide müşâhede edersin.
EÇS IX Y347a
Hâsıl-ı kelâm cemî‘i emrâz-ı muhtelifeye devâdır. Hattâ şu‘arâ-yı bülegânın birisi Ka‘be-i şerîfe şikeste-hâtır varup âb-ı Zemzemden nûş edüp şifâ buldukda bu kıt‘ayı terennüm eder:
EÇS IX Y347a
Yekûlûne Leylî bi'l-ırâkı marîzatün,Fe yâ leytenî küntü tabîben müdâviyâ,Aleyye izâ lâkaytü Leylî bi-halvetin,Ziyâretü Beytillâhi riclâye hâfiyâ.
EÇS IX Y347a
Hakkâ ki bir âdem dürüst i‘tikâd ile nûş etse elbette şifâ bulması mukarrerdir, zîrâ mu‘cize-i Hazret-i İsmâ‘îl'dir. Hakkında niçe bin kîl [ü] kâller tahrîr olunmuşdur. Ammâ kavl-i sahîh oldur kim,
EÇS IX Y347a
Hazret-i İbrâhîm'in oğlu İsmâ‘îli âlem-i sabâvetde mehdde iken vâlidesi Hacer Ana İsmâ‘îl'i yere bırağup kendü işine meşgûl oldukda Hazret-i İsmâ‘îl bükâ edüp nem-i dîdeleri zemîne düşdükde nemden yem-misâl ayneyn eşkinden iki uyûn zâhir olup kavm-i Benî Cürhüm lisân-ı İbrîde bu uyûnlara Zemzem dediler. Ammâ kavl-i kavî oldur kim kaçan Hazret-i İsmâ‘îl âlem-i sabâvetde iken arz üzre hâk-âlûd olup hâb-ı nâzdan bîdâr oldukda debelenerek mübârek pây-i şerîflerinin ökçesiyle zemîni urdukda bi-emrillâh iki uyûn zâhir olup İsmâ‘îl'i gark mertebesinde etdükde İsmâ‘îl feryâd [u] figâna âheng eder. Derhâl Hacer Ana bükâ-yı İsmâ‘îl'i istimâ‘ edince Safâ ve Merve mâbeyninde sa‘y ederek gelüp görse kim İsmâ‘îl gark-ı âb oluyor. Bire meded cânım pâresi sana n'oldu, deyüp İsmâ‘îl'i dirâgûş edüp âb-ı Zemzem'in zâhir olduğuna bin bin hamd edüp ibtidâ Hacer Ana nûş edüp elhamdülillâh yerine lisân-ı İbrîce Zemzem deyüp du‘â etdikde,
EÇS IX Y347a
Hâzâ du‘â-i Hacer Ana zevce-i Hazret-i İbrâhîm ya‘nî ümmü Hazret-i İsmâ‘îl: {Du‘â gûyend lisân-ı İbrî berâ-yı âb-ı Zemzem:}
EÇS IX Y347a
Haban hu ja bij jemjembeni Allâhım bu Zemzem'den
EÇS IX Y347a
Jidej dersan flavarjacennetine niçe zamân ko yıllar ile
EÇS IX Y347a
Huj rivajı Jbaş ndajNûh ile tâc-ı nübüvvet ile îmân ver
EÇS IX Y347a
Tuj mja jlm jlm jida yz kılm jbadağ kadar garîk garîk cennet rahmeti ver
EÇS IX Y347a
Büraj fir flajriba flajribadertlerinden kurtar kurtar
EÇS IX Y347a
Tercüme-i lisân-ı İbrî: İlâhî bundan nûş eden tâ’ife-i nisvânı mahbûbe eyle ve hüsn-i hulk ver. Ve rahmetinle yarlığa kim âcizelerdir. Ve evlâdlarımdan içenlere tâc-ı nübüvvet ver ve garîk garîk rahmet eyleyüp cemî‘i derdlerine devâ ver, deyü du‘â eder. Hakkâ ki âb-ı Zemzem nisâ tâ’ifesine gâyet nâfi‘dir. Ve gâyet mahbûbe olurlar. Ve cümle zenânesi hüsn-i hulk ile meşhûre-i âlemdirler.
EÇS IX Y347a–Y347b
Ve her kim nûş ederse ta‘âm tenâvül etmiş gibi def‘-i cû‘ edüp tendürüst eder. Andan bu âb-ı Zemzemin cânib-i erba‘asın Hacer Ana türâb ile ihâta edüp bir halîc eder. Eğer Y 347b bügemese nehr-i azîm olurdu, derler.
EÇS IX Y347b
Andan Hazret-i İbrâhîm zirâ‘atden külbe-i ahzânına gelüp görse kim bir ayn-ı zülâl zâhir olmuş, nûş edüp hamd [ü] senâ edüp İsmâ‘îl'e hayır du‘â eder.
EÇS IX Y347b
Be-kavl-i müverrih-i âlem: Mekke-i mükerreme binâ olunmazdan evvel Cenâb-ı Bârî âb-ı Zemzemi ayân eyledi kim türâbı tîn etmeğe su lâzımdır. Ve ummâller dahi def‘-i atşân etmeğe su lazımdır kim âye[t]: Arapça dır. Anıniçün Cenâb-ı İzzet ol âb-ı Zemzemi halk etdi, derler. El-uhdetü ale'r-râvî. Niçe kîl vardır, ammâ, kâl-i kelâm-i Resûl-i Kerîm aleyhi's-selâm:
EÇS IX Y347b
Ve âb-ı Zemzem'in sağ tarafında taşrada dîvârına muttasıl Beyt-i şerîfin tuç tekerlekli nerdübânı anda durur Beyt-i şerîf açıldıkca Bâb-ı şerîf önüne koyup cümle huccâc andan çıkup Beyt-i şerîfe dâhil olurlar. Bu nerdübânın sağ cânibinde,
EÇS IX Y347b
Bâb-ı Selâm-ı Atîk: Mâ-tekaddem Harem-i şerîf tevsî‘ olunmazdan Harem-i şerîfin Bâb-ı Selâm'ı bu imiş. Ve etrâf-ı Harem zikri sebkat eden tuç direkler imiş. Ve hâlâ bu Bâb-ı Selâm bir eyvân kemeri-misâl bir tâk-ı âlîdir. Bir cânibi âb-ı Zemzem kasrıdır. Bir cânibi minber-i Resûl'dür kim Bâb-ı Selâm-ı atîkın sağ tarafında aslâ bir yere muttasıl değildir. Hemân büyük Harem-i şerîfin tâ ortasında bir beyâz mermer-i hâmdan bir musanna‘ minberdir kim misli memâlik-i İslâmiyyede yok bir surâhî minber-i lâtifdir kim ta‘bîr ü tavsîfinde lisân kâsırdır.
EÇS IX Y347b
Bu minberin bâlâsında çâr sütûn-ı mevzûn üzre bir serâmed sivri külâhı var. Ve tâ zirve-i a‘lâsında bir âdem kaddi bir alemi var. Minberin kubbe külâhı ve alemi eyle musaykal ve mücellâ altundur kim çeşm-i huccâc hîrelenüp "Sübhânallâh" derler. Hakkâ ki minber-i bî-hemtâdır.
EÇS IX Y347b
Ve her yevm-i Cum‘a makâm-ı hatîbin cânibeyninde yeşil sancaklar ile zeyn ederler. Ve iki kerre yedi aded minârelerde salâlar verildikden sonra cümle huddâm-ı Beytullâh tevhîd-i sultânî ile hatîb hazretlerini Kademü'n-Nebî kubbesinden çıkarup örf-i izâfetiyle vak‘ [u] vakârıyla boğazında ridâ-yı Muhammedî ile ve destinde şemşîr-i ateştâb ile hırâmânî reftâr ederek önünde alem-i Resûlullâh ile tevhîd ederek cümle hulefâları getirüp minber dibinde seccâdesinde karâr etdükde ezân-ı Muhammedî tilâvet olunup âb-ı Zemzem kasrından cümle mü’ezzinân,
EÇS IX Y347b
"Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin ve sellim" deyüp âgâze etdiklerinde sünnet-i Resûlullâh edâ olunup Hazret-i Bilâl-i Habeşî evlâdı şeyh (---) tasliye-i bülend-âvaz ile rehâ buldurup hatîb hazretleri elindeki seyf-i kâtı‘ı ile hatîb minbere çıkup hutbeyi tamâm edüp,
EÇS IX Y347b
Evvelâ Cenâb-ı Bârî'ye hamd [ü] senâ, sâniyen Hazret-i Risâlet'e salât [u] selâm, sâlisen Çâryâr-ı Güzîne tarziye, râbi‘an Âl-i Osmân'a du‘â [vü] senâ ederek,
EÇS IX Y347b–Y348a
"Hâdimü'l-Haremeyni'ş-şerîfeyn Y 348a mevlânâ Mülûkü'l-Arab ve'l-Acem es-sultân ibnü's-sultân es-sultân Gâzî Mehemmed Hân-ı Râbi‘ Fâtih-i bilâdi'l-Erdel edna'l-arzı'l-erzel ve fâtih-i Yanova ve fâtih-i Varat ve fâtih-i Uyvar ve fâtih-i Keçkıvar ve fâtih-i cezîre-i Ikrît" deyüp tâ fâtih-i Mısır Sultân Selîm'e varınca her pâdişâhı eyle ta‘rîf ü tavsîf eder kim bu evsâfı istimâ‘ eden kimesne Âl-i Osman devleti ne idüğin bilir.