EÇS IX Y375b
İmdi bu Müveylah'dan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile kumsal yerler ve câ-be-câ deryâdan ba‘îd taşlı yerler ile muğaylânlı ve misvâk ağaçlı ve baytarân ve zımrân çiçekli yollarda âdemin demâğı mu‘attar olarak 14 sâ‘atde,
EÇS IX Y375b
Menzil-i Uyûnü'l-kasab: Lisân-ı Arab'da şeker kamışı ırmağı demekdir yâhûd şeker kuyusu demekdir. Âb-ı hayât kuyuları vardır. Evlâd-ı Sâlih Nebî kabîlesi şeyhleri hükmündedir. Bir şey gâyib olsa anlara ilzâm olunur. Bunda bir sâ‘at meks edüp develere yemlerin verüp nefîrler çalınup vakt-i zuhurda yola revâne olundu.
EÇS IX Y375b–Y376a
Hikmet-i Hudâ tâli‘imiz bu hacc-ı şerîfde şâm yoluyla gidişimiz acele ile oldu. Edâ-yı hacc edüp avdetimizde dahi Mısır yoluyla yine aceleye düşdü. Meğer hakîkat şâm'ın gidişi cemî‘i zamânda acele imiş, dönüşü âheste âheste imiş. Ve şâmlı yigirmi gün Mekke'de on iki gün Medîne'de oturmak ne lütufdur. Ve sâ’ir yollarda dahi meks ede ede mâh-ı Mevlûd'de şâm'a dâhil olurlar. Ammâ Mısırlı Ka‘be'ye gidişde sekizer onar on beşer sâ‘at yol yürüyüp âheste âheste gidüp Mekke'de yigirmi beş gün meks edüp zevk [u] safâ ederler. Ammâ dönüşde on beşer on yedişer Y 376a sâ‘at giderek Medîne'de iki gün oturup acele ile iki konağı ba‘zı mahalde bir ederek Mısır'a düşerler. Anıniçün huccâc mâbeyninde meşhûrdur kim "Mısır ile gidesin. şâmlı ile dönesin" derler. Hakîkat eyle gerek.
EÇS IX Y376a
Ammâ bu hakîr şâm'dan acele ile gidüp Mısır'a acele ile geldik. Ammâ hamd-i Hudâ zevk [u] safâ ile gidüp geldik. Ammâ Mısır huccâcının bir ey hâli vardır. Evkât-ı hamsede delîllerin P 154b ellerinde sâ‘atleri vardır. Hemân ki vakt-i salât oldukda eğer dere ve eğer depe her nere ise enüp cümle develeri çökerirler, ana rada ta‘bîr ederler. Cümle huccâc edâ-yı salât edüp develerine ve atlarına yemlerin ve aleflerin verirler ve kendüler dahi ta‘âmlar tenâvül edüp kâmil bir sâ‘at ârâm ederler. Ve mutantan kahveler nûş edüp niçe bin huccâc istirâhat ederler. Ammâ her gece ahşam namâzı radası ışâya dek yükler ile develeri çökerirler. Ve eyle uyurlar kim gûyâ "Mûtû bi-emrillâh" kabîlesinden olup Ashâb-ı Kehf gibi vâdî-i hâmûşâna varırlar. Ve efrâd-ı âferîdeden ve devâbb [u] cemâlden bir zî-rûh kalmayup rimâlistan içre zîr-i zeber olup hâb-ı nâz ile yatırlar. Zîrâ bu Mısır yolu gâyet emîndir.
EÇS IX Y376a
Ba‘dehu en ileride delîller bayrağın çeküp kûslerin çalup hareket edince tâ gerüde dündâr askerine varınca bir sâ‘atde haber varup anlar dahi hareket eder. Zîrâ Mısır'ın yolları dar boğazlar olmak ile iki katâr yanyana olduğundan huccâcın ibtidâsından intihâsına varınca bu senemizde tûlu seksen yedi derece idi. Zîrâ haccü'l-ekber senesi olmak ile huccâc-ı müslimîn çok idi.
EÇS IX Y376a
Ammâ bu rada ta‘bîr etdiğimiz istirâhatler şâm'ın gidişinde olmaz. Zîrâ dâ’imâ şâm yolu emn [ü] emân değildir. Arab aşkıyâsı firâvândır. Ammâ şâm yolu vâsi‘ yayla ve sahrâlı yollardır. Dörd katâr taht-ı revânlar iki cânibinde dörder katâr mahâfeler ve üç katâr sağında üç katâr solunda salma develeri gidüp bu şâm huccâcının sağın emîr-i hac Kudüs ve Nâbulus askeriyle kuşadup sol cânibin şâm askeri kuşadup gece ve gündüz giderler. Zîrâ konakları gâyet uzakdır. Hemân namâzların kılup yine giderler. Ammâ suları lezîzdir. Ve yolları sahrâlardır. Ammâ dönüşde anlar dahi rada ede ede giderlermiş.
EÇS IX Y376a
Ammâ Mısır yolları kayalı ve dereli ve depeli ve acı sulu yollardır. Ammâ emn [ü] emân vardır. Mısır huccâcın yedi bölük askeri kuşadup emîr-i hac kethudâsı ve Çerâkise askeri sağda ve emîr-i hac askeri ile dündâr ve sipâh ve gönüllü solda ve müstahfızân ve azebân ve topçıyân hazîne ve toplar ile cümle pür-silâh mîrî heccân ve kısrak develer üzre giderler.
EÇS IX Y376a–Y376b
Ve Ezlem Beği altı top ile akîb-i askerde Y 376b dündâr olarak gelirler. Mısır huccâcında Ezlem askeri gelmeyince gerüde dündârları yokdur. Ammâ şâm'ın dündârı mükellefdir.
EÇS IX Y376b
Ve Mısır askerinin ganîmetinden bir hüsn-i hâlleri vardır. Evkât-ı hamsede rada etdikleri mahalde cümle meş‘alleri çerâğân-ı cinân edüp nısfu'l-leylde âyende vü revendeyi kahveye teklîf edüp halka helvâlar ve şeker ve börekler ve fındık ve fısdık ve cevizler ve hurmâ ve leblebi ve kâkler ve akîde ve nebâtları eyle bezl ederler kim Hudâ âlîmdir halkın ekseri cebine şeker ve fındık doldurup yola revâne olduklarında eğlence olur. Ve menzil karîb ise bir sâ‘at yer kaldıkda Bedevî Urbânlarından İbn Halvân derler kırmızı şâllı kırk âdem vardır, bir mürtefi‘ yere çıkup,
EÇS IX Y376b
"Yâ huccâc! Elhamdü lillâh menzilü mübârek karîbün, berekâtu mâ kesîr" deyü nidâ ederler.
EÇS IX Y376b
Hikmet-i Hudâ bu nâdî bedevîlerin nidâsın cümle huccâc istimâ‘ edüp "Menzil karîb imiş" deyü şâd olurlar.
EÇS IX Y376b
Ammâ hikmet bundadır kim hemân ki bu nidâları cümle develer işitdikde bî-tâb [ü] bî-mecâl iken derhâl ejder-i heft-ser-misâl olup eyle giderler kim âdem piyâde kalsa akîblerince yetişmek muhâldir. Ammâ bu münâdîlerin nidâsından evvel Allâhu Ta‘âlâ alîmdir, bir kaç kerre vâkıf olmuşum, ba‘zı develer katârında bâr-ı sakîlile giderken muş muş uyuklayarak giderler. Ve benî âdemden meş‘alciyânlardan dahi arkasında on beş yigirmi vukıyye odunile ve ketifinde meş‘ali çıra ile çerâğân olarak anlar dahi hem gider hem uyur, aceb hikmetdir.
EÇS IX Y376b
Ammâ deveciler görürler kim develer pek uyur, bir muhâlif sengistân sa‘b yere geldikde "îdek îdek" deyü cemellere hitâb ederler. Derhâl şütürler hâbdan bîdâr olup ol sa‘b yeri mürûr ederler. Ve böyle sarp yerlerde cümle akkâm ve sakkâ ve meş‘alciyân deff [ü] kudümlerin çalarak elâ yansuru's-sultân deyüp el çarparak gûnâ-gûn şakalar ederek her gece böyle azm-i râh ederler.
EÇS IX Y376b
Ve eğer vakt-i sabâh karîb ise ol şeb-i zulmetde konağa varup konmazlar. Zîrâ gece karanlığında konarken asker içre bir vâveylâ vü vâveledâ kopup herkes kollu kolun bulmada ve ileri geri kalanlar katârın bulmada usret çekilmek mukarrer olduğundan sabâha karîb cümle develeri yükleriyle çökürüp rada ederler.
EÇS IX Y376b–Y377a
Ve gece menzil yerine varmadan bir şeyden dahi havf ederler. Gerçi Mısır'ın yollarında celâlîsi ve cemâlîsi ve havf şebhûn eder harâmîsi yokdur. Ammâ huccâc içinde olan deveciler ve akkâm ve kavvâs ve sakkâ ve mehterân ve meş‘alciyân hırsızları derdinden bâhusûs bârekallâh (---) (---) (---) Ezlem askeri ile gelen neşşâl u nassâb [u] vettâh harâmîleri eyledir kim her gece develeri yüküyle ve üzerinde hâb-âlud âdemiyle deveyi katârından kesüp alarga çeküp askerden taşra çıkarup deve sâhibin uykudan uyarup uryân edüp deveyi Y 377a yüküyle yudar. Ekseriyyâ gece karanlıklarında niçe niçe hasâretler olup niçe vâveylâ feryâd u figân vâveylâlar yükler soyarlar ve tarakalar kopar. Mısır yolunda bu ev hırsızlarından gayri havf yokdur. Gâyet ihtirâz lâzımdır el-ıyâzü billâh. Anıniçün Mısırlı gece konağa varmazlar. (---) (---) (---) yup (---) namâzından sonra ba‘zı bu menzilde kuşluk vaktinde konarlar. Eğer ileride menzil ba‘îd ise vakt-i zuhurda nefîrler çalınup azm-i râh eder. Eğer menzil Q 153a karîb ise vakt-i asırda nefîr-i rıhletler çalınır çalınarak çalalar bu minvâl-i meşrûh üzre kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Mısır'a dâhil olurlar.
EÇS IX Y377a
Hâsıl-ı kelâm menzil-i Uyûnü'l-Kasab'dan vakt-i asırda kalkılup yine cânib-i garba Bahr-i Kulzüm sâhilinde giderek deryâ içinde gûnâ-gûn cezîreleri seyr [ü] temâşâ ederek kâh kumsal ve kâh türâb ve kâh sengistân yollar ile 14 sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y377a
Menzil-i muğâyir-i Hazret-i şu‘ayb Nebî aleyhisselâm: Bir dereli ve depeli bir vasi‘ öz içinde hurmâlı ve bâğ u bâğçeli vâdîde huccâc-ı müslimîn meks ederler. Bu mahalden şark cânibine üç bin adım ba‘îd bâğ-ı İrem-misâl bir ma‘mûr kasabadır. Bir câmi‘i ve bir hammâm-ı muhtasarı vardır. Ve etrâfında ma‘mûr kurâlar dahi bî-hisâbdır. Ammâ cümleden bu Hazret-i şu‘ayb karyesi ma‘mûrdur. Ve cümle ahâlîsi Hazret-i şu‘ayb zürriyetinden geçinirler.
EÇS IX Y377a
Bu nâhiye Mısır hâkinde evlâd-ı Benî şâhin hudûdunda anların direğidir. Yollarda bir şey zâyi‘ olsa anlardan ilzâmdır. Ve bunda Hazret-i şu‘ayb'ın hânesi ve hurmâ bâğları içinde makâmı bir mağâradır. Ve dest-i şerîfleri ile kazduğu kuyuları hâlâ zâhir ü bâhirdir. Hattâ Hazret-i şu‘ayb'ın kerîmeleri koyun güderlerken bir kuyuya gelüp koyunlarına su vermek isterler. Ammâ kuyunun bir azîm taş kapağı var. Kaldırmağa iktidârları olmayup ol duhter-i pâkîze-ahterler âlem-i hayretde kalmışlar. Hikmet-i Hudâ Hazret-i Mûsâ âlem-i seyâhat içre bu mahalle gelüp ol bâkireleri bu hayretde görüp derhâl kuyunun üzerinden mezkûr taşı kaldırup Hazret-i şu‘ayb'ın cümle koyunların saky eder. Kızlar dahi hânelerine varup vâkı‘-i hâli pederine beyân ederler. Hazret-i şu‘ayb bildi kim ol taşı kaldırmak mu‘cize kuvveti ile olur. Tîz Hazret-i Mûsâ'yı bağrına basup ol bint-i mükerremenin birin Hazret-i Mûsâ'ya nikâh ile verüp Hazret-i Mûsâ niçe zamân Hazret-i şu‘ayb'ın dâmâdı olup Hazret-i şu‘ayb'ın koyunlarına çobanlık ederdi. Zîrâ Hazret-i şu‘ayb'ın niçe bin ganemleri var idi. Ve gâyet mün‘im peygamber idi. Ammâ anadan doğma a‘mâ idi. Bundan gayri a‘mâ peygamber gelmemişdir.
EÇS IX Y377a–Y377b
Hazret-i Ya‘kûb dahi a‘mâ idi. Ammâ iftirâk-ı Yûsuf aleyhisselâmdan hüzün-âlûd olarak a‘mâ olup on yedi seneden sonra ehl [ü] iyâliyle Hazret-i Yûsuf'a Mısır şehirlerinden şehr-i Feyyûm'a varup Hazret-i Yûsuf'un bağrına Y 377b bastıkda çeşm-i gazâlleri nâbînâ iken rûşen olup nûr-ı dîde ciğer-kûşesin gördü. Ammâ şu‘ayb Nebî rahm-i mâderden a‘mâ müştak oldu ve a‘mâ gitdi.
EÇS IX Y377b
Ve hâlâ bu karyede huccâc-ı müslimîne getirdikleri bir gûne hurde koyunlardır kim bir diyârın ganemine müşâbeheti yokdur. Rûm'un kıvırcık koyunu lezzetinde bir ta‘mı vardır kim gûyâ müşk râyihası vardır. Bir âdem bir koyun yese aslâ sıklet vermez, gâyet serî‘u'l-hazmdır. Bu kurâ halkı ol zu‘m üzrelerdir kim bu koyunlar Hazret-i Mûsâ'nın râ‘îlik etdüği koyunlar dölünden ola. Ve bu karyede,
EÇS IX Y377b
Ziyâret-i bintân-ı Hazret-i şu‘ayb: Hazret-i şu‘ayb'ın üç kızı bunda bir gârda medfûnlardır. Ziyâretgâh-ı huccâcdır. Ve bu karyenin cânib-i P 155a cenûbunda Bahr-i Kulzüm kenârında şehr-i Medyen derler bir şehr-i azîm vardır kim kadîm a‘sârda Mısır'dan büyük bir şehr-i ma‘mûre imiş. Hakîr an kasdın temâşâ etdim. Tâk-i Kisrâ-misâl kemerleri ve kubâbları ve kâ‘alarının hâlâ âsâr-ı binâları ve niçe bin sernigûn kâ‘im amûd-ı müntehâları zâhir u bâhirdir.
EÇS IX Y377b
Ve bu şehir kavmine Hazret-i şu‘ayb ba‘s olunup Hazret-i şu‘ayb'a îmân getirmediklerinden Cenâb-ı İzzet kavmin helâk edüp şehirlerin harâb etdi. Hazret-i şu‘ayb karındaşı Medyen bu şehirde sâkin olup binâ etdüğiyçün şehr-i Medyen derler. Âye[t]: Arapça âyetinden murâd şehr-i Medyen'dir. Bu şehir harâb olıcak Hazret-i şu‘ayb bürâderi Medyen ile bu şehre azâb nâzil oldu deyüp evlâd [u] ensâbı ile be-kavl-i Tevârîh-i Âzeryâ ibn Sâm eydir:
EÇS IX Y377b
"Hazret-i şu‘ayb Beyt-i Mukaddes'e gelüp hac edüp andan şehr-i Taberistân kurbunda Minye gölünün cânib-i cenûbunda karye-i Hattîn'de sâkin olup ba‘de'l-vefât yine anda bir kaya içre bir âsitâne-i azîmde medfûndur. Ammâ bu karye-i şu‘aybü'n-Ni‘am'da kızları medfûndur. Harem-i Resûlullâh olmak ile te’eddüben mağâranın dâhiline girmeyüp taşradan ziyâret ederler.
EÇS IX Y377b
Ve bu mahalde herkes çadırı önünde kuyular kazup âb-ı hayât sular zâhir olur. Dahi gayri yerlerde uyûn-ı câriyeler var. Ammâ çadırlar önünde ikişer üçer karış kazdıkda turna gözü aynlar hâsıl olur.
EÇS IX Y377b
Ve etrâf kurâlardan cümle fukarâ metâ‘ların ve bu karyeden me’kulât [u] meşrûbâtların ve âbdâr lezîz ineblerin getirüp huccâcı ganîmet ederler. Ve bu Mısır yolunda bu sudan lezîz su yokdur. Meğer mâ-i Za‘ferâniyye ola. Ammâ yoldan ba‘îddir. Ayn-ı Za‘ferâniyye derler Hazret-i Mûsâ koyun güderken mübârek dest-i şerîfleri ile kazmışdır, derler.
EÇS IX Y377b–Y378a
Ve bu şu‘aybü'n-Ni‘am'ın âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi ol kadar latîfdir kim kilk-i kalem parmaklarında ilikleri seyr olunur. Bu mahalde huccâc tulumların pür eyleyüp vakt-i Y 378a asırda kûs-i rıhletler çalınup yine cânib-i garba kâh sahrâ kâh kumsal misvâk ağaçları içre latîf şâhrâhlar ile 14 sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y378a
Menzil-i şeref-i Benî Atıyye: Hûd Nebî kızlarından Atıyye nâm bir duhter-i münevver-ahter sülâlesinden vücûda gelmiş kimesneler sâkin olduğundan kabâyil-i Benî Atıyye derler. On binden mütecâviz küheylân atlı Urbân'dır. Tâ şâm nevâhîlerine dek müstevlî olmuşlardır. Bu mahaller dahi anların direğidir. Taraf-ı pâdişahîden Benî Atıyye'nin atıyyesi vardır. Bir muğaylânlı ve misvâklı ve baytarân şükûfeli bir vâdîdir. Bu mahalde dahi Mısır'dan ba‘zı karşıcılar hedâyâlar getirüp huccâcı ganîmet ederler. Ve âb-ı hayât sular getürirler. Zîrâ bu menzilin suyu (---) (---) (---). Bu menzilden dahi kalkup ol gece leb-i deryâ ile ve gâhîce deryâdan ba‘îd çölistân ile 9 sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y378a
Menzil-i Zahrü'l-hımâr: Lisân-ı Arab'da Eşek Arkası demekdir. Hakîkatü'l-hâl bir kumsal sırt üzre niçe bin hurmâ ağaçları içinde kırk elli hâneli bir Arab kurâsıdır. Ve kuyuları acıdır, ammâ yine hayvânâta nâfi‘dir. Mısırlı Ka‘be'ye giderken bunda meks ederlermiş. Ammâ bu mahalde sehel istirâhat edüp yükler çözülmeden kalkup giderken leb-i deryâya gelüp mu‘tâdımız beher gün cânib-i garba gitmek idi. Bu kerre deryâ mâni‘ olup bir körfez sâhiliyle cânib-i şarka gitmek iktizâ etdi. Leb-i deryâ ile sarp taşlık yalçın kayalar dibiyle kâh cümle hayvânât deryâ içre yürüyerek cümle hayvânât ve benî âdem cânlarından bîzâr oldular. Ve iki konak yer olduğundan bî-tâb u bî-mecâl kaldılar.
EÇS IX Y378a
Cânib-i şarka kâmil bir menzil yer acele ile gidüp öyle radası oldu. Ve iki günden sonra varacağımız yollar bu körfezin karşu cânibinde dağları görünürdü. Ammâ Mısır'ın selef pâdişâhlarından Sultân Ferec ve Sultân Barkûk bu halîcin boğazın yedişer sekizer sene çalışup deryâyı toldurmuşlar kim huccâc-ı Mısır bu körfezi altı konak deverân etmede elem [ü] ıztırâb çekmesinler içün var kuvveti bâzûya getirüp himmet etmişler. Ammâ ol zamânda kârın âsân vechin bilmezlermiş. Ve ömr-i nâzenînleri vefâ etmeyüp mu‘attal kalmış. Ve boğazın iki tarafından biner arşın kadar sığ kumsal yerleri doldurmuşlar. Ortada yüz arşın tûlu ve on zirâ‘ umku yer kalmışdır.
EÇS IX Y378a–Y378b
Eğer mülûk-ı Âl-i Osmân Mısır vezîrlerinden birine fermân edüp hakîr mübâşir olup azîm mühimmâtlar ile varsam mezkûr boğazın iki cânibinde olan yalçın kayalara Kandiye kal‘ası lağımları gibi üçer dörder hazîneli lağımlar eyleyüp deryâdan tarafın gâyet metânet üzre bağlayup kara câniblerin zâ‘îf edüp âteş etdükde cümle dağı ve taşı iki cânibden deryâya döker idi. Aslâ develer ile derd-i ser Y 378b çekerek taş taşımağa hâcet yok idi. Ammâ selefde bu lağım ilminde mahâretleri Q 153b yok idi. Bu ma‘rifet Âl-i Osmân ile Venedik'e mahsûs bir kazâ-i âsümânîdir.
EÇS IX Y378b
Eğer bu körfezin boğazı Zahr-ı hımâr burnuna gelince deryâsı dolsa gelişde ve gidişde Mısır huccâcı altışar konak yakın olup meşhûr-ı âfâk olan berzah-ı musîbet-i Akabe'ye uğramayup ve kal‘a-i Akabe'ye dahi uğramayup doğru Zahrü'l-hımâr burnuna gelüp anda dahi konulmayup tokuz sâ‘atde şeref-i Benî Atıyye'de meks olunurdu. Bu minvâl üzre on üç konak Mekke yolu Mısırlıya yakin olup Medîne-i münevverede iki gün oturmakdan on iki gün şâmlı gibi oturmak mümkin idi ve Akabe konağı azâb-ı elîminden halâs olmak mümkin olurdu. Allâhü Ta‘âlâ bu hayrât-ı azîmi Âl-i Osmân'a müyesser ede. Âmîn yâ Mu‘în.
EÇS IX Y378b
Ba‘dehu Zahr-ı hımâr'dan kalkup vakt-i zuhurda rada etdiğimiz yerlerde dahi cânib-i şarka mezkûr körfez sâhiliyle giderken karşu tarafdan bir azîm müsellah ü müzeyyen asker zâhir oldu. Meğer Mısır'dan gelen karşucı Akabe askeri imiş. Anlar ile cümle huccâc görüşüp Zahrü'l-hımâr'dan 9 sâ‘atde,
EÇS IX Y378b
Menzil-i kal‘a-i Akabe: Sene (---) târîhinde Süleymân Hân binâsıdır. Bu kal‘aya dâhil olunca kal‘adan bir yaylım top ve bir yaylım tüfengler atıldı. Ve Akabe askerinden dahi bir yaylım tüfeng ve toplar atılup azîm şâdumânlıklar olup iki gün tekâ‘üd olunmak fermân olundu.
EÇS IX Y378b
Ba‘dehu kal‘anın ta‘mîr ü termîmine şurû‘ olunup cebehâne ve mühimmâtları görüldü. Süleymân Hân vezîri Makbûl ve Maktûl İbrâhîm Paşa Mısır'ın iç kal‘asında yedi kulle binâ edüp yeniçeri kodukda bu kal‘ayı dahi ol sene binâ etdi.
EÇS IX Y378b
Leb-i deryâya karîb bir alçak düz kumlu fezâda sengîn-bünyad bir metîn kal‘a-i ferâh-âbâddır. şekl-i murabba‘ dâ’iren-mâdâr dörd yüz adımdır. Ve sekiz kullesi ve garba nâzır bir demir kapusu üzre Süleymân Hân târîhi var. Kal‘a içinde bir câmi‘i ve bir hammâm-ı muhtasarı ve bir at değirmeni ve elli neferât hâneleri vardır.
EÇS IX Y378b
Ve Mısır müteferrikalarından dizdârı ve altmış merdüm-i hisârı vardır. Ammâ bu kal‘anın dahi handakı yokdur. Ve cânib-i erba‘ası hurmâ bağlarıdır. Ve cümle haymeleri önünde bi’r-i mâlar kazup birer arşında âb-ı zülâl sular zâhir oldu. Ve kal‘anın kıblesinde bir azîm kuyusu ve bürkesi vardır, gâyet âb-ı rakîkdir. Hevâsı dahi latîfdir.
EÇS IX Y378b–Y379a
Kal‘anın şarkında bir azîm ordu-yı bâzâr durur kim gûyâ Dolyan bâzârıdır. Ve cânib-i erba‘ası Benî şâhinli kabîlesi sâkin olmağile gâyet âbâdândır. Cümle Urbân ve tıflân [u] nisvân kâlây [u] metâ‘ların getirüp bey‘ [u] şirâ edüp ol kadar ganîmet olur kim ta‘bîr olunmaz. Ve Kudüs-i şerîfden ve Y 379a Halîlü'r-rahmân ve Nâbulus ve Aclûn ve Kâkûn ve Remle ve Gazze ve Mısır'dan me’kûlât u meşrûbât ve niçe bin deve getirirler kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS IX Y379a
Ve cümle huccâcın zebûn develerin değişdirüp Akabe'yi aşmağa dinc-â-dinc develer dutup âb-ı zülâl sular ve zahîreler yükledüp ikinci gün direk şeyhleri vesîle olup göç tablına turralar urulup ibtidâ toplar gider. Andan akabe başı P 155b çarkacı olup dündâr ile ileri gidüp yeniçeri ve azebistân ve sâ’ir asker ile mukaddem Akabe'ye varup Dîvdâr belinde çadırlar kurup cümle askeriyle pür silâh âmâde dururlar. İhtimâldir Akabe boğazın bir düşmen ala yâhûd ol teng [ü] târ yerde huccâc askeri ile ceng [ü] cidâl ola. Anların mâbeynini ıslâh içün ibtidâ Akabe askeri gider. Andan Emîrü'l-haccın bârhânesi ubûr eder.
EÇS IX Y379a
Evvelâ Akabe kal‘asından cânib-i şimâle leb-i deryâ ile bir sâ‘at kumsal yerler ile gidüp andan yine bir sâ‘at Küçük Akabe boğazı şâhrâh üzre azîm Ferhâdî kayalar var kim her hiri evc-i semâya ser çekmişdir, anları ubûr edüp yine develere enüp nısf sâ‘atde bu dereleri dahi güzer edüp andan ne‘ûzü billâh Büyük Akabe'ye urûc olunmağa mübâşeret olundukda azemetüllâh mahşerden bir nişân olup pîr [ü] cüvân, merdân ü nisvân, kebîr [ü] sıbyân cümle piyâde olup ol nâzenîn havâtînler yokuş yukarı bir şâhrâh ile yedi yüz yetmiş adımda Dîvdâr beli nâm mahalle urûc olurken bu yedi yüz yetmiş adım ulu yol ile giden âdemleri temâşâ etsen gûyâ bir adem oluğu evc-i semâya urûc edüp çekilmede. Ve cümle mâl katâr u mihâr sâhibleri bu Dîvdâr belinde kayalar üzre âdem nakl olup emvâl [ü] erzâklarının gelmesine muntazır dururlar.
EÇS IX Y379a
Bu mahal ise bir deve boynu gibi bir eğri ve dar yokuş boğazdır. şark cânibi gayyâ deresi-misâl derkü'l-esfeldir. Bu mahalle Mekke'den berü yorgun argın develer geldikde bî-tâb u bî-mecâl kaldıkda ubûr etmeyecek develeri derhâl ikişer yerden boğazlayup ol çâh-ı esfele atarlar. Ba‘zısının sâhibi,