EÇS IX Y379a–Y379b
"Bire, benim devem sağdır, bu dağı aşar" deyü feryâd ederken gerüden "Bire yolu kapama" deyü feryâd edüp fakîr deve çıkmak ümîdinde iken anı dahi boğazlarlar, dahi cânı çıkmadan aşağı atarlar, kuş gibi uçarak fakîr deve pâre pâre olarak derk-i esfele ener. Ba‘zısı yüküyle izdihâmdan aşağı uçup sâhibi âlem-i hayretde kalır. Ba‘zı deve halâs olurken yükün yıkup anı dahi yâ boğazlarlar yâhûd dip diri aşağı atarlar. Ammâ bu yokuşda bir kerre û‘ deyüp kalan devenin binde biri halâs olup Akabe'yi aşmaz. Bu Akabe derelerinde Ka‘be-i şerîf farz olaldan berü at ve katır ve deve ve hımâr sünükleri ol Akabe'nin dere ve depelerinde Y 379b mâl-â-mâl üstühânlar olmuşdur.
EÇS IX Y379b
Ammâ bu Akabe'nin hemân müşkil yeri bu Dîvdâr çadır kurduğu yerdir kim deve boynu gibi eğri ve yokuş ve dar boğazdır. Cümle üç yüz adımdır. Ve Selîm Hân ve Sultân Gavrî'de tathîr etdiklerine târîhleri bir kaya üzre çâr-kûşe bir beyâz mermerde tahrîr olunmuşdur. Selef pâdişâhlarından mâ‘adâ Sultân Murâd-ı Râbi‘ asrında Rıdvân Beğ emîrü'l-hac iken niçe mâl-ı hazâyîn harc edüp deryâda katre güneşde zerre tathîr etmemişlerdir. Ammâ buna dahi lağımlar ile amel etseler şâhrâh olurdu.
EÇS IX Y379b
Hâsıl-ı merâm hakîr seyyâh-ı âlem Evliyâ otuz üç senedir ekâlîm-i seb‘ada on sekiz pâdişâhlık yeri geşt [ü] güzâr ederim. Böyle sarp derbend-i çalender bî-emân yer görmedim. Hudâ hıfz ede. Bu yoldan deve ile gitmek müyesser etmeye. {Zîrâ etdiğin hayr ürkütdüğün kurbağaya değmez.} Zîrâ hukûk-ı ibâd müşkil derddir. Meğer Cenâb-ı Kibriyâ'nın ihsânı ola. Ammâ at ile ve katır ile gitmek a‘lâdır.
EÇS IX Y379b
Ve mezkûr Dîvdâr belinden yukaru Akabe sütûhuna çıkınca dik yukaru iki sâ‘at yokuşdur. Ammâ merhûm Rıdvân Beğ tathîr etmiş kim makdûr-ı beşer değildir. Rahmetullâhi aleyh. Âsân yokuşdur, ammâ gök yüzünde ba‘zı zamân kerrûbiyânın sadâları istimâ‘ olunup Hazret-i İdrîs ve Hazret-i Îsâ ile merhabâya âhiret zirâ‘ıyla bir ramak yer kalır. Vakt-i zuhradek huccâcın serleri ebr-i nîlgûn içinde kalır. Mübâlağadan kinâye tâ bu kadar evc-i semâya ser çekmiş kûh-ı bâlâ-yı Akabe-i kazâ-i nâgehânîdir. Hind ü Sind Yemen seyyâhları ve tüccârları mâbeyninde Mısır'ın Akabesi meşhûr-ı âfâkdır. Mısır'dan Ka‘be'ye gidince cümle akabeler âsândır. Dahi âsânı oldur kim mukaddemâ bâlâda tahrîr olunduğu üzre Zahrü'l-hımâr nâm körfezin boğazı dolsa bu Akabe'ye uğrayup renc [ü] anâ çekilmez ve altı konak gidişde ve altı konak gelişde fâ’ide eder ve beher yevm biner altun masrûf bâkî kalırdı. Bu müyesser olmazsa, mısra:
EÇS IX Y379b
mazmûnunca sebük-bâr olup at ile gidüp sâ’ir heccânlılar ile ileri gidüp yedi sekiz sâ‘at hâb-ı râhatda yatmak câna safâ ve râhatdır.
EÇS IX Y379b
Ve Akabe kal‘asından Akabe'yi yüz bin renc [ü] anâ ile salt ve yayak yayan üç sâ‘atde çıkup,
EÇS IX Y379b–Y380a
Menzil-i sütûh-ı Akabe: Yaylanın tâ zirve-i a‘lâsıdır. Anda bir gün bir gece tekâ‘üd olunur. Zîrâ ba‘zı huccâc izdihâmdan ertesi gün ubûr edüp bu sütûhda cem‘ olurlar. Cebel-i Akabe'nin tâ nihâyetinde Q 154a bir vâsi‘ sahrâ-yı azîmdir. Aslâ suyu yokdur. Etrâfında Urbânlardan gelir yâhûd Akabe kal‘asından gelmeğe muhtâcdır. Ba‘zı Y 380a zamân tâli‘-i devlet bârân-ı rahmetden halîceler bulunur. Ammâ bu cibâlde meks olundukda şiddet-i hârdan gelmiş âdam kendüyi şiddet-i şitâdan hıfz etmek gerek. Zîrâ sovuğu gâyet mü’essirdir, âdemi helâk eder. Anda cümle huccâc cem‘ olup nefîrler çalınup kûs-i irtihâllere turralar urulup cânib-i garba yokuş aşağı ol tathîr olmuş yollar ile ve baytarân ve zımrân çiçekleri cem‘ ederek Nahl-i Atîk'i bu mahallerde ubûr edüp 14 sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y380a
Menzil-i Ebyâr-ı Alâ’iyye: Bir muğaylânlı öz içine vâki‘ olmuş bir vâsi‘ fezâ yerde âb-ı hayât kuyuları olduğundan Ebyâr-ı Alâ’iyye derler. Ebyâr bi’rin cem‘idir, bi'r kuyudur. Ammâ niçe kuyuları mürûr-ı eyyâm ile rimâl ile memlû‘ olmuş kuyulardır. Bu mahal dahi Evlâd-ı şâhin direğidir. Selîm şâh'a itâ‘at etmişlerdir. Bunda dahi Mısır'dan karşıcılar gelir, Akabe’yi aşmadan ihtirâz edüp burada kalırlar. Ve cânib-i erba‘ası ma‘mûr olmağile etrâf [u] eknâfdan me’kûlât [u] meşrûbât makûlesi eşyâlar gelüp huccâc ganîmet olur.
EÇS IX Y380a
Ve Kudüs ve Gazze huccâcları bu mahalden ayrılup Kudüs'e azîm kâfile olup giderler. Ve bu mahalden Mısır'a cebel müjdecileri giderler. Mısır vezîrine varup hil‘at-i fâhire ve terakkîler ile behremend olurlar.
EÇS IX Y380a
Ebyâr-ı Alâ’iyye'den yine cânib-i garba taşlı yollar ile ve muğaylân ve misvâk ve nabık ve hârnûb ağaçlı yollar ile ol gece sabâha dek yürüyüp 15 sâ‘atde,
EÇS IX Y380a
Menzil-i kal‘a-i Nahil: Sene (---) târîhinde binâsıdır. şekl-i murabba‘ bir hacer-âbâd kal‘a-i nev‘-bünyâd-ı üstüvârdır. Dâ’iren-mâdâr üç yüz elli adımdır. Mısır mütefererrikagânından dizdârı ve yedi bölükden neferâtı ve cebehânesi ve altı pâre topları vardır. Kal‘anın bir kapusu var. Ve bir câmi‘i ve yigirmi mikdârı neferât hâneleri var. Ve kal‘a içinde bir suyu var, lâkin sehel şorcadır. Hayvânat a‘lâ içerler.
EÇS IX Y380a
Bu kal‘a bir öz içine vâki‘ olmuşdur. Cümle huccâc bayırlara ve kumsal derelere konup istirâhat ederler. Bu mahalle Tûr-ı Sînâ karîb olmağile ol tarafdan re‘âyâ ve berâyâlar me’kûlât [u] meşrûbâtlar ve latîf müsmirâtlar getirüp askeri ganîmet ederler. Hakîr direk şeyhlerinden beş on âdem alup iki memlûküm ile hakîr sekiz kişi olup,
EÇS IX Y380a
Tûr-ı Sînâ'ya gitdiğimiz beyân eder: Evvelâ kal‘a-i Nahil'den cânib-i cenûba bir sa‘b sengistân dere içre hârnûb ağaçları temâşâ ederek 5 sâ‘atde,
EÇS IX Y380a–Y380b
Lisân-ı (---) cemî‘i dağlara tûr derler. Ammâ Ayn-i Tüccâr kurbunda [Tûr-ı Hirâven] ve Kudüs-i şerîfde Tûr-ı Zeytâ ve bu Tûr-ı Sînâ'ya Tûr lâfzı alem olmuşdur. Eflâke ser çekmiş bir cebel-i müntehâdır. Tâ zirve-i âlâsında Hazret-i şu‘ayb'ın Medyen şehri harâbesindeki mîl-i minâreler Y 380b nümâyândır. Cebel-i Akabe bu cebelin esfelinde zâhirdir. Ve Kulzüm deryâsı dahi mevc urduğu nümâyândır. Ammâ deryâdan cânib-i şimâle dağlar içre üç sâ‘atlik yerdir.
EÇS IX Y380b
Bu cebel üzre Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Îsâ Cenâb-ı Bârî ile bilâ-vâsıta kelimât etdikleri ecilden İskender Batlîmûs bu cebelin bâlâsının tâ zirve-i âlîsinde bir deyr-i azîme binâ etmiş kim felekde misli yokdur. Hâlâ eyle müzeyyendir kim Kudüs-i şerîfde Kumâme ve Beytü'l-lahm bunun zîb ü ziyneti yanında güneşde zerredir. Ve binden mütecâviz yigirmi altı kavim millet-i mesîhiyyenin râhibleri ve bıtrîk ve kıssîs ve kâzibleri vardır. Anda rıyâzât [ve] mücâhede-i kâzibe ile Ahlâd kadîdi gibi kadîd-i mahz olup haftada bir hurmâ ve zeytûn ve bâdem ve bir fincân süd ile nâ-iftâr ederler. Ve anlara cemî‘i Kâfiristân'dan nezerâtlar gelir.
EÇS IX Y380b
Ve bu deyr içre mûğpîçe-i nâ-resîde pür-fiten mahbûb kaladite(?) mahbûb gulâmlar vardır. Cümle âyende vü revendeye şeb [u] rûz P 156a hidmet ederler.
EÇS IX Y380b
Ve bu deyrin matbah-ı Keykâvus'unda yüzden mütecâviz aşbâzları vardır. Ne gûne ta‘âm murâd edinsen, ol ân hâzır ederler. Ve kilarında kuş südü ve cân suyu dahi bulunur. Gerçi ruhbânları çokdur, ammâ Selîm-i Evvel asrından berü Rûm kefereleri hükmündedir. şeb [u] rûz bir kandîl ile münevver olmuş bir kubbe-i nühtâk vardır. Pelîd-i anîdlere ricâ edüp temâşâ edelim, dedik, komadılar.
EÇS IX Y380b
dedikde, Hazret-i Îsâ havfinden kubbe-i nîlgûnun bâbını küşâde kılup içeri girdik.
EÇS IX Y380b
Makâm-ı Hazret-i Mûsâ ve makâm-ı Hazret-i Îsâ ve makâm-ı Meryem Ana: Bu makâmların cânib-i şarkında makâm-ı Havâriyyûnlar: On iki makâmdır. Bu cümle makâmları eyle tezyîn eylemişler kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz.
EÇS IX Y380b
Ve suları cümle sarnıclardır. Hımârlar ile aşağıdan dahi su taşırlar. Ve bu cebel tecellî-i Mûsâ'da sadâ-yı Rabbü'l-İzzet'den pâre pâre olmuşdur. Cemî‘i ahşâbât, nebâtât [u] giyâhâtı ihrâk olmuşdur. El-âye[t], sûre-i (---):
EÇS IX Y380b
âyeti anın hakkında nâzil olmuşdur. Ve tecellî mahallinde bu cebel üzre gamâm ya‘nî bulut nâzil olurmuş. Hâlâ ba‘zı zamânda ol eserler zâhirdir. El-hâsıl aceb ziyâretgâhdır.
EÇS IX Y380b–Y381a
Ammâ kefere elinde kalmışdır. Ammâ İslâm elinde olsa berbâd olurdu. Ammâ kefere amâr edüp Mısır paşasına ve yedi bölük a‘yânına ve Süveys ağasına ve Urbân şeyhlerine hedâyâlar verüp hüsn-i ülfet edüp vakıflarına sa‘y ederler. Hattâ Y 381a hakîre bir tütün telatin derisi verdiler kim müşk-i amber-i hâm gibi kokardı. Ve Freng bıtrîkı bir sâ‘at bağışlıyup bir papinta kâğızları verdiler kim,
EÇS IX Y381a
"Seyyâh-ı âlemdir. Gelüp Tûr-ı Sînâ'yı ziyâret etmişdir. Yedi kral diyârında kimse mâni‘ olmaya" deyü yedi bıtrîkden papintalar alup Tûr kal‘asına gidüp andan Süveys'e gitmek murâd edindiğimizde,
EÇS IX Y381a
"Sa‘b yolları vardır ve huccâca eremezsiz. Hemân gerü revâne olun" dediler.
EÇS IX Y381a
Hakîr gördüm ki kal‘a-i Tûr leb-i deryâda bir küçük kal‘acıkdır. "Anın seyr [ü] temâşâsı ne ola?" deyü cebel-i Tûr-ı Sînâ'dan aşağı ba‘zı ruhbânlar ile enüp bir vâsi‘ dere içre gül [ü] gülistân ve bâğ u bostânlı İremezâtü'l-imâd misilli bir hıyâbân-ı Acem bir bâğ u bâğçeleri var kim gûyâ Konya'nın Merâm'ı ve Malatıyye'nin Aspuzu'sudur. Latîf elması ve emrûdu ve nârı ve ayvası ve engûrü olur kim gûyâ müsmirât-ı Hoy menend Ordubâr-ı Acemdir. Tûr gemileri ile meyvesi Süveys'e gelüp andan Mısır'a gelüp meyve ile Mısır ganîmet olur.
EÇS IX Y381a
Ve bu bâğistân içre niçe yerden uyûn-ı câriyeler cereyân ederek Bahr-i Kulzüm'e Tûr kal‘ası dibinde mahlût olurmuş. Ve cümle Süveys gemileri bu Tûr kal‘asına gelüp sulanırlar. Ve her gemi ki Süveys'e gide bu ayndan Süveys'e su götürürler. Zîrâ Süveys'de bir tulum su on parayadır.
EÇS IX Y381a
Hakîre bu bâğlarda vâfir meyveler verüp acele ile yola revâne olup anı gördük, huccâc kal‘a-i Nahil'den kalkup nîm râhda nısfü'l-leyl mâhtâbda râst gelüp mülâkât olduk. Ve sabâha karîb rada edüp ihvân-ı bâ-safâlara safâ nazar Tûr meyveleri bezl edüp cümle ahibbâ pesend etdiler. Vakt-i şâfi‘îde yine cânib-i garba tağlı ve taşlı ve muğaylân ve zıbrulu(?) ve misvâk ağaçlı dereler içre 9 sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y381a
Menzil-i Re’îs-i Tuğrâ: Lisân-ı Arab'da (---) demekdir. Suyu yok bir yâbis bî-ma‘nâ konak olmak ile sehel ârâm edüp vakt-i zuhurda nefîrler çalınup yine cânib-i garba yalçın kayalı dere ve depeli yollar ile 8 sâ‘at gidüp,
EÇS IX Y381a
Menzil-i Nevâtîr: Lisân-ı Arab'da (---) demekdir. Bu dahi bir dereli ve depeli ve kara kayalı susuz konakdır. Anda da vakt-i zuhra dek ârâm edüp cümle develere yemlerin verüp vakt-i zuhurda ol şiddet-i hârda nefîrler çalınup dellâllar nidâ etdi kim,
EÇS IX Y381a–Y381b
"Yâ huccâc! Bu gece Tîh sahrâsına girirsiz. Vâveylâ gecesidir. Birbiriniz gözedüp gerü kalman, gâyib olursuz. Bu gece baba oğula oğul babaya bakmaz. Esbâblarınız ve develeriniz bir hoşca hıfz Q 154a edesiz. Deryâ-misâl kum içinden Arab çıkup cânınıza kasd eder. Ve mâl [ü] menâliniz nehb [ü] gâret eder. Y 381b Ve bu ol kum deryâsıdır kim Hazret-i Mûsâ bu vâdî-i Tîh'de kırk yıl sergerdân gezmişdir", deyü dellâllar nidâ edüp huccâc bu nidâyı istimâ‘ edüp gözleri dörd olup yola müteveccih oldular. Ve herkes cevzelerinde ve mataralarında ve gırbalarında suların ve esbâbların hıfz etmeğe başlayup kat‘-ı menâzil ederek Hârnûb deresi nâm bir yeşil ağaçlı ve koyu gölgeli dere içre giderken,
EÇS IX Y381b
Evsâf-ı sahrâ-yı bî-emân ve deryâ-yı rimâlistân vâdî-i Tîh-i berzah-nişân
EÇS IX Y381b
Hemân ki bu kum deryâsına kadem basdık el-azametüllâh at ve katır ve hımâr cemâllar cümle dizlerine dek kuma gark olup huccâc ve huddâmlar içinden bir sadâ-yı Allâh Allâh zâhir olup cümle develere takviyet verirler idi. Ammâ çi-fâ’ide.
EÇS IX Y381b
fehvâsınca cümle hayvânların gözleri tâs-ı pür-hûna döndü.
EÇS IX Y381b
Ve vakt-i gurûb oldukda rada olup ba‘de salâtü'l-mağrib niçe bin meş‘alleri ve fânûslar ve şem‘-i rîhler ile huccâc-ı müslimîn içinde çerâğân olup şeb-i zulmet rûz-ı rûşen oldu.