EÇS IX Y381b
Bu tertîb üzre kat‘-ı menâzil olunmada. Ammâ bu sahrâ-yı Tîh eyle bir vâdî-i hâmûndur kim âdem kendi refîklerinden gâyib olsa yüz sene ömrü olursa da bu kum deryâsından halâs mümkün değildir. Mısra‘:
EÇS IX Y381b
mazmûnunca âdem hasr olup ukkâb kuşları ve mahûf cânverler ve angerek ve evrenler âdemi helâk ederler.
EÇS IX Y381b
Hattâ hakîr bir kumdan bayır üzre bir kara dağ parçası-misâl bir şey gördüm "Âyâ bu ne ola." deyü üzerine at sürüp yakın vardığımda harekete başlayup pervâz edince perlerinden sâdır olan gürüldüden altımda kısrağım ürküp hakîr gerüye döndüm. Hemân huccâc bu vahşî tayrı görünce huccâc içinden bir gırîv [ü] feryâd zâhir olup ol murg-ı ukkâb semâya urûc edüp gözden gâyib oldu. Bunun emsâli niçe zî-rûh cânverler vardır. Husûsan deve kuşları sür[ü] sürü hurde pîçeleri ile gâyet çokdur.
EÇS IX Y381b
Ve bir ukkâb dahi bir çöl sığırın sayd edüp bir kaç atlı üzerine vardık. Ol sığırın gözlerin oyup tenâvül ederdi. Bir kurşum atup hatâ edüp ol murg-ı zeyrek hevâya münkalib olup âhir hakîrin huddâmları sığırı boğazlayup cümle huddâm-ı hacıyân birer pâre etin alup tarfetü'l-ayn içre üstühânları kaldı.
EÇS IX Y381b–Y382a
Ve bu Tîh sahrâsında ve gayri yollarda dahi kalan develeri böyle boğazlayup ân-ı vâhidde yağmâ ederler. Bir deve kalsa rahmet kalır. Y 382a Ancak boğazlaması zahmet olur.
EÇS IX Y382a
Ve bu çölde bir kuş koyası ya‘nî kuş necâseti gördüm, fîl kellesi kadar var idi. Bu Tîhde böyle azîm ve mehîb kuşlar ve yırtıcı cânverler olur. Zîrâ yılda iki kerre huccâcdan gayri âdem âdemî zâddan kimesne varmaz. Ve gûl-i beyâbân ve ecinne kânıdır, derler.
EÇS IX Y382a
El-hâsıl bî-emân yerdir. Hattâ cemî‘i kütüb-i tevârîhlerde Hazret-i Mûsâ bu sahrâ-yı Tîh'de kırk yıl konup göçdüğün müverrih-i âlemler tahrîr etmişdir. Sebebi oldur kim Hazret-i Mûsâ diyâr-ı Medyen'de Semûd kavmi üzre giderken ol diyâr halkı Bel‘am ibn Bâ‘ûr'a ricâ etdiler kim Hazret-i Mûsâ şehrimize gelmeye, dediler. Bel‘am ibn Bâ‘ûr ricâların kabûl etmeyüp,
EÇS IX Y382a
"Bir ulu'l-azm peygamberdir, safâ geldi ve hoş geldi" deyü bu kavmi reddeyledi.
EÇS IX Y382a
Âhir bu kavm-i mekkâr bir hîle edüp Bel‘am ibn Bâ‘ûr'un bir mekkâre hâtûnu var idi, Bel‘am anı gâyet severdi, bu kavim ol hâtûna ilticâ etdiler. Ol mekkâre-i pîrezen Bel‘am ibn Bâ‘ûr'un urûkına girüp gûnâ-gûn hiyel-i şeytanat ile ricâsı makbûle geçüp derhâl Bel‘am gibi peygamber mertebesinde kimesne avret sözüne uyup du‘â etdi kim Hazret-i Mûsâ vâlih u sergerdân olup bu Medyen şehrine varmaya. Ol ân Cenâb-ı Bârî Bel‘am'ın du‘âsın kabûl edüp Cenâb-ı Allâh Hazret-i Mûsâ'nın askerinin cânib-i erba‘asında bu Tîh sahrâsın halk eyledi. Hazret-i Mûsâ cümle askeriyle şedd-i rahl ederek gördüler kim bir beyâbân ve çöl [ü] çölistan halk olunmuş. Mukaddemâ eyle kum deryâsı yok idi. Hazret-i Mûsâ askeriyle bu rimâlistânın bir cânibinde meks etdiler. Gördüler kim ale's-sabâh kalkdıkları yere konmuşlar.
EÇS IX Y382a
Hâsıl-ı kelâm be-kavl-i Tevârîh-i Taberî Hazret-i Mûsâ bu vâdî-i Tîh içinde kırk yıl ve bir rivâyetde kırk gün konup göçerdi ve göçdükleri yere konup serserî vâlih [ü] hayrân gezerlerdi. Kırk gün diyen kavil sahîh ola. Zîrâ Hazret-i Mûsâ ol kadar mu‘ammer olmadı kim kırk yıl ömrü Tîh'de hebâya geçe. Ne zamân Fir‘avn ile ceng [ü] cidâlleri olmuş olur. Hemân kırk gün kırk gece vâlih [ü] sergerdân gezüp Cenâb-ı Bârî kavm-i Mûsâ'ya gökden mâ'ide ihsân edüp def‘-i cû‘ ederlerdi.
EÇS IX Y382a
Mâ'ide ve menn [ü] selvâ oldur kim incîr ve üzüm ve hurmâ ve sirke ve tuz ve tere nâzil olurdu. P 156b Selvâ odur kim hâlâ Kudüs-i şerîf kurbunda Hazret-i Mûsâ'nın kabr-i şerîfi olan dağlarda bir kuşdur kim ana Selvâ derler. Hazret-i Mûsâ kavmine bu kuş semâdan bişmiş nâzil olurdu. Cümle kavm-i Mûsâ tenâvül edüp def‘-i cû‘ ederlerdi. Ammâ bu çölde susuz helâk olma mertebesine varırlardı.
EÇS IX Y382b
Mısır'dan Mekke'ye giderken yedinci konakda sahrâ-yı Tîh'in nihâyetinde Bahr-i Kulzüm'e varır. Ve bir tarafı cânib-i garba tâ Katıyye ve Ümmü'l-Hasan çölü nâm mahalle çekilmiş. Ve bir ucu tâ Nûbe vilâyetine varır bir sahrâ-yı Tîh'dir ammâ müverrihân-ı Mısır ol kum deryâsına Reml Gurâbî derler. Bu kum deryâsı içre rîh-i şedîdden ulu dağlar olur kim benî âdem üstüne urûc edemez. Hikmet-i Hudâ bir ânda böyle azîm kum dağı rîh-i sarsardan ga'ib olup bir gayri cânibde niçe cibâl-i kebîreler peydâ olur.
EÇS IX Y382b
Hikmet bu kim bu dağların cümlesi bir kumdan hâsıl olmuşken her ne cânibinden nazar etsen gûnâ-gûn elvân görülür. Aceb hikmetdir kim Âd kavminin binâlarındaki hacer-i azîmlerden Cenâb-ı Kibriyâ gazab edüp böyle rimâl hâsıl eylemişdir. Buna şekk [ü] şübhe eden âsim olur. Zîrâ bu esrâr-ı Hudâ'nın hakkında sûre-i (---) âyet-i şerîf vardır, âye[t]:
EÇS IX Y382b
Tîh sahrâsına bir konak karîb ve Bahr-i Kulzüm'e gâyet yakın bir şehr-i azîm harâbistânında niçe yüz bin gârlar var kim her bir kehfin içlerinde nice kerre yüz bin benî âdem kemikleri yığılmışdır. Fir‘avn'un Bahr-i Kulzüm'de gark olmayup (---) (---) (---) (---) edenlerin kemikleridir. Her bir üstühânları kara kara üçer ve dörder ve beşer arşın incik ve kol kemikleri ve kazgan kadar, ve Adana kabağı kadar ve Van şehri lahanası kadar âdem kelleleri var. Hakkâ ki Fir‘avn cebbârlarının izâmlarıdır. Zîrâ Fir‘avn'un gark olduğu Bahr-i Kulzüm kenârında Kolundur boğazı burnuna karîbdir. Ammâ Tîh sahrâsı bu Kârân şehrinden cânib-i garba iki konakdır. Ammâ şehr-i Kârân harâbdır. Âhir zamâna karîb İsne şehri ve İsvân şehri ve bu Kârân şehri amâr ola, deyü hadîs-i sahîh vardır.}
EÇS IX Y382b
Hikâyet: Meğer Hazret-i Mûsâ Mısır'da iken yed-i beyzâsın ve tecellî görmüş nûr-ı mübîn bedenin dâ’imâ setr edüp halkdan gizli gezerdi. Cümle Mısır halkı Mûsâ'nın ismet üzre gezdiğinden dahl edüp "Mûsâ'nın vücûdu cüzâmdır" derlerdi.
EÇS IX Y382b–Y383a
Bir gün Mûsâ aleyhisselâm Nîl sâhilinde uryân olup havâyicin bir küçük taş üzre koyup Nîl'e girüp gasl etdükde taşra çıkup esvâbın taş üstünden alam derken bi-emrillâh ol taş yerinden kopup Mûsâ'nın esvâbıyla Mısır içine taş gitmede. Mûsâ uryân kalmamak içün taşın ardına düşüp tâ Mısır içine uryânen Mûsâ girüp cümle ahâlî-i Mısır Hazret-i Mûsânın dürr-i beyz-âsâ vücûd-ı şerîfin ve yed-i beyzâsın görüp etdikleri Y 383a bed-gümâna peşîmân olup Hazret-i Mûsâ taşa erüp üstündeki hırka-i peşmînesin geyüp elindeki asâ ile ol taşa on iki kerre darb edüp on iki delik oldukda derhâl ol hacer-i rahnedâr bi-emrillâh lisâna gelüp,
EÇS IX Y383a
"Yâ Mûsâ! Ben izn-i Rabbi'l-İzzet'le senin esbâbın alup şehre getürdüm. Ve senin vücûd-ı şerîfinin pâklığına îmân getirtdim" dedikde Hazret-i Mûsâ,
EÇS IX Y383a
"Yâ hacer! Bilmedim, seni urdum. Hele dervîşe dervîşân" deyüp özür diledi. Hâlâ efvâh-ı fukârâda "Dervîşe dervîşân" deyü özür dilemek andan kaldı. Pes ol taş eyitdi:
EÇS IX Y383a
"Yâ Musâ! Beni bile al sakla. Bir gün ola kim ben senin bir mühim maslahatında bulunam" dedikde Hazret-i Mûsâ ilhâm-ı Rabbânî ile ol taşı alup deliğinden bir habl ile gerdenine bend etdi. Bir rivâyetde beline bağladı, derler. Hâlâ dervîşânın gerdenlerindeki sekil taş Hazret-i Mûsâdan kaldı.
EÇS IX Y383a
Ba‘dehu mürûr-ı eyyâm ile Hazret-i Mûsâ bu Tîh sahrâsında bu vâkı‘aya uğrayup sergerdân gezerken cümle kavmi gulû edüp
EÇS IX Y383a
"Yâ Musâ! Sana îmân getirdik. Bize mu‘cize ile bu çölde su ver" deyü feryâd etdiklerinde hemân Hazret-i Mûsâ'nın gerdenindeki mezkûr sekil taş zebâna gelüp,
EÇS IX Y383a
"Yâ Mûsâ! Beni yere koyup bismillâh, deyüp asâ ile ur" dedi. Hazret-i Mûsâ dahi gerdeninden ol taşı yere koyup asâ ile on iki kerre urunca bi-emrillâh ol taşdan on iki uyûn-ı câriye zâhir oldu. Birinden cümle asker, birinden cümle nisvân, birinden deve ve birinden at ve birinden bağl ve birinden hımâr ve birinden sığırlar ve birinden Q 155a ganem ve birinden teys, hâsıl-ı kelâm on iki uyûndan on iki mahlukullâh ol âb-ı hayâtdan nûş edüp def‘-i atşân ederlerdi.
EÇS IX Y383a
Hazret-i Mûsâ taşa işâret edüp suyu munkati‘ olup yine gerdenine bend ederdi.
EÇS IX Y383a
Bu minvâl üzre Hazret-i Mûsâ deşt-i hâmûnda kırk gün gezerdi. Mezkûr taş hakkında Cenâb-ı Bârî Resûl'üne alâ tarîkı'l-hikâye bu âyet-i şerîfi nâzil etmişdir: âye[t]:
EÇS IX Y383a
âyeti nâzil olmuşdur. Bu azîm hikâyedir, ammâ biz muhtasar kıldık. Sûre-i A‘râf tefsîrinde mufassaldır.
EÇS IX Y383a
Ba‘dehu ol taş-ı mezkûr devletden devlete düşüp Emeviyyûndan Velîd bin Abdülmelik eline girüp câmi‘-i Ümeyye'nin cânib-i şarkîsinde Hazret-i Îsâ'nın âhir zamânda nüzûl edeceği Ak Minâre'ye koyup hâlâ cümle züvvâr yüzlerin sürüp ziyâret ederler.
EÇS IX Y383a
Ba‘dehu Hazret-i Mûsâ bu vâdî-i Tîh'de elem-i ıztırâbından,
EÇS IX Y383a–Y383b
"Yâ Rab! Bu ne hâldir? Beni bu vâdîde Y 383b ümmetimle kırk gündür sergerdân hâl-i perîşân ile gezerim. Bu ne hâldir?" deyü arzuhâl edince Cenâb-ı Bârî'den nidâ geldi kim,
EÇS IX Y383b
"Yâ Mûsâ! Benim bir sevgili dostum du‘â etdi kim Mûsâ benim şehrime gelmeye dedikde, ricâsın kabûl edüp seni bu Tîh'de zâr [u] zebûn eyledim" dedikde Hazret-i Mûsâ
EÇS IX Y383b
"Yâ Rab! Anın ricâsın kabûl etdin. Benim dahi ricâm kabûl eder misin?" dedi. Cenâb-ı Bârî:
EÇS IX Y383b
"Belî yâ Musâ, kabûl ederim" deyince hemân Hazret-i Mûsâ bir gazûb pâdişâh idi, el kaldırup,
EÇS IX Y383b
"İlâhi sen Pâdişâh-ı Perverdigâr'dan dilerim kim bizi bu çölde böyle sergerdân etmeğe sebeb olanı âhir nefesinde îmânsız haşr eyle" deyince derhâl ol ân Bel‘am ibn Bâ‘ûr'un dili lâl olup Tevrât ve Zebûr'u unutdu. Bildi kim avret sözüne uyduğundan kurbet-i Hak'dan ırağ olup îmânsız gitmeğe bâ‘is oldu. Hazret-i Mûsâ'ya gelüp ricâ etmeğe dahi hicâb edüp dâğ-ı derûnundan terk-i diyâr edüp vilâyet-i Erzurum'da kal‘a-i Erzurum'un cânib-i cenûbîsinde Eğerli dağında medfûndur. Mezârında bed râyihalı katrân kaynar. Bin elli altı seyâhatinde mufassal tahrîr olunmuşdur.
EÇS IX Y383b
Ammâ Bel‘am ibn Bâ‘ûr'un bir oğlu Hazret-i Mûsâ'ya gelüp pây-i şerîflerine yüzler sürüp Hazret-i Mûsâ ana hayr du‘â edüp ağzı yarından ağzına ilkâ edüp ve yed-i beyzâsın yüzüne sürüp âhir nefesde îmân ile gitdi. Gör imdi avret mekriyle Bel‘am gibi sultân îmânsız gitdi, oğlu îmân ile merhûm oldu.
EÇS IX Y383b
Bu Tîh sahrâsının Acrût cânibinde leb-i deryâda,
EÇS IX Y383b
Ziyâret-i Hûden ibn Bel‘am ibn Bâ‘ûr: Bahr-i Kulzüm sâhilinde Firavn'un gark olduğu Kolundur boğazı nâm mahalde bir püşte üzre bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Cemî‘i Süveys rübbânları ve mellâhları ziyâret edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb ederler. Hattâ hakîr ziyâret etdükde gördüm ki binâsı kâr-ı kadîm, huddâmlarından su’âl etdükde "Hazret-i Îsâ zamânında Mısır meliklerinden Mutavtıs Kıbtî binâ etdi" deyü der-i dîvârında lisân-ı Kıbtî ile târîhi mastûr idi.
EÇS IX Y383b
Ba‘dehu Hazret-i Mûsâ bu Tîh'den halâs olup du‘â etdi kim,