EÇS X Y53a
"Ya şimdi huzûruma nice geldin?" dedi. Tumanbay eyitdi:
EÇS X Y53a–Y53b
"Efendim Hazret-i Resûl gönderdi, Y 53b anıniçün geldim" dedi. Bilâhire Selîm Hân gördü kim cümle sözleri hakdır. Selîm eyitdi:
EÇS X Y53b
"Ya sana niçün ‘İllâ yansuru's-sultân Tuman’ derler?"
EÇS X Y53b
"Fukarâya adâlet ederdim, benden ferâgat etmeyüp hâlâ aşağı şehirde kapanup ceng ederler. Sen de adâlet eyle, cengden ferâgat edüp sana tâbi‘ olsunlar" dedikde Hayre Beğ'e Selîm işâret edüp Bâb-ı Züveyle'de Sultân Tumanbay'ı salb edüp P 177a yedi sâ‘at maslûb durup yine endirüp cenâzesine Selîm Hân hâzır olup Bâb-ı Nâsır'dan taşra Âdiliyye'ye varınca Selîm Şâh bile piyâde gidüp bir kerre tâbûtun omzuna aldı. Zîrâ Sultân Tumanbay hâfız-ı Kelâmullâh ve ehl-i ilm ve âdil idi. Hattâ Âdiliyye anın binâsı Q 179a olmağile anda medfûndur, mermer sandûkasının etrâfında (---) (---) yazup (---) târîhi tis‘ami’edir, bir serâmed kubbe-i âlîdir. Ve bir şîrîn câmi‘i ve cânib-i erba‘asında âyende vü revende mihmân olacak müte‘addid hâneleri ve Mısır vüzerâları ârâm etmeğiçün bir kasr-ı âlîsi var, Mısır vüzerâları Mısır'a geldükde ibtidâ anda konup üç gün üç gece şâdumânîden sonra alay-ı azîm ile andan Mısır'a girir. Ve cemî‘i Mısır'ın ma‘zûl mevâlîleri ve vüzerâları ve cemî‘i Âsitâne'ye gidecek hazîne bu Tumanbay kubbesinde meks edüp rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb edüp ne cânibe azîmet ederlerse andan müteveccih olurlar. Ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Âdiliyye derler bir bâğ-ı İrem mesîregâhdır.
EÇS X Y53b
Çünki Sultân Selîm Tumanbay'ı salb edüp defn etdi, ammâ Mısır'ın içi dahi âsûde-hâl olmayup şehir içinde küt-â-küt ceng-i azîmler olmada. Zîrâ Tumanbay ve Gavrî'nin devleti büyük devlet idi. Ve Hayre Beğ Gavrî'ye dilgîr olup âl-i Osmân'a rehber olarak Mısır'a götürüp yine Mısır'a hâkim olduğundan cümle Çerâkes-i nâkes hazz etmeyüp şehir içinde kapanup ceng ederlerdi. Ve Tumanbay içün Hayre Beğ Arablara İllâ yansuru's-sultân Tumanbay dedirdüp Selîm Hân'a işitdirüp,
EÇS X Y53b
"Âhir Tumanbay'ın katline Hayre Beğ sebeb oldu" deyü Mısırlılar Hayre Beğ'den dilgîr idiler.
EÇS X Y53b
Âhir gayret Hayre Beğ'e düşüp var kuvveti bâzûya getirüp cümle Urbâna ta‘ahhüdler edüp ve Ervâmdan asker yazup bir tarafdan dahi âl-i Osmân askeri yedi ayda Mısır askerin kıra kıra gücile feth edüp Hayre Beğ müstakil vezîr-i Mısır olup Selîm Hân râhat oldu.
EÇS X Y53b–Y54a
Bu mahalde donanma-yı hümâyûna haber gidüp yedi yüz pâre gemi ile anlar dahi İskenderiyye kal‘asına gelüp bî-pâk ü bî-pervâ yanaşup taşra er döküp feth etdikleri müjdesi Selîm Şâh'a gelüp Mısır fethiyçün ve Dimyât ve Reşîd ve İskenderiyye fethiyçün yedi gün Y 54a yedi gece azîm şâdumânîler olup henüz âl-i Osmân Mekke ve Medîne pâdişâhı olup Mekke şürefâlarına, Yemen tübba‘larına ve Habeş necâşîlerine ve Fûncistân kakanlarına ve For ve Donkalâ ve Afnu ve Bornu meliklerine ve Sûdân sultânlarına ve Fes ü Merânkeş pâdişâhlarına ve Mağrib-zemîn selâtînlerine ve Bağdâd'da âl-i Abbâsiyân'a ve Hind râyına ve Acem şâhı Şâh İsmâ‘îl'e ve Basra ve Lahsa ve Ummân hâkimlerine ve'l-hâsıl cümle milel divel sultânları ve krallarına;
EÇS X Y54a
"Ben ki fâtih-i Mısır Hâdimü'l-Haremeyni'ş-şerîfeynim" deyü nâme-i mahabbetnâmeler gidüp Selîm Şâh Mısır'a müstakil pâdişâh olup Mısır'a elzem-i levâzımâtından ne ise ana meşgûl olup köşe-be-köşe sohbet ederken bir kerre Mısır sarâyı içinde kasr-ı Kayıtbay'da vakt-i sabâh bir hây hûy olup bir şey göremezler, ammâ kasrın bir tarafında Frengî ipler ile kırk elli kulac yerde bağlanmış kemendler buldular. Selîm Hân bunu görüp Mısır'dan nefret edüp Kasr-ı Ayn kubbesidir kim hâlâ âsitâne-i Bektaşiyândır, dervîş olmağile anda bir kaç gece mihmân oldu. Hâlâ ol kubbe-i âlî-merâmın sağ tarafında maksûresi nümâyândır.
EÇS X Y54a
Andan kalkup Ravza adası hakkâ ki ravzatn min riyâzi'l-cenne'dir.
EÇS X Y54a
Sergüzeşt-i azîm-i Selîm Hân-ı Evvel bâ-Kertbay-ı Fedâyî der kasr-ı Ümmü'l-kıyâs
EÇS X Y54a
Anda Ümmü'l-kıyâs'da Me’mûn Halîfe köşkünde beş on gece mihmân olup zevk [u] safâ ederdi, ammâ cümle hâs odalılar dîdebânlık edüp pâdişâhı hıfz [u] hırâset üzre olmadan âciz olmuşlardı. Ve hakîkat Selîm Hân'da bir vehm târî olup bir ân gâfil yatmazmış. Hikmet-i Hudâ bi-kavli Halîmî Çelebi musâhib-i Selîm Hân eyle hikâyet eder:
EÇS X Y54a
Ol gece nısfu'l-leyle dek Mikyâs'da safâ edüp câmehâblarımızda nefîr-i hâb çekmede idik. Vakt-i sabâh âlem ağyârdan bî-haber kasır içre Selîm Şâh'dan bir feryâd kopup, "Bire oğlanlar" deyince bir uryân âdem elinde tîğ-ı Dahhâk'dan nişân verir nacağile bir zeberdest âdem pâdişâh yanından taşra çıkup ceyrân gibi kasırdan altmış kulac aşağı kendüyi Nîl'e pertâb edüp gâ’ib oldu. Anı gördük, bir gemi kasıra yapışmış [yanaşmış?], yelken sereni tâ kasrın kubbesi üzre durur. Meğer ol fedâyî andan nüzûl etmiş. Kasr-ı Mikyâs ise Nîl deryâsı içinde bir kasr-ı âlîdir kim hâlâ kaddi yüz kulac vardır. Selîm Şâh cümle huddâmlarına gazab edüp has odalılardan ol gece nevbetci kim ise anları katl etmeğe çökürür. Pervîz Ağa ol asırda sulehâ-yı ümmetden rikâbdâr imiş:
EÇS X Y54a–Y54b
"Vallâhi pâdişâhım, evvel bizi söylet, sonra katl eyle. Biz Mısır'ı feth edeli seni hıfz [u] hırâset etmeden âciz olup bu gece nevbet ile hünkârımız bekleyelim derken kapudan Hazret-i Peygamber zâhir olup yüzünden saru Y 54b nikâbın ref‘ edüp arz-ı cemâl eyledi. Ve hûrmâ lîfinden hil‘atı var idi. Ve ayaklarında sarı edikleri var idi. Ve ser-i sa‘adetinde sarı deve yüğünden destâr-ı şerîfinin iki yerden taylesânları var idi. Selâm verdi ve aleyk aldık.
EÇS X Y54b
‘Efendi siz buraya nereden geldiniz’ deyüp bu refîklerimiz kovmak istediler, ben,
EÇS X Y54b
‘Ben Hazret-i Peygamberim, Selîm ile ahdimiz var. Ol bana hizmet eder. Ben dahi ana hizmet edüp kendüyi ve inkırâzu'd-devrân oğulları benim himâyemdedir. Siz huzûrunuzda olun, safâ-yı hâtır ile istirâhat eylen. Eyle bir şey olursa, ben Selîm'im menâmında uyarırım, siz elem çekmen’ deyüp nerdübândan aşağı enüp gitdikde ardı sıra endik. Ne âdem ne âdemîzâd var. Bu ne acâ’ib hikmetdir, deyü âlem-i hayretde kalup bu refîklerimiz ile meşveret ederken cümlemiz Ashâb-ı Kehf hâbına varmışız. Bir zamândan sonra gördük, pâdişâhım dal kılıc kapudan feryâd etdiler. Anı gördük, bir uryân Urbân kendüyi deryâya atup gâ’ib oldu. İşte mâ-vaka‘ budur. Fermân pâdişâhımındır" deyince derhâl Selîm Hân eydir:
EÇS X Y54b
"Vallâhi ve billâhi bunların nakli üzre vâkı‘ama Hazret-i Resûl ol esbâblar ile girüp eydir:
EÇS X Y54b
‘Yâ Selîm! Huddâmlarına tenbîh etdim. Sehel istirâhat edeler, anlara muğber-hâtır olma. Hâzır ol, seni katle gelirler, ammâ korkma, andan sana zarar gelmez. Kalk’ dedi ve biz dahi uyandım, gördüm ki başım ucunda ol mel‘ûn. Bire hay, deyü dal kılıc yerimden pertâb edüp bunlara haber etdim, cümlesi uyurlar. Vâkı‘anız vâki‘dir, sizi âzâd etdim" deyü cümle hâs odalıların defter-i cerâyimlerine afv kalemin çeküp kırk hâs odalıyı çerâğ-ı efrûhte edüp herbirine mâl-ı firâvân ihsân edüp kırk Mısır beği edüp herbirine birer sarây-ı âlî ve birer hânedân sâhibi havâtînler verüp çerâğ eder.
EÇS X Y54b
Andan Selîm Hân yine sarâya gelüp dellâllara nidâ etdirir kim;
EÇS X Y54b
"Ahd [ü] emân ahd-i âl-i Osmân olsun. Ol gece Ümmü'l-kıyâs'da katlime gelen kimse gelsin, korkmasın" deyü dellâl nidâ edince P 177b bir zeberdest tüvânâ şâhbâz, yüzünden nûr tamar, ismine Çerkez Gâzî Kertbay derlermiş.
EÇS X Y54b
"Es-selâmu aleyk yâ Selîm" deyü bî-pâk ü bî-pervâ gelüp otur demeden saf-ı na‘lde karâr eder. Selîm Hân eydir:
EÇS X Y54b
"Sen misin ol gece benim Q 179b katlime gelen?" dedikde,
EÇS X Y54b
"Niçün böyle etdin?" der. Kertbay eydir:
EÇS X Y54b–Y55a
"Ya nice etmiyem. Vilâyetimiz üzre yağı gelüp ehl [ü] ıyâlimiz tasarruf edesiz ve bu kadar ibâdullâh telef edesiz. Ve etdiğin cenglerde yedi evlâdım şehîd oldu. Bu kadar milk [ü] emlâkim el eli(si)ne düştü. Husûsâ Tumanbay gibi hâfız-ı Kelâmullâh ve şecî‘ âdil Sâm-akrân bir velî-ni‘am efendimden ayrıldım. Âhir bu Selîm'i ben öldürürüm deyü hazretden izin Y 55a istedim.
EÇS X Y55a
‘Devlet-i dünyâ böyle çirkefdir. Rızâullâh bunun üstünedir kim devlet Çerâkesden yüz döndürüp âl-i Osmân'a yüz göstere. Elbette Selîm benim himâyemdedir. İncitme’ derdi. Âhir ol gece,
EÇS X Y55a
‘Yâ Resûlullâhi karârım kalmadı, Selîm'den intikâmım alırım. İşte bu gece katline giderim’ dedim.
EÇS X Y55a
‘Ey gidersin, ben dahi Selîm'i uyarırım’ dedi. Âhir sevdâmı ve oğullarım firâkını yenemeyüp başımı torbaya koyup geldim. Bahıl gibi sen de uyandın. Cân başıma sıçrayup bilmem ne havf ile kendimi deryâya atdım. Yohsa benim ol gelişime elli âdemden dönmezdim ve kerrât ile atımla beş yüz âdeme at komuş yiğitdim. Ammâ bana ol gece ne hâl oldu. Yüze yüze karşu bir cezîreye geçdim. Andan bir köğe vardım, atlandım. Şimdi ahd-i mîsak ile da‘vet etmişsin, geldim. Emir Allâh'ındır" deyince Sultân Selîm hazz edüp,
EÇS X Y55a
"Behey âdem! Ne dost yüzlü sağ sözlü düşman olursun" deyü kahkahâ ile Selîm Hân gülüp eydir:
EÇS X Y55a
"Şimden gerü benim Mısır'ımda durma. Var yıkıl git" der. Hemân Kertbay eydir:
EÇS X Y55a
"Mısır'da senin ne alâkan var? Bu dünyâ eski Tahtakal‘a gibi bir dâm-ı tezvîr yeridir. Kimsenin milki değildir. Aklın var ise Mısır'dan sen var yıkıl git. Ben öldüremedim, ammâ bunda niçe bin cânı acımış âdemler vardır, anlardan bir gün seni biri öldürüp bednâmlık olur."
EÇS X Y55a
Selîm Şâh bu kelâmlarından gâyet hazz edüp vâfir ihsân [u] in‘âm edüp Gâzî Kertbay'ı İslâmbol'a bile götürmüşdür. Ba‘dehu Selîm Hân cemî‘i umûrun Hayre Beğ'e tevfîz edüp kendüler alâ-tarîkı'l-hirâse Dimyât ve Reşîd ve İskenderiyye'ye revâne olurlar.
EÇS X Y55a
Fasl-ı Râbi‘Reften-i Sultân Selîm be-cânib-i Dimyât ve Reşîd ve İskenderiyye
EÇS X Y55a–Y55b
Donanma-yı hümâyûndan iki yüz pâre firkate ve kalyeta Mısır Bulağı'na gelüp bir azîm şâdumânlar edüp cümle gemileri zîb [ü] ziynete müstağrak edüp Selîm Şâh müfîd [ü] muhtasar on bin mikdârı müsellah asker ile merâkiblere süvâr olup Bulak'dan avanta etdükde bir yaylım top u tüfeng şâdumânı ederek Nîl'in Dimyât cânibindeki tarafında iki yüz pâre şehri seyr [ü] temâşâ ederek beş yüz mîlde bender-i şehr-i kal‘a-i Dimyât'a varup Şeyh Ebü'l-feth kurbunda serâperdesin kurup a‘yân-ı vilâyetden on Mısır hazînesi hedâyâ gelüp cümle halka ihsân [u] in‘âmlar edüp Dimyât kal‘asından bir yaylım top u tüfengler atılup Merecü'l-bahreyn'e varup gusl edüp Hazret-i Mûsâ ile Hazret-i Hızır'ın mülâkat oldukları yerde ibâdet edüp yine şehr-i Dimyât'a gelüp Şeyh Şatâ hazretlerin ziyâret edüp cümle kibâr-ı evliyâullâhları dahi ziyâret edüp ruhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp acı deryâ ile bir günde bender-i şehr-i Reşîd'e vardıkda leb-i deryâdaki kal‘a-i Tiyen'den Y 55b top u tüfeng şâdumânları olup şehr-i Reşîd'de karâr eder. Cümle a‘yân-ı vilâyet hedâyâların arz edüp kal‘a miftâhların teslîm ederler. Anda Köm Efrâh'ı ve cemî‘i kibâr-ı evliyâullâhı ziyâret edüp ibâdullâh hammâmına girüp gusül eder. Hâlâ halvethânesi mesdûd olup halvetdir, meğer bir hasta içün açarlar, bi-emrillâh girüp şifâ bulması mukarrer [ü] mücerrebdir.
EÇS X Y55b
Andan yine zevraklara süvâr olup Reşîd Merecü'l-bahreyn'inden âb-ı sâfı nûş edüp altmış mîlde kal‘a-i İskenderiyye limanına dâhil oldukda el-azametullâh beş pâre kal‘adan ve yedi yüz pâre âl-i Osmân donanmasından bir yaylım top ve bir yaylım tüfeng atılup kal‘a-i İskenderiyye semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup iki limanın mâbeyninde serâperde-i Selîmî'sin kurup cümle a‘yân-ı vilâyet beş pâre kal‘anın miftâhları ile cihânın mâl-ı firâvânın hedâyâ getirüp herbiri ihsân-ı pâdişâhîye mazhar olurlar.
EÇS X Y55b
Zikr-i hazâyin-i Sultân Gavrî be-kal‘a-i İskenderiyye
EÇS X Y55b
Ol zamân ki Sultân Gavrî Selîm Hân'ın tulû‘ [u] zuhûrun istimâ‘ edüp kendi kuvvet-i tâli‘in Mısır'ın ehl-i nücûmlarına ve tâli‘-i Selîm'i dahi yokladup cemî‘i kehhân u remmâl ve ceffâr u fol-küşâlar ve ilm-i kef ve ilm-i hurûf-ı Alî ve ilm-i şâne ve ilm-i da‘vet sâhibleri Gavrî'ye eyitdiler kim;
EÇS X Y55b
"Bu niyyet etdiğin kimesneden sana zarar isâbet eder" deyü cümle ehl-i nücûm ve ehl-i cifr Sultân Gavrî'ye bu kavil üzre haber verdiler.
EÇS X Y55b
Gavrî dahi başı tedârikine düşüp cemî‘i emvâl [ü] erzâkının götürmede hafîf, bahâda girân eşyâların İskenderiyye kal‘ası hazînesinde münderic edüp dahi etrâf bilâddan yedi yıl mukaddem mâl-ı Kârûn tahsîl edüp İskenderiyye'de hıfz edüp elli pâre kadırga dâ’imâ İskenderiyye'de elbetde hâzır idi. Ve Mağrib-zemîn'de Sultân Ya‘kûb ile uhuvvetleşüp Selîm'den muztar olursa elli pâre kadırga ile Mağrib-zemîn'e firâr edüp bu kadar mâl-ı Kârûn ile Mağrib'e varup anda istîlâ edüp yine Mısır üzre sefer ede.