EÇS X Y119a
Ve Zülfikâr Kethudâ hânı, nev-binâ kal‘a-misâl bir hân-ı azîm oldu. Cânib-i erba‘ası dükkânlar ve mahâzinlerdir. Ve üstü üçer kat hânelerdir, her birinde ehl [ü] ıyâliyle sâkin olmağıçün tarh olunmuşdur. Tûlü yüz elli adımdır, arzı seksen adımdır. Ortasında bir zâviyesi var. Li-nâmıkıhi el-fakîr:
EÇS X Y119a
Evliyâ gördüğünde etdi pesendDedi târîhini binâ-yı azîmSene 1083
EÇS X Y119a
Ve buna karîb Habeşli Mehemmed Kethudâ hânı, bu dahi nev-binâ bir hân-ı zîbâdır.
EÇS X Y119a
Ve mukâbelesinde Zeyt vekâlesi, cümle Şâm ve Kudüs ve Gazze'den zeytûn ve zeytûn yağı bunda gelir, bir yağlı hândır, anda sâkin olanların dahi esbâbları ve yürekleri yağlıdır.
EÇS X Y119a
Ve buna karîb Bekâriyye hânı ve buna karîb Sâbûniyye hânı ve buna karîb Kûrdiyye hânı ve kurbunda Ca‘feriyye hânı.
EÇS X Y119a
Ve Bahâr vekâlesi, paşanın şehir havâlesi Hind ve Yemen'den, Habeş ve Aden'den gelen metâ‘-ı bahârın gümrüğü bunda aldığıyçün Bahâr vekâlesi derler. Bu gümrük paşanın üstüne (---) 2000 kîseye iltizâmdır, zarar [u] nef‘ kendünündür.
EÇS X Y119a
Ve Habeşli câmi‘i kurbunda Habeşli Kethudâ hânı.
EÇS X Y119a
Ve Şâh Merdâniyye câmi‘i kurbunda yine Habeşli hânı, kat-ender-kat yeni hândır.
EÇS X Y119a
Ve Dâvûdiyye câmi‘i kurbunda Mes‘ûd Ağa hânı.
EÇS X Y119a
Bu vekâlelerden mâ‘adâ niçe vekâleler var, ammâ her biri birer atfe içinde kalmış müte‘addid hânlardan değildir. Ammâ bu zikri sebkat eden hânların her biri birer kal‘a-misâl üçer dörder yüz hücreli kat-ender-kat hânlardır kim her birinin kapularında beşer onar bevvâbân pâsbân dîdebânları var.
EÇS X Y119a
Bunlardan mâ‘adâ Mısır içinde sekiz yüz elli râb vardır ya‘nî evli hânlarıdır, mücerred âdem komazlar. Avret ve oğlan ve merd [ü] zenân bir yerdedir, mahrem nâ-mahrem yokdur, bir turfe kârhânedir kim içine girenin burnunun orta direği düşüp âdem Şâm cinnine döner. Ne‘ûzu billâh cümle fellâhîn ve Hazarî kavimleri sâkindir, gayrı kavmi dahi komazlar. Kat-ender-kat mukassî hücrelerdir.
EÇS X Y119a
el-Faslu'l-hâmis ve selâsînFustât-ı Mısır'da olan bîmârhâne ve dârü'ş-şifâyı beyân eder
EÇS X Y119a
Evvelâ kadîm a‘sârda Mısır içre yüz kırk dâr-ı mecâzibûn ve dârü'ş-şifâ var imiş. Hâlâ eser-i binâları hâzırdır. Evkâfları mîrîye muzâf olmağile hâlâ mu‘attaldır. Lâkin el-hâlete hâzihi zamân-ı seyâhatimizde dörd timarhâne vardır. Biri Beyne'l-kasreyn kurbunda,
EÇS X Y119a–Y119b
Bîmârhâne-i Makâm-ı Mûsâ: Evkâfı yok bîmârhâne-i hasbîdir. Sâhib-i hayr olan kimesneler hastalara Y 119b her bâr ta‘âm gönderirler. Ve ba‘zı fukarâlar bîmârhânelere hasbî hizmet edüp herkes anlara mâlının zekâtın ihsân ederler. Andan,
EÇS X Y119b
Timarhâne-i câmi‘-i Ezher: Bu dahi hasbîdir, ammâ evkâf-ı metîn olandan ziyâde nezerât ihsân [u] in‘âm it‘âm gelüp huddâmları mün‘im kimesneler olmuşdur. Ammâ câmi‘-i Ezher evkâfından değildir, Şeyh Muhammed Matvîsî zâviyesindedir. Andan Bâb-ı Vezîr'den aşağı Özbekîler P 201a tekyesi olduğu mahalde,
EÇS X Y119b
Bimârhâne-i Sultân Mü’eyyed: Bir havâdâr yerde bir binâ-yı âlîdir ve cümle kârgîr binâ-yı sultânîdir. Müte‘addid kâ‘aları ve hücreleri vardır. Özbekîler tekyesi içinde eflâke ser çekmiş bir kapusu vardır. Ve hastalar kesb-i hevâ etmeğiçün gûnâ-gûn maksûreleri var, gâyet musanna‘ binâdır. Lâkin bunun dahi evkâfı yokdur, Q 203a ol ecilden huddâmları Özbekî tekyesinin fukarâlarıdır ve dervîşân-ı Özbekiyân sâkinlerdir. Andan şehr-i Mısır'ın tâ ayne'l-fi‘ilinde,
EÇS X Y119b
Evsâf-ı bîmârhâne-i âbâdân dârü'ş-şifâ-yı Sultân Kalavân: Bâlâda câmi‘ ve imâreti tavsîf olunan Kalavân câmi‘i hareminin bir köşesinde bir binâ-yı azîm bîmârhânedir kim Rûm Arab ve Acem'de misli yok bir binâ-yı ibret-nümâdır kim tarh [u] tarzında akıl perîşân olup hukemâlar ilâc edüp âdem zî-akıl olur. İbtidâ tûlen ve arzan bir mücellâ ve musaykal mermer ile döşenmiş yüz ellişer adım bir harem-i azîmin tâ ortasında bir havz-ı azîmi var, fevvâreleri iki âdem kaddi pertâb eder.
EÇS X Y119b
Ve bu havuz kenârında bir musallâsı var. Ol havz-ı azîm üzre on iki sütûn-ı mevzûn üzre münakkaş tavanlı bir kubbesi var. Ve bu haremin cânib-i erba‘asında birer kâ‘a-ı azîm vardır kim her birine biner âdem sığar iki cânibi soffalardır. Ve kârgîr kemerler üzre münakkaş tavanlardır. Ve bu kâ‘aların ferşi serâpâ gûnâ-gûn ruhâm ile döşenmişdir kim gûyâ nakş-ı Erjeng'dir.
EÇS X Y119b
Ve bu kâ‘aların tâ nihâyetinde ikişer âdem kaddi bâlâ selsebîller vardır, seylâbvâr revân olup bu soffaların ortasında cereyân edüp haremin ortasındaki havuza munsab olur. Dörd kâ‘a dahi bu tertîb üzre binâ olunup soffalar üzre bîmâr-ı gamhârlar yine câmehâblar ve harîr yorkanlar içre yatırlar. Ba‘zı bîmâr ifâkate karîb olunca ol cereyân eden selsebîllerin kenârında istirâhat ederler ve huddâmları pervâne-vâr hizmet ederler. Ammâ deli bürâderlerimizin ba‘zısı muzlim küncde ve ba‘zısı küşâde hücrelerde havz u şâzrevânlı hücreler içre şîr gibi der-gerden halka-i zencîr ile makyûd olup ba‘zısı ra‘d-âsâ gürler, ba‘zısı âsûde-hâl durur.
EÇS X Y119b–Y120a
Ammâ bu Mısır'ın âb [u] havâsı yübûset üzre olduğundan cümle halkı Y 120a sevdâyîdir. Ve mekr-i zenânı çok olmağile ekseriyyâ halkı meshûr ve memkûrdur. Hemân ol âdemi ahâlî-i mahalle paşaya arz edüp buyurdı-yı şerîf ile bîmârhâneye koyup tîmâr ederler. Buyurdı olmasa bîmârhâneye komazlar. Zîrâ rûz-merre bir guruş masrafı vardır. Ol ecilden asrımızda Kalavân bîmârhânesinde üç yüz altı bîmâr u mecnûn kimesneler var idi. İmâretden ta‘am çıkacak mahalde cümle on iki etibbâ telâmîzleri ile herkesin tabî‘atine göre ta‘âmlar ve me‘âcin edviyeler verirler. Ve hukemâların cür’et sâhibi cellâd-meşreb huddâmları var, anlar deli bürâderlerin ba‘zısına kızılcık deyeneği hoşâbı yedirirler, aklı başına gelir.
EÇS X Y120a
Bu âsitâneye üç yıllık sâhib-firâş ve mecnûn gelse bi-emrillâh kırk günde ifâkat bulup reng-i rûyı verd-i hamrâya döner. Zîrâ bu kân-ı şifâda Bokrâd u Sokrad ve Eflâtûn ve Fisagores-i Tevhîdî ve Ebû Alî Sinâ misilli hukemâlar her biri Mesîh-âsâ mürde-dili ihyâ ederler. Ammâ bu şehir halkından hukemâ hâsıl olmaz, cümle garîbü'd-diyârdır, yine kavm-i Arab'dır. Zîrâ ilm-i tıb evlâd-ı Arab'a verilmişdir. Cümleden elzem-i levâzımından ilim ilm-i tıbdır. Zîrâ Hazret-i Risâlet buyururlar, hadîs:
EÇS X Y120a
Bu hadîs-i şerîf mazmûnu üzre ilm-i tıb Arab'dan şâyi‘ oldu. Gerçi Âdem-i sânî Nûh Necî asrında ve İskender-i Kübrâ asrında ilm-i tıb Feylesof u Feylekos ve Câlînûs asrında var idi. Ammâ Risâlet-penâh'dan sonra kibâr-ı evliyâullâhların kerâmât-i bâhireleri sebebiyle ilm-i tıb ile hukemâ iştihâr buldular. Andan Yûnâniyân u Freng dakîkına vâsıl olup hukemâ-yı Yûnâniyân [u] Freng iştihâr buldular. Ammâ yine Arab'a muhtâclardır, zîrâ bu kavm-i Arab'ın zühd [ü] takvâsı ve ilmi kuvvetiyle bir hastaya cân u gönülden yapışup hizmet etse bi-emrillâh şifâ bulur.
EÇS X Y120a
Husûsân bu Kalavân bîmârhânesinde cemî‘i üstâd-ı kâmil ve fassâd-ı âmil ve hâzık ve âdil bu Kalavân bîmârhânesindedir. Bir hâstenin nabzına el urup tabî‘atine münâsib mu‘âleceler eder, bi-emrillâh şifâ bulur. Zîrâ bu Mısır diyârında iklîm-i evvelde Sa‘îd ve Elvâhât ve Habeş ve Fûncistân'da ve Cebelü'l-Kamer'de gûnâ-gûn nebâtât [u] giyâhât hubûbâtlar hayvânlar hayvânâtlar vardır kim belki Hindistân'da olmaz, ol edviyeler Mısır'a gelüp hukemâ anlar ile marîzlere mu‘âlece edüp şifâ bulurlar. Anıniçün Arab u Acem [u] Rûm'da Mısır'ın Kalavân bîmârhânesi meşhûrdur.
EÇS X Y120a–Y120b
Ve ve bu dârü'ş-şifânın bir tarafında nisvân bîmârhânesi vardır. Bu dahi azîm tekellüflü binâdır. Cümle huddâmları yine avretlerdir. Ancak hukemâ mahremdir, anlar bî-pâk [ü] bî-pervâ girüp emrâz-ı muhtelifesine göre devâ ederler. Ammâ bu hikmetdeyim, Y 120b ba‘zı havâtîn-ı marîze ve mecnûne bu bîmârhânede evlâd hâsıl ederler, aceb hikmetdir. Hattâ İbrâhîm Paşa asrında bir gulâm tevellüd edüp ismini Şifâyî kodular. Hulâsa-i kelâm böyle bir binâ-yı azîm dârü'ş-şifâ geşt [ü] güzâr etdiğimiz diyârlarda manzûrumuz olmamışdır.
EÇS X Y120b
Evsâf-ı amel-i me‘âcin-i tiryâk-ı fârûk-ı a‘zam
EÇS X Y120b
Seyyâhân-ı zû-fünûna ma‘lûm ola kim nitekim edîm-i arzda hukemâ vardır, her diyârda tiryâk-ı fârûk yaparlar. Ammâ Mısır fârûku kadar olmak ihtimâli yokdur. Zîrâ fârûk kursu Mısır'a mahsûsdur.
EÇS X Y120b
Evvelâ kurs ta‘bîr etdiklerin nice şeydir beyân oluna. Evvelâ bu kurs yılanın vücûdundan hâsıl olur. Bu Sultân Kalavân evkâfından vazîfehârân kırk nefer kimesnelerdir kim yılda bir kerre hizmet ederler. Cîze nâhiyesinde Habîroğlu kurâlarında sâkin olurlar bir ocakdır. Yılda bir kerre mâh-ı Temmûz'da tiryâk-ı fârûk yılanı sayd ederler. Ammâ kaçan kim yılan sayd edecekleri mahal oldukda cümlesi bir yere cem‘ olup serâpâ kalın keçeden esbâblar geyerler. Ancak gözleri görünür, yüzlerin dahi setr ederler. Uzun sırıklar üzre beyâz keçe pâreleri bağlayup Behnîsâ ve Feyyûm ve cebel-i Ahzar câniblerine varup fârûk yılanları olduğu mahalle sabâh sovuğunda varırlar kim şiddet-i hâr olmadan yılanlar bî-cândır. Yine böyle iken fârûk yılanları ile ceng-i azîm ederek niçe binini sayd edüp fârûk ile mülemma‘ olmuş zenbîllere koyup mest [ü] medhûş olurlar. Yine böyle iken zenbîllerin ağızların dikerler.
EÇS X Y120b
Ba‘zı zamân vâki‘ olmuş kim sayyâdlar yılanlar ile ceng ederken yılan sayyâdın yüzüne atılup gözünden urursa halâs olmayup sayyâd şehîd olurmuş. Zîrâ gâyet semm-i helâhilli yılanlardır kim deveyi kulağından, katırı tırnağından sokup ân-ı vâhidde helâk eder, böyle bir kattâl yılanlardır.
EÇS X Y120b
Bunları sayd etmek bu mezkûr herîflere mahsûsdur. Yohsa gayri benî âdem bu kâra tahammül edemez. Bi-emrillâh anların ocağına mahsûs bir alay tarîk-ı Sa‘dî âdemlerdir, ammâ gâyet sâlihlerdir.
EÇS X Y120b
Bu tâ’ife bu kadar yılanları sayd edüp zenbîller ile hımârlara yükledüp Mısır'a götürürken Besâtîn nâm bir bâğ-ı İrem kurbuna geldükde yılanın biri rehâ bulup zenbîli götüren hımârı sokup fakîr hımâr tepesi üzre yıkılup tarfetü'l-ayn içre hımârın vücûdu şişüp fîl cüssesi P 201b kadar olup cân teslîm etdükde her bir pâyeleri sütûn-ı azîme dönüp sayyâdlar ba‘zı yakında olan âdemleri ba‘îde kovarlar,
EÇS X Y120b
"Şimdi hımârın lâşesi çatlayup râyihası size te’sîr eder", deyü halkı kovarlar.
EÇS X Y120b–Y121a
Ol hımârın yükü olan zenbîller ile yılanları Y 121a alup bir gayrı hımâra yükledirken mesmûm olan hımârın lâşesi çatlayup cemî‘i üstühânları Q 203b bile su olup cereyân eder.
EÇS X Y121a
Hamd-i Hudâ bir kimesneye zararı isâbet etmeyüp ol mahalde olan kimesneler fi'l-hâl hımârın cîfesi üstüne toprak yığup setr edüp defn ederler, gayrı hımârları yüküyle Kalavân bîmârhânesine getirüp hekîmbaşıya ve nâzıra teslîm ederler.
EÇS X Y121a
Hakîr mukaddemâ temâşâsı içün hekîmbaşıya ricâ etmişdim. Ol sâ‘at hakîre haber etdiler. Derhâl ata süvâr olup Kalavân bîmârhânesine vardıkda fârûkhânenin kapusun açup hakîri içeriye alup yine kapuyu sed etdiler. Zîrâ inne'l-ayne hakkun deyüp ma‘rifetleri âşikâre olmamak içün ve niçe bin yılan-ı bî-emân ile mâl-â-mâl bir muhâtara yer olduğıyçün ecnebîden kimse komazlar.
EÇS X Y121a
Ammâ bu fârûkhâne bir azîm medresedir. Cümle der-i dîvârı ve zemîni serâpâ gûnâ-gûn mermer-i hâm ile kaplıdır. Ve eyle medresedir kim ilm-i tıbdan gayrı bir ilim görülmez.
EÇS X Y121a
Bu medresenin haremi etrâfında soffalar vardır, ol gün soffaları döşeyüp başda hekîmbaşı ve nâzır ağa ve evkâf kâtibi ve evkâf mürşidi ve hekîmbaşının on aded halîfesi ve du‘âcı ve on iki nefer sayyâdlar ve pişiriciler ve kassâblar, hulâsa-i kelâm cümlemiz otuz nefer kimesne idik.
EÇS X Y121a
Taşradan kapuyu dak edüp içeri girmek murâd edinenin haddi pâyânı yok idi. Ammâ kapuyu gâyet sed edüp hakîre "Sakın havf etmiyesiz" deyü bir kandîl yakacak alçak sepâ üzre çıkup temâşâya âmâde oldum. Cümle otuz nefer kimesneler kalkup pâk âbdest alup ikişer rek‘at kazâ namâzı kılup cümle âlât [u] bisâtların meydân-ı mahabbete getirdiler.