EÇS X Y123b
Ba‘dehu cümle huddâmlar yılan çorbasın sahanlara doldurup ekmek doğrayup yemeğe başladılar, benim aklım gitdi. Andan hekîmbaşı ve nâzır ağa ve kâtib ve sâyir huddâmlar fincân fincân yılan maslûkasından nûş etmeğe başladılar. Hakîre de bir fincân getirdiler, kabûl etmedim. Hekîmbaşı ve nâzır ağa;
EÇS X Y123b
"Vallâhi sultânım mukavvîdir. Kuvvet-i basarı ziyâde eder ve rîh-i bevâsırı kat‘ eder" deyü ibrâm [u] ilhâh eylediklerinde "Emir Allâh'ın" deyüp var kuvveti bâzûya getirüp,
EÇS X Y123b
"El ile gelen düğün bayrâmdır, anlar içdiler, ben dahi içerim" deyüp cür’et ederek gözüm yumup dişlerim sıkup "Bismillâh, niyyetü'ş-şifâ" diyerek filcândan nûş etdim, ammâ bir misk râyihası iştimâm etdim.
EÇS X Y123b
Andan bir fincân dahi getirüp mezkûr zeyt yağıyla yılan yağından bıçak ucuyla cüz’î yağ filcâna ilkâ edüp nûş etdim. Ammâ Hudâ âlim [ü] dânâdır, misk râyihâsı bir hafta demâğımdan gitmedi. Q 204b P 202b
EÇS X Y123b
Hamd-i Hudâ Mekke'den kalkup Bedr-i Huneyn'e geleceğimiz gece üzerimize Arab enüp bir hayli ceng etdiğimiz bâlâda tahrîr olunmuşdur. Ol mahallerde sıkılup vücûdumda bir harâret olmuşdu. Bu yılan maslûkasından iki fincân nûş edüp bir haftada vücûdumda zerre ve şemme illet kalmayup vücûdum sîm-i hâlise dönüp ten-dürüst oldum ve niçe nef‘in müşâhede etdim.
EÇS X Y123b
Sergüzeştî: Cümleden bir nef‘i dahi sene 1056 târîhinde Venedik kal‘alarından Bosna serhaddine müşâ Şebenik kal‘asın Tekeli Mustafâ Paşa ile muhâsara edüp kırk gün kırk gece kal‘a-kûp toplar ile kal‘ayı döğüp fethi müyesser olmayup bî-feth avdet edüp Danilova nâm mahalle gelüp meks etdükde cânib-i erba‘amızı iki kerre yüz bin Uskok ve Dodoşka ve Freng ve Hırvad kâfiri ihâta edüp yedi sâ‘at ceng-i azîmden sonra asker-i âl-i Osmân'a inhizâm vâki‘ olup küffâr bir tarafdan ümmet-i Muhammed'i kırmağa başlayup hakîr ol asırda yeniçeri odasıyla gidüp vekîlharc idim, yedi kölemi ve üç yüz seksen yoldaşlarımı cümle gözüm önünde dendân-ı tîğden kâfir geçirdiklerin görüp cümle emvâl erzâkı bırağup bir cânibe bir küheylân atım var idi, Vezîr-i a‘zam Kara Mustafâ Paşa ihsân etmişdi, bir tarafa at bırakdım. Ol sahrâ-yı bî-pâyânı küffâr bu hakîre seyrân devrân etdirdiler, âhir pâyime eremeyüp nâm [u] nişânım göremediler, hıfz eden Allâh göstermedi.
EÇS X Y123b–Y124a
Âhirü'l-emr vakt-i gurûbda cihân Y 124a başıma dar olup atı bırağup bir ormana kılıcım ve tîrkeşimle girüp yedi gün altı gece dağlar içre vahşî hûş [u] tuyûr ve canavarlar ile ülfet edüp nebâtât köklerin ve ba‘zı meyveleri ile kifâflanırdım. Ammâ piyâde yürümek ile tîrkeş kılıç ve kemerimde seksen esedî ve yüz elli altun kemerim kesüp bî-tâb [u] bî-mecâl etdi. Âhir tîrkeşden okları çıkarup yayı kabzasından kabzıma alup tîrkeşi ve iki tabancalı kol tüfeğin ve silâhın ve belimde kemeri guruşları ile yaylık içine koyup bir kaya altında iri taşları kaldırup kılıcı ve tüfengleri ve kemeri anda Allâh emâneti edüp defn etdim. Andan sebükbâr olup bir dereye gelüp pâk âbdest alup iki rek‘at hâcet namâzı kılup cemî‘i ervâh-ı enbiyâ ve evliyâdan bu Evliyâ-yı bî-riyâ-yı za‘îf ruhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp âlem-i hayretde iken Boşnak lisânı ve lehcesi ile,
EÇS X Y124a
"Bre Meho" deyü bir sadâ zâhir oldu. Ol sadâya karşılık bir sadâ dahi;
EÇS X Y124a
"İşto veliş?" ya‘nî {lisân-ı Boşnakca} "Ne dersin?", dedi.
EÇS X Y124a
"Hodamu sinko, hodamu" dedi; ya‘nî "Beri gel cânım oğul, gel" dedi.
EÇS X Y124a
Hakîr bu Boşnak lisânı istimâ‘ edüp cânım yerine gelüp tâze cân buldum, ammâ efkâr-ı fâsideye düşdüm,
EÇS X Y124a
"Âyâ bu dağların re‘âyâsı cümle Hırvat Uskok mudur? Kâfire tâbi‘ olup âl-i Osmân'ı kılıcdan geçirdiler. Âyâ bu sadâ anlardan mı ki" deyü fikir ederken bu evvelki istimâ‘ etdiğim sadâ sâhibleri meğer oğlu ile dağa gelüp odun keserken vakt-i zuhur olup ezân okudu. Hemân hakîr bildim ki ümmet-i Muhammed'dendir. İleri varup bunlara selâm verüp âşinâlık etdim.
EÇS X Y124a
"Ya sen safâ celdun. Ya sağ misun? Ya sen bu dağlarda nişlerisun?" dedi. Ha[k]îr hemân,
EÇS X Y124a
"Birkaç yoldaşımız var, anlar ile bu bildiğimiz dağlardır, av avlamağa çıkdık. Hilevne kal‘ası yeniçerindeniz" dedim.
EÇS X Y124a
"Ya bozulan askerden haberiniz var mı?" dedi.
EÇS X Y124a
"Yedi gündür anlar bozulup Kinin kal‘asına ve Hilevne kal‘asına geldiler" dedim.
EÇS X Y124a
Hakîrse cân bâzârındayım kim tenim kal‘ası muhâfazasına me’mûr olup cân çekişirim.
EÇS X Y124a
Netîce-i kelâm bunlar ile refîk olup âheste reviş Gılamuc kal‘asına giderken yolda Gılamuc kal‘asının dizdârına râst gelüp ahvâl-i pür-melâli bir bir takrîr edüp ol sâ‘at huddâmının birin atdan endirüp hakîri bindirüp Cenâb-ı İzzet'e bin bin hamd [ü] senâlar edüp bükâlar eyledim. İki sâ‘atde Gılamuc kal‘asına alay ile girüp dizdârın hânesinde ol gece mihmân olduk.
EÇS X Y124a–Y124b
Hikmet budur kim İslâm kal‘ası yanımda bir sâ‘at yeri, havfimden yedi günü ve gecesi enîs [ü] mûnisim tilki ve çakal ve erneb Y 124b ve geyikler olup yatırdım.
EÇS X Y124b
"Dağda kayalar dibinde enîs [ü] mûnis yârân [u] yâr-ı gârlarım bir gârda bırakmışım, anları yoklayam", deyü on refîk ile dağlara girüp geldiğimiz yollar ile doğru tîrkeş ve tüfengler ve kemerim bırakdığım mahalle vardıkda atım refîklere verüp şu mahalde bir teşelşül edeyüm deyü ileri varup taşları devirüp silâhlarım aldım, ammâ tîrkeşin kayışın tilki mi çakal mı yemiş, bir hâl ile belime bend kılup kemeri dahi alup tüfengleri belime takup hamd [ü] senâ ederek refîklerim yanına gelüp atıma süvâr olup yine bir sâ‘atde Gılamuc kal‘asına gelüp yedi gece kal‘ada mihmân oldum.
EÇS X Y124b
Hikmet-i Hudâ, bir gece hâb-âlûd iken ihtilâm şeklinde bir şey vâki‘ oluyor, ammâ belimin ağrısından hâbdan bîdâr olup câmehâb üzre tururken belim boşanup kızıl kan ve irin ve nefis bir sâ‘at cereyân edüp vasla vasla nâzil olup yedi gün dahi hasta kaldım. Ba‘dehu ifâkat bulup Dizdâr Mehemmed Ağa bir at ve bir kat esbâb ve sâ’ir a‘yân-ı devlet ikrâmlar edüp tatyîb-i hâtırım ile mukayyed olup bize bir hizmetkâr verüp bir hayli âdem ile bizi Hilevne sahrâsında Tekeli Paşa'ya vâsıl olup tâze cân bulduk. Ammâ dostlarımızdan kimse bulmadık, cümle dest-i küffârda şehîd olmuşlar. Küffâr kal‘a-i Kilis'i almışlar ve içindeki askerin kırmışlar. Lâkin Tekeli Paşa nefîr-i âm edüp ahâlî-i vilâyet ile vilâyeti muhâfazaya başladı. Hakîr varup kendüye buluşdum. Bir at ve bir kat esvâb ihsân etdi. Âşinâlık ezelî idi, bizim Melek Ahmed Paşa'nın kayın babası ve Kaya Sultân validesin dutardı.
EÇS X Y124b
Netîce-i kelâm el-kelâm yecurru'l-kelâm mazmûnunca bu sergüzeşt [ü] serencâmı nakilden murâd ol geceki Gılamuc kal‘asında belim boşanup aslâ bir recûliyyet hakîrden sâdır olmayup ihtilâm bile olmazdım. Netîce zürriyyet munkatı‘ oldu, deyü bu hakîr me’yûs idim. Tâ ki yigirmi yedi sene ubûr edüp bu hakîr Mısır'a gelüp bu Kalavân timarhânesinde bu fârûk günü iki fincân yılan maslûkası yağ ile içdiğim gece biribiri ardı sıra iki kerre ihtilâm oldum.
EÇS X Y124b
Ale's-sabâh yine timarhâneye varup hekîmbaşıya sergüzeşt [ü] serencâmım nakl etdim. On vukiyye yılan maslûkası ve bir hokka zeyt ile mülemma‘ yılan yağı verdi. Beş altı gün yılan maslûkasın isti‘mâl etdim. Ol kadar tendürüst oldum kim lahm [u] şahmım üzre fındık kırılırdı. Ol kadar seng-ten oldum ve niçe nef‘lerin dahi müşâhede etdim.
EÇS X Y124b–Y125a
Hâsıl-ı kelâm hekîmbaşı bu yılan maslûkasın cemî‘i ibâdullâha bezl edüp bişirdikleri yılan yahnîleri siniler içre sovuyup Y 125a hekîmbaşı ve telâmîz ve halîfeleri sinilerin başına oturup cümlesi ellerin pâk yaykayup ve kolların sıvayup mezkûr yılan yahnîlerin birer birer ellerine alup yılanın arkasında onurka kemiği ta‘bîr etdükleri bel kemiğinin iki cânibinde kalemtırâş sapı kalınlığı her yılanın Q 205a P 203a arkasında yılanın kesilen kaddince eyle uzun ipler çıkar, gûyâ bir sicim ipdir, işte tiryâk-ı fârûk kursu deyü ta‘bîr etdikleri budur kim tiryâk-ı a‘zam bu ip gibi etden hâsıl olur.
EÇS X Y125a
Her yılan birer miskâl kurs ancak olur, bu kadar çekilen renc [ü] anâ ve âlâm-ı şedâyid ve havf [u] haşyet ve ihtimâm birer miskâl kurs içündür. Cümle pişmiş a‘zâsı aslâ fârûk olmayup yabana atarlar ve fukarâya bezl edüp yerler, ba‘zısın ayak basmaz yere defn ederler.
EÇS X Y125a
Ve ba‘zısın cimâ‘dan kalmış âdeme verirler, ol âdem yılan yahnîsin tenâvül edüp hâtûnuyla beş on kerre cimâ‘ edüp kanâ‘at etmedüği ecilden ehli müte’ezzî olup ale's-sabâh mahkemede bir cimâ‘ da‘vâsı olmak mukarrerdir. Hâtûn,
EÇS X Y125a
"Maâzallâh, bu derde tahammül edemem" deyü şikâyet eder.
EÇS X Y125a
Yılan eti yiyen herîf "On kerre cimâ‘ etdim" deyü hikâyet eder.
EÇS X Y125a
Kadıasker efendi mâbeynlerin yigirmi cimâ‘a sulh eder. Bu da‘vâyı istimâ‘ edenlerin çoğu çorbasın içüp "Allâhümme yessir" deyü bu du‘âyı ederler.
EÇS X Y125a
Hulâsa-i kelâm, mezkûr yılanların sırt etlerin ağac dibeklerde ve yine ağac havân eliyle döğüp ma‘cûn-misâl sahk edüp mîzânda vezn ederler. Bu mahalde buna kurs-ı ef‘î derler, beyâz bir ma‘cûn-ı ekber olur.
EÇS X Y125a
Ba‘dehu cemî‘i edviyeleri ince elekden geçmiş hâzırbaş olup evzânları üzre vezn edüp Rûm'un mükerrer kaynamış hâlis balı ile cümle edviyeleri kurs-ı ef‘î ile mahlût edüp beher sene üç kazgan tiryâk-ı fârûk bişer. İbtidâ iki kavanoz sa‘âdetlü pâdişâha ve bir kavanoz paşaya ve Âsitâne'de vezîr-i a‘zama ve şeyhülislâma ve hekîmbaşına ve Mısır mollâsına hedâyâ gönderüp mâ-bâkîsin Kalavân nâzırı vakfullâh içün hıfz edüp bîmârhânede sâhib-firâş olan bîmârların marîzine göre verirler.
EÇS X Y125a
İşte Rûm ve Arab u Acem ve Frengistân'a ve'l-hâsıl ekâlîm-i seb‘aya tiryâk-ı fârûk Mısır'dan gidüp bu tertîb üzre hâsıl olur. Dâ’imâ yılda bir kerre pişermiş, ammâ bu fakîr Mısır'da iken hekîmbaşı bir üstâd-ı kâmil olmağile bir senede üç kerre pişirdi.