EÇS X Y125a
Ammâ bâlâda tahrîr olunan beyâz Âdem Safî yılanları binden mütecâviz olup tiryâk-ı fârûk yapılan medresenin kapusun açup bir küçük câmlı hücre vardır, ol hücre içre bir köşeden bir köşeye bir kalın ip çekdiler.
EÇS X Y125a–Y125b
Ba‘dehu hekîmbaşı ol beyâz Y 125b yılanların cümlesin birer birer kırmızı ibrîşim ile kuyruklarından bağlayup mezkûr ipe asup ale't-tertîb zeyn etdi. Cümlesi cân havli ile cabalayarak birbirlerin sokarak ince beyâz yılanlar kol kalınlığı kadar olup kapuları ve hücrenin menfezlerin cümle kapayup taşra çıkdılar. Kırk günden sonra yine hücreyi açup Safî yılanları ince sicim gibi olmuş ve cümlesinin içlerinde kemikleri bile kakule dânesi gibi siyâh siyâh dâne dâne dârû-yı hûşber olmuş, kokusundan âdemin aklı gidüp sermest [ü] medhûş olur.
EÇS X Y125b
Ve bâlâda tahrîr olunan yarım ceviz kabuğu gibi müdevver başlı yılanları kassâblar bellerinden cümle ikişer pâre edüp alaca derisiyle tuzlayup başları tarafın iplere asup kuyrukları tarafın yere gömdüler. Kırk gün dahi bunlar durup kırmızı kırmızı olup kurumuşlardı. Anları dahi alup kurşum hokkalar içinde hıfz etdiler, zîrâ karınca pek üşer, yılan eti ve insân eti gâyet lezîzdir.
EÇS X Y125b
Âdem etinin lezzetin Heyhât sahrâsında sâkin olan merdüm-hor Kalmık kavminde gördüm. Birbirlerinin mürdelerini yerler ve ba‘zı esîrleri olan Nogay fakîrlerin boğup yerler. Ammâ kanı gitmesin deyü boğazlamazlar, hemân boğup pişirüp yerler. Anların kavli dahi âdem eti ve yılan eti ve domuz etinden lezîz yokdur, derler. Ve cümleden hınzîrin kuyruğu ve benî âdemin dahi kuyruğu yeri gâyet lezîzdir, derler.
EÇS X Y125b
Hakîkatü'l-hâl Rûm'da da bu lezzetden haberdâr Kalmık mezhebli âdemler çokdur. Ammâ hakîr de benî âdem eti lezîz idiğin müşâhede etdim ki bir kerre bir âdem mahbûbun bûs etse hayât-ı câvidân bulup mesrûr olur. Andan bildim ki insân eti lezîzdir.
EÇS X Y125b
Netîce-i kelâm Mısır'a varup bu fârûk-ı a‘zam nice hâsıl olduğun görmeyen rûy-ı arzda bir ibret-nümâ görmemişdir, ve's-selâm.
EÇS X Y125b
Ve Mısır'da bir âdemin evine veyâ güvercin kümesine yılan müstevlî olsa sâhib-i hânenin huzûru gitse mezkûr yılan sayyâdlarının birin bulup elbette birkaç para verirsin, eve girüp bir kerre na‘ra edüp belinde bir düdüğü var, anı çalar ve ağzıyla bir gûne ıslık verüp savt-ı safîr gibi bir sadâ zâhir olunca hemân yılanlar taraf taraf görünmeğe başlayup başların kaldırup sayyâd ile ceng etmeğe gelir gibi pertâb ederek geldikce sayyâd cümlesin tobrasına doldurup ol hâne yılandan emîn olur. Ammâ bu yılanlar fârûk olmaz, fârûka munhasır başka yılanlardır, beriyyede olurlar.
EÇS X Y125b–Y126a
Yılan hikâyeti gibi yalanımız dahi tatvîl-i kelâm oldu, ammâ alimallâh ve Y 126a şehidallâh böyle olmuşdur.
EÇS X Y126a
Sene 1085 târîhinde Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa efendimizin imâmı Ahmed Efendi var idi, anın odasında yılanlar cem‘iyyet edüp imâmı hücresinden kaçırdılar. Bir gün imâmın bir küheylân atı yem yerken burnundan bir yılan atı sokup öldü, leşi fîl kadar olup bir tarafa götürmek mümkin değil, âhir ol mahalde bir hafir kazup defn etdiler. Ammâ aslâ imâmın hânesine varılmadan kaldı.
EÇS X Y126a
Hakîr bir gün sayyâdın birine râst gelüp imâmın odasına getirdim. Bir na‘ra haykırup bir kerre düdük çalmağa başlayınca beş on dâne kol kalınlığı birer kulaçdan tavîl yılanlar başların kaldırup sayyâdın başına üşünce cümle halk firâr edüp hakîr dîvân efendisi konağına firâr edüp pençereden temâşâ etdim.
EÇS X Y126a
Bir sâ‘at belki sayyâd ile ceng-i azîm etdiler. Âhir on bir dânesin çuvalına koyup "Allâh berekât versin" deyü du‘â ederek gidüp konağı yılandan halâs edüp imâm yine odasına gelüp meks etdi.
EÇS X Y126a
Birkaç günden sonra Rûmeli meydânına vardık. Meğer sayyâd yılanları Rûmeli meydânında on bir yılanı yılanbâzlara on bir guruşa vermiş. Ammâ Hudâ âlimdir, her biri birer evren-misâl mehîb ü mefret yılanlar idi. Yılanbâz bu yılanları birkaç günde eyle ta‘lîm etmiş kim Rûmeli meydânında maymun gibi raks ederlerdi. Bu sayyâdlarda ne acîb ü garîb efsûn ve sihr-i füsûn vardır, Allâhu a‘lem kerâmât-ı evliyâ ile anlara verilmişdir, ve's-selâm.
EÇS X Y126a
Ammâ garâbet bunda bir mashariyyâtdır kim ta‘bîr olunmaz. Rûmeli meydânında yılanbâzlar imâmın yılanın oynadup raks etdirirken hemân vahşî yılanın biri yerinden pertâb edüp bir ma‘sûmu ayağından sokar.
EÇS X Y126a
Hikmet-i Hudâ ol mahalde bir tarîk-ı Sa‘dî fukarâsı bulunup ma‘sûmun ayağındaki zehir yerin emüp yere tükürdü. Fi'l-hâl ma‘sûmun ayağı zehr-i mârdan halâs olup ke'l-evvel oldu. Ammâ hemân Sa‘dî fukarâsının karârı kalmayup,
EÇS X Y126a
"Yâ Hayy yâ Kayyûm ve selâmün alâ Nûhın fi'l-âlemîn" deyüp ol ma‘sûmu sokan yılanı kavrayup çayır çayır yemede. Beri tarafda yılancı,
EÇS X Y126a
"Paşa imâmı yılanıdır, on bir guruşa aldım, vâveylâ" deyüp feryâd etmede. Âhir-i kâr yılancılara hâkim olan hurde emîni yasakcısı gelüp fukarâ-yı Sa‘dî'yi paşaya götürüp paşa huzûrunda bile bakıyye-i yılanı tenâvül ederek ağzı köpürmüş. Yılancı ise,
EÇS X Y126a–Y126b
"Ejder gibi yılanım gitdi" deyü feryâd edüp kudurmuş. Paşaya şeyhin ma‘sûmu zehirden halâs etdiğin huzzâr-ı meclis şehâdet etdiklerinde paşa şeyhden haz edüp iki yılan dahi huzûrunda yedirüp elli altun şeyhe ve on altun yılanbâza ve beş altun Y 126b zehirden halâs olan gulâma ihsân edüp def‘-i meclis etdi kim garîb temâşâ idi.
EÇS X Y126b
Ve bu mahalde tiryâk-ı fârûk'un evsâfı ve münâsibiyle gayrı ibret-nümâlar tahrîr olunup Kalavân bîmârhânesi dahi temdîh ü tavsîf olunup Mısır içre Kalavân bîmârhânesinden latîf binâ-yı azîm ve evkâf-ı metîn yokdur. Hattâ mecnûnlara ve hastalara hânende ve sâzendeli P 203b bir dâr-ı şifâ, Q 205b kân-ı devâ, hâne-i bî-hemtâdır kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Her husûsda ta‘rîf [ü] tavsîfden müberrâ bir hayrâtdır. {İbtidâ tiryâk-ı fârûk'u peydâ eden Ranûş ibn Manâfiyûş'dur [Vanûş ibn Manâkyûş] kim Kıbtî melikleridir.}
EÇS X Y126b
Evvelâ bâlâda tahrîr olunan kurs-ı ef‘îden hâsıl olan tiryâk-ı fârûkların terkîblerin beyân eder
EÇS X Y126b
Gerçi hukemâ-yı kudemâ-yı selef niçe gûne tiryâk te’lîf etmişlerdir, ammâ cümleden mu‘teber,
EÇS X Y126b
Tiryâk-ı ekber'dir kim yüz yetmiş altı gûne derde devâdır ve altmış yedi edviyeden hâsıl olur. Ve,
EÇS X Y126b
Fârûk-ı erba‘a, hâssası ma‘îdede ve em‘âda olan riyâh-ı galîzayı ve kırk gûne emrâzı dahi def‘ eder. Ve,
EÇS X Y126b
Tiryâk-ı tîn-i mahtûm, bir âdem semm-i kâtile içse ve yılan ve sâ’ir haşerât sokmuş ola, bir miskâl yese bi-emr-i Hudâ halâs ola. Ve,
EÇS X Y126b
Tiryâk-ı tîn, bi-kavli Hekîm Cürcânî, yılan sokana ve tenkıye-i tâm isteyene gâyet nâfi‘dir. Ve,
EÇS X Y126b
Tiryâk-ı yâbis, hâssıyyeti cemî‘i haşerât sokmuşa nâfi‘dir. Ve,
EÇS X Y126b
Tiryâk-ı Albanuş [İlyanuş?], cemî‘i rîha ve yılan ve çıyan sokana nısf dirhemin su ile ezüp içe, tâ ki şifâ bula. Ve,
EÇS X Y126b
Tiryâk-ı Hürmüs-i kebîr, cemî‘i sümûma nâfi‘ olduğundan mâ‘adâ vasfında lisân kâsırdır. Ve,
EÇS X Y126b
Tiryâk-ı Emîr Balyus, garîb terkîbdir, insânı mahbûb eder ve levni sâf eder.
EÇS X Y126b
Aşağı olunan tiryâkları cümle Kalavân bîmârhânesinde tabh ederler, ammâ asrımızda yapdıkları,
EÇS X Y126b
Evvelâ bu bir tiryâkdır kim dünyâyı buna bedel verse bedel olamaz ve buna mâlik olan dünyâ ve dünyâ-yı mâ-fîhâya mâlik olmuş olur. Her ne emrâz-ı muhtelife içün yese şifâ bulur. Evvelâ cüzâma, berasa ve bunların emsâli emrâz-ı mühmeleye birer miskâl yiyen bi-iznillâh bedeninden arak ile her maraz çıkup ten-dürüst olur.
EÇS X Y126b–Y127a
Terkîbi budur: Evvelâ kurs-ı ef‘î ve karanfîl ve sadıç ve zencebîl ve cevz-i bevvâ ve kakule ve çıntıyana ve mey‘î-i yâbis ve kasab-ı mürr ve asl-ı kebere ve hınnâ ve ûdü'l-kahr ve habb-ı belîsân ve selîhâ ve darçın ve sünbül-i hindî ve zerâvend, [birer?] dirhem. Ve bezr-i kerefis ve bezr-i cezr ve fülfül-i esved ve dâr-ı fülfül ve habbü'l-kâr, bunlardan üçer dirhem. Ve za‘ferân ve nuhve, ikişer dirhem. Ve kırdımânâ, dörd dirhem. Bu cümleyi kifâyet mikdârı asel-i hâlis ile ma‘cûn edüp üç gün bir sırça zarf içinde alıkoyup ba‘dehu afyon ve lâden ve za‘ferân her birinden üçer dirhem ve mey‘a-i sâ’ilme (---) (---) sâ’iliyye, bunları dahi tekrâr sahk ederler. Ve bir miskâl hımâr mâyesinden bu meshûk eczâya muhkem halt etdiler. Bu kerre ol sırça kap içinde olan ma‘cûna bunları dahi Y 127a ilhâk etdiler. Ve arpa içinde fârûk gibi ve sâ’ir me‘âcin hıfz eder gibi sakladılar, tâ ki mahallinde birer miskâl yiyeler. Nef‘ine hadd ü gâyet yokdur, buna mâlik olan dünyâya mâlik olma gibidir olamaz kimse.
EÇS X Y127a
el-Faslu's-sâdis ve selâsînAhâlî-i Mısır'a hayât veren sebîlleri ve halîcleri ve bürkeleri ve çeşmeleri ve cümle kuyuları beyân eder
EÇS X Y127a
Zîrâ cemî‘i halkullâhda sudan azîz ü lezîz bir şey yokdur kim anın hakkında Cenâb-ı Bârî Habîbine bu âyet-i şerîfi nâzil etmişdir, âye[t]:
EÇS X Y127a
Husûsan şehr-i Mısır suya muhtâcdır. Nefs-i Mısır'da sudan azîz hayrât [u] hasenât olmaduğından Amr ibnü'l-Âs fethinden bu âna gelince yedi yüz yetmiş pâdişâh Mısır'a mutasarrıf olup her biri birer câmi‘ ve câmi‘e muttasıl bir sebîl ve gayrı köşe başlarında dahi mahalle münâsib yerlerde niçe bin sebîl inşâ etmişlerdir kim herbiri onar on beşer bin deve yükü râviye su alır sebîller vardır. Ve sâ’ir vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı eşrâf ve kibâr-ı kümmelînler, su hayr-ı azîm olduğuyçün her köşe başında üçer dörder kademe taş nerdübân ile urûc olunur pirinç ve tuc kafesli musanna‘ pençereli münakkaş sebîller var kim herbiri kâşî-i Çîn ve yeşm-i yerekânî ve mermer ve sommâkî; ruhâmlarla müzeyyen sebîllerdir. Ve bunlardan gayrı sarây-ı âlîler cenbinde ve ba‘zı hâneler altında latîf sebîller var.
EÇS X Y127a
Netîce-i kelâm şehr-i Mısır içre Gazâlî tahrîri üzre kırk altı bin sebîl var imiş. Hâlâ dörd bin sebîlhânedir. Ve bunlardan gayrı her köşe başlarında ve ba‘zı dekâkînler mâbeyninde bilâ-hisâb taş tekne sebîller vardır.