EÇS X Y160b
el-Faslu's-sâbi‘ ve erba‘înNîl içinde hâsıl olan hayvânâtları ve hâssaların beyân eder
EÇS X Y160b
Evvelâ Nîl içinde niçe bin elvân mâhîler vardır. Ammâ cümleden timsâh derler bir mehîb ve ziyânkâr hayvândır kim Rûm'da hâsıl olur bir gûne kertenkele ve keler ve vezaka ta‘bîr ederler üç nev‘a hayvânlar var, bu timsâh dahi hemân ayniyle anlara müşâbeheti vardır. Dörd ayağı ve kuyruğu vardır. Lisân-ı Arab'da ana timsâh derler, lisân-ı Fârisîde neheng derler, Türkîde luy derler, lisân-ı Moğolî'de selkun derler, vilâyet-i Nûbe'de vûlî derler, vilâyet-i Ulvî'de şûnşâr derler, mel‘ûn mahlûkdur. Ammâ bu timsâhın kaddi on beş arşın tavîl olur.
EÇS X Y160b
Ve arkası pul pul olup âlet-i harbden tüfeng dahi kâr etmez, illâ koltuğu altı gâyet yumuşakdır, gûyâ kim kulak şahmesi gibi terdir, andan ururlar, yâhûd kellesine dirhemli tüfeng isâbet ederse mürd olur.
EÇS X Y160b
Hâssa: Ve sayyâdlar yağın alup şiddet-i hârda insânın bedeninde olan sızı yerlerine sürseler bi-emrillâh def‘ olur. Ve cemî‘i hayvânâtın alt çenesi oynar, bunun üst çenesi açılır kapanır, alt çenesi aslâ hareket etmez. Ve üst çenesinde altmış dişi vardır, alt çenesinde kırk dişi vardır. Ve alt çenesinde iki uzun dişi vardır, üst çenesinde burnunun delikleri yanında iki delik vardır, ol iki uzun dişler alt çenesinden üst çenesi deliklerinden taşra çıkar. Ammâ hakîr im‘ân-ı nazar ile nazar etdim, küçüklerinde ol dişler yokdur, ammâ büyüklerinde tîğ-ı Dahhâk'dan nişân verir iki büyük dişleri alt çenesi ucundadır. Nîl kenârında koyun kuzu ve âdem ve at ve sığır ve deve su içerken sine sine gelüp ibtidâ kuyruğuyla çarpup urduğu hayvânı Nîl'e çeküp amân vermeyüp götürür, ammâ âdemi koyunu amân vermeyüp bir demde yudar.
EÇS X Y160b–Y161a
Hikmet-i Hudâ dübürü yokdur. Takâzâ-yı hâceti oldukda Nîl'den taşra çıkup cezîrelerde deverân eder. Bi-emr-i Hudâ sâhil-i Nîl'de pervâz eder bir nev‘a alaca tuyûr vardır, Rûm'da ördek Y 161a gibi ayakları kısa minkârlı ve nâhunlu bir kuşdur, hemân hümâvâr pervâz ederken timsâhı cezîrelerde görüp karakulak arslan yanına nice gelirse bu kuş dahi timsâhın yanına gelüp bir iki cünbüş ü hareket eder. Bi-emrillâh timsâh ol kuşu görünce safâ eder. Ba‘zı timsâhın takâzâ-yı hâceti gelmemişdir, cezîrelerde eşiyle seyrân ederken mezkûr kuşun karnı acığup timsâhın burnun kakalayarak hâh-nâ-hâh timsâhın ağzın açdırır. Ba‘zı timsâh kendi açup mezkûr kuş timsâhın ağzından içeri girüp tâ karnına varup muzahrafâtı depe depe eşe eşe emek çeküp mel‘ûnun necâsetin ağzına getürdükde hemân timsâh gâr-ı yetîmân misâl ağzın açup cümle muzahrafâtın mezkûr kuş taşra çıkarup timsâh safâ eder. Ol kuş dahi muzahrafâtı içre kurdlar bulup tenâvül edüp def‘-i cû‘ eder. Hem kendüye nafaka hâsıl eder, hem timsâhı sıkletden halâs eder, aceb hikmetdir.
EÇS X Y161a
Darb-ı meseldir kim saksağan tanayı sevmeğine bitlemez, arkasında kurdun ve okrayasın bulup yemek içün tanayı bitler, dedikleri gibi bu kuş dahi timsâha eyle hizmet eder. Ba‘zı kuş kendüye yarar nevâle bulmayup yine timsâhın karnına girüp bir hayli muzahrafât dahi çıkarır, ammâ timsâh yine yudarken kuşu dahi bile yudar, hemân ol murg timsâhın ağzına gelüp hikmet-i Hudâ kuşun tepesinde bir sivri kemiği vardır, ol kuş darılup timsâhın demâğına ol kuş tepesindeki sivri kemiği birkaç kerre urup timsâh acısından ejder-misâl ağzın açup kuş taşra gider. Bir hikmet-i garîbe ve acîbedir kim dübürü olmayup her timsâha birer huddâm tuyûr ta‘yîn etmişdir. Yef‘alullâhu mâ yeşâu bi-kudretih.
EÇS X Y161a
Ve mine'l-acîbe: Bu timsâh Nîl-i mübârekin ejderhâsıdır. Cümle mahlûk andan havf edüp cümlesin ekl eder. Nîl içinde andan çâpük, andan şedîd hayvân yokdur. Ammâ karada gâyet batîdir, zîrâ elleri ve ayakları kısadır, karnı yere sürünüp kendi cüst [ü] çâpük hareket edemez ve çok gezemez. Ve taşrada üç günden ziyâde duramaz, hemân mürd olur.
EÇS X Y161a–Y161b
Ammâ böyle bir ejderhâya Cenâb-ı İzzet bir sebeb-i mevt halk etmiş. Rûm'da gelincik derler dörd ayaklı mûşa hasım bir hayvândır, hemân ana benzer tüğlü bir hayvândır. Nîl içinde olur, timsâh gibi karada dahi tavattun eder, karaya çıkup cezîrelerde rimâl-i rakîk içre sürüne sürüne gezüp timsâhı arar, zîrâ gâyetü'l-gâye timsâha hasımdır. Ve timsâhın muzahrafâtın çıkaran kuşu dahi sayd eder bir küçük gelincikdir. Hemân timsâh takâzâ-yı hâcete taşra çıkup gezerken bu gelincik kum üzre yürüyerek timsâhın yanına varup Y 161b timsâh anı görmez. Zîrâ bi-emri Hudâ timsâhın gözleri tepesindedir ve gerdânı yokdur, yekpâre pîl-tendir, sağa ve sola karada yere bakamaz. Kaçan mezkûr kuş timsâha def‘-i cû‘ içün hizmet etmeğe geldikde timsâh ağzın açup kuş içeri girince bu gelincik dahi pertâb edüp timsâhın ağzından içeri girince azamet-i Hudâ timsâh-ı bî-cenâh-ı pür-günâh sad lek âh ederek kendüyi yerden yere urup cân havliyle kendüyi Nîl'e urur.
EÇS X Y161b
Hattâ İsvân şehrinden gemi ile gelirken bir timsâh-ı azîm Nîl'i deryâ-misâl temevvücledüp berg-i hatîf gibi Nîl içre sağa ve sola katı yaydan ok çıkar gibi çıkup şinâverlik edüp ağzından Nîl suyu minâre kaddi havaya çıkar. Hakîr mellâhımıza eyitdim:
EÇS X Y161b
"Ya Hacı Reşîd! Bu timsâh niçün böyle eder" deyü su’âl etdim.
EÇS X Y161b
"Ya sultânım, kendüden büyük elbette bir timsâh anı kovar" dedi.
EÇS X Y161b
"Ey, imdi eşini arar" derken hemân timsâh bizim geminin yanına gelüp memâliklerime,
EÇS X Y161b
Bir iki kurşum atdılar, te’sîr etmeyüp âhir Nîl'in cânib-i garbîsine çıkup pur patır edüp renc [ü] anâ çekerek ol bayıra tırmaşup kaldı. Biz dahi ardı sıra gemiyle varup taşra çıkup temâşâ ederken timsâhın ağzından bir gelincik çıkup seğirderek Nîl'e kaçdı. Timsâh orada mürd oldu, kaddi kâmil otuz iki ayak idi.
EÇS X Y161b
Kırk elli ayak kaddi olur timsâhın vardır. Hakkâ bu İsne ve İsvân vilâyetlerinde olan mefret timsâh Nîl'in gayrı yerinde yokdur. Hattâ Hafîr-i Kebîr derler bir kal‘a vardır, Fûncistân melikinin vezîri mesâbesinde Kör Hüseyin Beğ'in kal‘asıdır, ol kal‘anın kapusuna demir yerine bir timsâh-ı azîmin derisin kapu kanadına üçer vukiyye demir mismârlar ile mıhlamışlar. Başı ve kuyruğu yokdur, hemân gevdesi derisidir. Hakîr kasden zirâ‘ ile ölçdürdüm; on dörd zirâ‘ kaddi ve yedi zirâ‘ arzı idi. Ben ta‘accüb etdim, ba‘zı Fûncistân ihtiyârları dahi mefretleri olur, dediler.
EÇS X Y161b
{Ammâ timsâhın bir hasmı dahi Nîl atıdır. Nûbe diyârında ve Berberistân vilâyetinin Donkalâ şehri hudûdlarında Nîl atı çok olmağile ol diyârlarda timsâh azdır. Ammâ Nûbe diyârında timsâhın ismine vûlî derler ve Ulvî vilâyetlerinde şûşâr derler.}
EÇS X Y161b–Y162a
Bu timsâh eşi ile cezîrelere çıkup cimâ‘ murâd edindikde dişisin arkası üzerine yatırup cimâ‘ ederken ba‘zı Arab tâ’ifesi belsovukluğu marazına mübtelâ olup anın def‘iyçün yâhûd nefs-i emmâresiyçün mezkûr herîf kendüyi rimâl ve çengelistân içinde pinhân edüp dahi timsâh cimâ‘ etmeden dişisi arkası üzre yatırken herîf kemîngâhdan zâhir olup bir na‘ra haykırınca timsâhın erkeği firâr edüp Y 162a kendüyi Nîl'e atup halâs olur. Lâkin dişisi arkası üzre kaskatı kalır, gûyâ kaplıbağa gibi kalır, aslâ harekete iktidârı olmaz. Zîrâ elleri kısacıkdır, mahâreti suda kuyruğuyla ve ağzıyladır. Tâ ki erkeği cimâ‘ edüp dişisin sırtı üstünden döndürmeyince hâli üzre kalır ve kıç Q 218b ayaklarından aşağı ferci kalır. Cimâ‘ murâd edinen melâ‘în timsâhın kıç ayakların kum ile örter ve kuyruğu üzre dahi hayli kum yığar, ba‘dehu havf [u] haşyetsiz fi‘il-i şenî‘a mübâşeret eder, ne‘ûzu billâh.
EÇS X Y162a
Ammâ cimâ‘ından lezzet alan fa‘âl-i la‘în yemîn edüp bikr-i nâ-şüküfte cimâ‘ından lezîzdir, deyü medh edüp gâyet şiddet-i hârı vardır ve her cimâ‘ı bikriyyet üzredir, al kan nâzil olurdu, der.
EÇS X Y162a
Ve cimâ‘ edenin bir hafta avret yerinde misk râyihası âdemin demâğın mu‘attar edüp bir hafta zâ’il olmaz.
EÇS X Y162a
Ve ferci cevârî-i Habeşe ferci gibi beyâz hıtâyî fercdir, P 215b derler ve gerçekdir. Circe hâkimi Özbek Beğ'e birin getirdiler, dişi idi, hemân tahrîr etdiğimiz gibi bir müdevver küsamı var idi. Ve bu timsâhın eyle münakkaş u müzeyyen zahrı var idi kim gûyâ hayvân-ı nakş-ı bûkalemûn idi.
EÇS X Y162a
{Ve mine'l-acâyib mahlûk-ı Nîl şeyhü'l-bahr ya‘nî cisi cinnî derler, benî âdem sıfatlı sakalı ve kaba üzre(?) [yerde?] vücûdu balıkdır. Mısır ile îcâ ibhâ olur, ammâ mekân dutdu(?) kalur dându(?) olur.}
EÇS X Y162a
Hattâ hakîr Şellâl diyârın geşt [ü] güzâr ederken esnâ-yı kelâmda bu timsâh sadedi açıldı. Hâne sâhibimiz Ebû Ceddullâh derler bir şeyh-i kebîr ve feleğin germ [ü] serdin çekmiş yârândan bir kimesne idi, ol hikâyet eder:
EÇS X Y162a
"Âlem-i fetâlığımda Nîl'de benim bir timsâhım var idi, dişi idi. Ol asırda şebeke ile balık sayd edüp kifâflanırdım. Ba‘zı iri balıkları sayd edüp başka kordum. Bir gün bu timsâh şinâverlik ederek ubûr etdi, ammâ gâyet müzeyyen mahbûb timsâh idi. Hemân sayd etdiğim semekelerden bir kaçının başların üzüp bu timsâha atdım, ekl etdi ve gitdi. Netîce-i kelâm birkaç gün bu hâl üzre gidüp geldi, her gün bu gûne balık verirdim.
EÇS X Y162a
Bir gün karaya bî-pâk [ü] bî-pervâ çıkup reftâr ederek kuyruğun kaldırarak sırtı üstüne yatdı. Benim hâtırımdadır kim bizim Arab tâ’ifesi timsâh ile cimâ‘ eder. Hemân ben dahi etek der-meyân edüp bir kerre vardım. Safâ-yı hâtırımdan aklım başımdan gitdi. Ba‘dehu elime nobutu alup timsâhın arkası ile kum mâbeynine nobutu sokup bir cânibe durdum. Oynayarak gidüp bana bakarak Nîl'e girüp ol kadar oynadı kim divâne oldu", der.
EÇS X Y162a–Y162b
"Üç sene kâmil bununla geçindim. Cümle şellâl'de olan aşîretim bilirlerdi. Bir gün ben varmasam beni arardı, ammâ sâ’ir timsâhlar havfinden Nîl kenârına varamaz oldum. Her bâr bu benim timsâhım Nîl kenârına gelse zebât gibi bir râyiha-i tayyibeli bir yağ Y 162b Nîl kenârına yayılırdı. Alup bir saksıya doldurup onar guruşa üç yıla dak satardım", der.
EÇS X Y162b
"Hikmet-i Hudâ bir gün Nîl cezîrelerinden bir cezîreye vardım. Hemân benim timsâhım ardım sıra gelüp cezîreye çıkdı ve biraz gezüp yuvarlandı ve cân teslîm etdi. Anı gördüm, karanlık olup yine fî'l-hâl zulemât gidüp benim timsâhımın başı ve gevdesi bir pençe-i âfitâb kız çehresi kim aklım gitdi. Ammâ ayakları ve ferci yine timsâh ferci idi. Meğer Künûz Urbânı şeyhinin kızı olduğu sâbit olup sihrile timsâh olup bi-emri Hudâ hâlet-i nez‘de sihir bâtıl olup yine ke'l-evvel hilkati üzre rûh teslîm edüp cümle halk ile ol cezîrede defn etdik" deyü nakl eyledi.
EÇS X Y162b
Ve ahâlî-i vilâyetden ba‘zı kimesneler hâzır idiler,
EÇS X Y162b
"Belî, böyle oldu" deyü şehâdet eylediler. Zîrâ ol diyârda timsâh ile cimâ‘ eylemek ve timsâh katl edüp derilerin kapularına mıhlamak ayıb değildir ve yiğitlikdir. Ve timsâh ile ceng etmeyen fetâ değildir.
EÇS X Y162b
Anların mâbeynlerinde başka mübâhaseleri var, timsâh katl edene ve fîl öldürene kız verirler. Zîrâ timsâh ol diyârlarda ejderdir ve gâyet muzırdır, âdem ve hayvânât su içerken ve sıbyânlar Nîl kenârında şinâverlik ederken kapar, gâyet ziyânkâr mel‘ûndur.
EÇS X Y162b
Ve bu diyâr halkının timsâh ile cimâ‘ etmelerinin aslı oldur kim ekseriyyâ halkının belleri gevşekdir, sık sık belsovukluğuna mübtelâlardır, anı def‘ içün cimâ‘ edüp hakîkatü'l-hâl cimâ‘ edüp halâs olurlar. Ba‘zısı timsâh cimâ‘ etmeği irtikâb etmeyüp siyâh Habeşe câriye vata’ edüp halâs olur. Habeşenin dahi ol kadar şiddet-i harâreti olup cezzâb olduğundan vücûd-ı insânda menî ve gayrı eşyâdan bir şey komayup cezb eder.
EÇS X Y162b
Ümmü'l-kıyâs'ın sebeb-i tesmiyesi hakkında efvâh-ı nâsda şâyi‘ niçe kaviller vardır. Bir kavilde bir pâdişâhın Mikyâs nâmında bir pençe-i âfitâb kızı var idi. Hikmet-i Hudâ ol kız sâhil-i Nîl'de şinâverlik ederken bir timsâh kızı kapup götürdüğü pâdişâha mün‘akis olup pâdişâh âh vâh derken hikmet-i Hudâ ol mahalde kibâr-ı evliyâullâhdan şeyh Ebûbekr-i Batrinî hazretleri bulunup kızın halâsıyçün du‘â edüp bi-emrillâh timsâh kızı sâlimen yine ol mahalle bırağup kız halâs olur. Pâdişâh dahi şâd olup ol mahalle bu kasrı binâ edüp ismini kızın nâmıyla Ümmü'l-kıyâs korlar, sebeb-i tesmiyesi oldur.
EÇS X Y162b–Y163a
Ba‘dehu şeyh Batrinî hazretleri mermerden bir timsâl-i timsâh etdirüp Ümmü'l-kıyâs havuzu altına ol mermerden timsâh sûretine bir vakf-ı a‘zam konup anda defn eder. Hâlâ ol zamândan berü timsâh bu Ümmü'l-kıyâs'dan Y 163a aşağı geçse hemân arkası altına gelüp kenâra çıkınca depelerler. Anıniçün Mısır'dan aşağı aslâ timsâh yokdur, ve's-selâm.}
EÇS X Y163a
Timsâh eşi ile karada cimâ‘ edüp dişisi yumurtlar, devekuşu yumurtası kadar olur, lâkin müdevver değildir, sürâhîce ve münakkaşdır. Dişisi yumurtasın kum içine gömüp yine Nîl'e gider, her gün gelüp nazar eder. Ba‘zısı taşrada kalup şiddet-i hârdan yumurtanın içinde beyâzı pişer, sarısından kırkıncı günde sakankûr hâsıl olur. Ammâ timsâhın kum içinde kalan beyzalarından bi-emrillâh timsâh hâsıl olur. Timsâhın demâğında bir zar perdesi hâsıl olup Nîl içinde gezmeğe müsta‘id olur, ammâ sakankûrda ol zar bitmeyüp karada kalırlar.
EÇS X Y163a
Ve timsâhın on, on iki yumurtası olur, kimi timsâh ve kimi sakankûr olur. Ammâ bu sakankûr Nîl'e girüp yine çıkar, Nîl'de tavattun edemez. Hukemâ buna sakankûr-ı mâhî derler. Ammâ bu sakankûrdan hâsıl olanlar, sakankûr-ı berrî derler, aslâ Nîl'e girmek değil, ömründe su içmez, rimâlistân ve çölistânlarda olur. Hukemâ gâyetü'l-gâye nef‘in yazmışlardır.