EÇS X Y175a
Esnâf-ı miyâncıyân-ı Hân-ı Halîl: Neferât üç yüz. Ve dahi,
EÇS X Y175a
Esnâf-ı simsârân-ı Hân-ı Halîl: Neferât elli. Bu tâ’ifenin ma‘rifetleri oldur kim bir âdem nâdirâtdan bir şey murâd edinse simsârlar bulup haber ederler.
EÇS X Y175a
Esnâf-ı çukacıyân: Dükkân on, nefer sekiz. Ve,
EÇS X Y175a
Atlascıyân ve katîfeciyân ve hil‘atcıyân ve halıcıyân ve kebeciyân ve abâcıyân ve dülbendciyân ve sofcıyân ve bezzâzân ve esîrciyân:
EÇS X Y175a–Y175b
Bu zikr olunan esnâfâtların cümlesi (---) (---) bin müsellah u müzeyyen asker-i deryâ-misâl olup bunların alayında olan şakalar ve sürûr [u] şâdumân ve çerâğânlar ta‘rîf ü tavsîfden berîdir. Bâzergânbaşı ve şâhbender ve nakkâşbaşı ve sahhâfbaşı at Y 175b başları berâber tabılhânelerin çalarak ubûr ederler. Andan,
EÇS X Y175b
Evsâf-ı esnâf-ı sunûf-ı bâzbâzân ya‘nî cemî‘i pehlivânân-ı bilâ-dükkân: Cümle bâzbâzân bâlâda fürâdâ fürâdâ tahrîr olunmuşdur kim cümle yetmiş bin neferdir ve yetmiş esnâfdır. Eğer herbirinin mâhiyyet-i evsâfın tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup Deccâl'ı medh etmiş oluruz. Ammâ bunların ol gece etdikleri şaka ve ibret-nümâ temâşâları pîrleri olan Ebû Alî Sinâ etmemişdir. Cümle temâşâcılar engüşt ber-dehen edüp vâlih [ü] hayrân olup gülmeden mebhût olurlar. Hakkâ ki Mısır'ın Arab veled-i zinâsı Frengistân'da ve Hindistân'da yokdur. Bunların içinde pehlivân-ı âteşbâzân bu alay içre niçe âteş-feşânlıklar ile çerâğân ederler. Bu tâ’ifenin mehterhâneleri yokdur, zîrâ kendüleri mehterhâneden ziyâde temâşâgâhdırlar. Bunların akîbince,
EÇS X Y175b
Esnâf-ı sâzendegân: Bunların pîri Hakîm Fîsagores-i Tevhîdî ve Abdullâh-ı Fâryâbî'dir. Bu tâ’ife cümle yedi yüz neferdir. Kırk yedi gûne sâz ile fasıl ederek ubûr ederler. Andan bunların akîbince,
EÇS X Y175b
Alay-ı askeriyân-ı Mısır: Kânûn üzre alay alay mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh herbir alayın mâbeyninde bu kadar bin çerâğân ve kanâdîl ü meş‘al ile ubûr ederler. Ve her bir fırkanın içinde piyâde çöğürcü ve şâ‘irler ve hânende ve sâzende fasıl ederek ubûr ederler.
EÇS X Y175b
Mısırlı alayından sonra bâlâda ta‘rîf olunduğu üzre mükellef ü müzeyyen ü mükemmel paşa ağaları alayı mürettebleri ve çerâğânları ile atbaşı berâber ubûr edüp paşanın yedekleri ve iki cânibinde Mısır'ın tuğlu mülâzım yeniçerileri ve altun tâslı şâtır ve mataracılar ile muhtesib ağası zer-ender-zere müstağrak olup pâdişâhâne serinde iki otağa ile esb-i sabâ-sür‘ati dahi mücevher zînli ve altun zencîrli at üzre iki cânibine selâm vererek paşanın kapucular kethudâsı ile atbaşı berâber ensesinde zer-ender-zere müstağrak yüz çift zırh [u] zireh-külâhlı mahbûb iç gulâmları ile tokuzar kat mehterhânesin çalarak ubûr ederek kâmil altıncı sâ‘atde bu alay-ı azîm ile Mısır mollâsının sarâyına dâhil olup bir yaylım tüfeng şâdumânîleri olup Mısır'ın dîvân çavuşları alkışlayup kadıasker efendiye varırken efendi istikbâle taşra çıkup ta‘zîm edüp sadr-ı âlîde karâr etdikde kahve ve gülâb buhûrdan sonra muhtesib ağa mollâya hitâb edüp eydirler kim:
EÇS X Y175b–Y176a
"Sâhib-i devlet efendimiz cenâb-ı şerîfinize selâmlar eder. Bu leyle-i mübâreke leyle-i Ramazân olup sabâh yevm-i Ramazân-ı Y 176a şerîf midir, yoksa yevm-i şek midir? Tatavvu‘an niyyet edelim mi? Bize i‘lâm buyursunlar deyü bu kullarını vekîl edüp Ramazân-ı şerîfe ta‘zîmen sultânıma gönderdi", deyüp hâmûş oldukda kadıasker hazretleri buyururlar kim:
EÇS X Y176a
"Tîz mezâhib-i erba‘a şeyhülislâmları gelsin" deyince cümle ulemâ ve sulehâ ve şeyhülislâmlar gelüp eğer hilâl nümâyân olduysa,
EÇS X Y176a
"İsbât olunur, sicillâtda mastûrdur, belî sultânım, ale's-sabâh yevm-i Ramazân'dır" deyü hüccet-i şer‘iyyeyi muhtesib ağasına verir.
EÇS X Y176a
Ağa dahi kethudâsıyla müjdesin paşaya gönderüp paşa hücceti kırâ’at edüp "Sûmû rü’yeteküm" mazmûnunca sıyâma niyyet edüp ibtidâ Sarây meydânında Düheyşe câmi‘i minâresinde andan Kalavân câmi‘i minârelerinde tabaka tabaka kanâdîller çerâğân olunca iç kal‘adan azametullâh kırk elli pâre toplar nısfu'l-leylde atılınca zemîn [ü] âsumân dir dir ditreyüp cümle Mısır içinde sekiz yüz altmış minâreler kanâdîller ile müzeyyen olup P 220b nûrun alâ-nûr olup herkes terâvîhe gidüp edâ-yı salât edüp sabâha niyyet ederler.
EÇS X Y176a
Eğer muhtesib ağa mollâ efendiden su’âl etdikde hilâl görünmediyse te’hîr içün kânûn üzre kadıasker efendinin summât-ı Muhammedîsi gelüp tenâvül olunup cümle ağavât u a‘yân-ı erbâb-ı dîvân def‘-i cî‘ân ederler. Andan cümle esnâf mollâ sarâyının havlısında gûnâ-gûn şaka ve hây hûy ederek alay alay esnâf esnâf çerâgânlarıyle kadıasker ve muhtesib ağa huzûrunda ubûr ederler. Q 223b
EÇS X Y176a
Andan fişeng-bâzlar Nîl kesiminde etdikleri gibi yetmiş bin lu‘bedebâzlık ile fişek âteş-feşânlıkları edüp üç sâ‘at dahi bunun temâşâsı olunup hânendegân ve sâzendegân alayı tamâm olunca Mısır'ın yedi bölük alayı dahi yürümeğe başlar.
EÇS X Y176a
"Bu mahalden etrâf [u] eknâfdan mâh-ı Ramazân görünmedi", deyü haber gelirse paşaya eyle i‘lâm edüp kanâdîller yanmayup Ramazân olmayup yevm-i şek olur. Bu hâl-i zû-vecheyn üzre elbette muhtesib haberi paşaya gönderüp mollâ efendiyle vedâ mahallinde paşa tarafından muhtesib mollâya bir semmûr kürk geydirir, zîrâ mollânın bu gece ziyâfetinde bin guruş gider, ulemâ tâ’ifesinin bir guruşu gitse aklı gider, ol ecilden kânûndur, bir kürk gönderir.
EÇS X Y176a–Y176b
Bu üslûb üzre yine muhtesib alaya girüp âheste âheste sabâha yakın cümle alay ile hânesine varup nüzûl etdikde herkes esnâf şeyhlerin dahi alayları tarîk tarîk şakalar edüp bir hây hûy ile Mısır'ın için dolaşarak şeyhlerin hânelerine koyup herkes vatanına gider. Ammâ muhtesib ağa hânesine alay ile vâsıl oldukda Y 176b kerr ü ferr [ü] şevketile sandal-nişîn olup cümle yedi bölük ağalarına kahve ve şerbet ve buhûrdan sonra cümle askerî tâ’ifesine teşrîfâtda tahrîr olunduğu minvâl üzre iki Mısrî kîse hâliye bahşîşini verüp cümle asker Mısır'a giderler.
EÇS X Y176b
Ve paşa ağavâtlarına dahi iki kîse ve paşaya iki kîse ve kethudâya yarım kîse ve paşanın iç ağalarının on iki mertebe sâhiblerine ve taşrada on iki mertebe sâhiblerine cüz’î ve küllî hedâyâlar verüp tatyîb-i hâtır eder. Bu tertîb ile Mısır'ın muhtesib gecesi alay-ı ibret-nümâsı tamâm olur.
EÇS X Y176b
Ba‘dehu muhtesib ağası, bu hâliye deyü paşaya ve kethudâya ve paşa ağalarına ve Mısır'ın yedi bölük halkına verdikleri bahşîş-i pîşin kîseleri Mısır'ın enderûn [u] bîrûnunda taht-ı hükûmetinde olan otuz aded tablhâne sâhibi esnâf şeyhlerinden ve anlar dahi zîr-i hükmünde olan yüz altmış nev‘ ehl-i hıref kethudâ ve nakîb ve çavuşları ile bâlâda tahrîr olunan (---) (---) (---) ehl-i sanâyi‘den imdâd on Mısrî kîse tahsîl eder.
EÇS X Y176b
Ammâ birkaç esnâf paşa huddâmları taht-ı hükûmetlerinde olmağile anlardan bir harc-ı havâyic almaz. Evvelâ cümle aşcılar paşanın aşçıbaşısı himâyesinde ve cümle kahveciler şâtırbaşı himâyesinde ve cümle etmekçiler etmekçibaşı himâyesinde ve paşanın kuyumcubaşısı himâyesinde cümle kuyumculardır.
EÇS X Y176b
Ve paşa hizmetindeyiz, deyü darbhâne huddâmlarından emîn ağa bir ve sâhib-i ayâr bir ve sikkezânbaşı bir ve nâzır ağa bir ve veznedâr ağa bir ve kehlebür(?) kırk ve haddekeş on beş ve dollâbkeş on ve sübkekeş(?) yigirmi ve kalcı yigirmi ve furuncu beş ve yassıcı on ve sayıcı on ve sikkeciler on ve mîzâncılar on ve kurûscular on ve cilâcılar on ve körükkeşânlar on ve gümüş arayıcı simsârlar on ve oduncular on ve sarrâfbaşı bir ve sarrâflar on, bu cümle beş yüz âdemdir bu darbhâne huddâmları muhtesibe bir şey vermezler.
EÇS X Y176b
Ve cümle terziler paşanın terzibaşısı himâyesindedir, bir şey vermezler.
EÇS X Y176b
Ve cümle kürkcüler paşanın kürkcübaşısı himâyesindedir, bir şey vermezler. Ammâ cümlesi alaya çıkar. Ammâ bu esnâflar zâhiren muhtesib ağaya imdâd vermezler.
EÇS X Y176b
Ammâ paşanın hîn-i azlinde şâtırbaşı ve aşçıbaşıdan dermân olmaz, deyü havflerinden pes ü perdeden yine muhtesibe ağaya imdâd verirler. Zîrâ serbest hâkimdir, korkarlar. Ve cümle ehl-i hıref muhtesibin alayı masrûfuna imdâd ederler, kânûn-ı Mısır böyledir.
EÇS X Y176b
Ve Mısır'da (---) alay-ı bayramın biri dahi bu muhtesib gecesi alayıdır kim rûy-ı arzda misli yokdur kim hîn-i nikâhda ehlin bu alay gecesine koyuvermek üzre nikâh olunur, ve's-selâm.
EÇS X Y176b–Y177a
Eğer bu temâşâyı gördüğümüz üzre mufassalan tahrîr eylesek bir mücelled Y 177a kitâb olur, ammâ biz muhtasar kıldık tâ tâ bi't-tamâm.
EÇS X Y177a
el-Faslu't-tâsi‘ ve erba‘înMısır'ın gayrı diyârlardan ziyâde olan ehl-i sanâyi‘âtların beyân eder
EÇS X Y177a
Evvelâ bâlâda timarhâne evsâfın tahrîr olunan Kalavân Sultân dâr-ı şifâsında pişen tiryâk-ı fârûk: Rub‘-ı meskûnda yokdur, ekâlîm-i seb‘aya kursu ve fârûku bu Mısır'dan müstevlî olur. Ve mûristânda yapılan,
EÇS X Y177a
Semm-i helâhil: Ata katıra tırnağından te’sîr eder. Ve,
EÇS X Y177a
Amelî pânzehir-i Ken‘ânî: Bu semm-i helâhili kat‘ eder bir iksîr-i a‘zam makûlesi pânzehirdir. Yüksük gibi bir sarı levn ve sengîn bir şeydir. Hamd-ı Hudâ birine mâlik oldum.
EÇS X Y177a
Ve mezkûr Ken‘ân merhûm ilm-i kâfı ararken bu pânzehiri hâsıl etdi. Ammâ ilm-i kâfda dahi kâmil zer-i hâlis ayârına mâlik idi. Ve Cemşîd-fen idi, elinden aslâ bir ma‘rifet kurtulmazdı. Hattâ kendi ihtirâ‘ından yetmiş îcâdı vardır kim pesendîde-i âlemdir. Ve,
EÇS X Y177a
Ma‘cûn-ı akreb: Bu dahi bir ibret-{nümâ} temâşâdır. Kalavân evkâfından vazîfehâr veled âdemler vardır kim şeytân anları gördükde e‘ûzubillâh der, anlara sayyâd-ı akârîb derler, on kişidir. Kaçan hekîmbaşı akreb ma‘cûnu yapmak murâd eylese ol sayyâdlar virânistâna varup yerleri çukur çukur kazup her hafir içine birer sırçalı kâse yere berâber edüp kenârların toprağa müsâvî edüp her kâse içine birer pâre ciğer pâresi korlar ve gayrı ciğer pâresin mezkûr sırçalı kâse kenârından yere süre süre ciğeri çeküp yine ciğeri hıfz eder. Tâ ki nısfu'l-leylde akrebler şikâra çıkup seyrân edüp mel‘abe edeceği mahalde gezerken ciğer râyihasın yerde duyup kelb gibi soylayarak kâsenin kenârına varınca gelen düşer, gelen düşer. Sabâha-dek kâse akreb{ler} ile leb-ber-leb olur, taşra çıkamazlar. Sayyâdlar gelüp akrebleri tobralarına doldurup Kalavân mûristânında hekîmbaşıya verüp anlar dahi kuyruğun ve ayakların mıkrâs ile kesüp çömlekler içinde pişirüp yağın başka alup vücûdun şeker ile ma‘cûn ederler. Bir âdem habs-i bevle mübtelâ olsa yarım nohud mikdârı yese mesânesin açar. Gâyet müdrirdir, çok isti‘mâl etmemek gerek, ibret-nümâdır. Ve,
EÇS X Y177a
Kârhâne-i şekerhâne: Bu dahi vâcibü's-seyr bir ibret-nümâ temâşâgâhdır. P 221a Ve,
EÇS X Y177a
Kârhâne-i nuşâdırcıyân: Bu dahi görmeğe muhtâc bir ma‘rifetdir, mahallinde tahrîr olunur. Ve,
EÇS X Y177a
Kârhâne-i güherçileciyân: Bulak'da bir kârhânedir. Ammâ görmeğe muhtâc bir ibret-nümâ-yı azîmdir. Gayrı kurâlarda dahi çokdur, cümle mîrîdir. Bârûd-ı siyâh bundan yaparlar. Ve,
EÇS X Y177a–Y177b
Ma‘âdin-i natrûn: Bu dahi tuz gibi bir ma‘dendir. Mısır halkı ekseriyyâ ta‘âma tuz yerine bunu korlar, tarfetü'l-ayn içre eti ve gayrı ta‘âmı hal edüp bişirir. Lâkin dahi ta‘âm çiğ iken eridüp hal eder. Anıniçün Y 177b Mısır ta‘âmında lezzet yokdur. Mısır'da odun az olduğundan ta‘âm tîz pişsin deyü bu natrûnu korlar. Ammâ çok isti‘mâl edenin hayâsı debe olup sidiğin dutmayup selesü'l-bevle mübtelâ olur. Ve şîşeciler isti‘mâl ederler, İslâmbol'a Mısır'dan gider, sehel âteş ile sırçayı su gibi eridir. Mısır Bulağında mahzenlerde top toludur ve başka emânetdir, mîrî mâl verir.
EÇS X Y177b
Esnâf-ı hammâm kazanları yapıcı: Cümle hammâmların suyu ısıtan kazanları Q 224a kurşumdandır, aceb temâşâdır.