EÇS X Y177b
Der beyân-ı ahvâl-i kubhiyyât-ı Mısır ve subaşı esnâfları
EÇS X Y177b
Esnâf-ı fâhişe-i bâbullûk: Cümle sekiz yüz fâhişe-i nisvân-ı ehl-i isyândır. Kömler mâbeyninde ve Bâbullûk Kapusu hisârı dibinde külbeleri vardır. Ve,
EÇS X Y177b
Esnâf-ı fâhişe-i hânegî: Bunlar mestûre ve ehl-i ırza mel‘ûnelerdir. Hânelerinde pes-i perdeden geçinirler, ammâ vâsıtaları vardır. Cümle iki bin yüz fâhişedir. Subaşının der-defterinde olup mîrî mâl verirler. Ve askerî tâ’ifelerinin kabza-i tasarrufunda olana subaşı vaz‘-ı yed edemedüği fâhişe hisâba gelmez. Ve,
EÇS X Y177b
Bâbullûk-ı sıbyân: Kahvehâne ve bozahâne ve meyhâne ve Rûmeli meydânıdır. Cümle âvâre me’bûnân-ı hîzân anda bulunur. Bunlar dahi mîrî mâl verirler. Ve,
EÇS X Y177b
şeyhü'l-arasât: Üç âdemdir; biri Bulak'da, biri Eski Mısır'da, biri Yeni Mısır'da. Cümle fâhişe ve gılmân bunların der-defterindedir. Mâl bunlardan matlûbdur. Ve,
EÇS X Y177b
Çavuşân-ı bâbullûk: Nefer kırk. Bunlar her fâhişenin hânesin bilüp kankı avret evinde yatdı, yatmadı bunlar bilür. Ve,
EÇS X Y177b
Esnâf-ı deyyûsân-ı bâbullûk: Bunların ellerinde akçe tahtası olup bâzâr-ı meskeşde hâne-be-hâne gezüp at katır bâzâr eder gibi bâzâr edüp kâr ederler. Ve,
EÇS X Y177b
Esnâf-ı vâsıta-i nisvân: Bunlar koca karılardır. Gelen zânîlere a‘lâ fâhire zâniyeler bulup ücret alır. Üç yüz fertûte zâle-i zamâne mel‘ûnelerdir. Ve,
EÇS X Y177b–Y178a
Esnâf-ı bâzâra gidenler: Bunlar bâbullûkda olan bozahâne ve meyhâneden ve kebâbçı dükkânlarından ve sâ’ir âlet-i tarab nakillerinden ba‘zı eşyâlar getürüp kifâflanırlar. Ve ba‘zı esfehü's-süfehâ tâze cüvânân makûlesi ağalarından hammâm bahânesine me’zûn olup bâbullûka gelüp bir külbede bir nigâre ile sînesâf olurken nigâr bir pâre yâre pâre şarâb ve kebâb ister. Derhâl bâzâra gidene bir üç akçe verüp murâd edindiği eşyâları âmâde edüp bâde ve boza içine ak karanfîl ve tatula ve kulak kiri ve hasır külü koyup ol cüvân bir kadeh içince çelebi kınâ çuvalı gibi devrilüp der-ân cümle esbâb ve bıçak ve hançer ve kîse gidüp fora roba olup ba‘zı ipden kazıkdan kurtulmuş Y 178a haşerâtlar çelebiyi murâd [u] merâmına vâsıl edüp bir künce veyâ uzakda bir yere bırağırlar. Çelebi ayılup görse ki uryân kalmış, çi fâ’ide keşf-i râz dahi edemez. Gitdi gider dahi gider. Eğer yanında mâlı çok ise der-ân katl edüp gömerler. Allâh âlim ü dânâdır, Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa asrında böyle ahvâller vâki‘ oldu, dediklerinde bir kapucubaşısına fermân verüp,
EÇS X Y178a
"Mâl-ı pâdişâhîden geçdim. Ben garâmesin çekerim. Tîz varup şu fesekahâneleri münhedim et" deyü fermân edince merkûm ağa bu kadar bin Berberî ve fellâhîn cem‘ edüp cümle bâbullûkları ve bozahâne ve meyhânelerin yere berâber edüp cümle fâhişelerin nefy-i beled edüp Mısır'ı tathîr eyledi.
EÇS X Y178a
Ve bu gûne evsâf-ı turrehâtı yazmadan murâd [u] maksûdumuz tenbîhü'l-gâfilîndir kim Mısır'da böyle ihtirâz edecek yerler vardır, ihtirâz edeler. Mısır'ı bilen bilür, her köşesinde birer kemîngâh ve hatarnâk yerler vardır. Ve,
EÇS X Y178a
şeyh-i sâ’ilân ya‘nî dilenciler şeyhi: Bir âdemdir. Rûmeli meydânında tekyeleri vardır. Cümle dilenciler anda cem‘ olurlar. Ve on iki nefer çavuşları vardır. Paşa kapusunda ve kadıasker kapusunda hâzırlardır. Paşa ne cânibe azîmet etse, cümle dilencilere haber edüp ol tarîk-ı âm üzre kat-ender-kat olup dururlar. Cümle sâ’ilân-ı Mısır tokuz bindir kâmil ve dilenciler şeyhinin defterindedir. Paşadan ve a‘yândan takdîr olan mertebe ihsânlar alup hayır du‘â ederler. Ammâ bir dilenci bir âdeme zebândırâzlık etse şeyhine tenbîh edüp anın hakkından gelir.
EÇS X Y178a
{Mashariyyât-ı diğer:} Ve kisve-i şerîf çıkduğı gün dilenciler şeyhi bir hımâra süvâr olup başında örf-i izâfeti ile ve yanında bir gözlü ve bir kollu ve kel başlı huddâmlarında falaka deyeneğiyle niçe bin dilenciler ubûr ederler. Bu dahi bir diyâra mahsûs değildir, illâ Mısır. Ve,
EÇS X Y178a
Esnâf-ı kandilciyân: Dükkân kırk, nefer iki yüz. Bunlar mevlûd geceleri ve donanma geceleri ve şehr-i Receb ve şa‘bân ve Ramazân'da cemî‘i dükkânlar her gece sabâha dek küşâde olup kanâdîller ile zeyn ederler. Ve açık olmayan tüccâr dükkânları önüne elbette birer kandîl yakarlar. Ve donanma geceleri kezâlik şehri bunlar çerâğân ederler. Ne kadar bin kandîl yakmak murâd edinirsen, anlar eyle bâzâr edüp hâne ve tarîk-ı âmları tezyîn ve çerâğân ederler. Bu dahi Mısır'a mahsûsdur. Ve,
EÇS X Y178a
Esnâf-ı cellâbiyân ya‘nî kara esîrler tüccârı: Nefer iki bin. Bunlar Mısır içinde vekâlelerde olup her sene birer kerre tâ Fûncistân'a ve Afnustân'a ve Kırmanka ve Bağaniska vilâyetlerine gidüp siyâh esîr getürürler. Bu tâ’ife yine esmerü'l-levn Elvâhî ve İsvânî ve İbrîm vilâyetinden âdemlerdir.
EÇS X Y178a–Y178b
Esnâf-ı cerrâh-ı cellâb: Y 178b Nefer on âdemdir. Hânelerinde olur. Bunların kârları Allâhümme âfinâ kırk elli ve yüz aded kavm-i May Bornî ve Câcûvî ve Kırmankî ve Bağaniskî Habeşî ve Fûncî ve Afnuvî siyâh-çerde ma‘sûmları tavâşî etmeğiçün ba‘de't-ta‘âm za‘ferânlı şerbet verüp ale't-tertîb yüz iki yüz ibâdullâh ma‘sûmları dizüp bir ucdan ustura ile zeker ve hayâların kesüp zekeri yerine bir kamış sokup vilâyet-i Sûdân'da hâsıl olur bir nebâtât gubârıdır, anı eküp bi-emrillâh kanı munkatı‘ olur. Ve üstüne santa ağacı yaprağı tozu ve dahi üstüne siyâh yağlı meşin pâreleri koyup şermût bez pâreleri ile sarup cümle ma‘sûmları bu hâl üzre kat‘-ı tenâsül eder. On nefer bî-rahm [ü] bî-emân cellâbedir kim yüzlerinde ve gözlerinde nûrsuz ve uğursuz abûs zişt ve esmer-çehre âdemlerdir.
EÇS X Y178b
Kethudâ İbrâhîm Paşa hedâyâ içün yüzer ikişer yüz kara Arabcıkları kesdirmişdi. Hakîr an-kasd varup temâşâ etdim. Allâhümme âfinâ, kimi cân havli ile boğazlanmış tavuk gibi Kürd lisânı üzre pur putur olurken anları bağlarlar, kimi şüst endâm yatır, kimi birkaç günden merhûm olur. Böyle cellâd-ı bî-rahm [ü] bî-emân cellâbelerdir. Bu dahi Mısır'a mahsûsdur. Ve,
EÇS X Y178b
Esnâf-ı halıcıyân: Kârhâne yigirmi, neferât üç yüz. İbrîşim hâlîçe ve seccâdeler dokurlar kim medhinde lisân kâsırdır. Gerçi Uşşâk şehrinde ve Kula'da ve Alaşehir'de hâlîçeler dokurlar, ammâ Mısır'daki gibi bir diyârda yokdur, meğer Isfahân'da ola. Ve,
EÇS X Y178b
Esnâf-ı hammârân: Neferât üç bin kâmil. Zîrâ Mısır'ın peremesi kayığı hımârdır. Eyle yorga çemenderler var kim yorga atlar yetişmezler. Ammâ Mısır içinde kırk bin hımâr vardır, derler. P 221b Cümle a‘yân-ı Mısır hımâr-süvârdır, ayıb değildir. Sünnet-i Resûlullâh'dır kim Hazret-i Resûl-i ekrem ve Nebiyy-i muhterem dâ’imâ Yağfûr nâmında bir hımârları var idi, ana süvâr olurlardı. Anıniçün hımâra binmek sünnet-i Resûl'dür. Hattâ bir âdem hımâra binse bir âdem dahi istihzâ’en, hımâra binenin hâli budur, dese kâfir olur, demişler. Ve,
EÇS X Y178b
Esnâf-ı hımâr-tırâş: Dükkânları yokdur, ammâ ba‘zı cây-ı ma‘hûdeleri vardır, anda dururlar. Ayda bir kerre Mısır'ın cemî‘i hımârların Q 224b ve develerin makâs ile kırkarlar. Neferât iki yüz. Eyle kırkarlar kim gûyâ ustura ile tırâş olmuşdur, tüğünden aslâ bir alâmet kalmaz.
EÇS X Y178b–Y179a
Esnâf-ı neşşâller ya‘nî hemyânkesiciler: Bunlar subaşı hükmündedir. Eyle âdemlerin cebinden ve koynundan bî-te’essüf ve bilâ-tereddüd kîselerin ve bıçak ve hançerlerin uğurlarlar. Cümle üç yüz neferdir. İzdihâm yerlerde bunlardan pek ihtirâz lâzımdır. Böyle üstâdlardır kim sürmeden gözü çalarlar, sürme yerinde kalır. Bu mertebe hayyâl üstâdlardır. Başka şeyhleri vardır. Subaşı murâd edinse serîka olunan eşyâyı ol sâ‘at Y 179a bulur. Zîrâ cemî‘i neşşâl ve hırsızlar anın defterindedir. Ve,
EÇS X Y179a
Esnâf-ı serîrciler ya‘nî hûrmâ ağacından şeker kafesi ve âdem yatacak serîrler yaparlar. Nefer (---). Bu dahi gayrı diyârda yokdur. Ve,
EÇS X Y179a
Esnâf-ı zebbâl: Neferât (---). Bunlar cümle tarîk-ı âmmın hâr [u] hâşâkların süpürüp külhanlara ve şîşehânelere ve ekmekçilere ve cibiscilere ve kireccilere ve bardakcılar furununa götürüp yakarlar. Ammâ bu esnâf gibi Mısır içinde bir turfe hey’et-i mecmû‘a ve çehre evgâr-ı acîbe ve garîbe turfe-likâ kavim yokdur. Gûyâ nesh olmuş bir mahlûkdur, ammâ mısra‘:
EÇS X Y179a
Ehl-i hâl olan bilür hâli ne hâcet söylemek
EÇS X Y179a
ebyâtı mazmûnu üzre hakîr gördüm ki Mısır'ın ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kimesneleri gördüm ki bu menfûr u medhûl [u] mezmûm zebbâlleri tenhâ gördükleri zamân ellerin bûs edüp geçerlerdi. Çok kimesne ol i‘tikâd üzredirler kim Mısır'da evliyâullâhlar bu zebbâllerde ve büdelâ ve melâmiyyûn ve eskicilerde ve ayak berberlerindedir, derler. Arapça
EÇS X Y179a
Ve, Esnâf-ı pişmiş deve eti satıcı ve deve ciğeri satıcı: Dükkân ve nefer on. Rûmeli meydânında fukarâlar ta‘âmıdır, ammâ gâyet lezîzdir, hakîr çok yedim. Ve,
EÇS X Y179a
Esnâf-ı pişmiş sıçan satıcı: Dükkân değildir, Rûmeli meydânında külbe ve çadırlar içinde satarlar. Nefer yigirmi. Ammâ bu sıçan mevsimi vardır. Nîl kesimi zamânı oldukda sayyâdları sayd edüp Rûmeli meydânına getürüp bey‘ ederler. Küçük bir hayvândır, ammâ gûyâ tavşan sıfatlıdır. Bi-emrillâhi ta‘âlâ toprakdan hâsıl olur, nısfı toprak ve nısfı türâb. Çift sürerken saban demiri âşiyânına uğrayup kanı akarken hakîr görmek olmuşdur. Anıniçün mezâhib-i erba‘ada tenâvül olunması mubâhdır. Kâmil oldukda yeri köm köm kösdebek gibi yığın yığın eder, andan bilirler kim kâmil yer sıçanı vardır, yeri kazup çıkarırlar. Bir zincâbî tüğlü latîf-sûret hayvâncıkdır. Ve zindesi elli altmış dirhem gelir, ammâ gâyet semîndir. Lahm-ı şahmı hafîfdir ve mukavvîdir ve gâyet serî‘u'l-hazmdır. Hakîr Elvâhât'a giderken çok yedim. Ve zîr-i zemînde anın ekl [ü] şürbü nebâtât kökleri ve otlarıdır, zî-rûh kısmından bir şey yemez. Ve,
EÇS X Y179a
Esnâf-ı şerbetciyân-ı beng [ü] bâde: Rûmeli meydânında dükkân iki. Bengiliği geceden ısladup suyun süzerler ve içine sehel asel-i musaffâ koyup erbâbına kâse kâse satarlar. Nûş eden abdâlân cânlar cânânların yüzlerine bakdıkça hayrân olup bin bir ebyât [u] eş‘ârı bir ayak üzre okurlar. Hayâl keyfiyyeti var, derler. Ve,
EÇS X Y179a
Esnâf-ı subyacılar: Pirincden bozadır, bâlâda tahrîr olunmuşdur. Mısır'a mahsûsdur.
EÇS X Y179a–Y179b
Esnâf-ı ırka sûs şerbetcileri: Bâlâda tahrîr olunmuşdur. Bu dahi Y 179b Mısır'a mahsûsdur. Ve,
EÇS X Y179b
Esnâf-ı temirhindî şerbetçileri: Râhatü'l-ebdân bir şerbet-i cândır. Bu dahi Mısır'a mahsûsdur. Ve,
EÇS X Y179b
Esnâf-ı akveciler: Kılıç kadar akve Arab hançeri yaparlar. Rûm'da yokdur. Ve,
EÇS X Y179b
Esnâf-ı hasırcıyân: Münakkaş ibret-nümâ hasır işlerler kim kırk elli guruş kıymet alurlar. Ve,
EÇS X Y179b
Esnâf-ı aşçıyân: Kuskus pilâvı ve mülûhiyye ve bamya ve kurkas ve karnebît, bu ta‘âmlar dahi Mısır'a mahsûsdur. Ve,
EÇS X Y179b
Esnâf-ı helvâ-yı mirây: Bunların dükkânları yokdur, ammâ cümle kırk neferdir. Helvâ-yı mirây oldur kim münakkaş ağacın ucuna bir âyine koyup şekeri kıvama getirüp helvâ eder. Ba‘dehu ol helvâyı âyinenin altına yapışdırup âyine ağacının ucun beline yenine eline sokup helvâyı çeküp uzadarak yollarda ebyât [u] eş‘âr okuyarak her dükkân önüne varup bir beyit okuyup bir pâre helvâ verüp bir parasın alup du‘â-i hayr ile gider. Bu gûne bir helvâ-yı dervîşdir.
EÇS X Y179b
Esnâf-ı dervîşân-ı bahârî: Ekseriyyâ bunlar dervîşân-ı Yemenîlerdir. Bir peştemâl içine gûnâ-gûn reyhân ve sünbül [ü] gül ve yâsemen koyup şâhrâhlarda râst geldiği a‘yâna fûl ve şakâyık-ı nu‘mân verüp ihsân alır. Bunlar cümle yetmiş seksen neferdir. Bunlar dahi şehr-i Mısır'a mahsûsdur.
EÇS X Y179b
el-Faslu hamsînGayrı diyârlarda olup Mısır şehrinde olmayan esnâfât ve ehl-i sanâyi‘âtları beyân eder
EÇS X Y179b
Evvelâ ârifân-ı nükte-şinâsân mâbeyninde meşhûr-ı âfâk olup darb-ı mesel olmuşdur kim Mısır'da at çokdur, üstâd-ı kâmil na‘lband yokdur, cümle hımâr na‘lbandıdır; ve marîz çokdur ve hekîm ü hâkim yokdur; ve alîl a‘mâ çokdur, kehhâl yokdur. Bu darb-ı mesel gâyet sahîh kelâmdır. İki âdemin biri bi-emri Hudâ alîl olup gözleri cimroz olur. Bu dahi darb-ı meseldir kim bir âdem bir şey’e bir hoş nazar edemese,