EÇS X Y227a/mük
el-Faslu'l-hâmis ve hamsînMısır'ın ağreb ü garâyibâtların ve ibret-nümâ tılısmât ve acâyibâtların ve halkının kâr [u] kisblerin beyân eder
EÇS X Y227a/mük–Y227b/mük
İşbu Ümmü Dünyâ Mısır'ın ahvâlâtına akl-ı kâsırımız erdüği üzre halkının reng-i rûyların ve kâr [u] kisblerine ilmimiz lâhik olduğu mertebe tahrîr edelim. Evvelâ bu bâlâda takrîr ü tavsîf etdiğimiz Mısır kadîm eyyâmda ma‘mûr u âbâdân olan şehr-i Fustât ki Eski Mısır'dır hâlâ bu Yeni Mısır anın bir mahallesi değildir. Zîrâ müverrih-i âlem ve âlim ü âmiller eyle takrîr Y 227b/mük ü tastîr ederler kim Mısır'ın haddi Reşîd ve Dimyât ve İskenderiyye'den tâ İbrîm ve Sây kal‘ası hudûduna varınca üç aylık yol Nîl kenârınca eyle ma‘mûr âbâdân etmiş kim Reşîd'den bir mektûb bâğbân elinden bâğbân eliyle Sa‘îd-i âlî ve Minye'de ve İsne ve İsvân şehirlerine vâsıl olur imiş.
EÇS X Y227b/mük
Ve Mısır-ı Atîk eyle ma‘mûr u müzeyyen imiş kim Nîl kenârında olan sarây-ı âlîlerin damları üzre horos damdan dama pertâb ederek Bulak'dan Eski Mısır'dan Makdonya şehri ki Kademü'n-Nebî olan mahaldir horos ol mahalle varır imiş, böyle ma‘mûr [u] âbâdân imiş.
EÇS X Y227b/mük
Mısır şehrinin bir tarafı şimâl cânibine altı sâ‘at tâ şehr-i Ayn-ı Şems'e muttasıl imiş, nehr-i Nîl'in tarafeyni eyle âbâdân imiş. Bir tarafı iki konak yer tâ Feyyûm'a varınca ol mâbeynde gül [ü] gülistân ve bâğ [u] bostân imiş kim mâbeynde bir zirâ‘ arz-ı hâliye yok imiş. Hâlâ yine nazar cihetinde ahsen-i iklîmdir ve hayır yüzünden evsa‘ı ve kurâ cihetinden ekseridir.
EÇS X Y227b/mük
Ve bu arâzî-i Mısır'da künûz-ı azîme ve defâyin-i cesîme ve habâyâ-yı kesîre ve metâlib-i azîze vardır. Bi-kavli müverrih-i âlem Şeyh Makrîsî buyururlar kim Mısır zemîninde bir zirâ‘-ı Mekkî arz-ı hâliye yokdur kim anda bir gencîne-i kehene olmaya, derler. Hâlâ yine her sene bir iki üç defîne bulunmadadır. Tâ bu mertebe Nîl kenârları ma‘mûr imiş.
EÇS X Y227b/mük
Nitekim Cenâb-ı İzzet Kur’ân-ı azîminde ve Furkân-ı mecîdinde Mısır hakkında Habîb'ine alâ-tarîkı'l-kısas Fir‘avn hakkında bu âyet-i şerîfi nâzil etmişdir kim,
EÇS X Y227b/mük
âyetin müfessirîn bu arz-ı Mısır ve nehr-i Nîl ile tefsîr etmişlerdir.
EÇS X Y227b/mük
Ba‘dehu sâlifu'z-zikr Fir‘avn'ın kabîh şer a‘mâli ve şer ef‘âli sebebi ile şehr-i Mısır ve halkı Hazret-i Mûsâ'nın bed-du‘âsına mazhar düşüp imârâtı harâb ve bâğ ve bostânı türâba tebdîl olmuşdur. Nitekim Kur’ân-ı azîmde âye[t]:
EÇS X Y227b/mük
Mısır Fir‘avn'dan sonra harâb olduğundan mâ‘adâ ehl-i hikmet Mısır içün yedi kerre harâb ve yedi kerre amâr olsa gerek, derler. Ammâ Muhyiddîn el-Arabî hazretleri Fütûhât kitâbında Mısır bin yüz târîhinden sonra eyle ma‘mûr u âbâdân ola kim mezbelistân ve kömistân üstünde bir zirâ‘ arz bin altuna bey‘ olunup âl-i Osmân pâdişâhlarından İbn Ka‘b gelüp safâ edüp taht edine, der. Ve felekin te’sîri sebebiyle çarh-ı felek devr ederek Mısır'ın cümle çöl [ü] çölistânı tâ Mekke ve Medîne'ye varınca benî âdem şehirler binâ edüp bâğ u bâğçe ve besâtîn edüp amâr ola.
EÇS X Y227b/mük–Y228a
Ve âb-ı hayât nehirler zuhûr edüp cereyân edüp kar ve yağmurlar yağup cemî‘i kara dağlar çengelistân ve ormanistân ve gül-i gülistân ve bebr ü pelengler hâsıl ola, der. Ve Süveys deryâsı Bilbeys şehrinden Y 228a cereyân edüp Akdeniz'e munsab olup Gazze'den cezîre-i Kıbrıs'a bir şâhrâh açılup at ve katır ve deve ile kârbân gidüp gele. Ve Mısır'da Cûşî dağı üzre bir pâdişâh-ı Cem-cenâbın himmetiyle Nîl-i mübârek san‘at ile cereyân ede. Q 243b Ve şehr-i Mısır içre üç yerden germâb zâhir ola, ya‘nî ılıca suyu çıka, deyü koca Muhyiddîn el-Arabî rumûz [u] künûz ile tahrîr eylemişdir. Allâhümme yessir, yâ Müyessir.
EÇS X Y228a
Acîbe: Hakîkatü'l-hâl Mısır'ın müsin âdemleri hikâyet ederler kim yetmiş seksen sene mukaddem biz Mısır'da bâğ u bâğçe bilmezdik, ancak Kara Meydân'da Kayıtbay bâğçesi ve şehrin hâricinde câ-be-câ cümmeyz ve nâbıka ağaçları P 240b var idi, anlardan gayrı meyve bilmezdik. Hâlâ şimdi yigirmi gûne meyve hâsıl olur, dediler.
EÇS X Y228a
Ve yılda bir kerre cüz’î yağmur yağar ve yağmaz idi ve Mısır'da bir kimesnenin kürk geydiğin bilmezdik, ve beğlerden mâ‘adâ kürk geymek ayıb idi, dediler, ve kış olmazdı. Ammâ şimdi şiddet-i şitâ olup azîm yağmurlar yağup sovukdan kürk geyer olduk, dediler.
EÇS X Y228a
Hakîkatü'l-hâl Kethudâ İbrâhîm Paşa asrında bir sabâh bayağı kar yağup zemîni beyâz eyledi. Ve yine ol mahallerde bir azîm teğerg ya‘nî tolu yağup herbiri otuzar kırkar dirhem gelürdi. Evlâd-ı Arab karı görüp birbirlerine "eş hâzâ" deyü su’âl ederlerdi.
EÇS X Y228a
Biri dahi "Nezele mine's-semâi'l-kutnî" ya‘nî gökden pembe yağdı, derdi. Ervâm kavmi hamd edüp karı yerlerdi. Arablar eline karı alınca âteş gibi yakup "Hâzâ misle kutnî illâ nâr kavî" derler ve toluyu gördüklerinde "vaka‘a's-semâ beyza'd-dücâc" derlerdi.
EÇS X Y228a
Hamd-i Hudâ günden güne Mısır'ın âb [u] havâsı latîf olup şiddet-i hâr gidüp bârân-ı rahmet yağup matar ile Mısır eyle ganîmet olur kim misli rûy-ı arzda olmayup henüz Ümmü Dünyâ arûs gibi müzeyyen olmağa başlayup uşşâklar sayd etmeğe başladı.
EÇS X Y228a
Ve Mısır'a Ümmü Dünyâ dediklerinin aslı budur ki cemî‘i dünyâda olan ecnâs-ı mahlûkât ve yetmiş iki millet ve yüz kırk lisân kelimât eden halk ve mezâhib-i erba‘a kavmi bu Mısır'da mevcûd olup Mısır sebebiyle bu kadar mahlûk-ı Hudâ'yı Cenâb-ı Rab besler. Anıniçün Ümmü Dünyâ derler.
EÇS X Y228a–Y228b
Ve Mısır'ın her kankı şehrine varup im‘ân-ı nazar ile nazar eylesen, âdem deryâsından omuz omuzu sökmeyüp tarîk-ı âmlar içre bir "zahrek" ve "cenbek" ve "hüşşek" ve "yemînek" ve "yesârek" ve "tarîk tarîk" sadâsından geçilmez. Ve çârsû-yı bâzâr içre at ve katır ve deve ve hımâr ve sakâyîn izdihâmından râhat üzre ubûr olunmaz. Zîrâ halkı gâyet fellâhdır, ya‘nî rencberdir. Ferhâd gibi çalışup Mısır'ı ganîmet edüp bu cümle devâbât [u] mahlûkât beslendiğiyçün Ümmü Dünyâ derler. Ve cemî‘i dünyâyı ana gibi Y 228b besleyüp cümle metâ‘ı ekâlîm-i seb‘aya mebzûldür. Allâhümme âfinâ, cümle dünyâ kaht olsa, Mısır mâder gibi dünyâyı besler. Ammâ Hudâ hıfz ede, eğer Mısır kaht olsa, cemî‘i dünyâ Mısır'ı besleyemez. Zîrâ cemî‘i dünyâda ne kadar hayvânât var ise hemân Mısır diyârında andan ziyâde gûnâ-gûn bî-had ü bî-hisâb devâbât u mahlûkât vardır. Ve benî âdem dahi kezâlik eyle bî-had ü bî-pâyândır. Ammâ askerî tâ’ifesi zulmünden re‘âyâsı kavm-i Fir‘avnî olup Yâ Kahhâr ismine mazhar olduklarından fakîr ü hor hakîr ve zelîl olmuşlardır. Cümle tahsîlâtların askerü's-sultân alup fellâh zelîl kalır.
EÇS X Y228b
Bu Mısır hakkında ve re‘âyâsı hakkında Ka‘bü'l-Ahbâr hazretleri bu mısrâ‘ında Mısır ağzından lisân-ı hâl ile buyururlar kim,
EÇS X Y228b
Halakallâhu'l-gınâ bi-Mısr fekâle'z-zill ene ma‘ak
EÇS X Y228b
Hakîkatü'l-hâl bu ma‘nâ-yı celîle üzre Mısır'ın za‘îf ü zu‘afâsı ve zelîl fukarâsı hadden efzûndur. Hattâ sene (---) târîhinde Abdurrahmân Paşa mütevellî-i Mısır iken gılâl hubûbât ganîmet üzre iken hükm [ü] hükûmâtda sû-i tedbîr olduğundan müsebbibler haps-i gılâl edüp Mısır içinde bir kaht müstevlî oldu kim ba‘zı fukarâ meyte tenâvül etdi. Ve ba‘zı kimesneler ehli ile bir gömleğe mâlik olup gündüz ehli geyüp kifâf-ı nefse çalışırdı, gece kamîs ile setr olunup yigirmişer bakla ile kifâflanırlardı. Bu mertebe fukarâsı çokdur. Zîrâ bu Mısır'da cümle bâlâda tahrîr olunduğu üzre cümle seksen bir aded hazâyin re‘âyâ vü berâyâdan tahsîl olunca niçe yüz bin âdem müflis [ü] mendebur olur.
EÇS X Y228b
Ve bu mezkûr hazîneler cümle yetmiş beş gûne mahsûlden hâsıl olur. Hâsıl-ı kelâm hemân keçiden ve kazdan ve odundan [ördekden?] bâc ve gümrük alınmaz, yohsa gökde uçan yerde gezen ve deryâda yüzenden gümrük alınup hazîne hâsıl olur. Cümle eşyâ mukâta‘adır, bir fakîrü'l-hâl bî-nevâ zebbâl füls-i ahmere muhtâc pür-melâl, anlar dahi mîrî mâl verirler, mukâta‘adır. Ammâ,
EÇS X Y228b
Mısır içinde ba‘zı fellâhîn sürü sürü semîn kazlar gezdirüp ol izdihâmda çârşû-yı bâzârlarda ol âdem deryâsı içre fakîr kazlar pâymâl-i rimâl olup remmâ remmâ gezdirüp fürûht ederler. Ancak bunlardan gümrük alınmaz, yohsa cemî‘i mevcûdâtdan bâc ve öşr-i sultânî alınur.
EÇS X Y228b
Gümrük hâsıl olan mudhikenin biri dahi budur kim deryâda ve halîcler sâhilinde niçe fellâhlar külbeler yapup sâkin olur. Bir âdem bir kaz yâhûd bir ördek almak murâd edinse ol külbe içinde olan Arab'a varup,
EÇS X Y228b–Y229a
"Yâ hacı, bize bir viz, ya‘nî kaz yâhûd bir ördek" desen, derhâl Arabın yanında bir kabak parçası var, Arab ol kabağı başına geyüp kırk elli kulaç kınnâbı Y 229a eline alup derhâl Arab deryâya dalup ördeğe tâlib kenârda kalup Arab şinâverlik ederek kaz ve ördeklerin yanına varup bu kadar hûş u tuyûrun mâbeynine girüp elinde olan ipleri râst gelen ördeklerin pâylarına pâybend edüp fakîr murgların rûhlarının haberi olmaz. Zîrâ yanlarında gezen bir kabakdır. Ammâ Arab kabak deliğinden kuşları temâşâ ederek kayd bend edüp ba‘dehu kendüsi beri kenâra gelüp elinde resenin ucun ördek tâlibine verir.
EÇS X Y229a
Ol dahi habl-ı metîni elden komayup keşân-ber-keşân çeküp kenâra yakın gelince fakîr kuşlar ne hâle uğradıkların bilüp pur putur olmağa başlar. Sen dahi murâdın üzre birkaç dâne semînlerinden alup birer para verirsin, mâ‘adâ za‘îflerin âzâd edersin. Mezkûr Arabın ol murglar iltizâmındadır, mâl-ı pâdişâhî verir. Bir gayrı âdem ol murglardan sayd eyleseler tecrîm ederler. Ve her kaçan olsa ol âzâd edilen kaz ve ördekler yine ol fellâhındır, gûyâ bu tuyûra bir mekr eylemişdir. Mısır fellâhı bu gûne acîb ü garîb şeytanata mâlik kavimdir.
EÇS X Y229a
U‘cûbe-i dehrden biri dahi budur kim on bin yumurtayı at fışkısı içine gömüp yigirmi günde on bin tavuk yavrusu çıkup civ civ diyerek ol ân gezmeğe başlar. Akl-ı insân perîşân olur, aceb ibret temâşâdır. Ammâ bu kârı herkes edemez, Âbyâr kazâsında Mısır ümerâlarından Serdâr Süleymân beldelerinden Berme nâm bir köydür, anda bir asıl nesil nesle vardır, fışkıda tavuk çıkarmak anlara mahsûsdur. Piliç çıkarmak murâd edinen kimesne anlardan bir âdem alup kankı kazâya götürmek murâd edersen gidüp anda ibtidâ bir furun inşâ eder kim piliç çıkmak içün mahsûs furundur. Gûyâ etmek furunu gibi üstü kubbe ve altı boş bir büyük furundur. İçi tula ile bölük bölük bölüp her hâne ikişer parmak kalın yanmamış penbe-misâl atılmış yumuşak fışkı döşer. Ve her hâneye ellişer yumurta kor. Ammâ her yumurtayı güneşe tutup nazar eder. Eğer tâze yumurta ise, kor, eğer cılk ise komaz. Zîrâ fışkı harâretinden pârelenüp sâ’ir yumurtalara dahi zararı isâbet edüp yavrular çıkmaz. Ol ecilden cümle tâze yumurta korlar. Ve kankı yumurtadan horos ve kankı beyzden dişi piliç çıkacağın yumurtasından bilürler.
EÇS X Y229a–Y229b
Ve bu P 241a yumurtaların Q 244a üstlerine dahi ikişer parmak fışkı örtüp furunun için yumurta ile böyle zeyn edüp ba‘dehu altına nerm âteş eder. Ammâ yine fışkı yakar, odun yakmaz. Bu hâl üzre kâmil üç gün dörd gün. Dördüncü gün mezkûr piliççi baba uryân olup furunun içine girüp Y 229b tavuk gibi kurk kurk diyerek serâpâ cümle yumurtaların altın üstlerine döndürür. Ammâ elinde yine tavuk tüğünden yapılmış bir gûne eldivândır, anın ile her hücredeki ellişer yumurtaları birer birer devr etdirüp mâbeynlerine birkaç tavuk tüğleri kor. Ve bir gûne buhûr yakup dütsü verüp furunun ağzın kapayup gider. Ammâ bu kârı aslâ kimseye göstermez, ammâ hakîr kasd edüp ol beldede yigirmi iki gün meks edüp ayne'l-yakîn hâsıl etmeğiçün temâşâ ederdim. Ve yigirmi günde üç kerre piliç anası herîf furuna girüp cümle yumurtaları devr ederdi.
EÇS X Y229b
Yigirmi gün tamâm olmadan ecinne askeri gibi piliçler hurûc etmeğe başlayup furun içre fışkı eşmeğe başlar. Derhâl anları taşra çıkarırlar. Zîrâ dahi fışkı içinde mestûr çıkmamış nâ-tamâm yumurtalar vardır, anları harâb etmesin içün hemân yumurtadan çıkan yavruları taşra çıkarup kuluçka olmuş yavrulu tavuklar vardır, cümle yavrular anın ardı sıra sürü sürü civ civ deyüp.
EÇS X Y229b
Ammâ hikmet-i Hudâ bu fışkıda hâsıl olan piliçler tavuk altında hâsıl olan piliçlerin lezzetinde değildir, tenâvül olundukda bir ağır lahm-ı şahmı vardır. Ve Fir‘avn doğanı çaylak kuşu bu piliçlere gâyet hasımdır. Dîdebân oğlancıklar vardır, anları gözedirler. Yohsa çaylak cümlesin bir günde taşıyup tükedirdi. Mısır içinde çaylakdan muzır kuş yokdur.
EÇS X Y229b
Ba‘dehu bu mezkûr piliçleri on günden sonra dipsiz kîlelere doldurup re‘âyâ üzre yine beşer onar kîle tavuk verirler. Hamd-i Hudâ tavuk kîle ile bey‘ [u] şirâ olunduğun Mısır diyârında gördük.
EÇS X Y229b
Ve bu dipsiz kîle ile verilen piliçler ekseriyyâ mîrîdir. Ve paşa kilârcıbaşısı tarafından başka bir ağa me’mûr olup niçe bin piliçler yapdırup paşa matbahında yevmiyye beşer yüz tavuk boğazlanup tevâbi‘âta ta‘yîn verilir.
EÇS X Y229b
Ve bu piliçler nice hâsıl olduğun görmeyen Mısır fellâhının ne mertebe şeytân idüğin kimse bilemez. Ve hakîkatü'l-hâl akıl ihâta etmez bir sırr-ı acîbdir. Ammâ {âye[t]:} Arapça bi-kudretihi ve yahkümü mâ-yürîdü bi-izzetihî âyeti delîl-i kat‘îdir.
EÇS X Y229b–Y230a
Bâlâda evsâfı tahrîr olunan Sebîl-i Allâm nâm mahalde bir gûne elvân hurde taşlar olur. Mısır'da Sebîl-i Allâm taşı meşhûrdur. Ol sahrâda yüz guruşa ve beş yüz guruşa lâ‘l ya‘kût ve elmâsdan mücellâ gûnâ-gûn taşlar bulunur. Ve beşer onar guruşluk aynü'l-hür ve aynü's-semek ve aynü'l-hir makûlesi taşlar firâvândır. Ba‘zı zamân şiddet-i rûzgâr-ı zorkâr cümle rimâli perîşân edüp bilâ-hadd ü lâ-gâyet taşlar bulunur. Ammâ hakkâk bu hâm taşları hakk edüp perdâht Y 230a edince herbiri bir sûrete girüp bî-kıymet iken zî-kıymet fürûht olunur. La‘l-i Bedahşân'dan âbdâr ve elmâsdan fertûr taşlar bulunur. Ammâ Mısır müverrihleri ve ulemâları bu zu‘m üzrelerdir kim İremezâtü'l-imâd binâ-yı Şeddâd ibnü'l-Âd bu Sebîl-i Allâm'da binâ etmişdir, deyü müttefikun aleyhdirler. Hakîkatü'l-hâl bu Sebîl-i Allâm vâdîsinde câ-be-câ binâ-yı azîm temelleri zâhir ü bâhirdir. Ve Kethudâ İbrâhîm Paşa hîn-i azilde bu Sebîl-i Allâm sahrâsında yetmiş yedi gün meks edüp âvâre huddâmlar mankala oynamak içün bu Sebîl-i Allâm taşlarından cem‘ edüp mankala oynarlardı. Ba‘zısı hakkâke verüp yüzük taşı etdirüp cümle huddâmân sâhib-i hâtem oldular. Ya‘nî bu mertebe zî-kıymet taşlar bulunur. Aceb temâşâdır.
EÇS X Y230a
Yine bu Sebîl-i Allâm sahrâsında pür-nûr asferü'l-levn bir sengîn taş bulunur. Dâ’imâ Freng hukemâları ol şiddet-i hârda gelüp ararlar. Hâssası oldur kim bir âdem mezkûr taşı iki eliyle dutsa der-akab ma‘îdesi bulanup istifrâğ edüp tâ ol taşı elinden bırakmayınca ol âdem gaseyândan ferâgat etmeye. Ammâ cemî‘i ahlâtdan safrâ vü sevdâdan halâs olur ve ma‘îdesinde bir şey kalmayup pâk ma‘îde olur.