EÇS X Y230a
Yine Sebîl-i Allâm fezâsında bulunur boncuk-misâl bir alaca taşdır. Kankı hâtûn anı cimâ‘ mahallinde beline bağlasa hergiz hâmile kalmaya. Hattâ bu taş Mısır Bâbullûğunda olan fevâhişelerde çok bulunur. Hattâ bu hakîrin vâlidesi hakîri vaz‘-ı haml ederken re’s-i kebîrimiz vâlidemizin masdarından usret üzre çıkduğından ferc-i nâ-şüküftedârı târmâr olup kabîh olduğu ecilden hâmile kalmadan ihtirâz etdüğinden bu Sebîl-i Allâm taşından dâ’imâ taşıyup peder ile hâlet-i mahmasada beline bağlardı. Ol taş-ı nâ-mübârek vâlidemizde dahi bulunurdu.
EÇS X Y230a
İbret-nümâ-yı arz-ı MısırBilâd-ı Mısır'da Arablar sıçan yer, derler, hakîkat imiş, ammâ ne gûne fâre idüğin anı beyân eder
EÇS X Y230a–Y230b
Mısır arzında hâsıl olur bir nev‘a sıçandır, ana fâre'l-gayb derler, bir mudhik-hey’et mahlûkdur. Kaçan Nîl-i mübârek taşduğı mahal cemî‘i arâzî-i Mısır'ı gark eder. Ol zamân yeri kalmayup taşra çıkarlar. Ol mahalde cümle sıbyân u nisvân sahrâlara çıkup su gark eden kenârlarda mezkûr sıçanları sayd edüp tobra tobra doldurup hânelerinde boğazlayup yerler. Ve çilden fürûht ederler. Gâyet semîndir ve kuyruğu kısa ve burnu uzun ve üst dudağı tavşan gibi yarıkdır. Eşkâlde bir boz sıçandır. Herbiri yüzer dirhem gelir ve birer batman gelir mahlûkdur. Bunlar bi-emrillâhi te‘âlâ yerden hâsıl olur. Hattâ yeri yığın yığın eder, sayyâdlar andan bilürler kim Y 230b anda fâre vardır, kazup sıçanı çıkarup tenâvül ederler.
EÇS X Y230b
Hikmet-i Hudâ ba‘zısı beline dek sıçan olmuş, belinden aşağısı dahi toprakdan ayrılmamış, kan toprak ile mahlût. Ammâ toprakda yine sıçan hey’eti vardır, lâkin dahi et olup rûh gelmemiş. Böyle iken yerden çıkarsan kesb-i havâdan helâk oluyor, zîrâ kemâlin bulmamışdır. Arablardan su’âl etdim,
EÇS X Y230b
"Bi-emrillâh kırk günde bir âbdan hâsıl olur", dediler. Ve su’âl etdim,
EÇS X Y230b
"Ne‘am, çiftleşirler, ammâ bi-emrillâh yavru hâsıl etmez" dediler.
EÇS X Y230b
"Gâyet serî‘u'l-hazmdır ve âdemi semîn eder. Ve gâyet mukavvîdir, cimâ‘a kuvvet verir" dediler.
EÇS X Y230b
Bu dahi garîb ü acîb hikmetdir. Ammâ bu sun‘-ı Hudâ'ya kâsıru'l-akl olan Mu‘tezilî tâ’ifesi istib‘âd edüp kabûl etmezler. Ammâ bu hakîr kendü gözümle görüp çıkaran Urbânlara beşer onar pâre verüp temâşâ etdim. Nısfı cânlı, nısfı türâb ile kanlı; ba‘zısının nısfı kanlı, dahi cânı gelmeyüp nısfı türâb idi. Ve Hak Te‘âlâ'nın sun‘una P 241b göre bundan Q 244b dahi ibret-nümâ benî âdem değil midir kim âye[t]:
EÇS X Y230b
Mu‘tezilî mezhebine nazar etmeyüp ehl-i şer‘in mezhebine nazar edüp mu‘tekid olan kimesne,
EÇS X Y230b
Hikmet-i Hudâ nahl-i hûrmânın ve cevz-i küliserin benî âdem ile akrabâlığın beyân eder
EÇS X Y230b
Her sene diyâr-ı Mısır'da dişi hûrmânın kalbi ya‘nî beynisi üzre erkek hûrmânın bir dalın sokup cimâ‘ etdirirler. Ol sene ol dişi hûrmâ on beş yigirmi salkım hûrmâ verir. Eğer böyle cimâ‘ etdirmeseler hûrmâ vermez. Ve hûrmâ ağacı ayda bir hayız görür. Âdem gibi beynisi vardır, anı kat‘ etsen hûrmâ kurur, ammâ gayrı dalların kessen dahi serâmed olur. Ve hûrmâ beynisine kalbü'l-belah derler, gâyet lezîz ve mukavvîdir. Mısır'da cimâ‘dan kalmış âdemler isti‘mâl edüp ol gece ehlini hayli müsta‘mel edüp bîzâr eder. Bir gûne beyâz katı peynir gibi süd lezzetinde bir gûne lezîz şeydir. Nahl-i hûrmânın tâ depesindeki dalları içindeki iliflerin mâbeyninde olur.
EÇS X Y230b–Y231a
Ve bu hûrmânın benî âdem ile karâbeti vardır, derler. Kaçan Cenâb-ı Bârî vücûd-ı Âdem'i bir kabza toprakdan halk etdi, bakıyye-i toprakdan Cenâb-ı Allâh nahl-i hûrmâyı ve küliser ağacın ya‘nî kara Hindistân cevizi ağacın ve şecerü'l-Vakvâk ağacın halk etdi. Ve yerde olan hâkinde yebrûhu's-sanem ya‘nî abdüsselâm derler, yerde hâsıl olur âdem gibi saçlı ve sakallı ve dişili ve erkekli biter, hemân âdem sıfatında bir otdur, ol dahi benî âdem toprağından hâsıl oldu, derler. Yef‘alullâhu Y 231a mâ yeşâ’.
EÇS X Y231a
Mısır'da bir kavim var, diri diri yılanı yerler. Ve bir evde yılan olsa, bu âdemlerden biri ol hâneye varup bir gûne düdük çalup cümle yılanlar başına üşüp ceng ede ede cümle yılanları dutup tobrasına koyup götürür, ol ev yılan şerrinden halâs olur.
EÇS X Y231a
Ve bu herîfler ba‘zı âdemin yanına gelüp ol âdemin haberi âgâhı yok iken cebinden ve koynundan yılan ve akreb ve çıyan çıkarır. Ve ba‘zı âdemin cebinden elma ve emrûd ve şeftâlû ve üzüm çıkarır, hâlen ki ol meyvelerin mevsimi değildir. Ve ba‘zı âdemin koynundan âteş yâhûd su çıkarır. Ve ba‘zı âdeme işâret edüp sarığın gösterir, herîf başından sarığın çıkarınca sarığından su cereyân etmeğe başlar yâhûd bir yılan ve akreb çıkup hemân herîf sarığın yere urup ser-bürehne bî-destâr firâr eder. Merhûm İbrâhîm Paşa bu gûne şakalara mâ’il idi. Ammâ hakkâ ki sihr-i i‘câz mertebesi bir ma‘rifetdir.
EÇS X Y231a
Ve Mısır'ın İsvân diyârındaki fellâhlar timsâh ile cimâ‘ etdikleri bâlâda Nîl mahlûkâtı evsâfında tahrîr olunmuşdur.
EÇS X Y231a
Mısır'da cümmeyz ağacı derler bir dıraht-ı müntehâ ağacdır. Mısır diyârında andan büyük şecere-i azîm olmazdır. Gûyâ Rûm'un çenâr-ı müntehâlarına müşâbeheti var bir sâyesi hoş-havâ-yı dilküşâ dıraht-ı müntehâlardır. Meyveyi bu keyfiyyet ile verir tılısmât böyle bulunmuşdur. Her kimin bâğ u bâğçesinde ol dıraht hâsıl olduysa ol bâğçe sâhibi birkaç âdem ile ittifâk edüp bâğ sâhibi mukaddem bir balta ile bâğa girüp mezkûr cümmeyz ağacına çıkup birkaç yüz balta urup cümmeyzi zahmdâr ederken müttefik olan kimesneler gelüp,
EÇS X Y231a
"Bire âdem, bu Allâh mahlûku tâze ağacı ne kesersin?" derler. Herîf eydir:
EÇS X Y231a
"Kendü mâlımdır, keserim ki bâğımda olur, aslâ mahsûl vermez, sâyesi düşdüğü yerde çemen bitmez. Kesüp âteşe yakarım" der. Aşağıdan herîfler,
EÇS X Y231a
"Lutf eyle, kesme, dahi tâze ağacdır. Âh ne güzel dalları ve budakları ve yaprakları var, kesme, meyve versin" deyü ricâ etdikçe herîf balta ile ağacı delik delik etdüği yerlerden kırmızı kan-misâl yaşlar cereyân eder. Aşağıdan yine herîfler ricâ edüp,
EÇS X Y231a
"Yılda yedi kerre meyve versin, biz mütekeffil" deyü yemîn edüp ol herîfler dıraht sâhibinin elinden baltasın alup bir cânibe atup cümle ağacın vücûduna ellerin kuşadup kucaklarlar.
EÇS X Y231a–Y231b
Ve birkaç âdemler dahi hâzır olup şâhid olurlar. Ba‘dehu ol balta deliklerinden ve gayrı yerlerden yılda yedi sekiz kerre eyle meyve verir kim ta‘bîr olunmaz. Ve meyvesi gûyâ incîr gibidir, ammâ içinde incîr gibi darısı yok, içi boşdur. Herbiri Y 231b yigirmişer otuzar dirhem gelür hâzımü'l-ifrât lezîz meyvedir. Levni ahmer ve sarı ve beyâz olur.
EÇS X Y231b
Ve garâyib bu kim sâ’ir meyve ince dallarda hâsıl olur, ammâ bu iki üç âdem kalınlığı iri gevde ağaçlarında olur. Ve eyle verir kim ağacın gevdesinde hâlî yeri olmaz, gâyet mahsûldâr ağacdır.
EÇS X Y231b
İlm-i tıb üzre tabî‘atı i‘tidâl üzredir. Beş altı dânesin tenâvül edüp üzerine su içsen iki amel edüp kuvvet-i basarı ziyâde eder. Ve bir âdemin lîneti olsa, yeşil yaprağın döğüp suyun nûş etse, kabz eder. Ve ağacının vücûdu sebzgûndur. Nice hâssası vardır, ammâ hukemâ mezhebinde olanlar dahi a‘lâ bilür, bir temâşâ ağacdır.
EÇS X Y231b
Mısır'da keçinin boynuzun yere gömerler ve sulayup tîmâr ederler. Birkaç günden sonra yeşil yeşil filisler serâmed kamışlar hâsıl olur.
EÇS X Y231b
Mısır'da âdem necâsetinden nişâdır hâsıl ederler. İbret-nümâ kârhâne-i acîbelerdir kim bâlâda evsâfı mufassal tahrîr olunmuşdur.
EÇS X Y231b
Üzüm dahi koruk iken Mısır fellâhları kibrit yakup koruğa buhûr yakup bir ay evvel üzüm olur, aceb şeytanatdır.
EÇS X Y231b
Mısır'da güvercin necâsetine re’s-i mâl derler. Mısır fellâhları güvercin tersin kavun ve karbuz köküne döküp bir ay mukaddem âbdâr latîf kavun hâsıl olur.
EÇS X Y231b
Mısır'da şeker kamışı olduğu yerde gelinciğe müşâbeheti var bir hayvân-ı mûnisdir, bir turfe şakrakoz ve mahrakoz ve kakrakoz mudhik bir hayvândır. Hattâ ba‘zı evlerde beslerler, âdem ile gâyet ülfet eder hayvândır. Hattâ Feyyûm şehri bâğlarında gâyet çokdur. Ol olduğu yerde anın râyihasından yılan ve çıyan kaçar, aslâ durmaz. Zîrâ râyihasından hemân yılan helâk olur, ammâ insâna râyihasının nef‘i vardır, aceb hikmetdir.