EÇS X Y231b
Mısır'ın cânib-i kıblesine iki sâ‘at ba‘îd cebel-i Cûşî ardında Ayn-ı Mûsâ dağlarına cebel-i Becâmîm derler, anda bir kızıl reng kireç toprağı hâsıl olur, ol turâbı âteşde yaksalar altun çıkar. Ammâ odun kaht olduğundan çıkan altunun harcı hâsılından mahsûl olmaz. Hâkim Bi-emrillâh halîfe iken yedi sene çıkardup ba‘dehu mesdûd etmiş, hâlâ âsârları zâhir ü bâhirdir.
EÇS X Y231b
Mısır'ın cânib-i garbîsinde cebel-i Câlût'da gümüş ma‘deni vardır.
EÇS X Y231b
Ve cânib-i şarkîsinde cebel-i Mukattam ki Cûşî dağıdır, anda altun ma‘deni vardır.
EÇS X Y231b
Ve her kurâlarında güherçile ma‘deni hâsıl olur.
EÇS X Y231b
Ve cemî‘i buhayrelerinde tuz Q 245a hâsıl olur. P 242a Ve ,
EÇS X Y231b–Y232a
Mısır'ın cânib-i şimâlîsinde iki Y 232a sâ‘at ba‘îd Matariyye kurbunda bir şehr-i azîm imiş. Hâlâ harâbedir. Zamân-ı kadîmde dârü'l-mülk imiş. Hâlâ âsâr-ı binâları ile a‘mâl-i tâyilden ve a‘lâm-ı hâyileden ve ebnâ-yı azîme ve etvâr-ı acîbeden niçe şeyler zâhir ü bâhirdir.
EÇS X Y232a
Evvelâ İslâmbol'da Atmeydânı'ndaki gibi çâr-gûşe bir amûd-ı serâmed vardır, kaddi yüz zirâ‘-ı Mekkî'dir. Cânib-i erba‘asında Kabâbıta hatları çokdur. Ve tâ zirvesinde bir çârpâ üzre süvâr olmuş mücevveze sarıklı âdem sûreti var, Selîm Hân Mısır'a gele, deyü işâretdir. Cânib-i erba‘ası Atmeydânı'ndakinin nakşı gibi münakkaşdır. Ve hâlâ bunda olan mesdûd tılısmât-ı garîbe bir diyârda yokdur. Hâlâ meftûh olmamışdır, cümle râyegândır, feth etmeğe cidd ü cehd edenler cümle anda medfûndurlar.
EÇS X Y232a
Ve müverrihân-ı Mısır bu Ayn-ı Şems evsâfında bir kasır medh etmişler kim yüz seksen pençeresi var imiş, her gün şems bir pençereden girüp kasrın için tâbân etdüğiyçün Ayn-ı Şems derler. Ve bir rivâyetde Ayn-ı Şems nâmında bir melike binâ etdi, derler. Ve bu kasra yüz seksen menzilde şems tamâm olup evvelki menzile gelince avdet eder. Hâlâ eser-i binâları zâhirdir. Ve zamân-ı kadîmde kal‘a-i azîm imiş, esâs-ı dîvârları bâhirdir.
EÇS X Y232a
Ve mine'l-acâyibü'l-garâyibden cebel-i Herâmân
EÇS X Y232a
Nîl'in cânib-i garbîsinde Cîze kasabasından bir sâ‘at ba‘îd cebel-i Herâmân derler, üç dağdır. Rû-yı arzda bunlardan evvel binâ yokdur ve bunlardan âlî binâ yokdur. Gûyâ üçü dahi cebel-i Kâf'dır, azîm binâlı dağlardır. Herbiri birer sanem heremânlarıdır.
EÇS X Y232a
Büyük heremâna cebel-i Belbehis, ortadakine cebel-i Melheviyye ve ednâsına cebel-i Ebülhevl derler.
EÇS X Y232a
Bu amelî dağların hakkında niçe bin güft ü kîl [u] kâl vardır. Ba‘zı müverrihler Tûfân'dan evvel Âd ibn Şeddâd binâsıdır, derler.
EÇS X Y232a
Ve ba‘zılar Tûfân'dan evvel Sûrîd Melik kehenelerinin ilkâsıyla kendüye medfen binâ etdi, derler.
EÇS X Y232a
Ve itmâmından sonra bu üç ehrâmları mâl-ı hazâyin ile pür edüp âlât-ı silâh ve Hazret-i İdrîs'in cemî‘-i ulûmlarının kitâbların koyup tılısmâtlar ile müvekkiller nasb edüp heremeynlerin üzerlerin dibâçe ile pûşîde kılup kenz etdi. Ve sâhil-i Nîl'de bir şehr-i mu‘azzam binâ edüp heremeynlerin muhâfızları ol şehirde sâkin olur.
EÇS X Y232a
Ve her sene vakt-i rebî‘de cemî‘i dünyâ halkı gelüp Ka‘be-misâl tavâf ederlerdi.
EÇS X Y232a
{Ammâ bi-kavli müverrih İbn Celâl, bu Ehrâm dağlarına lisân-ı Kıptî'de Berâbî derlerdi. Zîrâ iptidâ bu Heremleri binâ eden Kayin oğlu Hanûh oğlu Mahvîl oğlu Dermeşîl oğlu Berâb'dır, anıniçün bu dağlara Berâbî derler.
EÇS X Y232a–Y232b
Ba‘zılar Delûke avret Fir‘avn'dan evvel melike iken ol avret yapdı, zîrâ ol Ferâ‘inelerden idi, anıniçün Fir‘avn dağları derler. Zîrâ mürûr-ı eyyâm ile Delûke karı neslinden gelen melikler, vâlide-i kadîmimiz binasıdır, Y 232b deyü amâr ederlerdi. Andan anlanır kim Delûke avret binâsı ola.
EÇS X Y232b
Ve ba‘zılar Tedûre câdû binâsıdır, derler. Ve Esmûn ve Etrîb ve Sâ keheneler idi, târîhleriyle Ehrâmlarda yatırlar.}
EÇS X Y232b
{Ammâ bi-kavli Târîh-i Şihâbî Tûfân'dan evvel bu Ehrâmları binâ eden evvelâ Sûrîke bin Şehlûk bin Şerbâk bin Tûmîdûn bin Tedersân bin Hûsâl melikler yapmışdır.}
EÇS X Y232b
Ve hâlâ şimâl tarafındaki Ehrâm'ın yine şimâl cânibine nâzır bir kapusu vardır. Andan içeri sağ tarafdaki taşlar üzre İbrî lisânı üzre kazılmış hatlarda,
EÇS X Y232b
"Ben ki bânî-i Heremân'em. Altı senede tamâm etdim, sonra gelenler altı yüz yılda temelinden yıkmağa kâdir olsunlar. Yıkmak hod yapmadan ehvendir. Ve ben dîbâçe ile setr kıldım, gelen mülûklar bûriyâ ile puşîde kılmağa kâdir olsun" deyü yazmış.
EÇS X Y232b
Hattâ Me’mûn Halîfe Bağdâd'dan Mısır'a gelüp Heremeyn'de medfûn genc-i firâvânı feth etmeğe bel bağlayup yedi ay kâmil ihtimâm himmetler ile bezl-i himmet edüp odunlar yığdırup âteşler yakup üzerlerine sirkeler dökerek ve mancınıklar ile seng-i azîmler atarak yigirmi arşın mikdârı yerin münhedim edüp bir zeberced murassa‘ küp bulur, içinde bin altun bulunur kim her altun bir vukiyye idi. Ve bir hacer üzre yazılmış bir hat kim,
EÇS X Y232b
"Ey bu dahmeden defâyin fethi içün temennî eden. Her ne kadar cidd ü cehd edüp mâl masraf edersen, ol kadar mâl çıkarırsın. Ziyâde tama‘ edersen, bu dünyâ-yı fânîden gidersin" deyü mastûr taşı görünce cümle asker-i Me’mûn vâlih-i hâmûn olup yedi aydan berü çekdikleri renc [ü] anâ ile bu kadar masrûfları mukâbelesinde ol zikr olunan bin altun bulundu.
EÇS X Y232b
Ve mukaddemâ zikri sebkat eden şimâl tarafında kapudan içeri taş üzre tahrîr olunan hatda,
EÇS X Y232b
"Gelen mülûk hasır ile pûşîde kılsın" dedüğinden bir rumûz fehm edüp derhâl Me’mûn fermân eyleyüp ol ehrâmı nısfına dek Mısır hasırıyla mestûr etdükleri mahalde bir rîh-i âsıf zâhir olup hasırı ve huddâmların havaya doğancı pefterisi-misâl perrân edüp hasırları çâk çâk edüp herîfler bî-cân olurlar.
EÇS X Y232b
Âhirü'l-emr Me’mûn Halîfe'nin vezîri Hüseyin bin Sehl'in re’y-i haseniyle ferâgat edüp rücû‘ ederler. Hâlâ ol ehrâmânın Me’mûn Halîfe asrında münhedim etdüği yerler nümâyândır.
EÇS X Y232b
Ammâ Yûsuf Salâhaddîn Mısır kal‘asın müceddeden binâ etdükde Heremeyn cebellerinden taşlar çıkarup Mısır'ın iç kal‘asın ve aşağı kal‘asın binâ etmişdir. Ve ba‘dehu Sultân Mü’eyyed dahi Heremeynler kurbunda on bir kantara etmişdir, cümle Heremeyn dağlarından çıkan taşlar ile binâ etmişdir. Hâlâ yerleri âşikâredir.
EÇS X Y232b–Y233a
Bu hakîr eyitdim: Heremeyn'i binâ eden Sûrîd, "Altı yılda binâ Y 233a etdim, benden sonra gelen mülûk altı yüz yılda münhedim edebilsin", deyü da‘vâ-yı merd etmiş.
EÇS X Y233a
Bu hakîr ana yüz kantâr bârûd-ı siyâh ile altı hazîneli bir Kandiye kal‘ası lağımı atsam Ehrâm dağların ihrâm gibi havâya münkalib edüp ân-ı sâ‘atde ka‘r-ı zemînde Nîl'e âsâr-ı binâdan temeli bile kalmazdı. Ammâ hakîkatü'l-hâl vech-i arzda böyle bir binâ-yı azîm görmedim.
EÇS X Y233a
Hamd-i Hudâ İbrâhîm Paşa asrında Ehrâmlar tarafında atlarımız çayırda iken beş on gün anda zevk u safâ ederken ol takrîb ile birkaç kerre varup seyr [ü] temâşâ edüp hayrân olurduk.
EÇS X Y233a
Bir kerre dahi varışda imrahor ağanın ve Behlûl Ağa'nın ve gayrı ağavâtların ba‘zı tevâbi‘atlarından kırk beş âdem olup meş‘aller ve muşammâlı fânûslar ve şem‘-i rîhler getürüp herem-i kebîrin şimâl cânibindeki bâbın rimâl ve hâr u hâşâkdan tathîr edüp te‘avvuz [u] besmele ile girdükde hakîr kıble-nümây ve sâ‘ate nazar edüp cenûb cânibine kâmil yedi yüz adım yürüyüp bir şâhrâh yoldur, üstü toloz kemerlerdir kim yigirmi zirâ‘ âlîdir.
EÇS X Y233a
Ve tarîkın vüs‘atı on zirâ‘ enlidir. İki cânibinde müte‘addid mağârâlar ve mebnî kâ‘alar var ve kubbeleri kesme kayadan mutallâ ve müzehheb ve münakkaş kim gûyâ henüz üstâd Bihzâd elinden çıkmışdır. Ve her hücresi benî âdem üstühânıyla mâl-â-mâl idi. Ve her bir kelle yüz kîle gendüm alır, sağîr ü kebîr kelle-i gûnâ-gûnun hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür.
EÇS X Y233a
Ve yol üzre derisine sarılmış bir incik kemiği var idi. Hakîrin karışı ile yetmiş bir karış idi. Ve bunun emsâli niçe üstühânlar firâvân idi.
EÇS X Y233a
Ve bir gâr-ı azîmde mâl-â-mâl hûrmâ lîfi kefenli benî âdemler yatırlardı. Ve niçe yüz kadîdler var idi, herbirinin kadleri yetmiş ve seksener adım idi. Ammâ gurâb kadar yarasa kuşlarının necâseti râyihasından âdem helâk olur. Cemî‘isi kayalarda minkârlarından herbiri asılup dururlardı. Ve ba‘zısı fânûslara ve meş‘allere kendülerin urup perr ü bâlleri ihrâk olurdu. Ve ba‘zısı çehremize ururdu.
EÇS X Y233a
Bu mahalde birkaç refîklerimiz bir iki fânûsu ile havflerinden rücû‘ eylemişler. Ammâ biz yine otuz beş âdem ile kalup cür’et ederek sehel eniş, kıble-nümâmız muktezâsınca kıble cânibine kâmil bir sâ‘at dahi gidüp tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir kâ‘alar ve her birinde kadîd âdem cesedleri var. Kimi oturur ve kimi yatırlar idi. Bunlar cümleden kadd [ü] kâmetde kıyâmet âdemler idi. Yanlarında çürümüş bûriyâlar ve hûrmâ lîfinden bezler pâymâl-i rimâl idi.
EÇS X Y233a–Y233b
Bundan ileri elli adım mikdârı yokuş aşağı gidüp bir havz-ı azîm âb-ı sâfî ile memlû idi. Ammâ cânib-i erba‘asında ukkâb-misâl kuşlar ve kaz kadar mahûf kuşlar havuzun Y 233b kenârında oturmuşlar. Hemân bizi görünce cümle kanatların kakup bir ra‘dvâr gürüldü zâhir oldu kim beynilerimiz gûyâ kulaklarımızdan akdı. Ve şebpere ya‘nî yarasa kuşları bizi ve esbâblarımızı rüsvây eyledi. Ve meş‘alciler çıra az kaldı, dediler.