EÇS X Y233b
Netîce-i kelâm cümlemize bu ukkâb kuşların kanat gürüldüsünden bir vehm târî olup ol havuzdan ileri bir kadem atmağa iktidârımız olmayup ale'l-ittifâk avdet edelim, derken kuşlar tarafından bir rîh-i akîm kopdu kim şiddet-i şitâsından helâk mertebelerine varup,
EÇS X Y233b
"Meş‘aller ve fânûslar sönerse hâlimiz neye müncer olur?" deyü gerü avdet ederken şebperelerin herbiri kebûter kadar kendüleri pervâne-vâr âteşe ura ura ve yüzlerimize kendüleri kanatları ile çarpa çarpa bizleri bîzâr etdiler.
EÇS X Y233b
Hulâsa-i kelâm, her ne hâl ise rücû‘ edüp giderken yığdığımız taşlar alâmetleri ile cümlemiz sıhhat ile taşra çıkup ol firâr eden yârenlerimiz bize rîşhand edüp,
EÇS X Y233b
"Ne bu mülevvesâne çehre ve ne bu eşkâl-i ucbe?" deyü şaka-gûne kelimâtlar ederlerdi. Ammâ Hudâ âlimdir, bî-tâb u bî-mecâl selâmete çıkdık, ammâ azîm seyr ü temâşâlar etdik. Havuzdan ilerisin Hudâ bilür.
EÇS X Y233b
İşte bu hakîr heremin birin böyle gördük. Ne hazîne ve ne defîne gördük, illâ medfûn âdemler gördük. Ammâ mutalsam olduğuna şübhe yokdur. Zîrâ mezkûr havuza vardıkda cümlemiz mebhût olduk, taşra çıkınca bî-cân çıkup kesb-i havâdan yine cân bulduk. Allâhümme âfinâ, bir dahi girme müyesser olmaya.
EÇS X Y233b
Ba‘dehu taşrada çadırlar içre futûrlar ve kahveler içilüp Ehrâmların cânib-i erba‘asın temâşâ etdik. İki ehrâmlar tûlen ve arzan çâr-gûşeleri ikişer yüz adımdır. Bu hisâb üzre herbiri dâ’iren-mâdâr sekize yüz adımdır. Ve her bir taşının cüssesi tûlen ve arzan yigirmişer, otuzar arşındır. Ve kadd-i bâlâsı tâ zirve-i a‘lâsına varınca iki yüz arşındır. Büyük ehrâmın şimâl cânibinde girdiğimiz kapusu var, ammâ öbür ehrâmların kapuları âşikâre değildir. Ammâ Ebülhevl ehrâmı gâyet küçükdür. Ammâ ikisi eflâke ser çekmiş çâr-gûşe sivri dağlardır.
EÇS X Y233b
Hakîr girdiğimiz ehrâmın üzerine çıkdım, tâ zirvesinde on hazîneli bir tengetir çadır kurmak olur bir meydândır. Ve ba‘zı taş deliklerinde şâhin ve doğan kündeleri ve cılkıları ve güvercin küpeleri ve halhâlları buldum. Cümle Mısır zîr-i pâda nümâyân idi. Tâ bu mertebe âlî cibâllerdir.
EÇS X Y233b
Ve bu ehrâmların cânib-i erba‘asında kara taş ile mebnî mutalsam binâlar vardır kim evsâfları tahrîr olunsa bir müdevven olur.
EÇS X Y233b–Y234a
Tetimme-i cebel-i Heremeyn oldur kim Melik Mukavkıs'dan Hazret-i Risâlet'e elçilik ile gidüp îmâna Y 234a gelen Zünnûn-ı Mısrî Sa‘îd-i âlî'de Şark Ahmîm nâhiyesinde mütevellid olmuş ferîdü'd-dehr bir fusahâ-yı bülegâ kimesne kişi idi. Ba‘de'l-feth Amr ibnü'l-Âs'ın izniyle bu Zünnûn Ehrâm dağlarına girüp anda olan ibret-nümâ hatları okuyup lisân-ı Arabîye terceme eder. Ol hatlar budur:
EÇS X Y234a
Türkîce ma‘nâsı: Sen âzâd olmuş kullardan ve yeni yetişmişlerden ve ibâdet edici askerden ve yabandan gelüp Arab içinde kalmış Nebat tâ’ifesinden korkun, demekdir. Diğer hatt-ı âhar:
EÇS X Y234a
Ya‘nî: Bir nesneyi âdem oğlu tedbîr eder, ana Hak Ta‘âlâ'nın kazâsı güler.
EÇS X Y234a
Ammâ Küçük Ehrâm ki Kalîmûn Hakîm'in kable't-tûfân binâsıdır ki anda tahrîr olunan beyitdir:
EÇS X Y234a
Ya‘nî: Sen yıldıza bakarsın, bir iş işlersin, bundan haberin yok ki yıldızları yaradan istedüğin işler.
EÇS X Y234a
Lisân-ı İbrî'de Bilmîb'dir, hâlâ Ebülhevl'dir.
EÇS X Y234a
Bu dahi üçüncü Küçük Ehrâm'ın şarkî tarafında hammâm kubbesi kadar bir seng-i beyâzdan bir kelle-i kebîrdir. Ancak gerdeninden yukarusu vardır, mâ‘adâ vücûdu eşkâli yokdur, hemân unkuna dek bir kelledir. Ve yüzü cânib-i şarka nâzırdır. Kaşı ve başı ve gözü ve dişi ve kulakları ve dudakları ve gerdânı var. Bir kelle-i azîmdir kim başı üzre yüz âdem otursa mümkindir.
EÇS X Y234a
Ve üstâd-ı selef buna Ferhâd-vâr bir tîşe urmuş kim gûyâ zî-rûh bir kelledir kim tebessüm edüp durur.
EÇS X Y234a
Ve âmil-i mermerbür bu kelleye böyle bir gûne örme geysûlar göstermiş kim çîm-ender-çîm ve ham-ender-ham ve mergûle mergûle ve fitîle fitîle ve girih girih mebrûm mebrûm târumâr kâküller ve geysûlar göstermiş kim gûyâ sihr-i i‘câz edüp san‘atın izhâr eylemiş.
EÇS X Y234a
Ve zamân-ı kadîmde bu kelle âyende vü revende ile kelimât edermiş. Eyle tılısm olmuş, Mısır üstüne bir yağı pâdişâh geleceğin ve kaht [u] tâ‘ûn olacağın ve bârân yağacağın ve yağmayacağın ve Nîl tuğyân üzre ne mikdâr geleceğin ve gelmeyeceğin ve kim öleceğin ve ölmeyeceğin, el-hâsıl cümle mugayyebât-ı hamseden haber verirmiş. Hazret-i Mûsâ'ya bu Ebülhevl'in gâ’ib haberlerin verdüği haberi vâsıl olunca Hazret-i Mûsâ Ebülhevl katına gelüp bir hayli kelimâtdan sonra Hazret-i Mûsâ buyururlar kim,
EÇS X Y234a
"Cümle kelimâta kâdirsin. Allâh'ın hak peygamberine îmân getir" buyurmuşlar. Ebülhevl,
EÇS X Y234a–Y234b
"İdrîs peygamberi bilirim, gayrı bilmem" deyince Hazret-i Mûsâ gazûb bir pâdişâh idi, elindeki asâ ile Ebülhevl taşının başın birkaç yerden yarup ağzın burnun kırup "Üskün yâ mel‘ûn" deyüp gider. Hâlâ Hazret-i Mûsâ'dan beri dünyâ kelâmı etmeyüp hâlâ asâ darbından başı gözü kırıkdır, Y 234b ammâ acâyib musanna‘ kâr-ı insândır.
EÇS X Y234b
Ve bir rivâyetde yine sehereler sihir ile söyledir. Ammâ nisvân tâ’ifesiyle kelimât edermiş. Bir avretin bir hayli mâlı zâyi‘ olup ol nisvân-ı sâhib-isyân,
EÇS X Y234b
Derhâl avret hâkime varup herîfin hânesin basup cümle eşyâlarını bî-kusûr bulur. Mezkûr sârik herîf dâğ-ı dilinden Ebülhevl'in başı üstüne çıkup edepde yesteh-i bârân-zede eder. Ol zamândan berü tılısmı bozulup kelimât etmez oldu, derler. Ammâ Hazret-i Mûsâ hikâyeti kavl-i sahîhdir, zîrâ ûlü'l-azmdir, anın mu‘cize darbıyla summun bükmün kalmışdır. Hâlâ temâşâgâh-ı ibret-nümâ bir kelledir.
EÇS X Y234b
Ve buna karîb bir temâşâgâh dahi vardır. Bir deyr kapusu var, rimâl ve hâşâk ile mesdûd olmuşdur. Lâkin kapunun atebe-i ulyâsının kemerinde bir gûne hatlar vardır kim mermerler üzre tahrîr olunmuşdur. Hakîr gûnâ-gûn hatlar kırâ’at etmede mahâretim vardır, ammâ bu hatlara mânend bir hat görmedim, bir hurûfu kırâ’at olunmak muhâldir.
EÇS X Y234b
{Ammâ bu tılısm-ı Bilmîb'i ya‘nî kelle-i Ebülhevl'i bi-kavli Târîh-i İbn Celâl sene 781 281(?) (---) târîhinde hânkâh-ı Salâhiyye'de sâkin Muhammed Sofî nâm bir muta‘assıb,
EÇS X Y234b
"Hayvân sûret[i] harâmdır" deyü bir gün hâkimden izinsiz Ebülhevl'in ağzın ve burnun Hazret-i Mûsâ kırdığından ziyâde kırarken hikmet-i Hudâ ol gün bir rîh-i akîm esüp Cîze şehri mezra‘âtların kuma gark edüp bersîm ve gılâl ekilmez olup derhâl Muhammed Sofî'yi ehâlî-i Cîze hâkime götürüp,
EÇS X Y234b
"Şehrimizi kum gark etdi", deyü feryâd ederler.
EÇS X Y234b
"Ey vardım, nehy-i münker etdim", dedikde ehl-i Cîze Muhammed Sofî'yi hâkim huzûrunda pâre pâre edüp Ebülhevl yanında defn ederler. Hâlâ Ebülhevl'in temâşâsına gelen bu sofî-i nâ-dürüstün kabrine taş atarlar.}
EÇS X Y234b
Diyâr-ı Mısır'da aslâ çekirge olmaz. Sâ’ir diyârdan gelse mu‘ammer olmayup cümle helâk olur. Q 246a Hattâ Hazret-i Risâlet asrında Mekke ve Medîne'ye çekirge istîlâ eyleyüp Sahâbe-i kirâm Hazret-i Risâlet'e hâllerin i‘lâm edüp cerâdın def‘i içün ricâ etdiler. Hazret el açup du‘â etdi kim,
EÇS X Y234b
"Yâ Rabbî! Bu cerâdı senin Kinânen olan Mısır'a def‘ eyle" dediler. Sahâbe-i kirâm eyitdiler: