EÇS X Y238a–Y238b
Mâvî karpuz: Bu dahi bir gûne karpuzdur, ammâ içi cılkdır. Rûm'da yabana atarlar, ammâ Mısır'da ba‘zı mahalde birer altuna satarlar. Zîrâ Mısır'ın âb [u] havâsına göre âdeme hayât verir. İçi sâfî cüllâbdır ve akîk-misâl katrdır. Bir hasta şiddet-i hârdan helâk mertebesine varsa, bu mâvî karpuzun suyundan bir iki filcân nûş etse vücûdu buz pâresi olup harâreti def‘ olur, aceb hikmetdir. Hakîm Dâvûd Müfredât'ı te’lifinde ol kadar nef‘in tahrîr etmiş kim ta‘bîr olunmaz. Ve bu bıttîh gayrı diyârda bulunmaz, Mısır'a mahsûsdur. Ve gayrı diyârda bulunmaz, başka bir soydur. Y 238b Ve,
EÇS X Y238b
Abdüllâvî: Bu dahi kavun ta‘mında abdüllâvî derler bir turfe şeydir. Ortası yumru, iki başları ikişer üçer karış P 244b sivri ve eğri ve büğrü ve bir tarafı büğrü yılan alacası-misâl alacadır. Ve içi yine kavun çekirdeği gibi çekirdeği var. Ammâ lezzetde sehel humûzeti var. Ve hikmet üzre tabî‘atı bürûdet üzredir, ammâ mesâne mecrâsına gâyet müdrirdir. Ammâ yılan eşkâlinde olmak ile tenâvül olunmada âdeme ikrâh gelür.
EÇS X Y238b
Ammâ tîb kitâblarında bu abdüllâvî Hazret-i Peygamber'in mu‘cizesiyle halk olunmuşdur, derler. Sebebi Q 247b oldur kim,
EÇS X Y238b
Kavm-i Kureyş kâfirleri Hazret-i Risâlet'in tulû‘ [u] zuhûrundan muztarib olup hazrete niçe bin ihânetler etdiler. Âhirü'l-emr intikâm almada âciz olup hîle ve şeytanata sâlik oldular.
EÇS X Y238b
Kâşiyân-ı Acem'den bir kutu akreb-i Kâşiyânî getirdiler kim, Allâhümme âfinâ, nîşterleri seng-i hârâdan güzer eder kim hâlâ Kâşiyân akrebi rub‘-ı meskûnda meşhûr-ı âfâkdır. Kutu ile ve bir gayrı hedâyâlar ile Kureyş mel‘ûnları huzûr-ı Resûlullâh'a alâ-tarîkı'l-hedâyâ götürdüler kim hazret açdıkda sokup helâk ede. Hazret buyurdular kim,
EÇS X Y238b
"Yâ Muhammed, nev-zuhûr, ismi nâ-ma‘lûm bir kavundur" dediler. Hazret buyurdular kim,
EÇS X Y238b
"Biz bu mahlûka abdüllâvî diyelim" dediler. Zîrâ Hazret-i Risâlet kavunu pek severdi. Hemân cümle Kureyşîler muvâcehesinde bismillâh deyüp kutunun kapağın açınca bi-emrillâhi ta‘âlâ cümle akrebler bu Mısır'da olan abdüllâvî olmuş. Hazret bismillâh ile tenâvül edüp cümle huzzâr-ı meclis olan Sahâbe-i kirâmlara taksîm eyleyüp tenâvül etdiler. Kureyş münkirleri bu hâli görüp ol sâ‘at yetmiş nefer kimesne îmâna gelüp mâ‘adâsı,
EÇS X Y238b
"Hakkâ ki yâ Muhammed, ey sihr-i efsûna mâliksin" deyü gidüp dalâletde kaldılar kim âye[t]:
EÇS X Y238b
dir. Ve hâlâ abdüllâvî Hazret-i Risâlet'in mu‘cizesidir. Ve yılan ve akreb gibi olmasının aslı oldur, Mısır'a mahsûsdur. Ve,
EÇS X Y238b
Acûru'l-ahzar: Bu dahi abdüllâvî gibidir, lâkin yeşildir ve alacası dahi yeşildir. Ve eşkâlde hemân abdüllâvî gibi eğri büğrüdür. Ve içinde çekirdeği vardır. Ve tabî‘atı sovukdur ve ta‘mı bir ni‘mete müşâbeheti yokdur. Ve Rûm'da Mısır kabağı derler, Mısır'da Rûm kabağı derler, bir müdevver kabakdır kim fakîr müzebzebînde kalmış kabakdır, gâyet çok olur. Ve sürâhî dolma kabağı ve su kabağı ve Freng kabağı ve Elvâh kabağı, bunlar gâyet çokdur. Ve,
EÇS X Y238b
Habbü'l-lezîz: Nîl kenârlarında biter, nohud gibi olur, sarımtırak bir şeydir. Gâyet lezîz ve mukavvî nukuldur. Ve,
EÇS X Y238b
Kasabü's-sükker ya‘nî şeker kamışı: Her kurâlarında bî-hisâb olur, azîm mahsûldür. Ve,
EÇS X Y238b–Y239a
Kurkâs: Bursa turpu gibi bir siyâh ni‘metdir. Fukarâlar isti‘mâl ederler. Kestâne lezzetindedir. Y 239a Ve,
EÇS X Y239a
Karnebît: Lahana-misâl bir ni‘metdir, lâkin sarı sarı çiçeği var. Ve,
EÇS X Y239a
Freng incîri: Bir iki âdem kaddi yeşil ağacı olur. Lâkin ağacı gûyâ pabuc gibi yeşil yeşil biri biri üzre yapışmış ağacdır. Ve yaprakları dahi pabuc gibi kalın ve yeşil yaprakların kenârlarında beşer onar incîr biter. Ammâ incîri sürâhîce ve sarı ve al gûnedir. Ve incîrinin cânib-i erba‘ası dikenlidir. Ve içinde incîr gibi dârûsu vardır, ammâ ta‘mı bir meyveye benzemez, ammâ gâyet mukavvîdir. Ve,
EÇS X Y239a
Levzü'n-nebî: yerde alçacık bir küçük muğaylândır. Her birinde ikişer üçer bâdem biter, hemân bâdem lezzetindedir. Hazret Şâm-ı şerîfe gelüp ticâret ederken ol yollarda Cenâb-ı Bârî habîbi içün halk etmiş. Mısır hâkinde dahi çokdur. Mukavvî ve lezîzdir. Ve,
EÇS X Y239a
Mülûhiyye: Ba‘zı zurefâlar mahabbetinden mülûkiyye derler, ya‘nî pâdişâhlar ta‘âmı ola. Nâne-misâl bir yeşil otdur, ıspanak gibi bûrânî ederler. Serî‘u'l-hazm ve mukavvî ve kara Arablar ta‘âmıdır ve tavâşîlere gâyet nâfi‘dir. Ve,
EÇS X Y239a
Bamya: Yeşil yeşil şeşhâne pelid cirminde bir ta‘âmdır. Üstü keler derisi gibi dikenlicedir, ammâ tabh oldukda dikeni mahv olur. Lâhm-ı şahm ile bişince ve içine limon suyu koyunca gâyet nâfi‘ ta‘am olur. Ve içinde mercimekden küçük kırmızı mercimekleri vardır. Ba‘zılar sarımsağ ve yoğurd ile bişirüp bûrânî ederler, aceb ni‘met-i lezîz olur. Ve,
EÇS X Y239a
Sarımsak olur, ammâ fenâ olur ve semm-i helâhil kadar âdemi helâk eder sümûmiyyeti vardır. Anıniçün makbûl değildir, cümle Rûm sarımsağı isti‘mâl ederler. Ve soğanı ve tuzundan gayrı ucuz şey’i yokdur. Ve,
EÇS X Y239a
Ketân: Gâyet çok olur, ammâ cümleden Nehâriyye ve Feyyûm keteni gâyet kuvvetli ve nazîf olur. Bir top ketân bezi on beş parayadır, ammâ çok dayanmaz, ancak bir kamîsi iki ay geyilir. Ve,
EÇS X Y239a
Çivit: Bir yeşil ile gök mâbeyninde bir otdur. Kemâlin bulup azîm küpler içinde bişirüp yine küp içinde tokmaklar ile döğe döğe hal edüp suyun alup gayrı küplerde suyun kaynada kaynada zübdesi dibine çöker. Ba‘dehu külçe külçe kurs edüp boyacılara fürûht ederler. Vukiyyesi dörd guruşadır. Ammâ bu çivit Hindistân'da olmazdır. Ve,
EÇS X Y239a
Bersîm: Ol şeydir kim ol zirâ‘at olunduğu günün ertesi bir karış zuhûr eder. Cümle hayvânâtların çayırı oldur, yohsa bi-emr-i Hudâ Mısır'da çayır olmaz. Ve,
EÇS X Y239a
Reyhânî kamış: Hayâl ince boğum boğum serâmed kamışdır. Tütün çubuğu ederler. Ve,
EÇS X Y239a
Mısır hasırı: Gûnâ-gûn nakş-ı bûkalemûn Buhayre ve Feyyûm hasırlar[ı] olur kim kırkar ellişer guruşa işlenir. Bu dahi Mısır'a mahsûsdur. Ba‘zı üstâdlar sihr-i i‘câz işlerler. Ve,
EÇS X Y239a–Y239b
Turmus: Bakla gibi yassıca ve müdevverce ve sarıca bir ni‘metdir. Tuzlu suda ısladup Y 239b yerler. Ba‘zılar bişirirler ve ba‘zılar bu turmusu değirmende çeküp un ederler. Ba‘de't-ta‘âm ellerine sürüp su ile gasl edüp cümle ta‘âm zifirin âdemin elinden izâle edüp âdemin elin bezm eder. Cümle Mısır hânedânlarında sâbûn yerine el yaykamağa ba‘de't-ta‘âm anı isti‘mâl ederler. Râyiha-i tayyibesi vardır. Ba‘zı ten-perver olan âdemler hammâma girüp bu turmusu cümle vücûduna sürer, cümle kiri ref‘ edüp âdemin vücûdun eyle yumşak eder kim gûyâ pâlûde-i ter olur. Anıniçün dilberânları hammâmda vücûdlarına sürerler, hazzı vardır. Ammâ esbâb yaykamağa olmaz. Ve,
EÇS X Y239b
Gâsûl: Bir gûne sâbûndur kim İskenderiyye'ye giden Nâsırıyye tur‘ası kenârında hâsıl olur bir nebâtâtdır. Dağlar gibi bir yere cem‘ edüp âteşe ururlar, külünden bi-emri Hudâ sırça olur. Mısır'a getirüp natrûn ile bir dahi kal edüp billûr olur. Eğer âteşe yakmayup mezkûr otu dibekde döğüp çamur ile mahlût edüp çörek çörek ederler. A‘lâ abâ vü kebe ve çuka makûlesi eşyâlar anınla yaykanup sâbûn gibi köpürüp beyâz eder. Ammâ ince dülbend ve ince gömlekler gasil etmeğe yaramaz. Aceb sırdır kim aslı otlukdur, âteşde yanup sırça olur, otluğu toprak ile mahlût olup sâbûn olur gâsûldırlar, bir temâşâdır. Arapça Ve,
EÇS X Y239b
Hülbe: bu dahi mercimek gibi bir hubûbdur. Surre surre bezler ile su içinde ısladup Arap saçı gibi birbirlerine bitişüp biter. Beyâz beyâz filisi verir, anı sıbyânlar tenâvül ederler. Ve çorbasın dahi bişirirler, gâyet lezîz ta‘âm olur. Ve Mısır'da buğday ve şa‘îr ve bakla ve nohud ve mercimek ve pembe ve pirinç ve susam cemî‘i diyârlardan çok olur. Revân Van ve Gîlân ve Hindistân pirincinden pirinci lezîzdir ve dânedârdır. Husûsâ Menzile ve Fereskûr pirinci gibi vech-i arzda pirinç olmazdır. Ve içinde taşı yokdur. Ve sultânî pirinç cümleden a‘lâ beyâzdır. Q 248a P 245a Ve,
EÇS X Y239b
Natrûn: tuz gibi şeydir. Mısır'da odun kaht olduğundan bu natrûnu ta‘âma koyup tarfetü'l-ayn içre eti ve gayrı ta‘âmı muharrâ eder. Ammâ a‘yân-ı devletde isti‘mâl etmezler. Gerçi ta‘âmı tîz tabh eder, ammâ anı isti‘mâl edenin edebde hayâsın debe eder ve devletli gibi salınır. Anıniçün Mısır halkının çoğu debedir. Anlara zurefâ devletli derler. Ve esnâ-yı kelâmda Mısırlıya "Behey devletli" desen müte’ellim olur, zîrâ nezâketle debe demekdir.
EÇS X Y239b–Y240a
Ve bu natrûn Mısır'ın Buhayre vilâyetinde Tarrâne kâşifliği hâkinde cânib-i garbın dağlarında yalçın kayalar üzre üç aded (---) (---) nâm Kıbtî deyrleri vardır, ol deyrlerin önünde bir azîm göl vardır, cümle natrûn develerle andan gelir. Hâlâ cümle mîrî mâldır. Ve rûy-ı zemînde Kârûn'un mâlından bu natrûn ve tavuk kalmışdır. Andan mâ‘adâ mâlıyla hâlâ Kârûn bu Buhayre iklîminde yere geçmekdedir Y 240a kim natrûn garâyib temâşâdır. İçine at ve katır ve'l-hâsıl cümle mevcûdât düşse ol ân natrûn olur. Diyâr-ı Mısır'a mahsûsdur, cemî‘i dünyâya Mısır'dan gider.
EÇS X Y240a
Ve Rûm'da şîşehânelerde isti‘mâl edüp şîşeyi su gibi mahv eder.
EÇS X Y240a
Ve diyâr-ı Mısır'da üç kerre bir senede kuzu hâsıl olur. Ve sayf [u] şitâda sebzevâtı eksik değildir. Ve,
EÇS X Y240a
Evvelâ subya ya‘nî pirinc bozası: Bâlâda tavsîf olmuşdur. Ve,
EÇS X Y240a
Mavza: Bu buğdaydan hâsıl olan bozadır, ammâ gâyet sekir verir mel‘ûn şeydir. Ve,
EÇS X Y240a
Berberîs: Kuru siyâh üzüm şerbetidir, içinde bahârı ve sükkeri vardır. Ve,
EÇS X Y240a
Mâ’u'l-asel ya‘nî bal suyu: Rûm'daki gibi değildir, bu âdemi ayakdan alup köşe başın bekledir, mel‘ûn şeydir. Ve,
EÇS X Y240a
Beng-i bâde: Rûm balı ile esrârı ısladup bir gece mayalanup sabâh elekden süzüp yeşil reng bir bâde-i beng-i pür-reng bî-ceng olur kim bir ayak içen ayağın kande atduğın bilmez. Ve,