İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS X Y240a
Mâ‘î esrâr: Bu dahi bengilik ile Halîlü'r-rahmân bekmezin bir yere halt edüp iki gün cüllâb su içinde yatup berrâk olup cümle hâr [u] hâşâki aşağı çöküp Rûmeli meydânında esrâr-hârlara kâse kâse bey‘ edüp nûş edenin esrâr-ı dili ayân u beyân olur. Ve,
EÇS X Y240a
Âb-ı ırka sûs ya‘nî biyan kökü suyu: Rûm'dan gelür. Dibeklerde sahk edüp bir gece su içinde yatur. Ba‘dehu cedîd at tobraları içinde süzüp bir kırmızı âb-ı nâbı katre katre akup nûş ederler. Keyfiyyet ve germiyyeti yokdur, ammâ Hakîm Dâvûd yetmiş aded nef‘in tahrîr eylemiş. Cümleden hâssa-i kübrâsı mesâneyi gâyet pâk edüp idrâr eder. Ve cümle fazalât-ı balgamı yerinden kal‘ edüp çıkarır, zîrâ Mısır'ın Nîl'i balgamîdir. Ve vücûd-ı insânda olan harâreti ref‘ eder, deyü menâfi‘-i kesîresin yazmış.
EÇS X Y240a
Ve Mısır halkı bu ırk-ı sûsu nûş etmeseler şiddet-i hârdan cüzâm olurlardı, deyü yazmış. Hakîkatü'l-hâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl cemî‘i Mısır kavmi âb-ı ırka sûs içerler. Hakîkat gâyet nâfi‘dir. Ve,
EÇS X Y240a
Mâ-i temirhindî: Bu dahi Mısır'a mahsûsdur. Keyfiyyeti yokdur, lâkin cîğer tâzeler ve safrâ ve sevdâ pâreler bir humûziyyetlice şerbetdir.
EÇS X Y240a
Ve niçe meşrûbât makûlesi eşribeleri çokdur, ammâ ma‘lûmumuz olan bunlardır.
EÇS X Y240a
el-Faslu's-sâmin ve hamsînMısır'da olmayan sanâyi‘âtdan ve me’kûlât [u] menbûtât u hubûbâtları beyân eder
EÇS X Y240a–Y240b
Evvelâ Mısır'da çeşmi alîl ve müşevveşü'l-uyûn âdemin hisâbını Cenâb-ı Bârî bilür. Ma‘a hâzâ yine böyle iken üstâd-ı kâmil kehhâlı yokdur. Atı çok, na‘lbandı yok; marîzi çok, hekîmi yok; debesi çok, kat‘-ı fıtk eder cerrâhı yok; âdemi çok, hâkimi yok, hükm etdirmezler; kadısı çok, mahkemelerinde doğru söyler yok; ve yalan şâhidi çok ve lecûc ve lecûc kavmi çok, Y 240b meskenet ile kelimât eder yok; ve askerî tâ’ifesi çok, zâbitleri yok, askere müdârâ ederler; ve tahsîl hazînesi çok, müstakîm muhâsebecisi yok. Bu kelimâtlar hâlâ Mısır içinde darb-ı mesel olmuşdur, efvâh-ı nâsda söylenir. Ve,
EÇS X Y240b
Me’kûlât hubûbât kısmından olmayanlar bunlardır: Evvelâ yulaf ve kaplıca ve çavdar ve darı ve lazut ve heldine ve burçak ve böğrülce ve za‘ferân ve fındık ve fısdık ve kiraz ve vişne ve muşmula ve üvez ve karayemiş ve kocayemişi ve çilek ve koknar [ve] Trabuzan hûrmâsı ve kızılcık ve göğem ve kayısı ve kestâne ve pelid ve alıç ve kuş yemişi ve (---). Ve,
EÇS X Y240b
Eşcârâtdan olmayanlar bunlar: (Ve) Ergavân ve çınâr ve kavak ve gürgen ve çemşîr ve kızılcık ve ardıç ve ohlamur ve kayın ağacı ve dişbudak ve çam ve toz ağacı ve mürver ağacı ve meşe ağacı ve sarma ağacı ve fındık ağacı ve karaçalı ağacı ve bîd-i sernigûn ağacı ve (---) (---).
EÇS X Y240b
Hulâsa-i kelâm bâlâda tahrîr olunan meyvelerin ve eşcârâtların birisi bu Mısır diyârında olmaz. Cümle kereste ve ahşâbât Rûm'dan gemilerle gelmeğe muhtâcdır. Anıniçün odun kıtdır. Bir hamle odun seksen vukiyyedir, yigirmi otuz paraya fürûht olunur. Ba‘zı mahalde tûtiyâ-misâl attâr dükkânlarında vukiyyesi bir paraya bey‘ olunur. Rûm'dan tüccâr odun getirsinler deyü odundan gümrük alınmaz. Anıniçün cümle Mısır a‘yân [u] eşrâf kibârı nebâtât [u] giyâhâtdan hâsıl olmuş gâv u bakar cüllesi ya‘nî sığır tezeği yakarlar. Cümle halkı boka muhtâcdır. Ve,
EÇS X Y240b
Mısır'da olmayan ma‘âdinleri bildirir: Evvelâ demir ve bakır ve kurşum ve kalay ve gümüş ve cıva olmaz. Ammâ,
EÇS X Y240b
Hâsıl olan ma‘âdinleri bildirir: Ayn-ı Mûsâ'da cebel-i Becâmîm'de altun olur, ammâ nef‘i şey’-i kalîldir. Ve Sa‘îd-i âlî'de zümürrüd ma‘deni râyegândır, Circeli Alî Beğ dâ’imâ istihrâc etdirirdi. Ve Nûbe diyârında zer-i hâlis tibiri vardır, altunu kâfûrî balmûmu gibi elde ovalanur ve yuvalanur, eyle nerm [ü] râm altunu olur. Ve cebel-i Ahzar'da ve Evcile'de ve Karalar vilâyetinde ve'l-hâsıl bu Mısır cezîresinde müverrih-i âlemlerin tahrîri üzre yedi yüz yerde tibiri vardır, derler, çoğu Karalar vilâyetinde kalmış bir alay behâyim makûlesi âdem içinde kalmışdır. May Bornu vilâyetinde altun tibirin katır boncuğıyla mübâdele ederler; andan kıyâs oluna kim altun anlarda ne kadar bî-rağbet imiş. Ve Mısır'da cibiz ma‘deni vardır, ya‘nî alçı ma‘deni taş vardır. Ve bâlâda mahalliye niçe ma‘âdinlerin evsâfları tahrîr olunmuşdur, ammâ Mısır'da niçe bin nâ-ma‘lûm ma‘âdinler vardır. Ve,
EÇS X Y240b
Mısır'da hâsıl olan şükûfeleri beyân eder
EÇS X Y240b–Y241a
İbtidâ Mısır'da binâ olunan bâğçe Eski Mısır mukâbilinde cezîre-i Ravza'dır, lisân-ı Arabîde bâğçeye derler. Andan sonra niçe bin gaytânlar ma‘mûr olup ba‘dehu karîbü'l-ahd Topatan bâğı bâğ-ı İremezât imiş. Andan Y 241a niçe bakçeler dahi amâr olup hâlâ anlarda gül [ü] gülistânları ve reyhân ve bülbül-i destân firâvândır. Gülünden mâ-i gülâb hâsıl olur kim âdemin demâğı mu‘attar olur. Ve karanfîl ve benefşe ve yâsemen ve fûl-i katmer ve reyhân-ı katmer ve reyhân-ı geysûdâr ve reyhân-ı mekkî ve reyhân-ı yemenî ve reyhân-ı kınayî ve sadef ve şebbûy ve nergis ve marsama ve hınnâ ve zanbak ve sünbül ve lâle ve müşk-i rûmî ve akgül ve kargı —henüz zuhûr etdi— ve şakâyık ve zerrîn ve deve boynu ve buhûr-ı Meryem ve sevsen ve amberbûy. Q 248b P 245b
EÇS X Y241a
Bu bâlâda tahrîr olan şükûfelerin dahi envâ‘ından firâvândır, ammâ ilmimiz lâhık olan bunlardır, dahi ne gûne şükûfe hâsıl etmek murâd olunsa vücûda gelir. Ammâ Mısır halkı ol kadar zarîf ü nazîf değillerdir, bu şükûfe makûlesi eşyâlara takayyüdleri yokdur. Yohsa Nîl hâkinde şükûfe değil, cân-ı cânân gülü hâsıl olur kim ana cân otu derler, o kim buğday otudur kim hakkında âyet-i şerîfe var, {hemân anı hâsıl ederler, şehri ganîmet ederler}.
EÇS X Y241a
el-Faslu't-tâsi‘ ve hamsînMısır'ın âb [u] havâsını ve halkının mümkin olduğu mertebe ef‘âl [u] ahvâlât bid‘atları ve hüsniyyâtların beyân eder
EÇS X Y241a
{Bid‘at-ı ef‘âl-i hâkimân-ı Mısır: Evvelâ Mısır şehrinde bir Yahûdî mürd olsa lâşe-i murdârı içün cümle Yahûdîler subaşıdan âdemler alup ve niçe yüz meş‘aller çerâğân edüp askerîler pür-silâh olup gece ile tâ Besâtîn kurbunda meşâdlarına mürd olan Yahûdîleri üç yüz guruş harc edüp götürürler. Gündüz götürmek gâyet memnû‘dur, hele bu kavm-i Yahûdîye gâyet azâb-ı elîmdir, Allâh ziyâde ede. Ammâ keferenin meşâdları birkaç yerdedir, biri Eski Mısır kurbundadır, her ne zamân olsa lâşelerin götürürler.}
EÇS X Y241a
Evvelâ bu hasretü'l-mülûk olan Ümmü Dünyâ Mısır'ın âbı âb-ı Nîl'dir, andan gayrı suyu yokdur. Bâlâda gûnâ-gûn ta‘bîr ü tavsîf ile temdîh olmuşdur. Ammâ havâsı Tebrîz-i dilâvîz kadar latîfdir, aslâ Mısır halkında ısıtma olmaz.
EÇS X Y241a
Husûsâ bâlâda tahrîr olunduğu üzre iç kal‘anın havâsı cânsafâdır.
EÇS X Y241a
Aşağı şehir sehel andan havâ cihetinde tenezzüldedir. Lâkin binâ cihetinde evsâ‘ıdır.
EÇS X Y241a
Ve bostân ve bâğ u bâğçe ve köşe köşe müte‘addid havuz ve kâ‘alar içre şâzrevânlar ile âblar revân olup bülbüller nağamâtı ve hoş-elhân tuyûrların esvâtı âdeme hayât verir. Bu safâlar yukaru kal‘ada yokdur. Ammâ havâsı hûbdur, aşağı şehirde bir âdem hasta olsa yukaru kal‘aya çıkarırlar. Aşağı şehrin yukaru kal‘a dârü'ş-şifâsıdır.
EÇS X Y241a–Y241b
Ve aşağı şehir kat-ender-kat binâlar olmak ile tarîkleri teng olup muzlim olmuşdur. Anıniçün cümle evler birbirlerine havâledir. Her evde kesb-i havâ içün damlar üzre birer bâdbân-misâl bâdgîrleri vardır, andan kesb-i havâ ederler. Bu bâdgîrler Ebû Alî Sinâ'dan kaldı, Y 241b derler. Mısır'ın cemî‘i rûzgârın ilm ile haps edüp herkes isti‘dâdına göre Ebû Alî Sinâ'dan birer masra rûzgârı birer altuna alup herkes alduğı masraları sutûhu üzre koyup andan rûzgâr girüp halk-ı Mısır teneffüs ederlermiş. Bu bâdgîrlerin aslı Ebû Alî Sinâ'dan kaldı, derler. Ol ecilden aşağı şehrin havâsı muttarid değildir, bir günde on havâ olur.
EÇS X Y241b
Ammâ tiyâb havâsı cânib-i (---) eser, Rûm'da ana (---) derler. Mısır halkına râhat-ı cândır, ammâ cerrelerde ve kullelerde suyu sovutmaz.
EÇS X Y241b
Ve milisi derler bir rûzgâr vardır, Rûm'da ana lodos derler. Gerçi ısıcak eser, ammâ suları buz pâresi eder.
EÇS X Y241b
Ve bir rûzgâr dahi, ana mezkeb derler, halkı serâsime edüp ka‘r-ı zemîndeki gubârı kaldırup Mısır'ı toz ile mâl-â-mâl edüp cümle halkı rüsvâ eder. Ammâ şedîd esdiğinden cümle Cidde gemilerin huccâc ile Mısır'a getürüp ganîmet eder. Mısır'ın hâricinde latîf havâdır.
EÇS X Y241b
Ve Mısır'da ale'd-devâm poyraz ve lodos beşer ay eserse Rûm'dan gemiler gelüp Mısır'ı ganîmet eder. Andan Süveys'den yine poyraz ile huccâc getürüp Cidde'ye ve Yenbû‘'a huccâc götürüp Mekke ve Medîne'yi ganîmet eder. Ve beş ay kış günleri lodos eserse Cidde ve Yenbû‘'dan huccâc ve bahâr Süveys'e gelüp Mısır'ı ganîmet eder ve yine lodos ile Rûm'a gider. Bu iki havâ Mısır'a ve halkına gâyet nâfi‘dir.
EÇS X Y241b
Ve Mısır içre havâsı latîf cebel-i Mukattam ya‘nî cebel-i Cûşî ve Kayıtbay yaylağı ve Âdiliyye ve Sebîl-i Allâm ve Matariyye ve Birketü'l-hac, bu mezkûr yerlerin havâları gâyet latîfdir. Ammâ aşağı şehir içre birkeler kenârında olan hasretü'l-mülûk niçe mülûk sâhiblerinin mülk-i mevrûsları olan mülûk-ı selâtîn sarâylarının dahi havâları ferah-fezâ ve dilküşâdır.
EÇS X Y241b
Ammâ yine şehir içinde vekâleler ve rablar vardır kim beşer altışar kat evlerdir, ne‘ûzu billâh anlarda hamâsîn günlerinde tahta biti ve pire ve kehle ve sivrisinek derdinden ve bed râyihadan fellâhînin reng-i rûyları masrû‘ olmuş âdem eşkâline döner. Zîrâ Mısır'ın kehrîz yolları yokdur, cümle kuyulardır. Husûsâ bu Mısır'ın hamâsîn günlerinde cümle beytü'l-halâ ve kehrîz yolların ol günlerde tathîr edüp bir gûne ufûnet peydâ olur. Ammâ ahâlî-i mahalleye haber ederler kim ne‘ûzu billâh ba‘zı sâhib-i tabî‘at olan kimesneler dörd beş aylık ma‘sûmların Kayıtbay mahallesinde yâhûd iç kal‘aya veyâhûd gayrı kurâlara kaçırırlar. Allâhümme âfinâ, ol mahallerin ufûnetinden ma‘sûmların tepesinde bınkıldayık ta‘bîr etdikleri beynisi üstü kabarup delinir ve beynisi boza gibi ekşiyüp taşra çıkup ma‘sûm ölür. Elhâsıl hamâsînde havâ gâyet beddir.
EÇS X Y241b–Y242a
Ve hamâsîn ta‘bîr Y 242a etdikleri ol günlerdir kim Cenâb-ı Bârî Benî İsrâ’îl kavmine beş haftada beş belâ verdi, tâ‘ûn ve akreb ve yılan ve kaht ve bed havâ-yı semûmu beş belâ-yı âsumânî elli günde tamâm olup Hazret-i Mûsâ du‘âsıyla def‘ oldu. Hâlâ yine ol beş hafta günleri geldikde Mısır halkının etekleri dutuşup zekât sadaka vermeğe başlarlar, ihtiyârların başına kıyâmet kopar, bir zulemât ve kesâfet müstevlî olup ölecekleri ölüp paşaların yüzü mahlûlât geldiğinden güler, zîrâ cümle mahlûlât paşanındır.
EÇS X Y242a
Ve hamâsînin bed havâlarından elli gün sâhib-i tabî‘at olan kimesneler ehillerinin yanına varup cimâ‘ etmezler. Zîrâ cümle vücûd ol günlerde süst-endâm ve menîde kuvvet yokdur. Eğer sabr etmeyüp cimâ‘ ederse, evlâdları külünçül ve künçül ve a‘mâ ve cüzâm ve nîm-endâm topal gopal olur.
EÇS X Y242a
Ve Mısır'ın bu nuhûset günleri Rûm'un cennet-âbâd ve ferah-âbâd olduğu mevsim-i bahâr günleridir, ammâ Mısır'da cahîm günleridir. Ve Arîş'den beri Mısır tarafına bâd-ı sabâ ve rîh-i nesîm esmez, ammâ sâm yeli dahi esmez.
EÇS X Y242a
Ammâ sâyir diyârdan bir âdem Mısır'a gelüp mutavattın olsa âb [u] havâsına alışup ten-dürüst olur. Zîrâ Hazret-i Yûsuf du‘âsı berekâtıyla garîbü'd-diyâr ve kul tâ’ifesi gâyet ten-dürüst olup ankâ olurlar. Ammâ yine hikmet-i Hudâ yine oğullarının gözleri elbette ve elbette cimroz olup kuloğlu gözlü olur, aslâ tahallüf etmez, aceb hikmetdir. Bi-emri Hudâ ba‘zı evlâd tevellüd etdükde müşevveşü'l-ayn ya‘nî Mısır gözlü doğar.
EÇS X Y242a
Ve halkının çoğu natrûnlu ta‘âm yediklerinden debe olurlar. Ve avretleri ol hâl ile gebe olurlar. Ve fellâhînin birer ayakları tulumlar gibi olur.
EÇS X Y242a
Ulemâ-yı Mısır eyle hikâyet ederler kim kaçan kim Yezîd-i bî-mezîd İmâm Hüseyn'in ser-i sa‘âdetin Şâm'a gönderüp andan zîr-i hükmünde olan Mısır sultânına gönderdi, ol dahi ser-i sa‘âdeti Rûmeli meydânında Sultân Hasan câmi‘i yerinde bırağup İmâm Hüseyn'in başın Yezîdîler püşt-i pâ ile galtân etdiler. Zîrâ Yezîdîler ol asırda Mısır içre vefret üzre idiler. Ammâ re’s-i İmâm Hüseyn'e depme ile her kim urdu ise urduğu ayağı tulum gibi olup hâlâ Mısır'da birer ayakları tulum gibi olanlar ol Yezîdîlerin veled-i nâ-bekârlarındandır, deyü ulemâ-yı Mısır böyle nakl ederler. Ve yine bu âdemlerin birer ayakları şişdiğinden mâ‘adâ yüzleri ve gevdeleri fıska fıska şişmişdir.
EÇS X Y242a–Y242b
Ve fukarâsının çoğunun ve gayrı âdemlerin yüzünde ve gözünde ve gevdesinde safrâ zahmeti derler bir marîzdir. Çok âdemler ol derde mübtelâlardır. Rûm'da ol maraza Freng zahmeti derler, ya‘nî Freng uyuzunun hüsn-i ta‘bîridir. Y 242b Mısır'da gâyet çokdur ve ayıb değildir. Q 249a P 246a "Hâzâ safrâ" deyü eli ayağı dökülmüş âdemler ile Mısır fellâhları ihtilât edüp bile ta‘âm yerler. Bu emrâz-ı muhtelife sârîdir, deyü aslâ havf etmezler. Zîrâ Mısır'ın miskînhâneleri yokdur. Ammâ sâ’ir diyârlarda başka miskînhâneler vardır, şehir içine komazlar, ahâlî-i vilâyet her sene mâllarının zekâtlarından âyet-i şerîfe emri üzre:
EÇS X Y242b
nassına imtisâlen sadakâtların anlara verirler. Ammâ Mısır'da bir habbe vermezler. Ve bu marîz Mısır'da çok olmasının sebebi bâbullûkları mubâhdır, fevâhişleri sürü sürü gezerler.
EÇS X Y242b
Ve halkının reng-i rûyları esmerü'l-levndir. Ve kadleri vasatü'l-hâldir. Ammâ kurâ fellâhları dâbbetü'l-arz-misâl zeberdest eşhâsları vardır. Lisânları Arabîdir, ammâ Mekke ve Medîne ve Bağdâd ve Mevâl ve Şâm Urbânı gibi fesâhat u belâgat üzre tekellüm etmezler. Fellâhîn ve kavm-i Fir‘avnî ve cebbârîn olduklarından galat kelimât ederler. Ta‘al uk‘ud ya‘nî gel otur diyecek yerde tahfîf-i kelâm edüp ta‘kud der. Ekmeğe rağîf derler. Ve şîlû kaldır, der. Ve mûy suya der. Hâzâ diyecek yerde dî der. Bunun emsâli elfâz-ı mühmele ve cühmeleleri çokdur. Fesâhat üzre eş‘â[r]larından budur, beyt:
EÇS X Y242b
Yâsîn yâ gazâlî Yâsîn
EÇS X Y242b
Ente'l-verd ve ente'n-nesrîn
EÇS X Y242b
Billâh kul min hicrânik irham