EÇS X Y246a
"A‘ti yâ sultânım masrûfa ehli beytî" deyü ehlinin iyâlinin harçlığın ister. Fukarâsı ise çârsû-yı bâzârda âdem gezdirmezler.
EÇS X Y246a
Sergüzeştî: Hattâ hakîr bir gün tekâzâ-yı hâcet def‘iyçün Sultân Hasan câmi‘inin hâcethânelerine girüp bâbını sed edüp âlem ağyârdan bî-haber deyüp başlı başıma âlem edüp def‘-i hâcet ederken bir herîf halânın kapusun açup elin uzadup,
EÇS X Y246a
Hakîr dahi ol mahalde tahâret elimde ne bulundu ise dirîğ etmeyüp verdim. Herîf dahi,
EÇS X Y246a
Anda hakîr tahâret edüp taşra tecdîd-i vuzû‘ edüp Sultân Hasan câmi‘i içre edâ-yı salât edüp bir yâr-ı vefâdârıma râst gelüp serencâm [u] sergüzeşti buna takrîr eyledim. Hemân ol yâr eyitdi:
EÇS X Y246a
"Bire âdem! Vay meded! Sen divâne misin? Allâh seni ıslâh eyleye. Hiç eyle âdemin eline âdem necâset sürer mi?" dedi. Hakîr dahi eyitdim:
EÇS X Y246a
"Ya eyle âdem ayak yolu kapusun açup âdemin avret yeri mekşûf iken "şey’en lillâh" edüp akçe ister mi?" dedim. Ol yâr eyitdi:
EÇS X Y246a–Y246b
"Bire ol âdem Y 246b sarı sakallı ve orta boylu ve yassı alınlı ve değirmi yüzlü Tatar çehreli bir nûrânî âdem mi idi", dedi. Hakîr:
EÇS X Y246b
"Belî Tatar çehreli, sarı sakallı âdem idi" dedim.
EÇS X Y246b
"Âh zâlim, işte ol Mısır'ın kutbudur. Seni imtihânen beyt-i halâda sana eyle göründü. Niçün hakâretle Q 250b P 247b nazar edüp eline necâset sürdün. Ol dahi sana du‘â etmiş, "zâdek necâsetek" demiş. Bundan sen pek ihtirâz eyle", deyince aklım başımdan gidüp bîhûş oldum.
EÇS X Y246b
Hakîkatü'l-hâl ba‘dehu iki ay mikdârı zahîr marazına mübtelâ olup zâdek necâsetek dedüği nefsi vücûd buldu. Hamd-i Hudâ yine bu hakîr tasadduklar ile sıhhat [u] selâmet buldum.
EÇS X Y246b
İmdi Mısır fukarâsı içre böyle bî-nâm [u] bî-nişân ind-i Hak'da azîmü'ş-şân âdemler vardır. Beyt:
EÇS X Y246b
Her mîşe gümân meber ki hâlîstŞâyed ki peleng nihüfte bâşed
EÇS X Y246b
Ve Mısır'da niçe bin götü başı pâ-bürehne ve ser-bürehne mecâzibûn kimesneleri var kim kimi akçe alır, kimi almaz ve kimi etmek alur ve kimi almaz. Ve kimi aslâ kelimât etmez, bî-zebân gezer, ammâ hazret Kur’ân tilâvet etse âdemin bağrın ezer. Ve ba‘zısı kisve alur. Herbiri bir gûne evzâ‘ [u] etvâr hareket üzredir.
EÇS X Y246b
Ve niçe bini Mağrib küpü kadar çuka kenârlarından sarık sarınır kim bir pehlivân yiğit yerinden kaldırmağa kâdir değildir, seksen toksan ve yüz vukiyye gelir sarıklardır. Ve ba‘zısı hûrmâ lîfinden sarık sararlar, bunlar dahi hammâm kubbesi gibidir, ammâ hafîfdir, bunlara Ebüllîf derler. Ve ba‘zısı anadan doğma uryân gezerler. {Hammâma girseler fûta tutarlar, taşra çıksa beyne'l-halk uryân gezerler.}
EÇS X Y246b
Böyle büdelâların haddi pâyânı yokdur. Ve fukarâ ve mecâzibûn ve melâmiyyûnlar dahi lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâdır. Bunların hakkında hadîs-i kudsî var:
EÇS X Y246b
bunların hakkındadır. Dahl [ü] ta‘arruz etmemek gerek. Zîrâ anlar fakr u fâka ihtiyâr etmişlerdir kim anların hakkında Fahr-ı Âlem buyurur, hadîs: Arapça Beyt:
EÇS X Y246b
deyüp fakr u fâka ile fahirlenüp geçinirler. Ammâ muhtâcları çokdur, bir habbe ve cübbeleri yokdur.
EÇS X Y246b–Y247a
Cümleden mazınne-i kerâme Bulak yolunda (---) mahallesinde Şeyh İsmâ‘îl-i Sanâfîrî sellemehullâh. Niçe keşf [ü] kerâmetleri zâhir ü bâhir olmuşdur. Ammâ cümleden biri Defterdâr Ahmed Paşa dâmâdı beğ ve mühürdâr Ahmed Ağa ve hakîr ve çâşnigîrbaşı ve birkaç yârân ihvân birkaç vukiyye Füvve nârı alup hedâyâ götürdük. Bir eşekhâne vekâlesi içinde sâkin olurdu. Vardığımız sâ‘at şeyhi toprak içinde yatır gördük. Zahrında bir beyâz kebe kisvesi var, yenlerin geymiş, ammâ avret yerinden aşağı uryân hâk-i mezelletde Y 247a bî-pîrehen yatır. Yanındaki fukarâları bizi şeyhin yanına da‘vet edüp bilâ-selâm biz dahi oturduk.
EÇS X Y247a
Herbirimize birer lisân-ı hâl ile iltifâtları edüp nârları önüne koduk. Hemân yatdığı yerden nârın birin ol zehr-i mâr kabuğu ile tenâvül etdi ve fukarâlarına birer nâr ve cümlemize birer nâr verdi. Ammâ bizim getürdiğimiz cümle tokuz nâr idi, anlar on sekiz nâr taksîm etdiler. Ve her birimize birer parça yatan(?) taşları verdi. Bir büyük taş dahi,
EÇS X Y247a
"Bunu paşaya verin, askeri vursun versün varsun, Mısır'dan Rûm'a gitsin, Bağdâd gelsin, Bağdâd gelsin" deyü tekrâr edüp gayrı kelimât etmedi, ve lâ-du‘â ve lâ-senâ etdi.
EÇS X Y247a
Bizler dahi kalkup sarâya gelüp mezkûr taşı paşaya verüp şeyhin kelimâtın paşaya takrîr eyledik. Paşa Sübhânellâh deyüp taşı kitâblarının yanına kodu. Tokuzuncu günde bir gulû-yı âm kopup asker baş kaldırup Ahmed Paşa'yı aşağı endirdiler. Ma‘zûlen Mısır'da oturup Bağdâd'dan Abdurrahmân Paşa gelüp vâlî-i Mısır oldu.
EÇS X Y247a
Meğer şeyhin "Bağdâd gelsin" işâretinden murâd Bağdâd'dan Abdurrahmân Paşa gelmesi imiş. Hudâ âlimdir, böyle vâki‘ olmuşdur.
EÇS X Y247a
el-Faslu sittînMısır'da müstecâbü'd-da‘ve olan ulemâları ve meşâyihleri ve fuzalâ-yı dehrden ders-i âmları ve e’imme ve hutebâları beyân eder
EÇS X Y247a
Evvelâ Mısır'da cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyih-i izâmın ser-çeşmesi şeyhü'ş-şüyûhu ve sâhib-i tem[y]îzi hazret-i eş-Şeyh Alî Şümürlisî sellemehullâhu ta‘âlâ ilâ eceli'l-müsemmâ ehl-i hâl ve ehl-i verâ‘ ve dindâr bir zât-ı şerîfdir. Nevâhî-i Mısır'da Şümürlis nâm bir belîdedendir. Lâkin bi-emrillâh mâderzâd bî-basar idi. Ammâ câmi‘-i Ezher içre dörd yerde ders takrîr edüp on iki bin telâmîzi var idi. Mubâhase-i ilimde lâ-nazîrdir. Ve hânesinde dahi iki kerre ders der idi. Müşkil-küşâ ulemâ-yı mütebahhirînden büyük kimesnedir. Ve velî olduğuna şübhe yokdur kim cemî‘i kütüb-i mu‘teberelerde olan mesâ’il-i şer‘iyyeleri görmüş gibi,
EÇS X Y247a
"Bu mes’ele Kadıhân'ın yâhûd Tatarhâniyye'nin yâhûd Câmi‘u's-sağîr'in filân sahîfesinde ve yedince satırdadır", deyü işâret buyururdu. Hamd-i Hudâ bu hakîr şeref-i sohbetleri ile müşerref olup teberrüken ve teyemmümen anlardan Kûhistânî gördük. Fazîlet-ü bâhire sâhibi ferîdü'd-dehr kimesnedir.
EÇS X Y247a
Ve bir keşf [ü] kerâmâtlarından dahi oldur kim ömrü içinde bir âdem ana selâm verüp âşinâlık etse ism [ü] resmin kurâ ve kasabasın ve pederi ismin su’âl ederdi. Beş on yigirmi seneden sonra yine ol âdem gelüp selâm verse,
EÇS X Y247a–Y247b
"Ve aleykümü's-selâm yâ ibne'l-filân" deyü pederi ismiyle ol âdemi bilirdi. Cemî‘i telâmîzlerini evlâ bi't-tarîk selâm verince, "Yâ filân" der idi, sellemehullâh. Y 247b Andan,
EÇS X Y247b
eş-Şeyh Ahmedü'l-Acemî: İlm-i hadîsde bunlar dahi yegâne-i asrdır, ammâ bunlar a‘mâ değildir. Kuvvet-i hâfızada ferîdü'd-dehrdir. "Müslim [ü] Buhârî ve Meşârık ve gayrı kütüb-i mu‘tebere hadîs-i şerîflerinden râvîleri ile yetmiş bin hadîs hıfzımdadır" deyü İbrâhîm Paşa'ya nakl etdiler. Ve,
EÇS X Y247b
Şeyhülislâm Boluvî Mustafâ Efendi: Âl-i Osmân devletinde şeyhülislâm iken Köpürlü vezîr-i a‘zam cezîre-i Girid'de olan Deli Hüseyin Paşa Kandiye kal‘asın feth etmediğiyçün katline fetvâ taleb etdi. Boluvî Efendi dahi,
EÇS X Y247b
"Vezîrim, biz Deli Hüseyin Paşa'nın katline ol zamân fetvâ veririz kim siz dahi anlar gibi mühürsüz sâde serdâr olup cezîre-i Girid'e varup feth ederseniz Deli Hüseyin Paşa tekâsül etmiş olur. Ol zamân dahi katline fetvâ veremem. Zîrâ feth ü nusret Allâh ihsânıdır. Hüseyin Paşa katline fetvâ veremem" deyü cevâb verince Köpürlü vezîr eyitdi:
EÇS X Y247b
"Ey imdi, efendi, bir dahi sâhib-i seccâde olup, 'el-cevâb, Allâhu a‘lem, olur, olmaz' diyemezsin" deyince hemân Boluvî Efendi,
EÇS X Y247b
"Ne güzel. İşte şimdi ben kendümi hizmet-i fetvâdan azl eyledim" deyüp Köpürlü meclisinden kalkup gitdi. Akîbinde âdemler gönderüp avdet etmedi ve bir dahi fetvâya imzâ etmedi. Andan fetvâyı Esîrî Mehemmed Efendi'ye verdikleri sâ‘at Deli Hüseyin Paşa'nın katline fetvâ verüp Yedikulle'de mahbûsen şehîd olunup Boluvî Efendi’yi Mısır'a da nefy eyleyüp kendüye Q 251a P 248a Cîze kazâsı ber-vech-i arpalık ihsân olunup Mısır'da ilm-i fıkıhı âşikâre eyleyüp cümle ulemâ-yı Mısır fakîh oldular. Gûyâ hânesi medrese idi. Cümle talebelerine merreteyn ni‘met-i nefîsesi bî-imtinân mebzûl bir Hâtem-i Tây [u] Ca‘fer-i Bermekî-meşreb ve bir cömerd sâhib-i vakâr, ve fazl-ı salâhda nâmdar, şehr-i Boluvî-diyâr, ve bir ulemâ-yı kibâr kimesnedir, hafizakallâh. Ve,
EÇS X Y247b
Ders-i âm Abdülkâdir Efendi: Hâk-i Bağdâd-ı behişt-âbâddandır. Cemî‘i ulûmda tekmîl-i fünûn etmiş bir ehl-i dil kimesnedir. Kethudâ İbrâhîm Paşa bunlardan Mısır vâlîsi iken ol eşgâl-i kesîre içre Müslim [ü] Buhârî ve Tefsîr-i Cerîr-i Taberî'yi bunlardan tekmîl etdiler. Hâlâ zamânında ummân-ı ma‘ânî belki Nu‘mân-ı sânî'dir. Ve ilm-i arûzda selîs Fârisî ve Türkî pâkîze eş‘âr-ı dürerbârları ve gayrı çâr-ender-çârları vardır. Kâdirî tahallus eder bir zât-ı şerîfdir. Ve,
EÇS X Y247b
eş-Şeyh Abdullâh-ı Mağribî: Gerçi kürsî vâ‘ızı değildir, ammâ yine câmi‘-i Ezher'de talebelerine va‘z [u] nasîhat etdiklerinde cümle telâmîzleri feyzyâb olurlardı. Zîrâ nefesi gâyet mü’essirdi. Ve,