İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Eserler · Osmanlı Türkçesi

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi

Osmanlı 17. yy. Düzyazı-Şiir kısaltma: EÇS metin aranabilir

Kaynak notu (editör girişi): Künye: EÇS <kitap> <varak>; IX. ve X. kitaplarda esas yazma Y'nin varağı (ör. EÇS X Y451a). Metin içinde ⟦218a⟧ varak başını, ⟦3 satır boş⟧ yazmada boş bırakılan satırları, ⟦Arapça⟧ neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibareyi gösterir (bunlar sözcük sayılmaz). Neşrin işaretleri korunmuştur: [ ] editör eklemesi, ( ) editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer, { } derkenar (çıkma), (---) yazmada boş bırakılmış sözcük, (...) okunamayan sözcük, (?) okuma kuşkusu. Dipnotlar (âyet mealleri) ile neşirlerin giriş, içindekiler ve dizin bölümleri alınmadı. Word dosyalarındaki Mac Türkçe yazı tipi bozulmaları (› fl fi € ‹ ⁄ → ı ş Ş ğ İ Ğ) ile I., VIII. ve IX. kitaplarda küçük i'ye düşmüş büyük İ'ler düzeltildi; III. kitabın iki kopyası birleştirildi; birkaç kesin dizgi hatası (amãn → amân, sene l044 → 1044 vb.) giderildi.

Kaynak yayın

  • Evliyâ Çelebi b. Derviş Mehemmed Zıllî, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi: Topkapı Sarayı Kütüphanesi yazmalarının transkripsiyonu – dizini, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • I. Kitap (Bağdat 304; yeni baskı): haz. Robert Dankoff, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı.
  • II. Kitap (Bağdat 304): haz. Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1998.
  • III. Kitap (Bağdat 305): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 1999.
  • IV. Kitap (Bağdat 305): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, 2000.
  • V. Kitap (Bağdat 307): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, İbrahim Sezgin, 2001.
  • VI. Kitap (Revan 1457): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, 2002.
  • VII. Kitap (Bağdat 308): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2003.
  • VIII. Kitap (Bağdat 308): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2003.
  • IX. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Yücel Dağlı, Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff, 2005.
  • X. Kitap (Bağdat 306 [Y], Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 [Q], Pertev Paşa 462 [P]): haz. Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, 2007.

Derlem metni bu yayındaki okumaya dayanır; çeviriyazı işaretleri yeniden yazılmıştır.

Yazar: Evliyâ Çelebi. Yazma: Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 304, 305, 306, 307, 308; Revan 1457 (IX–X. kitaplarda Süleymaniye Hacı Beşir Ağa 452 ve Pertev Paşa 462 ile karşılaştırmalı).

Sayılarla

64.002
cümle
2.448.046
sözcük
149.437
ayrı biçim
79.216
tek geçişli
%53,0 (hapax)
0,596
STTR
standart tür/sözcük
38,2
sözcük / cümle
5,65
harf / sözcük
1
eksik yer (lakün)

Metin

Neşrin işaretleri
  • [u] Editörün anlaşılırlık için eklediği harf ya da sözcük
  • (ve) Editörün fazlalık ya da düzeltme saydığı yer
  • {üzüm} Derkenar (yazmanın kenarındaki çıkma), metne yerleştirilmiş
  • (---) yazmada boş bırakılmış sözcük; (...) okunamayan sözcük; (?) okuma kuşkusu
  • 218a yazmanın varak başı (IX–X. kitaplarda Y, Q, P yazmaları); 3 satır boş yazmada boş satırlar; Arapça neşirde Arap harfleriyle dizilmiş âyet ya da ibare — sözcük sayılmaz
  • ‘ ayn, ’ hemze; â î û uzun ünlü. Aramada “Akıllı” kipte a i u ile de bulunur.

Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, Yapı Kredi Yayınları neşri (I–X. kitaplar); işaretler neşrin işaret tablosundandır.

— bir sözcüğün üzerine gelin ya da dokunun: madde başı, anlamı ve biçimi görünür.

EÇS X Y276a
"Sultânım, huccâc-ı müslimîn çıkmağa iki gün kaldı" deyince hemân şeyh hazretleri iki aydan berü sâhib-firâş bî-tâb ü bî-mecâl bî-ma‘âş iken yâ Allâh deyüp câmehâbından pertâb edüp Q 263a ayağ üzre durup beytü'l-hüznü içre tâvûs-ı bâğ-ı cinân-vâr eyle cevelân ve raks u semâ‘ etdi kim gûyâ semâ‘-ı Celâleddîn-i Rûmî'dir. Eyle hırâmânî reftâr u harekâtlar etdi kim cümle merd dembeste olup merdüm-i dîdeler vâlih ü hayrân kaldılar. Hakîr ise engüşt ber-dehen olup âyâ bu ne hâldir, deyü P 260a mebhût kalmışım. Azîz hazretleri ba‘de's-semâ‘ arak-âlûd olup buyurdular kim,
EÇS X Y276a
"İşte oğullar, huccâc-ı müslimîn Bürke'ye çıkmasının müferrih müjde haberlerin verdiniz. Bundan gerü hayât-ı câvidân-ı dü-cihân bulduk. Cümleniz berhordâr-ı ömr olasız" deyü cümlemize gûnâ-gûn hayr du‘âlar etdi.
EÇS X Y276a
Ba‘zı yârânlarımız, el-hamdülillâh efendi sıhhat buldu, deyü şâd [u] handân oldular, ba‘zılar nihânîce bükâ edüp giryân oldular. Ammâ yine şeyh hazretleri cümlemize nutk edüp,
EÇS X Y276a
"Ey oğullar! Sizlerden bir ricâm vardır. Lutf eylen, huccâc alay ile çıkacağı gün bunda haşr olup beni huccâc alayından mahrûm etmen. Zîrâ ol günler hacc-ı ekber günleridir. Ol gün beni bir sandûka içre koyup dörd hayvân üzre beni tahmîl edün. Ba‘dehu câmi‘-i Ezher içinden beni ol sandûkayla geçürün. Ve bizim muhibb [ü] telâmîzlerimiz ile mücâvirînden bir hayli uşşâk ve revâk-ı Irâk'dan bir köm(?) uşşâk-ı müştak bizi karâfe-i mücâvirînde koyalar. Anda her sene huccâc-ı müslimîni seyr edelim, türâbları gubârımız olsun. Zîrâ ol karâfe memerr-i nâsdır. Ve anda medfûn cümle müslimîn-i ünâsdır. Sizlere vasıyyetim budur, beni ol gün huccâc alayından mahrûm etmen" deyü ricâlar etdi. Cümle telâmîzleri,
EÇS X Y276a
"Nola sultânım, cân baş üzre, sultânımı anda götürelim" dediler. Cümle sâdıkân efendinin bu sözünden hazz etdiler. Ve yine efendi buyurdular kim,
EÇS X Y276a
"Ey oğullar! Mısır ulemâlarından Mülakkab Alî Beğ'e ve İbrâhîm-i Irâkî türbedârı şeyh Metbûl'e haber edün, anlar dahi mâ-ba‘dimizce gelüp alay-ı huccâcı seyr etmede bizimle hâzır olsunlar" dedikde anlara âdem varup hâlet-i nez‘de bulduklarında haber getürüp,
EÇS X Y276a
"Sultânım, anlar hastadır, alaya çıkmağa dermânları yokdur" dediler. Hemân azîz buyurdular kim,
EÇS X Y276a
"İnşâallâh iki günden anlar hayât-ı dü-cihânı bulup bizimle seyre gelirler", dediler.
EÇS X Y276a–Y276b
"Lâkin oğullar, size mürâca‘atım oldur kim Mısır vâlîsi Defterdâr Ahmed Paşa nüzûlü günü ol vak‘a-i vâkı‘a-i kübrâda Azebler kapusu önünde lahm-ı acîn gibi hezâr-pâre Y 276b olunan üstâdımız Hazret-i şeyh şa‘râvî hazretlerinin akrabâlarından fakîr Abdülfettâh'a bed-du‘â etdimdi ki yine şa‘râvî hazretlerinin kerîmelerinden Sitti Zehra'nın meşrûtası olan nezâretimi almış idi, bed-du‘âm hedef-i icâbetde kabûl olup Azebler bâbı önünde gulû-yı âm ile Abdülfettâh'ı pâre pâre etdiler. Sizlerden ricâ ve temennâm oldur kim anın rûhiyçün câmi‘-i Ezher'de kırk hatm-i şerîf tilâvet edüp savâbın Abdülfettâh'ın rûhuna hibe edin ve leyle-i cum‘ada helvâ tabh edüp fukarâ-ya bezl edün" deyü vasiyyet-âmîz kelimâtlar edüp yine câmehâbı üzre oturup girde-bâliş üzre serbâliş edüp üftâde telâmîzleri nâliş etmeğe başlayup hayli güftügû oldu. Ammâ şeyh hâb-ı râhata varup reng-i rûyı verd-i handâna dönüp arak-âlûd olup ol gün niçe gûne keşf [ü] kerâmâtları zâhir u bâhîr oldu.
EÇS X Y276b
Hikmet-i Huda, mâh-ı mezbûrun on sekizinci gün ale's-sabâh cümle asâkir-i Mısır pür-silâh olup huccâc-ı müslimîni alay-ı azîm ile Bürketü'l-hacc'a velvele ve gulgule ve debdebe ve tantana ile alay sadedinde iken ol sâ‘at şeyh hazretlerinin rûh-ı pür-fütûhları cânib-i Hakk'a teveccüh etdükde câmi‘-i Ezher'de ve Mısır'ın cemî‘i hulefâ câmi‘lerinde salâlar tilâvet olunup şeyhin merhûm olduğu dâsitân-ı dostân olup cümle huccâc ve asâkir-i Mısır pür-silâh câmi‘-i Ezher'e varup cenâze-i şeyhe hâzır oldular. Azîzin rumûz-ı künûzları üzre niçe yüz bin asâkir-i İslâm ve niçe yüz bin fukarâ ve hâs u âm deryâ-misâl olup azîzin salât-ı cenâzesin câmi‘-i Ezher'de edâ edüp vasıyyetleri üzre dörd âdem hayvânı üzre tahmîl edüp niçe kerre yüz bin şukka-i alemler ile tevhîd [ü] tezkîr ederek huccâc-ı müslimîn alay ile şeyhi karâfe-i müsâfirîne götürüp anda seferleri tamâm olup karârgâhları dârü'l-karâr oldu ve rûh-ı şerîfleri dâhil-i evc-i illiyyîn olup dâr-ı fânîden dâr-ı bâkîye irtihâl etdi, rahmetullâhi-aleyh. Târîh:
EÇS X Y276b
Rûhlarıyçün el-Fâtiha.
EÇS X Y276b
Hikmet-i Hudâ kelâm-ı dürerbârlarından sâdır olan keşf ü kerâmetleri üzre Mülakkab Alî Beğ ve İbrâhîm-i Irâkî türbedârı şeyh Metbûl dahi merhûm olup ale'l-akîb bunlar dahi defn olundular, rahmetullâhi aleyh. Azîz hazretlerinin kurbunda âsûdedirler.
EÇS X Y276b
Ve Bâb-ı Lûk râhında mahalle (---) de,
EÇS X Y276b–Y277a
Kabr-i eş-şeyh İsmâ‘îl-i Sanâfîrî. Mecâzibûndan bir e‘ızze-i kirâm kimesne idi. Tekellüfden ber-tarâf olup pâ-bürehne ve ser-bürehne bir cân idi. Kimse ile tekellüm etmezdi, ammâ muhibleri olan kimesneleri gördükde hande-künân ba‘zı kelimâtlar edüp herbir kelâm rumûz-ı künûz idi. Dâ’imâ bir vekâle içre gâh bûriyâ-yı Süleymân üzre Y 277a bî-riyâ olup yatırdı, gâh hâk-i amber-pâk üzre gubâr-âlûd olup yatırdı. Bu sultânın hayâtında Kadı Celâl bir zâviye ve bir türbe-i pür-envâr binâ edüp sene 1089 târîhinde Abdurrahmân Paşa vâlî-i Mısır iken azîz-i merkûm nutk-ı dürerbârları ile bu mâh-ı (---) merhûm oluruz, deyü işâret buyurdular. Ve âl-i Osmân'ın Maskov gazâsına bu kelimâtlardan târîh işâret buyurup:
EÇS X Y277a
Câ’e's-sürûr fî şehr Ramazân
EÇS X Y277a
deyü târîhi budur:
EÇS X Y277a
Feth-i Kazak-ı ‘ak-masak(?)Sene 1089
EÇS X Y277a
Bu gûne hurûflar ile işâret buyururlardı, rahmetullâhi aleyh. Hâlâ ziyâretgâhdır. P 260b
EÇS X Y277a
el-Faslu'r-râbi‘ ve sittînÜmmü Dünyâ Mısır'da bu ziyâret etdiğimiz sultânların tarîk-ı âmların ve cümle a‘yân-ı kibârın râh [u] mahalleleri ismin beyân eder
EÇS X Y277a
Evvelâ şehr-i Mısır'ın iç kal‘asından mâ‘adâ aşağı şehrin câdde-i azîm olan râh-ı âmı cümle (---) ve esvâk-ı sultânîde ve mahallât içre cümle (---) bin tarîk-ı âmdır. Ammâ Bâb-ı Nefîse'den tâ Bâb-ı Nâsır'a varınca Derbü's-sultân derler kim Üzengiciler'den ve sûk-ı Sâlibe'den sûk-ı Emîr Hâcib'den ve sûk-ı Hayyâm'dan ve Bâb-ı Cedîd'den Q 263b tâ Bâb-ı Nâsır'a dak Derbü's-sultân derler kim Beyne'l-kasreyn dibinden tarîk iki fırka olup Bâb-ı Fütûh'a varınca Derb-i Hâkim Bi-emrillâh derler. Zîrâ zulüm ile niçe bin hânedânları münhedim edüp binâ etdüği câmi‘ine tarîk-ı âm etdüğiyçün Derb-i Hâkim derler.
EÇS X Y277a
Ve Derb-i şa‘riyye'den taşrasına Derb-i Tâhiriyye derler.
EÇS X Y277a
Ve Sûk-ı Taylûn'dan içeri Derb-i Abbâsiyye derler. Zîrâ cümle Mısır'a mâlik olan âl-i Abbâsiyân hulefâları anda sâkin olduklarıyçün Derb-i Abbâsiyye derler.
EÇS X Y277a
Andan aşağı Derb-i Bâb-ı Cedîd.
EÇS X Y277a
Andan öte Bâb-ı Bulak ve Kantaratü's-sebû‘ derler.
EÇS X Y277a
Ve ana karîb halîcin karşu tarafında Derb-i Süveykatü'd-dellâl.
EÇS X Y277a
Ve ana karîb Derb-i Kantaratü's-Sunkur ve sûk-ı Mahalle-i Âbidîn ve Derb-i Bâbü't-tabbâgîn ve Derbü'ş-şevârîb ve Derb-i Özbekiyye ve Derb-i Kantaratü'l-Leymûn ve Derbü'r-ratıl ve Derb-i Bâb-ı Lûk ve Derb-i Harrâtîn ve Derb-i Beyne'l-kasreyn ve Derb-i Kadıasker ve Derb-i Hân-ı Halîl ve Derb-i Hart-ı Hamâliyye ve Hartu's-sâ‘a ya‘nî Gümüş bâzârı ve Derb-i Fahhâmîn ve Derb-i Gavrî ve Derb-i Bundukanî ve Bâbü'z-zahûme ve sûk-ı şevâyin ve Bâb-ı Züveyle.
EÇS X Y277a
Ve Hartu'l-vâlî: Sultân Kayıtbay Subaşı kapusu önünden geçmemek içün bu yolu bir sâ‘atde açdurup ubûr etmişdir, hâlâ Hart-ı Vâlî derler, ol tarîkde sakkâ kırbaları ve tulumları ve matara ve cûzeler işleyen üstâdlar çârşûsudur.
EÇS X Y277a–Y277b
Ve sûk-ı Hayyâtîn [Hayyâmîn?] ya‘nî Çadırcılar çârşûsu ve Sûku'l-Hazarîn ve Hartu'l-halîfe ve sûk-ı Taylûn ve sûk-ı Mağâribe ve sûk-ı Hezretü'l-hannâ ve sûk-ı Kabr-i Tavîl ve sûk-ı Emîrâhûr ve Hartu's-sakkâyîn ve Hartu'n-nasârâ ve Hartu'l-mûsikî ve sûk-ı Rûmeli. Ve paşa sarâyından Derbü'l-ahmer ile tâ câmi‘-i Ezher'e varınca üç bin üç yüz Y 277b adımdır.
EÇS X Y277b
Evsâf-ı tetimme-i şâhrâh-ı Mısır-ı Kâhire
EÇS X Y277b
Bu hakîrin Mısır'da iç kal‘adaki konağından aşağı Sipâhîler hammâmı külhanı önünden ve Ivaz Beğ sarâyı önünden ve Mes‘ûd Ağa kapusu önünden Burhân Efendi nakîbin sarâyına varınca iki bin yüz adımdır. Ammâ yine konağımıza aşağı Altıparmak câmi‘i önünden yine Mes‘ûd Ağa sarâyı önünden Nakîb sarâyına iki bin üç yüz adımdır. Bu yol iki yüz adım ziyâde olmuş olur. Ammâ yine konakdan aşağı Azebler kapusunda Rûmeli meydânından ve Sâlibe'den ve Yenikapu'da Kantaratü's-sebû‘dan geçüp Defterdâr Kaytâs Beğ hânesine varınca kâmil üç bin adımdır.
EÇS X Y277b
Bunun emsâli niçe bin mahallât esvâk-ı sultânîler vardır. Eğer cümlesin tahrîr etsek başka bir mücelled kitâb olur. Ammâ meşhûr-ı âfâk ve tarîk-ı âm olan bu tahrîr olunan râh-ı izdihâmlardır kim zikrinde fâ’idesi ve beyânında â’idesi elbette vardır, anıniçün terkîm eyledik. Ammâ gayrı meşhûrun zikrinde fâ’ide ve beyânında i‘tibârı olmayan nesnelerin tahrîr [ü] tatvîlinde melâlet vardır, deyü tahrîr etmeyüp bununla iktifâ etdik, ve's-selâm.
EÇS X Y277b
el-Faslu'l-hâmis ve sittînBin seksen üç târîhinde Sultân Seyyid Ahmed el-Bedevî ziyâreti mevlûduna ve bender-i Dimyât ve bender-i Reşîd ve bender-i İskenderiyye ve gayrı kurâ ve kasabât [u] belîdeler seyâhatine gitdiğimiz menâzilleri ve âsitâneleri beyân eder
EÇS X Y277b
Evvelâ Mısır-ı Kâhire'nin alâ-kadri't-tâka mümkin olduğu mertebe seyr [ü] temâşâların ve cemî‘i ziyâretlerin edüp meşhûr-ı âfâk ve kutb-ı ale'l-ıtlak olan Hazret-i Ebü'l-yetâmîn Sultân Seyyid Ahmed el-Bedevî'yi ziyâret kılup,
EÇS X Y277b
"Âyâ, ne takrîb ile ol âsitâneye bu âciz yüzüm sürüp rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb etsem" derken hikmet-i Hudâ bin seksen üç mâh-ı Rebî‘ü'l-âhir'in on ikinci gün Mısır içinde bir velvele ve gulgule zâhir olup deff ü kudüm ve tabl u nakâre ve tevhîd-i erre sadâsı evc-i semâya münkalib oldu. Gamhânemizde olan ahbâblardan su’âl etdim:
EÇS X Y277b
"Bugünkü gün Seyyid Ahmed el-Bedevî ve sultân-ı Alevî hazretlerinin cümle meşâyihânları ve fukarâları cem‘iyyet-i kübrâ ile zikrullâh ederek sâhib-i devlete çıkup sene (---) mevlûduna beyâz buyurdum alırlar. Azîm velvele-ârâ alay-ı fukarâdır" dediklerinde hakîr ale'l-fevr paşanın sarâyı meydânına varup bir kûşe-i vahdetde âlem ağyârdan bî-haber iken seyr [ü] temâşâya meşgûl oldum.
EÇS X Y277b–Y278a
El-azametullâh, on binden mütecâviz fukarâ-yı Bedevî deff ü kudümleri ve direfş-i Kâviyânî-misâl şukka alemleri ile ba‘zısı âlât-ı harbe müstağrak olup ellerinde zerdeste ve nobutlar, bellerinde pâlheng tennûreler, dillerinde zikrullâh ile niçe yüz bin sancağ u bayrağ ile sarây meydânın ve esvâk-ı sultânîlere fukarâ mâl-â-mâl olup gûnâ-gûn sancağlar ile şehr-i Mısır'ı Y 278a lâlezâr edüp sarây meydânında paşa huzûrunda baş halîfe fukarâlarına "Üzkürullâh" deyince bir ağızdan niçe bin fukarâ tevhîd-i sultânîye rehâ buldurup altun mutallâ alemler baş kaldırup deff ü kudüm ve nakâre ve tabllar çalınup ve sûr-ı İsrâfîl-vâr nefîrler nefh olunup üç bin yedi yüz meşâyih ve on bin mikdârı pâ-bürehne ve ser-bürehne fukarâ-yı bâbullâhlar tevhîd-i erreye meşgûl olarak taraf taraf mecâzibûn na‘ralar urarak sarây meydânında bir tevhîd-i sultânî olmuşdur kim bi-rabbi Ka‘be sadâ-yı Allâh Allâh evc-i âsumâna peyveste olup felekde melekler dahi reşk edüp ta‘accübâne "Sübhânellâ"h dediler.
EÇS X Y278a
Ba‘de't-tevhîd nakîb-i fukarâ Cenâb-ı Bârî'ye hamd [ü] senâdan sonra Habîb-i Hudâ'ya tarziye ve tasliyeden sonra pâdişâh-ı rûy-ı zemîn fâtih-i Kandiye ve Kamaniçse olan Sultân Mehemmed-i Râbi‘e hayr du‘âlar ve Kethudâ İbrâhîm Paşa'ya senâlar edüp gürûh gürûh huzûr-ı paşaya varup âdâb üzre ale't-tertîb karâr etdiler.
EÇS X Y278a
Ba‘dehu Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa kânûn-ı Bedevî ve fermân-ı Sultân Kayıtbay üzre beyâz buyurdular tahrîr olunup,
EÇS X Y278a
"Garbiyye kâşifi Hasan Ağa ve Menûf kâşifi Alî Ağa ve yedi bölüklerin mustahfızân ve gayrı ocak ağalarısız. Siz kim mevlûd-ı şerîfe pür-silâh cümle askeriniz ile hâzır olup Malaka meydânın muhâfaza edüp ihmâl olunmayup Urbân'ın aşkıyâ ve eşirrâları at ile meydân-ı mel‘abeye gelüp mızrak ve nobut ve akve hançer taşımaya. Ve hamîrhâne ve bozahâne ve fevâhişleri men‘ edüp emrime i‘timâd Q 264a edesiz" deyü mü’ekkid emirler olup paşa dahi meşâyihâna selef vüzerâları etdüği ihsândan ziyâde P 261a Seyyid Ahmed el-Bedevî hazretlerinin kabr-i şerîfine iki yeşil destâr ve iki batman ûd ve elli miskâl amber-i hâm ve bir ibrîşim hâlîçe ve bir harîr seccâde ve iki şem‘-i asel-i kâfûrî ki herbiri âdem kaddi yüzer batman şem‘ler ihsân edüp cümle fukarâya kurbân-bahâ yüz altun in‘âm edüp baş halîfe şeyh Mustafâ Rûmî destine teslîm olunup cümle meşâyihân du‘â-i hayr ile paşanın destin bûs edüp yine tevhîd-i sultânîye başlayup bir tevhîd olmuşdur kim cemî‘i münkirîn âlem-i hayretde kalup dembeste oldular.
EÇS X Y278a
Yine ba‘de't-tevhîd du‘â [ve] senâ olunup ihsân olunan seccâde ve hâlîçe ve ûd u amberi ve destâr-ı Muhammedî['yi] birer huddâma tahmîl edüp sarây meydânında kânûn üzre ihsân olunan beyâz buyurdıyı cellâdbaşı savt-ı a‘lâ ile,