EÇS X Y288a
"Yâ Seyyid Ahmed el-Bedevî, tut bizi" deyü âsitâne-i Bedevî'ye firâr edüp dahl düşdüler.
EÇS X Y288a–Y288b
Akîblerince asker-i Mısır yetişüp Seyyid Ahmed el-Bedevî kasabasın muhâsara edüp bir gün bir gece kal‘a-misâl âsitânede mutahassın olup câmi‘in minârelerine Y 288b çıkup asâkir-i Mısır'a kurşum urdular. Ve aşkıyâlar içerden "Yâ Bedevî, yâ Bedevî" deyü taşradaki askeri istihzâya alurlar. Tecrîde halkı dahi var kuvveti bâzûya getürüp dilîrâne ol kadar ceng edüp aslâ şakîlere göz açdırmayup kasabanın her tarafından hücûmlar eylediler. Bir fırka asker havfe düşdüler kim,
EÇS X Y288b
"Bunlar Ahmed-i Bedevî hazretlerine dahl düşdüler. Biz anlara kasd ederiz, âyâ hâlimiz neye müncer olur" derken âsitânenin ve câmi‘in bâbları açılup içerdeki mücâvirîn ulemâları çıkup,
EÇS X Y288b
"Cümle şakîler gâ’ib olup hâlâ cümle atları ve hussân ve mühreleri ve cümle âlât-ı silâhları ve esbâbları durur, ancak kendüler uryânen gâ’ib olmuşlardır", deyü haber verince,
EÇS X Y288b
"Bire şakîlerin bir hîlesi olmasın", deyü cümle asker cür’et edüp şehre dâhil oldular. Üç yüz at ve kısrak ve üç yüz mızrak ve kılıç ve akve-i âk ve bu kadar esbâb kamîs-i ak ganîmeti kabz edüp,
EÇS X Y288b
"Âyâ bu kadar mel‘ûnlar nice oldu?" deyü tecessüsde iken bir âdem beyt-i halâya tekâzâ-yı hâcet içün girüp başlı başına taraka faslı ederken istimâ‘ eder kim kehrîz lağımı yolundan âdem sadâsı gelür.
EÇS X Y288b
Sehel tavakkuf eder, görse kim cümle eşirrâ-yı müfsidîn kerîz yoluna mâl-â-mâl olmuşlar.
EÇS X Y288b
"Bire meded" deyüp P 265b beyt-i halâda herîf Q 268b girîbân-ı tumanın bend edüp seğirderek serdâra haber verir.
EÇS X Y288b
Derhâl serdâr-ı nâmdâr-ı maslahat-güzâr kehrîzin şehirden taşra çıkacak menfezin horâsânî-binâ ile sedd edüp âsitânenin şâfi‘î havuzunun suyun kehrîz yollarına koyverüp kuyuların sâkıye sığırlarına hay edüp sâkıye suyu ile kerîz yolları pür olup cümle eşkıyâ necâset içinde gark olmadan havf edüp birer birer ayak yolu deliklerinden baş gösterüp taşra çıkdıklarında necâset ile mülemma‘ mel‘ûnlara yapışmak mümkün değil, hemân taşra çıkanı boklu hınzîr gibi nobut ve balta ve kılıçlar ile depeleyerek üç yüz beş mel‘ûnu katl etdiler. Ammâ mel‘ûn Avâroğlu avret sûretine girüp mukaddem firâr etmiş.
EÇS X Y288b
Ba‘dehu bu kadar mel‘ûnlar kellelerin necis ile âlûde olmuş cesed-i murdârlarından kat‘ edüp alay-ı azîm ile kelle-i murdârları dîvân-ı Mısır'a gelüp cümle guzât ihsân-ı vezir ile behreyâb olup bu kadar mel‘ûnlar şerrinden âsitâne-i Bedevî pâk oldu.
EÇS X Y288b
Bu kelâm-ı dırâzdan me’âl oldur kim koca Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin evkâfı olan Kahâfe kurâsın nehb ü gâret eden aşkıyâları rûhâniyyet {ve gayret-i} hamiyyet-i Bedevî zuhûra gelüp cümlesin bu mezelletle vücûdların çirkâb-ı dünyâda gark edüp kelleleri galtân oldu. Sultân Seyyid Ahmed bu mertebe mutasarrıfîndendir, kuddise sırruhu'l-azîz.
EÇS X Y288b–Y289a
Ve aşkıyâ-yı merkûmun gâret etdükleri Bedevî evkâfı Kahâfe köyünde yine Bedevî hulefâlarından bir azîz vardır. Gâyet keşf ü kerâmet sâhibidir. Ve cemî‘i İslâm diyârında dörd bin hulefâsı ve niçe kerre yüz bin fukarâsı vardır. Cümlesinin Y 289a kâr [u] kisbleri ve emvâl [ü] erzâkları Sultân Bedevî evkâfıdır.
EÇS X Y289a
Ve Rûm ve Arab u Acem'de şey’ullâha gezen fukarâ-yı Bedevîler tahsîl-i mâl edüp yılda bir kerre mevlûd mahallinde gelüp cemî‘i tahsîl etdikleri eşyâları baş halîfe huzûruna koyup âlem-i seyâhatde sâhib-i post olmağa isti‘dâd hâsıl etdi ise leyle-i ahîr mevlûdunda iki yüz üç yüz hulefâ sâhib-i seccâde olup bunu dahi ol gece kemer-beste edüp sâhib-i seccâde ederler. Ol halîfe murâd edündiği diyâra mu‘azzez ü mükerrem tabl u nakâre ve deff ü kudümler ve alem ü sarâf ve seccâdeler verüp du‘â vü senâ ile ol diyâra gönderirler. Hikmet bu kim varduğı diyâr halkı ta‘zîm ü tekrîm ile istikbâline çıkup ol şehirde tekye-i Bedevî yok ise elbette bir âsitâne-i Bedevî binâ edüp bu halîfeyi anda sâkin edüp tatyîb-i hâtıriyle mukayyed olurlar. Bu dahi berekât-ı Bedevî'dir.
EÇS X Y289a
Evsâf-ı mevlûd-ı Seyyid Ahmed el-Bedevî be-sahrâ-yı Tanta
EÇS X Y289a
Kasaba-i Tanta ile kasaba-i Mahalletü'l-Merhûm mâbeyninde üç bin adım ba‘îd bir vâdîdir, bu vâdîye ibtidâ Mısır'ın Nîl kesimi olmazdan yigirmi gün mukaddem cemî‘i ehl-i hıref ve erbâb-ı tüccâr gürûh gürûh Tanta'ya gidüp tâ şehirden Mahalletü'l-Merhûm'un nısf râhına varınca tarîk-ı âmın cânibeynine hıyâmlardan bûriyâ ve neyden ve hâlîçe ve cacım kilimden niçe bin dükkânlar ve kahvehâneler binâ etmeğe başlarlar.
EÇS X Y289a
Ba‘dehu cemî‘i meşâyihân-ı Bedevî şehrin cânib-i şimâlinde bu esvâk-ı muhtasaranın cenbinde ol meydân-ı melâhatde ibtidâ Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin on iki aded ser-çeşme baş halîfeleri âriyetî paşa otakları kânûn-ı Ebü'l-âl-i Ahmedî üzre ale't-tertîb tınâb tınâba cümle fukarâ haymeleri ile meks ederler.
EÇS X Y289a
İbtidâ şeyh Mustafâ Rûmî ki tarîk-ı Merzûk-ı Kifâfî'dir, ammâ Bedevî'ye müntehîdir. Andan şeyh âyîni üzre haymelerin kurarlar. Andan sonra eş-şeyh İn Babî hazretleri konar. Andan şeyh Kennâsî konar. Andan şeyh şinnâvî hazretleri on bin fukarâsı haymeleri ile meks eder. Andan şeyh Ahmed-i Kalyûbî meks eder. Andan şeyh Osmân hazretleri karâr eder. Andan şeyh Gamrâvî konar. Hulâsa-i kelâm cümle hulefâlar merkezli merkezine konarlar. Ba‘dehu ne kadar meşâyihân gelürse bulduğu yere konar.
EÇS X Y289a
Ba‘dehu bu meşâyihânın ardına Menûfiyye kâşifi bin güzîde müsellah u müretteb askeriyle otağın kurup cümle meşâyihânları ordu-yı bâzârları muhâfazaya mübâşeret edüp her gece bu kadar asker ile kol dolaşur, müfsid ve harâmî bulursa derân katl eder.
EÇS X Y289a
Ba‘dehu günden güne niçe kerre yüz bin âdem fukarâsı Hind ü Yemen'den, Habeş ve Acem [ü] Aden'den âdem deryâsı gelüp bu vâdî-i ferah-fezâda şâd [u] ferahnâk olmağiçün hayme ve hargâhları ve bâr [u] büngâhları eyle meks eder kim tınâb tınâba çatılup bu hâmûn hayme ve sancak ve bayraklar ile lâlezâr olur.
EÇS X Y289a–Y289b
Ba‘dehu altıncı günden Garbiyye kâşifi fermân-ı vezîr-i Mısır üzre iki bin Y 289b asker-i Mısır ile ve bin Arab hayyâli ile ve beş yüz elli [eli?] nobutlu piyâde sıbyân kavvâs ile tablın döğüp alem-i ejderhâ-peykerin ref‘ edüp tuğların kâkül-i mahbûb gibi perîşân ederek gelmede. Beri tarafda Menûf kâşifi dahi cümle askeri ile pür-silâh olup Garbiyye kâşifine istikbâle çıkup köslerin döğer. Ammâ Menûf kâşifinin Garbiyye kâşifi gibi beşer kat mehterhânesi yokdur. Garbiyye mîrimîrânlıkdır ve pâyede Tâhir Baybars tahtıdır, cümleye tasaddur eder. Ammâ Circe vâlîsine tasaddur edemez, anın mertebesi Sa‘îd-i âlî'den âlîdir.
EÇS X Y289b
Ba‘dehu Menûf kâşifi Garbiyye kâşifinin selâmına durup iki asker alay-ı azîm ile Malaka meydânından âdem deryâsı içre ubûr edüp otaklarında meks etdükleri mahalde hakîr dahi tevâbi‘imle atlanup İbrâhîm Paşa hazretlerinin ihsân etdüği hâliye buyurdılarını verdim. Dîvân-ı kâşifde kırâ’at olunup,
EÇS X Y289b
"Sen ki Garbiyye kâşifi Hasan Ağa'sın, ba‘de'l-mevlûd-ı Bedevî âsitâne-i Mısır'a gelüp dîvân-ı pâdişâhîde muhâseben görüp emr-i şerîfime amel edesin" demiş. Ve bir buyurdu dahi kırâ’at etdiler kim,
EÇS X Y289b
"Sen ki Garbiyye hâkimisin, eyâletinde olan Hazret-i Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin mevlûd-ı şerîfi infidâdına dek basîret üzre olup cemî‘i ehl-i züvvârı ve ehl-i tüccârı hıfz [u] hırâsetde olup Urbân aşkıyâsın Mel‘abe meydânında at üzre cıda ile belindeki kılıcı ve akvesiyle gezmeden men‘ edüp ol makûle müfsidînin haklarından gelesin" deyü fermân tilâvet olunup "Semi‘nâ ve ata‘nâ" dediler.
EÇS X Y289b
Ve paşa kethudâsının mektûbların dahi verüp anı dahi âşikâre kırâ’at edüp,
EÇS X Y289b
"Sâhib-i devlet seni dîvân-ı Mısır'a çavuşlar kethudâsı etmişdir. Evliyâ Çelebi'ye bir eyerli at ve bir kîse-i Mısrî verüp tatyîb-i hâtıriyle mukayyed olup bu cânibe mesrûr gönderesiz, memnûn oluruz" deyü mektûb-ı mahabbet üslûb kırâ’at olunup bir küheylân at sîm rahtı ve müzehheb rikâb ve abâsı ile ve bir at dahi çulıyla ihsân etdi. Ve bir kîse müjde içün ve beş bin para hâliye buyurdısı içün ve bir at dahi hâliye içün ihsân edüp otağı cenbinde bize bir hayme döşeyüp üç gün üç gece dahi mihmân olup zevk [u] safâlar etdik. Ve on gece dahi baş halîfe Q 269a P 266a hânesinde mihmân olmuşduk.
EÇS X Y289b
Ve bu iki kâşif bu mevlûd meydânına gelüp meks etdikden sonra ol kadar emn [ü] emân olup cümle tüccâr ve züvvâr metâ‘ların meydân-ı mahabbete çıkarup arz-ı kâlây edüp ol kadar bey‘ [ü] şirâ olur kim ta‘bîri bir vechle mümkin değildir. Ve herkes hayme ve hargâhı önün niçe bin kanâdîl ve filandıra ve bayrak ve sancak ve alemler eyle tezyîn eder kim tavsîf olunmaz.
EÇS X Y289b–Y290a
Hattâ bu meydân-ı mevlûdda Seyyid Ahmed el-Bedevî hazretlerinin âlem ağyârdan bî-haber olduğu mahalde şehir hâricinde ibâdet etdüği mahalde bir soffa vardır, Y 290a Makâm-ı Bedevî derler, hâlâ yine ibâdetgâhdır, anda teberrüken bir gemi direğini bir sâhib-i hayr dikmişdir, kaddi seksen zirâ‘dır, bu sütûnun cânib-i erba‘asına niçe bin gemi ipleri ile germişlerdir, her gece bu iplere kırkar bin kanâdîller ile çerâğân edüp bir direkli vüzerâ otağı gibi bir azîm şey olur. Ve bu direğin tâ zirve-i a‘lâsına bin mikdâr kanâdîller ile bir çarh-ı felek tasvîri top edüp bir san‘at ile feleğin çarhı gibi deverân etmededir. Bir hayli mesâfeden nazar olunsa, ol gece bu meydâna otakdan bir nûr zâhir oldu, zan olunur. Arabistân'da bu makûle kanâdîl tezyînine eşâre ta‘bîr ederler. Kâmil kırk huddâmı vardır. Her gece onar kantâr simsim yağı yanar. Sâhibü'l-hayrât on beş gün on beş gecede yigirmi bin para vakf eylemişdir. Vâcibü's-seyr bir arûsedir kim gûyâ serâperde-i Fisagores-i Tevhîdî'dir.
EÇS X Y290a
Buna mânend niçe bin yerlerde sagîr ü kebîr kanâdîllerden otağlar ve mihrâb u minber ve mühr-i Süleymân ve şemse ve bardak ve kabak eşkâllerini kanâdîllerden eşâreler edüp meydân-ı melâhati nûr ederler. Ammâ bizim temâşâ etdiğimiz sene cemî‘i meşâyihân mevlûd-ı şerîf etmeğe me’zûn olmak içün İbrâhîm Paşa huzûruna vardıklarında paşa buyurdular kim,
EÇS X Y290a
"Yâ şeyh efendiler! Göreyim sizi, bu sene basîret üzre olup bir hoşca hıfz [u] hırâset üzre olup sene-i mâziyeden ziyâde şâdumânlar edüp Mevlûdü'n-nebî edin. Zîrâ şa‘â’ir-i İslâmdır" deyü mü’ekkid tenbîh edince cümle meşâyihân,
EÇS X Y290a
Bu haber efvâh-ı nâsa şâyi‘ olunca Mısır halkına ise zevk [ü] safâya müte‘allık destûr-ı şâhî olunca azamet-i Hudâ var kuvveti bâzûya getürüp mu‘âmele ile akçe alup ömrün zevk [ü] safâ ile cahcahunda ve sürûr [u] şâdumânda geçirmek ve teferrüc etmek yanlarında lâ-şey’dir. Cümle eyâlet-i Mısır'ın ve şâm [u] Haleb'in ve Arab u Acem'in a‘yân-ı eşrâfı bu sene Bedevî mevlûduna eyle cem‘ olmuşdur kim Urbân obalarından ve kilim ve külbeden mâ‘adâ üç bin yedi yüz çadır ve çerge ve otak-ı nühtâk çetr-i mülemma‘ cem‘ oldu, deyü hisâb olunmuşdur. Andan mâ‘adâ sâ’ir fukarâların külbe-i ahzânları hisâbın Çalab-ı bîçûn bilür.
EÇS X Y290a
Ve her sâhibü'l-hayr sokaklar başında küplerden sebîller etdiler. Zîrâ bu meydânın suyu azdır. Gerçi âb-ı hayât çâh-ı mâlar vardır, ammâ bu kadar kerre yüz bin benî âdeme ol şiddet-i hârda kifâyet etmez. Nîl-i mübârek ise Mahalletü'l-Merhûm tarafına muttasıldır, bu meydâna bir sâ‘at ba‘îddir.
EÇS X Y290a–Y290b
Ve iki kâşif bu kadar askeri ile cümle ehl-i züvvârı şeb [ü] rûz ihâta edüp dîdebânlık ederler. Ve her kolda yine Mısır a‘yânları tevâbi‘âtları ile nigâhbânlık ederler. Zîrâ cemî‘i mezâhib-i muhtelifenin ecnâs-ı haşerâtları ve Harâmî ve Cüzâmî ve sâ’ir aşâyir harâmzâdesi bu cem‘iyyet-i kübrâda hâzırlardır. Her gün bu meydân-ı Mel‘abe'de on on beş bin sırıklı Urbân-ı uryân orman-misâl mızrakları ile âmâde dururlar. Y 290b Ba‘zı zamân fursat bulup Benî Harâm ve Benî Cüzâm birbirleri ile bu arsada çalup alma birbirleri ile ceng edüp tarafeynden niçe yüz aşkıyâ mürd olur. Ammâ rûhâniyyet-i Bedevî ile tîz def‘ olur. Anıniçün cümle ehl-i züvvâr tınâb tınâba meks edüp haymelerden kal‘a olur. Ol ecilden kâşifleri askerleri ile âmâde dururlar. Zîrâ bu günlerde bu meydân-ı mahabbetde niçe yüz Mısır hazînesi mâl vardır. Böyle bir cem‘iyyet-i kübrâdır.
EÇS X Y290b
Hattâ Kâşif Hasan Ağa'nın emîrâhûru ve seyisbaşısı ve sârbânbaşıları yedek atları âlât-ı silâhları ile müzeyyen ederler. Ve cümle develeri sancağ u bayrağ u gûnâ-gûn elbise-i fâhire ile tezyîn edüp dükkân dükkân atları ve develeri gezdirüp her dükkândan birer para alırlar.
EÇS X Y290b
"Beş bin altmış dükkândan kul akçesi aldım, ammâ şehire girmek mümkin olsa beş bin akçe dahi andan hâsıl olurdu", deyü imrahor ve sârbânbaşı hakîre nakl etdiler. Tâ bu mertebe âbâdân cem‘iyyet olur.
EÇS X Y290b
Lâkin bu dükkânların cümlesi çadırdandır ve hasır ve kamışdandır. Ammâ leblebici dükkânından çok dekâkîn yokdur. Zîrâ cemî‘i İslâm diyârına hummûs-ı Bedevî ya‘nî leblebi deyü diyâr diyâr hedâyâ götürürler. Niçe bin develer yükü nohud gelüp leblebi ederler.
EÇS X Y290b
Ve altı yüz kahvehâne ve üç yüz aşbâz ve iki yüz kassâb ve elli attâr ve yüz gözlemeci ve yüz etmekçi ve iki yüz bâzârcı [bozacı?] ve elli şerbetçi ve anlardan gayrı niçe yüz ehl-i hıref dükkânları ile bu meydân-ı mahabbet zeyn olmuşdur. Ve dükkânsız ehl-i hıref ta‘dâdın Fâ‘il-i muhtâr-ı settâr Allâh bilür.
EÇS X Y290b
Ve yetmiş yerde bâzâr-ı azîm durur. Meselâ bişmiş etmek bâzârı ve yemiş bâzârı ve niçe bin deve yükü kavun ve karpuz ve abdüllâvî bâzârı ve at bâzârı ve koyun bâzârı ve sığır bâzârı ve deve ve katır bâzârı ve hımâr bâzârında Acem kerrenây sadâsı-misâl hamîr savtı âdemi serâsime eder.
EÇS X Y290b
Ve abâ ve ihrâm bâzârı ve Megâribe bâzârı ve beyâz ve elvân bezler ve iplik bâzârı nisvân ile beni merdân mahlût bir bâzâr-ı kıyâmetdir.
EÇS X Y290b
Ve başka avret bâzârı vardır. Binden mütecâviz çadırlar ve külbe-i meskeşhânelerde sûk-ı sultânî üzre avret bâzârıdır. Gömlek kaldurup don ve uçkur çözüp bey‘-i men-yezîd ederler aceb gümrâh bâzâr-ı nisvân-ı sâhib-isyândır. Her zenâne metâ‘ın fürûht eder bâzâr-ı emmâredir.