EÇS X Y290b
Ve her kahvehânede seyr [ü] temâşâ olunmak içün mahbûb gûşları menkûşlu mükahhal merâlî ve gazâlî gözlü oğlan bâzârı vardır. Bunlar başka cins-i nâ-cins bâzâr-ı necisdir. Fellâhân-ı Hazarî ve hazerî anda hâzırlardır. Her kahvehânede biner ikişer bin âdem cem‘ olup bir hây hûdur kim ta‘bîr olunmaz.
EÇS X Y290b–Y291a
şeb [ü] rûz niçe bin rakkâsân-ı gılmân taraf taraf işve ve cünbüşler edüp geysûlarının fitîlelerine dil-i âşıkı kayd edüp ol dâm ile sayd ederler. Ve bir tarafda gayrı cüvânân ve hânendegân ve mutrıbân ve gazelhân ve abdâlân ve meddâhân ve senâhân ve mudhikân ve mukallidân ve kaşmerân Y 291a velvelesi cihânı pür edüp bir şâdumândır kim gûyâ meclis-i P 266b Hüseyin Q 269b Baykara'dır.
EÇS X Y291a
Ve bu kasaba-i Tanta'da bir tantana ve velvele ve debdebe ve gulgule olur cilit meydânı vardır. Anda aslâ bir hayme vü hargâh u çerâgâh yokdur ve at tırnağına dokunur bakla kadar bir taş yokdur, pâk meydân-ı ma‘rekedir. Cümle pür-silâh küheylân Cilfidân ve Ca‘dân hussânlı cündîler gün doğmadan vakt-i tarâvetde silâhşörlük edüp yetmiş yedi pâre âlât-ı silâh mel‘abelerin gösterirler.
EÇS X Y291a
Bir tarafda mızrak silâhbâzlığı, bir tarafda matrakbâz ve şemşîrbâz ve at üzre tüfengbâz ve gûnâ-gûn kemândârlık ve at üzre berpâ durup at ile seğirtmek ve at üzre iki eller rikâbda sernigûn olup ayakları ber-hevâ at seğirtmek gibi ve Mısır tarzı cilit oynamak gibi pesendîde hünerler gösterüp kâşiflerden ihsân [u] in‘âmlar alınup tarafeynden tabl-ı âl-i Osmâniyân ve kös-i hâkâniyân çalınup tâ vakt-i hâr olunca bu meydânda azîm vezni üzre seyr [ü] temâşâlar olur kim at binüp kılıç kuşanan bu zevkin mezâyâsına vâsıl olur, gayrı kes anlayamaz. Hakkâ kim atı Cenâb-ı İzzet rûzgârdan halk etmişdir, rûzgâr üzre bu kadar hüner arz eylemek hakkâ ki pehlivânlıkdır.
EÇS X Y291a
Bu fünûnlar Mısır cündîlerine mahsûsdur, bir mülûk buna mâlik olmamışdır, zâdekellâh.
EÇS X Y291a
Hakîre bu sabâ-peymâ üzre silâhşörlük temâşâsı hoş gelür. Zîrâ bu abd-i kemter Van'da mahsûr olan Murtazâ Paşa'nın baba harbi zandısından matrakbâzlığ ve şemşîrbâzlığ ve kemândârlığ dizgin hânelerinden beşer onar hâne görmüş idik. Anıniçün bu hakîre silâhşörlük temâşâsı hoş geldüğinden bu mahalle tahrîr olundu. Ba‘dehu bu meydân-ı Mel‘abe cündîlerden hâlî olup,
EÇS X Y291a
Evsâf-ı bâzbâzân-ı ayyârân-ı ferzendegân ârifân pehlivânân-ı rûy-ı cihân
EÇS X Y291a
Evvelâ bu meydân-ı Mel‘abe'de niçe yüz tarîkın Sa‘dî ve Bedevî âşıkları arz-ı ma‘rifet içün kendi âteşin teskîn içün kızmış kırmızı demirleri dilleri ile yalarlar ve elleri ile kırarlar ve yoğururlar. Ba‘zısı akîk-i Yemenî gibi kırmızı demir pârelerin "Yâ Hay" deyüp yutarlar.
EÇS X Y291a
Ve niçe âteşbâz ve perendebâz ve şebbâz ve resenbâz ve kûzebâz ve hayâlbâz ve kâsebâz ve hokkabâz ve mührebâz ve kumarbâz ve kayışbâz ve hımârbâz ve horosbâz ve tâsbâz ve maymunbâz ve kadehbâz ve sürâhîbâz ve zorbâz ve şîşebâz ve matrakbâz ve kumarbâz ve gürzbâz ve şemşîrbâz ve âyinebâz ve ilm-i simyâda aynbâz gayrbâz gayrîbâz ve kelbbâz ve keçibâz ve ayubâz ve benî âdembâz ve gâvbâz ve yılanbâz, ve'l-hâsıl yetmiş yedi gûne esnâf-ı pehlivânân-ı bâzbâzânın arz-ı ma‘rifet etdüklerin manzûrumuz olduğu mertebe tahrîr etsek bir müdevven olur.
EÇS X Y291a–Y291b
Ve bu meydân-ı hengâme-i izdihâmda cümle neşşâller ya‘nî hemyânkesiciler fursat bulup ba‘zı eblehân-ı gâfilânın Y 291b ceblerin yarup niçe ahmak âdemi müflis ederler, gâyet ihtirâz lâzımdır. Gözden sürmeyi çalar derler, ammâ Mısır'ın hırsızı eyle değildir, sürmeden gözü çalup göz sürmesi yerinde kalur. Bu mertebe yankesicisi ve hırsızı vardır. Zîrâ bu meydânda ibret-nümâ-yı acîbe çokdur, ana nazar ederken âdem gâfil bulunup uryân kalur, allâhümme afvinâ min-şerri'l-insân.
EÇS X Y291b
Bu hakîr bu meydân-ı Mel‘abe'de temâşâ etdiğimiz bâzbâzânın cümlesine aşk olup hezâr ahsend olsun, ammâ cümleden mârbâza ya‘nî yalancı yılancıya pesend edüp sad lek âferîn edüp pesend etdim. Hudâ hakkıyçün evren-misâl bâzû kalınlığı mefret ü mahûf yılanları ve fârûk ankereklerin bu meydânda maymun gibi oynadırlar.
EÇS X Y291b
Hikmet bu kim her yılanın bir ismi var. Kankısına "Gel" derse gelüp yılancının üstüne sıçrayup omuzuna çıkup koynuna girüp çıkar, "Ruh" derse yine yılan gider. Çağırduğı yılan ismin bilmeyüp gayrı yılan gelse ol gelen yılanı dutup bir sarı mefret yılan vardır, ol ismin bilmeyen yılanı anın üstüne atınca büyük yılan ol ismin bilmeyen yılana sarılup yuvarlanır, derhâl fakîr ismin bilmeyen yılan bîcân olup kalır.
EÇS X Y291b
Ve yılanlara segâh makâmında dâ’ire ile bir gûne usûl çalup her yılan usûl ile raks ederler. Usûlden bir şîve tahallüf etmezler, ibret-nümâ seyirdir.
EÇS X Y291b
Ve ba‘zı yılanlar raks ederken Hudâ hakkı yerden birer âdem kaddi başların kaldırup gerdenin yamyassı edüp dilin çıkarup gözlerin kırmızı edüp raks eder.
EÇS X Y291b
Ol gün müşâhede etdim ki yılan aslâ gözlerin açup kapamazmış, dâ’imâ açık durur, zîrâ kapağı yokdur. Çekirgenin dahi gözünün kapağı yokdur, dâ’imâ küşâde durur.
EÇS X Y291b
Ve ba‘zı yılanları birbiriyle güleşdirüp birbirleriyle sarılup yuvarlanırlar.
EÇS X Y291b
Ve bu yılanbâzın bir gûne fârûku var, her kankı yılanın burnuna değerse ol ân ol yılan bî-cân u bî-hûş olur. Cümle halk bu fârûkdan alup yılanbâz aceb kâr eder. Netîce bu yılanbâzlık kerâmet mertebesi şeydir.
EÇS X Y291b
Garîbe: Bir gün bu meydânda yılanbâz yılan oynadırken bir fukarâ-yı Bedevî hâzır olup yılanı görünce aklı başından gidüp bir na‘ra-i Allâh deyü haykırınca yılanlar pârekende vü perîşân olup tobralarına firâr etmeğe başlayup hemân ol mahalde dervîş-i Bedevî raks eden yılanın birin kapup yemeğe başladı. Fakîr yılan büklüm büklüm olup cân havliyle dervîşin kollarına dolaşur. Dervîş amân vermeyüp yemede. Cümle ünâs-ı âlem hayretde kaldılar. Yılancı feryâd edüp,
EÇS X Y291b–Y292a
"Ümmet-i Muhammed ve yâ müslimîn! Benim on yıllık ma‘rifetli üstâd rakkâs yılanım yedi, benim kifâf-ı nefsim ve iyâlim içün kârım olan yılanım yedi" deyü feryâd edüp Bedevî'nin girîbânın yılancı yakalayup Bedevî'nin gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş, bir hayli cidâl edüp Bedevî bî-pâk ü bî-pervâ yılanı çiğle tenâvül etdi. Âhir-i kâr yılancı Y 292a Bedevî'yi şer‘-i şerîfe götürüp mürâfa‘a-i şer‘ oldukda mârbâz,
EÇS X Y292a
"Yâ sultânım, benim bir ma‘rifetli yılanım yedi. Kifâfım anınla idi. Kâr edüp hurde emînine mâl veririm. Hakkım hak eyle yâ sultânım!" deyüp da‘vâ edince Bedevî'den su’âl olunup,
EÇS X Y292a
"Vallâhi yâ sultânım, semîn ü latîf hayye illâ kavî mel‘ûn sultânım" dedi.
EÇS X Y292a
Kadı yılanın bahâsın yılancıya hükm etdikde yılancı on guruş istedi. Hâh-nâ-hâh bir altuna mâbeynlerin sulh edüp Bedevî bir altunu verüp ağzın silerek gitdi. İşte bu meydân-ı mahabbetde bu gûne lu‘bedebâzlıklar olur.
EÇS X Y292a
Dîğer acîbe: Bir garâyib dahi budur kim bir hırka-i peşmîneli bir Bedevî dervîşi var idi. Bu meydânda horos oynardı. Horosun başında kırmızı at tâcı önünde bir boynuzu var idi. Dâ’imâ Bedevî'nin başında otururdu. Her kim varup bir para horosa verirse ol parayı yudup Bedevî'nin başında Q 270a P 267a iki kanadın kakup bir bâng-i horos urur, ammâ eyle bir sadâ-yı horos istimâ‘ etmemişim.
EÇS X Y292a
Andan sâhib-i horos "Yâ firâh, kul, vahhidallâh" dedükde hemân horos üç kerre kanat kakup savt-ı a‘lâ ile,
EÇS X Y292a
"Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh" derdi.
EÇS X Y292a
Hudâ âlimdir, icrâ-yı hurûf ile tevhîd edüp "Lâ ilâhe" derdi.
EÇS X Y292a
Ve üç kerre zemînde cevelân raks edüp yine Bedevî'nin başına karâr ederdi, acîb ü garîb temâşâ idi. Ammâ Bedevî mazınna-i kerâme kimesnedir, derler.
EÇS X Y292a
Ve yevmiyye belki horos bu cem‘iyyetde bin para yudardı. Yine ahşam olunca aşağıdan bırağup baba horosu alup masrûf edermiş, bir temâşâdır. Ve niçe bunun emsâli ibret-nümâ şeyler vardır.
EÇS X Y292a
İbret-nümâ-yı dîğer: Bu meydân-ı ma‘rekede manzûrumuz olan pesendîde sihr-i i‘câz ma‘rifetin biri dahi oldur kim Mağrib-zemîn'den pehlivân Nasreddîn-i Tancâvî nâmında bir üstâd-ı kâmil cümle hayemâtlarda olan a‘yân-ı kibârı birer berg-i sebz ile ve bir hilâl ile meydân-ı ma‘rekeye da‘vet edüp cümle ecnâs-ı mahlûkât meydân-ı ma‘rekeye kat kat belki kat-ender-kat oldular. Ba‘dehu pehlivân huddâmları ile meydân-ı ma‘rekede dest-ber-dâ’ire deyüp bir velvele verdi. Andan zemîne bir kazık kakdı ve cilbend-i mahabbetinden birkaç kırmızı turunc-misâl müdevver yuvarlaklar çıkardup güllebâzlıklar etdi.
EÇS X Y292a–Y292b
Andan üç dâne iri gülleler dahi ummân-ı kerâmesinden çıkarup bir hayli atdı ve tutdu ve acâyib lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Andan bir yuvarlağı cümle huzzâr-ı meclisin önlerine yuvarlayup kimi aldı bakdı, kimi ayağiyle kakdı, top çevgân-misâl meydânda galtân olup gezdi. Bu kerre pehlivân topu eline alup birez havâya atup tutdu ve topdan bir ip ucu zâhir oldu. Derhâl temâşâcıların birinin eline serrişteyi verüp ipi keşân-ber-keşân Y 292b çekdikçe çıkup zemîne hayli ip bağladı. Garâyib bunda kim top bir âdem kellesi kadar var, içinden çıkan ip bir hammâl yükü oldu.
EÇS X Y292b
Ba‘dehu ipin ucun mezkûr kazığa kayd edüp yuvarlağı havâya atup yuvarlak havada mu‘allak kalup mezkûr ipin bir ucu kazıkda ve bir ucu ber-havâ duran tobda kaldı. Ba‘dehu pehlivân elile ipe yapışup eydir:
EÇS X Y292b
"Ünzül yâ top el-ahmer ünzül" deyü feryâd edüp ipi hareket etdirir.
EÇS X Y292b
Birkaç kerre böyle topa hitâb etdi, aslâ kırmızı top enmeyüp ber-havâ kaldı.
EÇS X Y292b
Ba‘dehu temâşâcılardan birkaç bahâdır yiğitleri cem‘ edüp kendi huddâmları dahi ipi çeke çeke ipi üç yerde kankal kankal yığılup top enmedi. Yine ipi çeke çeke ip ince iken çekdikçe kalın urgan enmeğe başladı. Cümle temâşâcıyân âlem-i hayretde kaldılar. Yine pehlivân topa en deyü hitâb edüp top ile birez kelimâtlar edüp,
EÇS X Y292b
"Ey ümmeti Muhammed, top der kim bu kadar temâşâ gösterdim, cümle a‘yân-ı eşrâf ağalarım benim pehlivânıma birer para-i Mısrî ihsân etsünler, andan yere eneyim ve dahi niçe ma‘rifetler göstereyim, dedi. İmdi siz âşıkânlardan birer çekirdek gümüş temennâ ederiz" deyü cümle âyân-ı kibârdan on bin para mikdârı cem‘ etdi. Ba‘dehu yine ipe yapışup ditretdi.
EÇS X Y292b
"Ey top, murâdın hâsıl olup Hak berekât versin, bir kîse para peydâ eyledik. şimdengerü en aşağı" dedi. Top yine enmedi.
EÇS X Y292b
"Yâ müslimîn, cümleniz ricâ edin, top ensin" deyince sıgâr u kibâr feryâd edüp el urup "ünzül ünzül" deyü hây hû etdiler.
EÇS X Y292b
Derhâl top gâh sağa ve gâh sola giderek ve deprenerek yere endi.