EÇS X Y306b
Câmi‘-i eş-şeyh Ahmedî Devâvî: Bir küçük câmi‘dir. Ve üç tabaka bir tula-binâ minâre-i mevzûnu var. Ve bu şehrin kıblesi hâricinde yedi yüz adım ba‘îd,
EÇS X Y306b
Câmi‘-i Hazret-i Ebürrîş: Bir alçak minâreli bir küçük câmi‘dir, ammâ hareminde bir azîm nâbıka şeceri var. Ve taşra cebbânede,
EÇS X Y306b
Câmi‘ü'l-Abbâs: Bir hâlî mezârlık içinde kalmışdır, ammâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Ve,
EÇS X Y306b
Ve hâlâ Melik Eşref tur‘ası iskelesi dibinde Azebler Çorbacısı Ahmed Ağa bir cedîd küçük câmi‘ binâ ediyor. Ammâ gâyet mahallinde binâ olunup bir minâreli müferrah ve dilgüşâ câmi‘-i rûşen-i rûşenâ olmuş, henüz üstâd bennâ inşâ etmede idi, Allâhümme yessir itmâmehu bi'l-hayr.
EÇS X Y306b
Ve bu şehir içre cümle on minâre nümâyândır. Bu tahrîr olunan câmi‘lerden mâ‘adâ yetmiş yedi mihrâba varınca mesâcidlerdir.
EÇS X Y306b
Ve yedi tekyesi ve kırk mekteb-i sıbyânı ve on bir sebîli ve ba‘zı köşelerde hurde kubbe sebîlcikleri var.
EÇS X Y306b
Ve üç medrese ve iki hammâmı var. Câmi‘-i Mevtâ dibindeki hammâm Hûş-ı Îsâ binâsıdır, eski hammâm olmağile binâsı ve havâsı latîfdir. Ammâ çârsû içinde Çukur Hammâm şeyh Ebussu‘ûd'undur, küçük hammâmdır.
EÇS X Y306b
Ve bu şehir içre cümle altı yüz seksen dükkândır. Lâkin bezâsteni yokdur. Yine her zî-kıymet eşyâlar bî-kıymet mevcûddur.
EÇS X Y306b
Ve sekiz hânı ve yedi kahvehânesi var. Ve kırk yedi bezirhâne kârhânesi var.
EÇS X Y306b
Ve iki yüz cüllâh dükkânı mahalleler içinde vardır. Ve yedi mîrî boyahânesi var.
EÇS X Y306b
Bu sûk-ı sultânîlerin üstü serâpâ örtülüdür. Sarrâchâne ve pabuccular çârsûsu ale't-tertîb binâ olunmak ile müzeyyen çârsûdur.
EÇS X Y306b–Y307a
Ve cümle tarîk-ı âmları gâyet vâsi‘dir. Ve cemî‘i evleri kerpicden ağniyâ ve fukarâ hâneleri ikişer tabaka beyt-i ma‘mûrlardır. Ve cümle suları kuyulardır, ammâ sehl şûrcadır, ammâ isti‘mâlinde hâssa vardır. Ammâ Ebürrîş râhı üzre bir bi’r-i mâ vardır, şehrin sâhib-i tabî‘at olan Y 307a a‘yân-ı kibârları ol kuyudan nûş ederler, gâyet lezîz ü berd suyu vardır. Ammâ havâsı ol kadar memdûh değildir. Bir âdeme sovuk te’sîr etse değme bir hâl ile ifâkat bulmak müşkildir. Ten-perver olan kimesne kendü vücûdunun hekîmi olup,
EÇS X Y307a
hadîs[i] mazmûnu üzre her diyârda husûsan bu Demenhûr'da kendüyi âdem ıssı tutmak gerek.
EÇS X Y307a
Ve bu şehrin bâğ u bâğçesi yokdur, lâkin cânib-i erba‘asında evce peyveste olmuş serâmed hûrmâ dırahtları vardır. Cümle meyvesi beled-i Saf-ı Derec'den gelür. Feyyûm şehri üzümünden latîf âbdâr lezîz inebi olur. Bu şehrin zemîni şûre olmağile mahsûl hıntası az olur.
EÇS X Y307a
Ve halkının reng-i rûyları buğday enli olup Behîce ve Hınâdî Urbânında duhter-i pâkîze-ahterler olup eyle pençe-i âfitâb mahbûb u mahbûbeleri var kim gûyâ mahbûb-ı Hınâdî'dir. Cümle nisvânlarının ve bâkirelerinin elleri ve kolları ve çeneleri cümle mâvî çivit ile gûnâ-gûn eşkâller ve şükûfeler ile münakkaşdır.
EÇS X Y307a
Ve cümle zenânesinin kolları ve gerdenleri ve ayakları altun ve gümüş halhâllar ile müzeyyendir. Ve zengine havâtînleri siyâh burka‘ bürünüp al u ala harîr gömlek geyerler.
EÇS X Y307a
Ve ricâllerinin a‘yânı çuka ve akmişe-i gûnâ-gûn geyerler, fukarâları Mısır alacası geyerler.
EÇS X Y307a
Bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbâtlarının ve masnû‘âtının memdûhâtından meşhûru mâvî bezi latîf ü nazîf olur, zîrâ pembesi gâyet firâvân olur. Ve gûnâ-gûn münakkaş ceçimi ve hımıl olur. Bunlara Rûm'da kilim derler. Kırkar ellişer zirâ‘ kilim olur kim kırk elli sene isti‘mâl olunur. Ve zeytü'l-hârı ya‘nî bezir yağı ve beyâz ekmeği ve hoş ihrâmı gâyet meşhûrdur. Ve âdem kellesi kadar mor patlıcanı ve tuzu ve münakkaş elvân elvân Mısır hasırı ve buhayresinde nice dürlü balıkları ve Karakız câniblerinde olan Safed kurâsında envâ‘-i müsmirâtdan mâ‘adâ lezîz şıralu üzümü Mısır'ı dahi ganîmet eder.
EÇS X Y307a
El-hâsıl sevâd-ı mu‘azzam şehirdir. Ammâ mansarı ya‘nî harâmîsi havfından her gece bir âdem hânesinde âsûdehâl râhat yatmayup pür-silâh olup "Allâh yeğdir yeğ" deyüp nevbet beklerler. Hattâ hakîr anda iken bir azeb çorbacısının hânesin harâmîler alâ-mele’i'n-nâs basup bir hayli ceng edüp meğer çorbacı tevâbi‘âtiyle âmâde imiş, harâmîlere kurşumu bârân-ı la‘net gibi yağdırup yedi harâmî mürd olup ancak çorbacının taşra hareminde bir devesi gâyib olup bakıyyetü's-seyf mansarlar firâr etdiler.
EÇS X Y307a
Ve şehri her gece iki yüz gafîr ya‘nî dîdebânlar şehrin etrâfın ihâta edüp muhâfaza ederler. Bu muhâfızların sebeb-i ma‘îşetleriyçün ahâlî-i vilâyetden senevî iki bin guruş cem‘ olunup bu nigehbânlara verirler.
EÇS X Y307a
El-hâsıl gâyet cerî ve şedîd hâkim olsa bu makûle harâmîler hareket etmeğe kâdir olamazlar, ve's-selâm.
EÇS X Y307a–Y307b
Bu şehr-i Demenhûr'un enderûn [u] bîrûnunda âsûde olan kibâr-ı Y 307b evliyâları beyân eder
EÇS X Y307b
Evvelâ şehirden yedi yüz adım kıble cânibine beled-i Hazret-i Ebürrîş kâmil iki yüz hânedir. Ekseriyyâ Hazret-i Ebürrîş'in evlâdları sâkin olur. Sâdât-ı kirâmdan çelebilerdir. Bir câmi‘i var, bir tabaka alçacık minâreli ve iki kapulu ve hareminde bir azîm nâbıka dırahtı var. Zemîninde ahâlî-i karyeden ba‘zı a‘yân-ı kibâr şurefâlar medfûndur. Ve hareminin bir kapusu kıbleye ve bir kapusu cânib-i şarka mekşûfdur. Ve câmi‘i ol kadar müzeyyen ve kebîr câmi‘ değildir, lâkin cemî‘i evkâtda ehl-i züvvârdan hâlî olmamağile cemâ‘at-i kesîresi çokdur. Ve bu câmi‘in sağ tarafında câmi‘e muttasıl bir sutûh altında bir kubbe-i münevver içinde ve sülâle-i âl-i abâ ve kutb-ı âfâk ve gavs-ı a‘zam-ı ale'l-ıtlâk pişvâ-yı tarîkat ve ser-çeşme-i şerî‘at Ebürrîş Hazret-i es-Seyyid Atâullâh Ebürrîş kuddise sırruhu'l-azîz hazretleri ol âsitâne-i mehbıtın içinde Q 277a P 274a gencîne-i râz gibi pinhândır, ve cemî‘i ta‘allukâtları dahi fıskıyyesinde bile medfûnlardır.
EÇS X Y307b
Menâkıb-ı evlâd-ı zevî'l-ihtirâmından eş-şeyh Seyyid şemsüddîn-i Demenhûrî
EÇS X Y307b
Bu hakîr mevlûd-ı Ebürrîş'e vardıkda bin seksen üç mâh-ı Cemâze'l-âhir'inin altıncı gün idi, şeyh şinnâvî hazretleri ile berâber ibtidâ Ebürrîş hazretlerinin ırk-ı tâhirinden olan halîfe-i seccâde-nişîn Seyyid şemsüddîn hazretlerinin hâne-i sa‘âdetine varup dest-i şerîflerin bûs edüp du‘â-i hayrları ile hissemend olduk. Yüz otuz altı yaşında mu‘ammer olmuş bir nûrânî pîr-i fânî kimesne idi. Cemî‘i ömr-i azîzin savm-ı Dâvûd ile geçirüp ömr-i nâzenîninde bıçağile boğazlanmış zî-rûh kısmı tenâvül etmemiş ve bir buğday etmeği yememiş. Bir feddân yerde kendü çapalayup arpa zirâ‘at edüp kendü eliyle döğüp ve el değirmeninden un edüp arpa etmeği yer idi.
EÇS X Y307b
Ve cemî‘i zamânda avâm-ı haşerât kapusu bilmeyüp halkdan münzevî olup kûşe-i vahdetde ömrün tâ‘ât u ibâdât ile geçirmiş bir ehl-i hâl kimesne idi. Her ziyâretine varan âdeme teberrüken ve teyemmünen birer arpa etmeği verüp, yeyün, der idi. Her etmeği yigirmişer dirhem ancak gelirdi. Hakîre kırk etmek verüp birin huzûrunda tenâvül etdim. şeyh şinnâvî üçün yedi. Gayrı huzzâr-ı meclis dahi hemçünân birer ikişer yediler. Hemân azîz hazretleri hâzırûna hitâb edüp eydir:
EÇS X Y307b
"Yâ ihvân-ı vefâ, âlem-i sabâvetimizde birkaç vakit namâz kazâ borcumuz vardır. İnşâallâh erte günden ecdâd-ı izâmımızın mevlûdu cem‘iyyeti olıcak gündür, bu bin helâl {akçe} gılâlimiz ve terekemiz akçesidir, sizlere taksîm edeyim, ba‘dehu ecdâdımız âsitânesinde mevlûdü'n-nebîye sizinle bile gideyim, anda üç yüz ihvân-ı bâ-vefâ ile kazâ namâzlarımız kılalım, savâbın bu hakîre hibe edeler" deyü işâret buyurdular. Cümle ahibbâ,
EÇS X Y307b–Y308a
"Yâ şeyh şinnâvî, sen bir mu‘temed âdemsin, bu kazâ namâzı içün bin akçe sende emânet Y 308a dursun" deyü bin akçeyi şeyh şinnâvî'ye verdi ve buyurdular kim,
EÇS X Y308a
"Yâ ihvânûn, ale's-sabâh bunda gelüp cem‘ olun, cümlemiz tevhîd [ü] tezkîr ile ceddimizin mevlûduna gidelim" dediler. Cümle huzzâr-ı meclis,
EÇS X Y308a
"Ale'r-re’si ve'l-ayn", deyüp vatanlarına gitdiler.
EÇS X Y308a
Ertesi ale's-sabâh hakîr ve şeyh şinnâvî hazretleri ile şeyh şemsüddîn hazretlerinin sa‘âdethânesine vardık. şeyh dahi harîmden çıkmamış, sehel te’hîr edüp cümle yârâna tahte'l-kahve kendülerinin arpa etmeğinden göndermiş.
EÇS X Y308a
Andan tenâvül ederken harîmde bir vâveylâ ve vâveledâ kopdu. Âyâ bu ne feza‘ u çeza‘dır, derken şeyh hazretleri harîmden reftâr ederek çıkup cümleye selâm verdi. Aleyke alup ayağa kalkdık. Azîzin gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş ve arak-âlûd olup mübârek vech-i şerîflerinden dürdâne gibi arak çekîde çekîde olup cereyân eder. Cümlemiz ta‘accüb edüp Âyâ harîmde bir kimesneye hâtırmânde mi oldu, deyü derûndan böyle geçdi. Hemân şeyh,
EÇS X Y308a
"Hayır, kimesne ile hatırmândeliğim yokdur. Ancak hammâmcığa girdim, safâ etdim, kendi kendim bir hoş murâdım üzre gasl eyleyüp ehl [ü] ıyâlimizle ceddimiz mevlûduna gideriz, deyü vedâ‘ etdik. Anlar bizi bir gayrı diyâra gider zann edüp feza‘ u çeza‘ ederler. Biz ise şunda ceddimizin yanına varup mevlûd ederiz ve cümle yârân ile kazâ namâzlarımız kılarız" deyüp tebessüm etdiler. şeyh şinnâvî hazretleri dedi kim,
EÇS X Y308a
"Yâ sultânım, cümle fukarâlarınız ve âşıkân-ı sâdıkânlarınız deff ü kudümleri ile taşrada hâzırlardır. Ve Buhayre kâşifi dahi cümle pür-silâh alay askeriyle cenâb-ı şerîfinize muntazırlardır" dedikde hemân şeyh şemsüddîn hazretleri buyurdular kim,
EÇS X Y308a
"Anlar hâzır ise biz de âlât-ı zühd [ü] takvâmızla hâzırız. Tîz bu mahalde birez fukarâ gelüp tevhîd etsinler" deyince hâne-i sa‘âdeti içine üç yüz mikdârı fukarâ cem‘ olup tevhîde meşgûl oldular.
EÇS X Y308a
Hemân şeyh şemsüddîn bir köşede ihrâmdan bir cibinliği var, kalkup anda girüp içerden tevhîd etmeğe başladı. Dakîka sâ‘at oldukda tevhîd-i sultânî germ-â-germ iken şeyhin mübârek ayakları cibinlikden taşra çıkdı. Allâhu a‘lem azîz vecde gelüp mest oldu, mülâhazasında iken içerden bir "Hây" sadâsı kopunca cibinliğin ipleri dahi kopup perde şeyhin üstüne düşdü. Derhâl baş halîfe ve bizim şeyh şinnâvî perdeyi kaldırdılar. Meğer bi-emrillâhi ta‘âlâ şeyh hazretleri teslîm-i rûh edüp gül çehresi âlü'l-âl verd-i handâna dönüp tebessüm edüp Arapça emrine imtisâl edüp rûh-ı pür-fütûhu cinâna revâne olmuş. Cümle âşıkân mâbeyninde bir gırî vü feryâd kopup keşf [ü] kerâmetlerin ve gûnâ-gûn rumûz-ı künûzların söylemeğe başladılar.
EÇS X Y308a–Y308b
Derhâl bu hâl harîme mün‘akis olup yine bir mâtem-i cedîd dahi kopdu. Meğer azîz hazretleri üç kazgan ıssı su edüp ve kefen ve gülâb Y 308b ve buhûrların cümle mevtâya lâzım eşyâları hâzır edüp evlâdı ve ehli ve kerîmesiyle helâlleşüp taşra bize çıkmış imiş. Cümle asker sehel ârâm edüp derhâl şeyh şinnâvî'de emânet olan bin akçeyi ıskât salâtıyçün üç yüz âdeme vasıyyet rumûzları üzre tevzî‘ edüp şeyh şinnâvî gasl edüp hakîr âb-ı tâhir sabb edüp şinnâvîzâde buhûr edüp techîz [ü] tekfînine sarup tâbûtunu tevhîd ile bu kadar asker cenâzesiyle feryâd [u] figân ederek ecdâd-ı izâmları Ebürrîş hazretlerinin câmi‘inde salât-ı cenâzesin kırk elli bin asker edâ edüp savâbın rûh-ı şemsüddîn'e hibe eylediler.