EÇS X Y312a
Beledü'l-Kurâvî: Gâyet ma‘mûrdur. Bir câmi‘i var. Andan aşağı,
EÇS X Y312a
Beledü'l-Kâfile: Beş yüz hâneli ve bir câmi‘li âbâdân kurâdır. Andan aşağı,
EÇS X Y312a
Beled-i Desûş: Bu dahi bir câmi‘li ve üç yüz beyitli amâr Q 279a belîdedir. Andan aşağı,
EÇS X Y312a
Beled-i Bürke: Beş yüz hâneli ve bir câmi‘li ma‘mûr kurâdır. Bir kubbede bir ziyâret vardır, ammâ ma‘lûmumuz değildir, rûhiyçün bir Fâtiha tilâvet edüp ubûr etdik. Andan aşağı yine Nîl ile cereyân P 276a ederek,
EÇS X Y312a–Y312b
Beled-i kebîr Ruveyhib: Bu dahi Buhayre hâkinde bin yedi yüz evli bir selâtîn câmi‘li ve mesâcid ve hânlı ve esvâk-ı muhtasarlı ve kahvehâneli ma‘mûr u müzeyyen kurâdır. Bu Nâsırıyye tur‘asında iskele olmak ile hurde emîni tarafından gümrük emîni altı ay oturur, altı aydan sonra tur‘anın suyu Y 312b kuruyup kâmil altı ay iskele gümrüğü dahi mu‘attal olur. Beher sene bin pâre gemi gelüp metâ‘ alup giderler.
EÇS X Y312b
Evsâf-ı metâ‘-ı sun‘-ı Hudâ be-karye-i Ruveyhib
EÇS X Y312b
Perverdigâr-ı Kadîrün alâ külli şeyin ol sâni‘-i lâ-nazîrdir kim akl-ı benî âdem anın hikmetine hayrân [u] sergerdândır, bir sun‘-ı ezelîsi dahi budur kim bu karye-i Ruveyhib sahrâlarında hâsıl olur geven dikeni gibi bir alçacık diken menbûtdur. Ana lisân-ı Arabda gâsûl derler. Galat-ı meşhûru kâsûl dahi derler. Asferü'l-levn bir nebâtât-ı giyâhâtdır. Mugaylân dikeni gibi nîşterli dikeni olur. Mâh-ı Temmûz'da kemâlin bulup tohum verüp tohmu yere dökülür.
EÇS X Y312b
Ba‘dehu kurâ halkı ehl [ü] ıyâlleri ile bu vâdîye çıkup bir gûne çengelli miczem orakları vardır, anın ile mezkûr gâsûl dikenlerin kesüp hırmen hırmen yığarlar.
EÇS X Y312b
Ba‘zı âdemler bu gâsûlü esbâb yaykamak içün sâbûn etmek murâd edinirse bu gâsûlü dibeklerde döğüp hurde eder. Ba‘dehu bu kurâya mahsûs bir gûne türâb vardır, ol türâbı çamur edüp hurde olan gâsûlü balçığa mahlût edüp hamîr gibi yoğururlar.
EÇS X Y312b
Ba‘dehu müdevver müdevver somun gibi edüp şems-i âteş-tâbda kurudurlar. Ba‘dehu tüccârları vardır, niçe bin deve yükleri andan alup gemilerle cümle Arabistân'a ve kal‘a-i İsne ve şehr-i İsvân'a götürüp ekseriyyâ fukarâ kısmı isti‘mâl ederler. Bu gâsûlü bir taşt içinde ısladup suyu ile câmeşûyluk ederler, latîf sâbûndur. Anıniçün gâsûl derler, gâsûl gasldendir, gasl yaykamağa derler.
EÇS X Y312b
Ve bir gûne hassa hoş-bûluğundan mâ‘adâ {hâssa} bu gâsûl ile gasl olan siyâbda bir dahi pire ve kehle olmaz, hâssa-i kübrâdır.
EÇS X Y312b
Hâssa-i sânî: Bu gâsûl otun ahâlî-i beled dağlar gibi bir yere yığup ihrâk bi'n-nâr ederler. Ba‘dehu külün bir yere cem‘ edüp bir dahi germ-â-germ âteş-i Nemrûd ile yakup mezkûr kül birbirine bitişüp top top olur. Ba‘dehu iskele başındaki mahzenlerde yâhûd taşrada köm köm yığup tüccârları kantâr urup alırlar. Mısır'a ve sâyir diyârlara bâzergânları niçe kerre yüz bin kantâr ve kîle gâsûl hâkisterin alup Mısır'da ve gayrı diyârlarda değirmenlere çeküp ba‘dehu elekden geçirüp âteş-i germ-â-germde natrûn ile kal edüp gûnâ-gûn şîşeler ve kanâdîl ve câmlar yaparlar. Gâyet mücellâ ve berrâk billûr câmları olur kim görenler anı câm-ı Cem ve billûr-ı moran ve necef zann eder.
EÇS X Y312b
Hâssa-i sâlis: Bu gâsûlün külün ekseriyyâ Freng tüccârları alup gemi gemi Frengistân'a götürürler. Hakîr Alman diyârında iken Engürüs altunu kesilen Darbhâne emîni Marçelin'den su’âl edüp,
EÇS X Y312b–Y313a
"Mısır diyârında Buhayre hâkinde hâsıl olur, gâsûl otu derler bir otluğun külüdür. Bunu tîzâb suyuna çeküp altunun çıkarırız, ba‘dehu kal ederiz, gâyet latîf ü nerm su altunu olur" deyü cevâb etdi. Hakkâ ki altun Y 313a gibi sakîl gubârdır.
EÇS X Y313a
Hâssa-i râbi‘: Bu gâsûl otun dahi nev-zuhûr sebzgûn iken koyun otlasa dişleri altun gibi olur. Hakîr gayrı kemiğe sürdüm, te’sîr etmeyüp ke'l-evvel beyâz kemik kaldı.
EÇS X Y313a
Hâssa-i hâmis: Bu gâsûl nebâtâtı henüz ahzar-gûn iken İskenderiyye'den Frengler gelüp cem‘ edüp Frengistân'da sâ‘atçilere ve kuyumculara bey‘ ederler, anlar dahi cüz’î altun yaldızı râyihası olan âvânî makûlesi eşyâları kurşum yâhûd bakır şeb-küleh(?) ta‘bîr ederler kuyumcular ve sâ‘atcilere mahsûs tâs gibi bir eşyâdır, anda altunlu âvânî[yi] bu gâsûl otiyle ve kükürd ile mezkûr şeb-külehlerde kaynadup eyle mutallâ altun olur kim gûyâ kırkar ellişer altun sürülmüş mertebesinde altun yaldızlı olur. Hâlâ Alman diyârında inşâ olunan yaldızlı sâ‘atler bu gâsûl ve kükürd ile yaldızlanır, garîb temâşâdır. Ve hâlâ Mısır'da ilm-i kâfa mukayyed olan kimesneler bu gâsûl otiyle amel ederler.
EÇS X Y313a
Hâssa-i sâdis, hikmet-i Hallâk-ı âlem: Bu gâsûl otu hâsıl olan kurâ ki beledü'r-Ruveyhib'dir, anda eş-Şeyh Seyyid Îsâ hazretleri bir kubbe-i âlîde medfûndur. Yemen'de Şeyh Şâzilî hazretleri ile hem-asır imişler. Bu Şeyh Îsâ Şâzilî hazretlerinin helâl-i zülâl kahve otu otladığın istimâ‘ edüp hazret Cenâb-ı İzzet'den ricâ eder kim "Yâ Rab, Şeyh Şâzilî kuluna ihsân etdüğin kahve otu gibi bana dahi bir ot ihsân et, anınla def‘-i cû‘ edüp kuvâ-yı beden ile sana ibâdet edeyim" deyü ricâ eder. Derhâl du‘âsı müstecâb olup bu sahrâ-yı ferah-fezâ gâsûl otiyle mâl-â-mâl olup şükûfesiyle lâlezâr olur. Hâlâ şükûfesinin râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur. Ba‘dehu Şeyh Îsâ kâmil yüz sene bu gâsûl otun tenâvül edüp def‘-i cû‘ edüp yüz sene dahi mu‘ammer olur. Mukaddemâ yüz beş sene dahi mu‘ammer olmuşdu. Cümle müddet-i ömürleri iki yüz beş sene olup Sultân Berkûk ile Tarabulus-ı Şâm fethinde bile olup ba‘de'l-feth maskat-ı re’si olan bu beled-i Ruveyhib'de merhûm olup üzerine Sultân Berkûk bir kubbe-i âlî bir tekye mînâ-yı kâlî inşâ etmişdir. Hâlâ iki yüzden mütecâviz fukarâları vardır, cümle bu gâsûlü mâ’ide teresi gibi yerler. Ve demet demet kurudup el değirmenden çeküp un edüp hamîr edüp ekmek ederler, gâyet lezîz nân-ı hoşiki olur. Hakîr teberrüken tenâvül edüp def‘-i cû‘ edüp Hakk'a hamd [ü] senâ etdim.
EÇS X Y313a–Y313b
Hâssa-i sâbi‘: Gâsûl tohmunun ekmeği yürekde rîhi ve kanı kat‘ edüp zehir marazına gâyet nâfi‘dir. Ammâ ekmeği karadır ve kahve ta‘mındadır. Şeyh Îsâ hazretleri yüz sene kâmil bu gâsûl otundan gayrı bir şey tenâvül etmemişler. Niçe keşf [ü] kerâmâtı zâhir ü bâhir olmuş Y 313b ulu sultândır. Ve bu ahâlî-i karyenin çoğu zarûret mahallinde bu gâsûl otun yerler, ve's-selâm.
EÇS X Y313b
Hâsıl-ı kelâm bu gâsûl otundan azîm gümrük hâsıl olur. Rûy-ı zemînde bir diyâra mahsûs değildir, illâ Buhayre'de olur. Bu beledde bu seyr [ü] temâşâ-yı ibret-nümâyı görüp yine tur‘a ile cereyân ederek,
EÇS X Y313b
Beled-i Bürke: Yüz hâneli ve bir câmi‘li âbâdân kurâdır. Andan, P 276b
EÇS X Y313b
Beled-i Akerîş el-Bestelkûn el-beyza: Kabâbıta asrında şehr-i azîm imiş, hâlâ âsâr-ı binâları diller ile ta‘bîr olunmaz. Bundan dahi ubûr edüp yine tur‘a ile cereyân ederek,
EÇS X Y313b
Beledü'l-cinân: Zamân-ı kadîmde bâğ u bâğçesi çok olduğu içün beled-i Cinân derler. Hâlâ üç yüz hâneli ve hûrmâ bâğlı müzeyyen Q 279b kurâdır. Bu bâlâda tahrîr olunan kurâların cümlesi Buhayre hâkindedir. Ve bu tur‘a-i Nâsırıyye'nin iki cânibinde ma‘mûr âbâdân kurâları on sâ‘atde seyr [ü] temâşâ ederek,
EÇS X Y313b
Evsâf-ı bilâd-ı köhne ve dâr-ı kehene hısn-ı hasîn ve sedd-i İskender-i metîn kal‘a-i İskenderiyye gevhernigîn
EÇS X Y313b
Binâ-yı azîm ve diyâr-ı kadîm şehirdir. Bu sedd-i Ye’cûc-misâl kal‘a-i İskenderiyye'nin hakkında niçe bin müverrihler evsâfın tahrîr etmişlerdir, ammâ cümleden mu‘teber Kabâbıta tevârîhleri mu‘temed tevârîhlerdir kim hübût-ı Âdem'den sonra kalem Hazret-i İdrîs'e verilmişdir. Kıbtî kavmi ol zamândan berü ilâ yevminâ hâzâ rûz-merre cümle vakâyı‘âtı tahrîr etmededirler. Eğer kefereler ise de anlardan cemî‘i zamânda kizb ve habt-ı kelâm sâdır olmamışdır. Anıniçün cemî‘i edyânda tevârîhleri mu‘teber olup âl-i Abbâsiyân'dan Me’mûn Halîfe tevârihâta mâ’il olmağile Mısır'a gelüp Ehrâm dağların feth edüp niçe bin pâre kitâb-ı İdrîs'i ve kitâb-ı Dânyâl'ı çıkarup lisân-ı Arabî ile terceme etdi. Ve niçe yüz Kıbtî tevârîhlerin dahi lisân-ı Kıbtîden Arabî ile terceme edüp ol tevârîhlerin kavli üzre, ibtidâ bu İskenderiyye tûfân-ı Nûh'dan sonra Bayzar bin Hâm ki birâder-i Sâm'dır, Nûh Nebî gayrı evlâdlarından rûgerdân olup bu Bayzar'a du‘â edüp tenâsül bulup Mısır'a mâlik olup İskenderiyye'yi binâ etdi ve Menûf'u taht edindi. Ol asırda İskenderiyye şehrinin ismi Rukûde idi. Hâlâ Alman diyârında İskenderiyye'ye Rukûde derler. Ammâ lisân-ı Yûnânda Aleksandire derler. Cümle kavm-i Kabâbıta bundan tenâsül bulmağile Ebü'l-kabâbıt derler. Otuz evlâdı oldu. Büyük oğlu Mısrâyim idi. Arîş'den tâ İsvân-ı Sûdân'a varınca melik olup ba‘dehu babası Bayzar ibn Hâm vefât edüp tûfândan evvel vefât eden Hürmüs Melik yanında Heremeyn'de defn etdiler.
EÇS X Y313b
Ba‘de't-tûfân ibtidâ Mısır zemîninde defn olunan bu Bayzar ibn Hâm oldu.
EÇS X Y313b–Y314a
Andan oğlu Mısrâyim müstakil pâdişâh olup babası binâsı olan İskenderiyye'nin âb [u] havâsın beğenüp ziyâde amâr etdi. Y 314a Tâ Z[â]likâ binti Me’mûn melike-i Mısır iken kavm-i Amâlîka bunun zamânında hurûc edüp Mısır'a mâlik oldular kim Hâm evlâdlarındandır, melikleri velîd-i pelîddir, Kabâbıta mülkin harâb edüp İskenderiyye'yi amâr edüp tevsî‘ etdi. Kavm-i Amâlîka cüssedâr âdemler olmağile İskenderiyye'deki seng-i kebîrleri anlar inşâ etmişlerdir.
EÇS X Y314a
Andan sonra binâ eden Ya‘mur bin Şeddâd binâ edüp mefret taşlar ile ta‘mîr edüp Şeddâdî binâ derler. Ba‘dehu Süleymân Nebî'den sonra Cârûdü'l-Mü’tefikî şehr-i İskenderiyye'nin enderûn [u] bîrûnunda serâpâ amûd-ı müntehâlar ile ibret-nümâ âsârlar binâ etdi. Hâlâ zâhir olan alâyimâtlar anın âsârıdır. Ve Fir‘avn-ı Mûsâ'dan yigirmi sene mukaddem Delûke binti Zîbâk nâm melike Mısır'a mâlik olup Menûf'u taht edinüp kesb-i havâ içün bu İskenderiyye'yi ol dahi ol kadar amâr etdi kim deryâda yüz mîl ba‘îd yerden görenlerin gözleri âsâr-ı mutallâtlardan hîrelenirdi.
EÇS X Y314a
Ve müverrih-i âlem Muhammed bin İshâk kavlince Hazret-i Risâlet-penâh'ın vilâdetinden sekiz yüz seksen iki sene mukaddem İskender-i Kübrâ bu kal‘ayı evvelki binâsından ziyâde tevsî‘ edüp ol kadar ma‘mûr u müzeyyen ve alâyimâtlar ve tılsımâtlar îcâd etdi kim vech-i arzda eyle bir şehr-i azîm binâ olunmamış idi. Cemî‘i elsine-i milel temâşâsına gelirdi. Binâ eden İskender-i Zülkarneyn'dir kim nesebleri İbn Rûmî ibn Nîtî [Nebatî?] ibn Nu‘mân ibn Târic ibn Yâfes ibn Nûh aleyhisselâmdır. Ve bir kavilde İskender ibn Dârâb ibn Behmen ibn İsfendiyâr'dır.
EÇS X Y314a
Allâhu a‘lem Hazret-i Hızır aleyhisselâm bu İskender-i Zülkarneyn'in askerî tâ’ifesinden idi, Sedd-i Ye’cûc'e bile gitdi. Ba‘dehu bu İskenderiyye kurbunda Nîl-i mübârek bahr-i Ebyaz'a munsab olduğu mahalde Hazret-i Hızır ile Hazret-i Mûsâ refîk oldular. Ba‘dehu mâbeynlerine mufârakat vâki‘ olduğuna bu âyet-i şerîfe delîldir:
EÇS X Y314a
âyetinin tefsîrinde cemî‘i müfessirîn hikâyelerini mufassalan tahrîr etmişlerdir. Hâlâ Hazret-i Hızır ile Hazret-i Mûsâ birbirlerile mufârakat etdikleri mahalle Merecü'l-Bahreyn derler, bender-i Reşîd boğazıdır kim Nîl-i mübârek deryâya mahlût olur. Karadan İskenderiyye'ye on iki sâ‘atdir, deryâdan (---) mîldir.
EÇS X Y314a
Ammâ bu İskender hakkında kavm-i Yûnâniyân ya‘nî Rûm tâ’ifesi "Bizim pâdişâhımız idi, bin sene mu‘ammer oldu ve bir kavilde altı yüz sene mu‘ammer olup Kâf'dan Kâf'a hükm edüp Sedd-i Ye’cûc'u yapdı ve peygamberdir" derler.
EÇS X Y314a–Y314b
Yâfes oğullarından Melik Merzibe oğludur, ismi Merzibâ'dır, lakabı İskender'dir. {Bir kavilde Buhtunnasır şehr-i Menûf'u harâb etdikden yüz yigirmi sene sonra İskender bin Filîş el-Mahzûnî mâl-ı ganâyim-i Acem ile İskenderiyye'yi binâ etdiğinden İskenderiyye derler. Ammâ bu gûne dörd İskender-i Yûnân gelmişdir, anıniçün Y 314b ihtilâf-ı kesîre vardır. Zîrâ dördü dahi bu İskenderiyye'yi amâr etmişlerdir. Hâlâ herbirinin amâr etdiklerinin târîhleri kulleler üzre mastûrdur.}
EÇS X Y314b
Sedd-i Ye’cûc'dan gelirken Acem diyârında vilâdet-i Muhammed aleyhisselâmdan evvel 881 sene vefât edüp na‘şı yine İskenderiyye'de Deyr-i Markab'da yatır, derler; sahîhdir, zîrâ tevârîh-i Yûnâniyân dahi mu‘temed tevârîhlerdir. Anlar dâ’imâ umûr-ı dünyâya mukayyedlerdir. Bi-kavli Yûnâniyân Hazret-i Muhammed'in hicretinden üç yüz beş sene mukaddem diyâr-ı Rûm'da Selânik şehri kurbunda kal‘a-i azîm-i Kavala'da Hakîm Feylekos oğlu İskender-i Rûmî pâdişâh olup Rûm, Arab ve Acem'i ve Hind'i ve Sind'i kabza-i teshîre alup Acem şâhlarından Dârâ Şâh'ı Bağdâd'a karîb Nusaybin kal‘ası kurbunda Karadere nâm mahalde Dârâ'yı bu İskender-i Rûmî münhedim edüp Îrân-zemîn'e dahi mâlik oldu. Dârâ Şâh'ın ehl [ü] ıyâllerin Menteşe sancağında Dârâhiyye yaylasında iskân etdirdi. Hâlâ ol kazâ-i fezâya Dârâhiyye derler.
EÇS X Y314b
Andan İskender ol mâl-ı ganâyimle iki bin pâre gemi ile İskenderiyye'yi Kabâbıta meliki Melik Sûrîd elinden alup diyâr-ı Mısır'a velvele-ârâ olup Mısır'ı dahi alup Kıbtî melikin boybeğleri edüp Urbân-ı eşirrâ Rûm tâ’ifesine tâbi‘ olup Kıbtîlerden rûgerdân oldular. Ba‘dehu bu İskender Mısır'ı Kostantiniyye'deki Ayasofya deyrine vakf eyleyüp beher sene Mısır'dan on altı kerre yüz bin altun cem‘ olup Ayasofya ruhbânlarına nezûrât giderdi. Tâ Hazret-i Risâlet-penâh'ın zamân-ı bâ-sa‘âdetlerinden Hazret-i Ömer hilâfetine gelince Kudüs ve Tarabulus ve Sayda ve Berût ve Akka ve Remle ve Gazze ve Tîne ve Dimyât ve Reşîd ve İskenderiyye ve Mısır ve cümle leb-i deryâda P 277a olan kılâ‘lar küffâr-ı Efrenc Rûm-u şûm elinde idi.
EÇS X Y314b
{Ba‘dehu târîh-i İskender-i Kübrâ'nın sene 595 târîhinde Denkıldıyanos Kral ya‘nî Takyanos Kral taht-ı kadîmi olan Antâkıyye'de ve Haleb ve Şâm ve Mısır'da olan cümle nasârâdan millet-i Mesîhiyye olanları kırup niçe bin kenîseleri harâb u yebâb edüp gâyet cebbâr kral-ı dâl oldu. Ve Rûm kayserlerinden put-perest olanların âhirkisi bu Takyanos'dur. Ba‘dehu katl etdüği nasârâların mâl-ı firâvânlariyle deryâ-misâl asker cem‘ eyleyüp İskenderiyye üzre gelüp Q 280a kendü âdemlerinden İskenderiyye'de âsî olan Acile nâm vezîrin katl eyleyüp İskenderiyye sâhibi oldu.
EÇS X Y314b–Y315a
Ba‘dehu ekâlîm-i Mısır'ı harâb u yebâb etdi. Andan diyâr-ı Acem'e bir serdârı gidüp Şâbûr Şâh ile ceng-i azîm edüp Şâbûr Şâh'ı katl ve cümle askerin dendân-ı tîğden geçirüp Şâbûr'un ehl [ü] ıyâlin ve cümle hazînesin Takyanos'a gönderüp ol mâl-ı firâvân ile Takyanos İskenderiyye kal‘asın amâr edüp âhir Takyanos yigirmi sene kral-ı bed-fi‘âl olup nâ-hak kan dökdüğü kanların cezâsın görüp Y 315a bedeninin ve dişlerinin etleri dökülüp mürd oldukda yerine oğlu Ferenyal kral olup iki yıldan ol dahi mürd olup yerine Kostantîn-i Kübrâ kral oldu. Âhirü'l-emr dîn-i Muhammedî âşikâre [oldu].}