EÇS X Y395b–Y396a
Topu yokdur ammâ mancınıkları var kim vâcibü's-seyrdir. Hakîr Y 396a ricâ etdim,
EÇS X Y396a
Üç kantâr gelir bir seng-i hârâyı mancınıkdan atdılar, taş karakuş gibi havâda perrân giderek aşağı şehrin hâricinde bostânlar içre düşdü. Q 316b P 313b Ve birin dahi endaht etdiler, tâ Nîl'in karşu cânibinde seke seke sahrâlara çıkdı.
EÇS X Y396a
Alatları ve halatları acâyibdir. Meselâ kal‘anın tâ zirvesinde iki amelî pâye var kim semâyâ ser çekmiş. İki pâyenin üstüne azîm hûrmâ dırahtları komuşlar ve fîl derisinden üç dâne urganlar urmuşlar. Bu üç urganın yukaru ucları mezkûr hûrmâ ağaçlarında bağlıdır. Aşağı ucunda yine fîl derilerinden örülmüş bir sofra-misâl şeydir, anın içine seng-i hârâları koyup Rûm ıydlerinde sıbyânlar içün salıncak binâ ederler, gûyâ eyledir. Fîl derisi kolanlarla taşı sallaya sallaya murâd [u] maksûdları merkezine taş vardıkda üçüncü ipin birin halâs edince ol müdevver taş tayerân ederek murâd edindikleri yere varup düşmeni helâk eder. Ammâ saded anda kim evvelden düşmen geleceği mahalle atup tecrübe etmişler. Ve mancınık amûdları üzre müte‘addid ipler komuşlar, mahall-i merâma geldikde ipin birine rehâ verüp atarlar. Ammâ bu dâ’imâ kal‘ada dâyimdir, cânib-i erba‘aya atılır, gayrı yere gitmez. Ammâ taşra sefere gitdikleri zamân gayrı âsî hûrmâ direklerinden mancınıkları vardır, develer ile götürüp bununla dahi ceng ederler. Garîb temâşâdır.
EÇS X Y396a
Bundan gayrı âlât-ı silâhları ok ve yay ve kılıc ve sapan ve hışt ve mızrak ve çatal harbe ve fîl kalkanı kullanırlar. Ve bir gûne alçak kadli atları ve fîlleri var. Ammâ hecînleri çokdur, ikişer üçer âdem biner. Top [u] tüfengleri yokdur.
EÇS X Y396a
Bu kal‘aya tâbi‘ re‘âyâları kırk elli bin kara saçlı esvedü'l-vech âdemlerdir. Ve cümle uryânlardır, ancak avret yerleri mestûrdur. Lâkin gâyet musallî kavmdir. İki câmi‘i ve yedi zâviyesi ve altı kahvehâne ve altı bozahânesi var. Çârsû-yı bâzârdan alâmet yokdur, lâkin haftada bir kal‘a hâricinde azîm bâzâr durur. Ve Habeş bu mahalle on yedi konak karîbdir. Ve bu şehirde gece ve gündüz berâberdir.
EÇS X Y396a
Bu kal‘anın karşu Nîl tarafı vâsi‘ sahrâlar olmagile Nîl müstevlî olup cezîre cezîre olmuşdur. İçlerinde yedi aded kal‘alar nümâyândır, cümlesi Kör Hüseyin Kan'ın hükmündedir. Habeş melikleri ile müşâdır.
EÇS X Y396a
Ve bu Sese kal‘asından hâkim Nusrat bize beş yüz eli harbeli uryân piyâdegân verüp yine Nîl'in karşu cânibine ötüp üçüncü sâ‘atde,
EÇS X Y396a–Y396b
Nîl içre bir cezîrede şekl-i müdevver bir Şeddâdî kal‘a-i sagîredir. Y 396b Bu dahi Hüseyin Kan'ın hükmündedir, kâyimmakâmı Kan Ca‘dân'dır, beş yüz askere mâlikdir. Ve kal‘ası üç katdır, ne cirmde olduğu hâtırdan dûrdur.
EÇS X Y396b
Bu kal‘ayı ubûr edüp yine Nîl kenârınca üç sâ‘at gidüp hatt-ı istivâ'dan öte geçüp gâyet şiddet-i hârlı ve ormansız ve amânsız kayalı yerlerdir. Bu mahalli yedi derece ubûr edüp,
EÇS X Y396b
Bu kulle Nîl'in garbında bir küçük kulledir. Gemiler ile Berberî diyârına ve Kırmanka vilâyetlerine geçmek içün bâc alınur kulledir. Fîl kemiğinden topları var, bize birin atup hayli sadâ verdi. Nîl tenezzülde oldukda bu mahalden develer ile Urbân Sese cezîresine geçer, andan cânib-i garbda bu Ma‘diye kullesine geçer.
EÇS X Y396b
Bu kulleye geçmeyüp yine şark tarafında Nîl kenârınca ma‘mûr [u] âbâdân kamışlı kurâlar ubûr ederek sekiz sâ‘atde,
EÇS X Y396b
Mukaddemâ ileri âdem gönderdik, kâyimmakâmı Kan Dâyimüddîn bin mikdârı atlı ile istikbâle çıkup kal‘a-i Hafîr-i kebîr mukâbelesine gelüp niçe yüz pâre gemiler ile şarkdan garba geçüp kal‘adan azîm toplar atup kal‘ada hâkimü'd-diyâr Kör Hüseyin Beğ'in sarâyında meks etdik.
EÇS X Y396b
Bu kal‘a-i azîm cânib-i garbda şekl-i müselles Şeddâdî binâ-yı kavîdir. Bizzât Kör Hüseyin Beğ'in tahtıdır. İbtidâ bânîsi Anter'dir, derler. Zîrâ Nîl kenârında olan kapu üzre bir azîm fîl üzre süvâr olmuş bir kara Zengî sûreti var. Fîli ve kendi vücûdu cümle seng-i siyâhdandır. Ahâlî-i beled Anter'in sûretidir, derler. Vâcibü's-seyir ucbe-likâ bir hey’et-i acîbe kâr-ı kadîmdir.
EÇS X Y396b
Ve bu kal‘a içre cümle bin altmış sagîr ü kebîr kamış ve hasırdan ve tula-binâ evlerdir. Yigirmi mihrâbdır. Cümle halkı Şâfi‘iyyü'l-mezheb ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at musallî âdemlerdir. Cümleden cemâ‘at-i kesîreye mâlik çârsû içinde Melik Seyfeddîn Kakan câmi‘i ve Melik Hâris Kakan câmi‘i ve Melik Tübba‘ Kakan câmi‘i ve hâlâ nev-binâ Kan Hüseyin Beğ câmi‘i. Bu câmi‘ler müfîd [ü] muhtasar cevâmi‘lerdir, minâreleri alçakdır ve müzeyyen değildir, hemân sünnet üzre binâ olunmuşdur. Hutbeyi evvel Kakan Melik nâmına, ba‘dehu hâdimü'l-haremeyn deyü ihtisâr üzre Kaysar Muhammed der. Ve elli kadar zâviye ve bir imâret ve iki vekâle-i muhtasar ve altı mekteb ve yigirmi sebîl ve bir hammâm-ı sagîr ve yüz mikdârı dükkân ve on kahve ve yigirmi bozahânesi vardır. Ve cümle dükkânları şeb [ü] rûz açıkdır, metâ‘ları şöyle durur, gâyet emn [ü] emândır.
EÇS X Y396b–Y397a
Bu kal‘anın yedi yüz askerîsi ve elli bin Berberî ve zâğî re‘âyâsı vardır. Zirâ‘at edüp ganîmet ederler. Hamd-i Hudâ bu şehirde buğday ekmeği gördük. Rûz-merre Hâkim Dâyimüddîn Kan iki yüz ekmek ve birer koyun ve iki kazan yağ ve bir cerre bal Y 397a ve elli şenbe(?) at yemi pâk arpa gelirdi. Ganîmet şehirdir, ekseriyyâ mahsûlâtları darıdır ve hûrmâdır. Ve besâtînlerinde kavunu ve karpuzu çok olur. Ve bir gûne küçük atları vardır, ammâ gâyet şâtırdır. Develeri sahrâlarda sürü sürü ve bî-hisâbdır. Koyunları ve keçileri ve sığırları kezâlik lâ-yu‘addır. Ve Kan sarâyında bir fîl yavrusu var idi, gâyet munîs olmuş, herkes ile lu‘bedebâzlık ederdi.
EÇS X Y397a
Der vasf-ı ziyâret-i Hafîr: Aşağı şehrin hâricinde mezâristân içinde sultân-ı kâf-ı kanâ‘at ve bûriyâ sınâ‘at eş-Şeyh Hazret-i Nâsıruddîn ibn eş-Şeyh Nusrat. Dahi ziyâretler çokdur, ammâ bunları ziyâret eyledik.
EÇS X Y397a
Ve bu şehrin hevâsı letâfetinden bâğ u bâğçesi ve hûrmâsı vardır, ammâ gayrı cümmeyz ve nâbıka ve gayrı müsmirât yokdur. Ve bu şehrin kıblesi şimâl cânibine meyillidir, zîrâ hatt-ı istivâ üzre bulunmuşdur, rub‘ dâyire-i Mısır ile irtifâ‘ alup eylece Q 317a P 314a gördük. Ve şiddet-i hârı kemâl-i germiyyetde olduğundan halkının ve zenânelerinin reng-i rûyları esvedü'l-vech ve ahmerü'l-levn olurlar. Siyâbları yine birer peştemâl ve a‘yânları birer şâl ihrâm bürünmüşlerdir. Serâpâ başları açıkdır, ammâ bir gûne saç örerler kim gûyâ hayâldir.
EÇS X Y397a
Bu şehir içre üç gün meks edüp atlarımız ve develerimiz istirâhat ederken altı aded hecînli neccâblar gelüp mahkemeye gitdiler.
EÇS X Y397a
Der-akab kâyimmakâm Dâyimüddîn ile mahkemeye varup neccâbların mektûbları tilâvet olunup meğer hâkimü'l-vakt Kör Hüseyin Beğ Fûncistân melikinin fermâniyle Fûncistân diyârının âsî melikleri üzre yüz bin asker-i zâğî ile ve elli mancınık ile ve kırk deve zahâyir ile ve yetmiş fîl yükü hayme ve hargâh ile sefere gidüp zahîreleri kalmaduğı ecilden bu Hafîr-i kebîr kadısına ve kâyimmakâmına hatt-ı yâ(?) sinbedeli kâğızlar ya‘nî sinbede mühürlü emirler gelüp a‘yân-ı vilâyetden zahîre istemiş. Derhâl cincâleler ya‘nî dellâllar nidâ edüp iki günde üç bin deve yükü zahîre cem‘ edüp üç bin asker ile Hafîr kal‘asından hakîr dahi bile çıkup Nîl kenârınca inbât rüzgârı üzre ol gün gidüp,
EÇS X Y397a
Nîl'in cânib-i şarkında bir küçük kal‘adır. Fûnc vezîrleri binâsı olduğuyçün Kand derler. Hâkimi üç yüz deve yükü zahîre ve üç bin asker ile bizim askerimize mahlût oldu. Ale's-sabâh yedinci sâ‘atde,
EÇS X Y397a–Y397b
Nîl'in şarkında Hüseyin Beğ hükmünde Şeddâdî tula-binâ ve bir şekl-i tûlânî kal‘adır. Cirmi bin adımdır. Şarka nâzır bir kapusu var, lâkin dîvârları alçakdır. Üç câmi‘i ve altı aded alçacık minâresi ve esvâk-ı muhtasarı ve bir hammâm-ı sagîri var. Ve derûn-ı kal‘ada altı yüz kamışdan hâneleri ve bin mikdârı Y 397b askeri ve kırk bin re‘âyâsı var. Kâyimmakâmı Kemâleddîn bin deve yükü me’kûlât ve altı bin asker ile bizim askere munsab oldu. Andan yine Nîl kenârınca ol gün ol gece ılgar ile on yedi sâ‘at gidüp ale's-sabâh,
EÇS X Y397b
Nîl'in şarkında şekl-i müseddes binâ-yı kadîmdir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm imiş. Kal‘ada yedi yüz kamışlı hâne ve yedi câmi‘ var, gayrılar harâbdır. Cümle halkı Şâfi‘iyyü'l-mezheb sâlih ü musallî kimesnelerdir. Bunda Hüseyin Beğ hudûdu tamâm olup bundan ileri Fûncistân meliki dâbiri ya‘nî defterdârı hükmündedir. Bu Sindî'nin çârsû-yı bâzârında ve mahzenlerinde fîl dişi ve gergerdân boynuzu ve keler derisi ve âbnûs ağacı dağlar gibi bâzâr yerinde pâymâl-i rimâl olup bî-kıymet yatır.
EÇS X Y397b
Bu kal‘a hâkimi Kan Alî bin deve yükü zahîre ve iki bin asker ile azm-i râh etdi. Ammâ el-azametullâh bir cemapur askeri-misâl bir cem‘iyyet-i kebîr olduk kim deşt-i hâmûnu zâğî ve Zengî askeri tutardı.
EÇS X Y397b
Ve deve kösleri ve asker feryâdı evce peyveste olup kan hâkimler hakîre su’âl edüp,
EÇS X Y397b
"Kayser-i Rûmlar bu kadar askere mâlik midir?" deyü su’âl ederlerdi. Hakîr cevâb verüp eyitdim ki:
EÇS X Y397b
"Bu kadar deve ve bu kadar uryân askerimiz yokdur. Lâkin âl-i Osmân deryâ-misâl top u tüfengli pâk askerdir" dedim. Anlar eyitdi:
EÇS X Y397b
"Hele Kan Hüseyin Beğ askerine varalım, deryâ-misâl askeri anda gör" dediler. Ammâ bunların asker ta‘bîr etdikleri uryân ve cigeri büryân, elinde ve dilinde bir dilim nân tenâvül ederek kara nahır gibi gürûh gürûh ve sürü sürü ol şiddet-i hârda sürünerek, benterleri ya‘nî yüzbaşıları bunların başına götüne fîl sikleri urarak götürürler. Ol kadar za‘îf ü nahîf kavmdir kim derilerinden üstühânları zâhirdir, ammâ eyle çâpükdürler kim ceyrâna emân vermeyüp yetişir. Bu asker ile bir gün gidüp,
EÇS X Y397b–Y398a
Bilâ-nihâye bir sahrâ-yı bî-pâyân ve nebâtâtlı ve mahsûldâr sahrâdır. Bunda meks olup hayme ve hargâhları kuruldu, ammâ kara çadır ve ihrâm çadır cihânı dutdu. Anı gördük: Vakt-i asırda cânib-i garbdan niçe bin alem zâhir olup âheste âheste bizim askere karîb oldular. Meğer Berberistân meliki Şâfi‘iyyü'l-mezhebdir, kırk bin asker-i zâğî ve yüz bin cemel-i bâğî ile Hüseyin Kan'ın imdâdına gidermiş. Vakt-i asrdan askerinin önü ubûr etmeğe başlayup mâh-tâbda nısfu'l-leyle dek ancak nihâyet bulup bizim askerin mukâbelesinde bir buhayre-i lezîz kenârında meks edüp bizimle gelen kal‘a kanları atlarına süvâr olup hakîr dahi ma‘an Berberistân meliklerine Y 398a istikbâle vardık.
EÇS X Y398a
Bir kara şâl çadır içre beş on meşin yasdıkları ve siyâh kilimler ile ârâste olmuş. Bizi melik gördükde ta‘zîm edüp ayağa kalkup ta‘zîm edüp yer gösterdi. Der-akab mâ-hazar deve etleri ve hûrmâ ve darı ekmeği getürüp haymesi önünde neft [ü] katrân yakup mâh-tâbda dahi mâh tâbân oldu.
EÇS X Y398a
Ba‘de't-ta‘âm ellerin yaykamayup birer makramaya silindiler. Beyâz sâde geymiş, başı açık, geysûları cîm-ender-cîm örülmüş bir yüzü münevver âdemdir. Ammâ Berberî mahbûbları siyâh-çerde huddâmları var kim sübhâne'l-hallâk. Ba‘dehu hûrmâ bekmezi şerbeti getirdiler, ağac kâselerden nûş etdik. Ammâ safî bahârlı şerbetdir. Kendi elindeki kâseyi hakîre verüp biz dahi ta‘zîm ile elinden alup nûş etdikde bizim ahvâlimiz refîklerimiz olan kanlardan su’âl etdi. Anlar dahi,
EÇS X Y398a
"Mısır vezîrinden Fûncistân melikine gider" dediklerinde,
EÇS X Y398a
"Hiç bu Fûncistân'a Mısır vezîrinden beyâz âdem geldiği yokdur. Bu âdem sizin müsâfirinizdir. Bir hoş ta‘zîm edüp Fûncistân melikine vâsıl edelim" deyüp andan kalkup yine haymelerimize geldik. Vakt-i seherde tarafeynden köslere turreler urulup andan kâmil bir gün bir gece mezkûr sahrâda yatup Nîl'den ba‘îd giderek üçüncü gün yine Nîl kenârına varup,