EÇS X Y398a
Nîl'in cânib-i şarkında Şeddâdî tula-binâ bir kal‘a-i zîbâdır. Fûncistân melikinin dâbiri hâkimdir ve dâbirin tahtıdır. Gâyet ma‘mûr u müzeyyen şehirdir. On yedi bin siyâh-çerde askere ve iki Q 317b kerre yüz bin Zengî ve Berberî ve Fûncî re‘âyâya mâlikdir. Ve cümlesi mezheb-i Şâfi‘îde mü’minlerdir. Ve yedi câmi‘leri ve kırk aded zâviyeleri ve hân u P 314b hammâm ve yedi vekâlesi ve altı yüz dükkânı ve mekteb-i sıbyânı ve sebîlleri vardır. Ammâ Arabistân tarzı ve Rûm binâları gibi değildir ve ol zîb ü zînet yokdur, ancak halkına göre binâları var. Câ-be-câ bâğ u bâğçeleri var, ammâ bostânları gâyet çokdur. Ve şiddet-i hârdan âdem beyninden pişer. Ve cümle halkı tüccârdır. Kaçan bir diyâra gitseler, bâr [u] büngâhların ve zâd-ı râhilelerin deveye ve fîle yükledirler.
EÇS X Y398a
Ve bu şehrin kıblesi poyraz rûzgârı üzredir, kıbleye teveccüh olundukda güneş sağ omuz tarafından tulû‘ eder. Ve Habeş ile bu şehrin mâbeyni poyraz cânibine yigirmi konakda varılır. Bu vilâyet Habeş'den ileri hatt-ı istivâ tarafına düşmüşdür.
EÇS X Y398a–Y398b
Ve bu Vârdân kal‘asının Nîl aşırısı garb cânibidir. Gâyet mahûf u muhâtara yerler imiş. Benî âdemden amâr yok bir çöl çölistân ve berr [ü] beyâbân sahrâ-yı hâmûn imiş. Fîli Y 398b kapup havâya götürür ukkâb kuşları ve fîl ü gergerdân ve kepçe kuyruk hayvânları var imiş. Ammâ ba‘zı fedâyî ve tüvânâ yigitler bu Vârdân kal‘asından bu cânibe ubûr edüp kemîngâhlarda kemend-bendler ile ve harbe ve gûnâ-gûn fendler ile pîl ü gergerdân ve gayrı hayvân sayd [u] şikâr ederlermiş.
EÇS X Y398b
Bu Vârdân hâkimi dahi iki bin deve yükü zahâyir ve on bin asâkir-i bahâdır ile bizim askere mahlût olup azamet-i Hudâ bî-had ü bî-pâyân benî âdem hayvân olup haşerât-ı arzın girîv [ü] feryâdından kös ve kebürge ve makrafaların zemzemesinden dağ u taş ra‘dvâr sıyd [u] sadâ verirdi. Bu hâl üzre berr ü beyâbânda aslâ meks etmeyüp mâ’-i cârî gibi cereyân ederek üç gün üç gece giderek bî-tâb u bî-mecâl olarak sâhil-i Nîl'de,
EÇS X Y398b
Fûncistân meliki dâbiri hükmündedir. Cümle askerimiz ile bunda tınâb tınâba meks edüp ale's-sabâh sahrânın cânib-i şarkîsi nihâyetinde bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu. Meğer Kör Hüseyin Kan'ın ordusu anda muntazır imiş. Bizim asker ile zahîre geldiğin istimâ‘ edüp safâlarından sadâ-yı tekbîre rehâ verdiler. Hemân bizimle gelen kal‘a hâkimleri bâr [u] büngâhların bırağup salt ileri hecînler ile ılgara hâzır oldular.
EÇS X Y398b
Hemân hakîr de mektûbları alup anlar ile ılgar edüp bu hâmûn içre üç sâ‘at gidüp bir âdem deryâsı ve deve gavgâsı içine düşüp kara çadır ve ihrâm derim ile mezkûr sahrâ pür olmuş. Ve bilâ-had ve lâ-nihâye harbe ve oklu ve yaylı zemberekli ve kemân küreli(?) ve sapan ve mızraklı kavmin hisâbın Hudâ bilür.
EÇS X Y398b
Bunları ubûr ederek bir gûne asker içine girdik kim ol şiddet-i hârda başlarının râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Cümle zebât yağı sürünmüşler, esmerü'l-levn şîrîn çehre kavimdir. Meğer Kırmanka meliki yüz bin asker ile imdâda gelmiş, kara çadırları cihânı dutmuş.
EÇS X Y398b
Anları dahi ubûr edüp bir gûne asker içine girdik, câ-be-câ Osmânlı çadırına ve Mısır askerine müşâbeheti var. Âdemler ve hayme ve hargâhlar ve bâr [u] büngâhlar ve göçer evli Urbâna benzer derim çadırların görüp safâ etdik.
EÇS X Y398b–Y399a
Dahi ileri varup iki bin mikdârı gûnâ-gûn alaca çadırlar ve cerge ve otak-ı nühtâklar ve altun toplu serâperde ve nâmûsiyyeler nümâyân olup şiddet-i hârda şems-i tâbâna karşu her mutallâ toplar şa‘şa‘asından gözlerimiz hîrelendi. Meğer Hüseyin Kan'ın otağı imiş. Cümle kal‘a kanları ile otağa varup cümleden evvel hakîr tekaddüm edüp bî-pâk ü bî-pervâ mü’eddebâne reftâr ederek vardıkda tâ otak Y 399a kapusuna istikbâle çıkup ba‘de'l-musâfaha temellükâne hakîr ta‘zîm ederek dest-ber-dest alup zânû-be-zânû oturup lisân-ı fasîh Rûmca "Safâ geldin, hoş geldin" dedikde cânım yerine geldi. Meğer fasîh Türkçe bilirmiş. Zîrâ İsvân yanında Kelâfîş Urbânı kabîlesinden imiş. Hâl hâtır soruşup hakîr eyitdim: "Gazânız mübârek ola" dedim. Vâfir sürûr hâsıl edüp çay ve bâdyân getirüp birer filcân nûş etdükde destûr olup bizimle gelen kal‘a kanları birer birer dest-bûs etdiler. İbtidâ Berberistân meliki geldikde ana hayli tevkîr ü ihtirâm edüp sağ cânibine aldı. Andan Fûnc pâdişâhının dâbiri dest-bûs etdi. Andan kânûnları üzre buluşup,
EÇS X Y399a
"Tîz ağırlıklarınız gelsün, askere zahîre verüp inşâallâhu ta‘âlâ ale's-sabâh düşmen üzerine azîmet edelim" dedi. Ve hakîre hitâb edüp,
EÇS X Y399a
"Gazâya sizi dahi götürürüz. Hayr-mukaddem, safâ geldin" dedi.
EÇS X Y399a
Hemân hakîr Mısır vezîri mektûbun ve Circe ve Der ve İbrîm ve Sây a‘yânlarının mektûbların verüp Fûnc dâbiri lisân-ı belîğ ile Arabî mektûblar kırâ’at etdikde mefhûmu ma‘lûmları olup derhâl ayağ üzre kalkup elim bûs etmek murâd etdiğinde rızâ vermedim. Hemân sâ‘at kethudâsına fermân etdi kim bir hayme tehniye etdiler.
EÇS X Y399a
Ve cemî‘i levâzımâtları ta‘yîn eyleyüp kendü dâyiresinde meks etdik. Elinde bir şemâme anber var imiş, hakîre verdi. Bu kemterin dahi koynunda bir şerbetî musanna‘ zerdûz Kaya Sultân makramasi var idi, anı verdim. Fi'l-hâl başında geysûlarına bağlayup taylesân-ı Muhammedî-vâr sarkıtdı.
EÇS X Y399a
"İnşâallâh yümndür. Rûm hedâyâsına mâlik olduk, seyecî’ü mâl-ı ganâyime mâlik olup mansûr u muzaffer oluruz", deyüp hakîr kalkup haymelerine gitdim. Bir sâ‘at istirâhat edüp cümle asker ile bizim huddâmlarımız gelüp haymelerimiz kurdular.
EÇS X Y399a
Vakt-i asrda gördüm, Hüseyin Beğ haymemize gelüp bizi hâkden ref‘ etdi. Hemân hakîr ba‘zı mâhazar nakliyyât ve zülbiyyât makûlesi ve şeker lokum getirüp bir kâse mümessek anber şerbeti nûş edüp safâ etdi. Ba‘dehu Q 318a P 315a gidecek mahalde huzûruna bir tob sof ve iki Dimyât alacası ve iki kavanoz mümessek reybâs şerbeti hedâyâ verdiğimizden gâyet memnûn oldu ve sâyebânına gitdi. Ve cemî‘i gelen zahâyirleri askerine tevzî‘ edüp vakt-i gurûbda asker-i bî-pâyân içinden bir ün ve gırîv ü feryâd kopdu kim hakîrin yüreği kopdu. Meğer gülbâng çekerlermiş. Nısfu'l-leylde kösleri çalup cümle haymeleri bozup âmâde oldular.
EÇS X Y399a–Y399b
Vakt-i sabâh ki oldu nefîr ü makrafa ve kösler Y 399b çalınup azm-i râh etdiler.
EÇS X Y399b
Ol mahalde hakîri çağırup bir Mahmûdî fîle süvâr olmuş. Hakîri fîle süvâr olmağa teklîf etdükde,
EÇS X Y399b
"Vallâhi dahi fîle binmemişim" dedükde fîl derisinden örülmüş nerdübânı sarkıdup ta‘avvüz tilâvet ederek zahr-ı fîlde olan kasr-ı serî‘a çıkup zânû-be-zânû meks edüp azm-i râh eyledik.
EÇS X Y399b
Niçe Berberistân melikin ve Fûncistân dâbirin ve'l-hâsıl fîl üzre on üç âdemi da‘vet edüp müstevfâ zânû-be-zânû oturup fîl zahrında tahte'l-kahve tenâvül ederek menzil kat‘ ederdik. Ammâ bu fîl eyle yürürdü kim elimizde çay ve bâdyân aslâ dökülmezdi. Ve eyle yürürdü kim niçe bin fîller ve atlar anın pâyine hem-pâ olmazlardı.
EÇS X Y399b
Ba‘de't-ta‘âm gayrı fîller üzre süvâr olan firdilânları ya‘nî hânende ve sâzendeleri fîl başı berâber getirüp bir gûne çâr-gûşe rebâb ve bir halkaya iki yüz demir halka geçmiş kıvış kıvış sadâ verir ve yine kamışdan gûnâ-gûn mizmerâtlara âheng olur hûb u hazîn ve hoş-elhân Fûncî hânende Baykara fasılları ederek tayy-i merâhil ederdik. Ammâ el-azametullâh dağı taşı ve hâmûn-ı kâşî Urbân ve bu kadar ibâdullâh pür edüp saf saf ve mevc mevc alay alay gürûh gürûh enbûh gibi giderlerdi. Ve niçe bin fîl üzre âlât-ı silâh ve üç yüz mikdârı mancınık ve altı pâre şâhî tuc top ve niçe bin fîl kemiğinden toplar ve niçe kerre yüz bin develer üzre mühimmâtlar ve harsüvâr ve pîlsüvâr ve hımâr-süvâr benî âdem'in hisâbın Cenâb-ı Bârî bilür. Ve piyâde kavmin hadd [ü] hasrına nihâyet yok idi. Bu hâl üzre,
EÇS X Y399b
Nîl içinde bir cezîre-i azîmde tûbdan şekl-i murabba‘ bir kal‘adır. Hâkimi Fûncistân meliki tarafından Hüseyin Şâ(?)'dır. İki bin askere yigirmi bin re‘âyâ-yı Zengîye mâlikdir. Kal‘ada bir câmi‘i var.
EÇS X Y399b
Bu kal‘a mukâbelesinde meks olup kal‘a hâkimi beş yüz deve yükü zahîre getürüp ale's-sabâh on bin asker-i Urbân askeri getirüp andan azm-i râh etdükde Hüseyin Kan tarafından hakîre bir fîl hedâyâ getirdiler. Üstünde kasriyle ve huddâmları ile gelüp süvâr olduk. Huddâmlarımız ile kasr-ı Seriyye içinde zevk [u] safâ etdik ve şiddet-i hârdan halâs olduk ve dâ’imâ üzerinde ibâdet edüp istirâhat ederdik. Bu hâl üzre yine cânib-i cenûba Nîl kenârınca tokuz sâ‘at gidüp,
EÇS X Y399b–Y400a
Şeyh Şükrâvî hazretleri bunda medfûn olduğıyçün kal‘a-i Şükrâvî derler. Nîl'in şarkında ve tûbdan bir kal‘a-i metîndir. Fûnc hükmünde elli bin re‘âyâya mâlikdir. Bir câmi‘i var. Bundan dahi zahâyir Y 400a ve imdâd gelüp andan ale's-sabâh yine Nîl sâhilince on sâ‘at tay edüp,
EÇS X Y400a
Cânib-i şarkda tula-binâdır. Câmi‘i ve esvâk-ı muhtasarı ve bozahâneler vardır. Altmış bin re‘âyâ ve bin kal‘a kulu vardır, derler. Andan dahi imdâd me’kûlât gelüp yine cenûba Nîl kenârınca ol şiddet-i hârda gidüp on birinci sâ‘atde,
EÇS X Y400a
Cânib-i garbda ve Fûnc hükmünde metîn ü müstahkem tûbdan bir kal‘a ve bir tûbdan mebnî câmi‘i ve kadısı ve birkaç kahve ve bozahânesi vardır. Bu kal‘anın mukâbelesinde,
EÇS X Y400a
Şarkda ve tûb-binâdır. Bir câmi‘i minâresizdir. Hâkimi Nâsır ibn Tumbul'dur. Tumbul bir kavm-i azîmin ismidir.
EÇS X Y400a
Bunu temâşâ edüp yine cânib-i garba Meşşu tarafına ubûr edüp anda cilcâleler asker içinde nidâ edüp üç gün üç gece meks olunup cümle askere âlât-ı silâhlar tevzî‘ olunup cenge âmâde oldular. Dördüncü gün azametullâh asker-i bî-şümâr ile cânib-i garba yedi sâ‘at gidüp,
EÇS X Y400a
Kenârında meks olunup bu âb-ı buhayreden niçe kerre yüz bin deve yükü su alınup ale's-sabâh azm-i râh edüp netîce-i kelâm iki gün üç gece kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek,
EÇS X Y400a
Sahrâ-yı İdrîs'in şarkî tarafında çetâçet kat-ender-kat bir yerde mazbût konulup ol gece cânib-i erba‘aya karavullar koyup vakt-i sabâhda cümle ağırlık menzil yerinde kalup cümle cengâver asâkir-i dilâver ile mütevekkilen alallâh deyüp ceng fîlleri ile mancınık ve topları ileri koyup azm-i cânib-i düşmen etdiler.
EÇS X Y400a–Y400b
Hakîr dahi Hüseyin Kan yanında Feth-i şerîf tilâvet ederek mezkûr sahrâ-yı bî-pâyân içre dörd sâ‘at gidüp sahrânın cânib-i garbında tağı ve taşı dutmuş bir kara deryâ asker nümâyân oldu. Meğer bu kavm-i şûm vilâyet-i Fûncistân'a tâbi‘ Hardikan nâm âteş-perest kâfir melikinin vilâyeti ve askeri imiş. Hemân anlar bizim askerimiz görünce bî-pâk ü bî-pervâ deryâ-misâl kefere vü fecere cünd-i cünübiyle dağlardan nüzûl edüp bizim askere karşu gelmede. Ammâ bizim asker beri tarafda ber-karâr durmada. Tâ ki küffâr askeri dağlardan ayrılup sahrâya çıkup bize bir top menzili kaldukda cüyûş-ı muvahhidîn cûş [u] hurûşa gelüp bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup at ve pîl ve hecîn üzre eyle hücûm eylediler kim gûyâ mûr [u] mârlar lâşeye seğirdir. Yedi koldan asker-i İslâm hamle eyleyüp mancınık topları atılup iki asker birbirine katılup hulasa-i kelâm bu bâzâr-ı cengde kâmil germâ-germ yedi sâ‘at-i nücûmî bir ceng-i perhâş savaş Y 400b oldu kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Vakt-i asrda,