EÇS X Y409a
Bundan dahi hareket Q 322b edüp P 319b Nîl kenârınca sekiz sâ‘atde,
EÇS X Y409a
Şark cânibinde haşebden kal‘a ve bir câmi‘ ve altı yüz kamışdan ve tûbdan büyûtlardır. Anı ubûr edüp beş sâ‘atde,
EÇS X Y409a
Hadd-i Fûnc'dur. Kal‘ası cümle azîm santa ağaclarındandır, içi rıhtım dolma çimli toprakdır. Bir kapusu ve bir câmi‘i ve iki yüz külbe-i ahzânlı büyûtları var. Bundan ale's-sabâh on sâ‘atde,
EÇS X Y409a
Evsâf-ı şehr-i azîm ve kâr-ı kadîm kal‘a-i Arbacı
EÇS X Y409a–Y409b
Nîl'in cânib-i şarkında bir vâsi‘ fezâda ve nebâtât alefzârlı mahsûldâr dâr-ı diyârda binâ olunmuş bir şîrîn şehirdir. Kal‘ası dıraht-ı müntehâlardandır, birbirlerine yine haşebler ile bend edüp için çamur ve darı sapıyla ve çim ile rıhtım edüp dolma dîvârlı tuladan metîn kal‘adır. Zîrâ bu diyârda binâlar içinde iki bin üç bin yıllık ağaclar vardır, aslâ çürümemişdir. Âsî hûrmâ ve santa ve etle ve sac ve zakkûm [ve] sindiyân gibi böyle ağaclardan binâ olunmuşdur. Ve şekli dörd köşeden tûlânî ve dâyiren-mâdâr bin adımdır. Ve içinde yedi yüz kamışdan ve çalaşdan evleri var. Ve bir câmi‘i var, şarka nâzır bir kapusunun kanatları Y 409b âsî hûrmâ ağacındandır. Cümle evleri tûb-binâdır, zerre-misâl bu şehirde taşdan alâmet yokdur. Taşra varoşda üç bin hasır ve kamış ve tûbdan evler ve yedi câmi‘ ve on bir boza dükkânı var. Gayrı amâristândan minâre ve hân [u] hammâm ve sebîl ve medrese ve bâğ u bâğçe yokdur, ammâ bostân çokdur.
EÇS X Y409b
Ve bu şehirde mukaddemâ Fûncistân melikinin vezîri Kan Pîr sâkin imiş. Hâlâ Fûncistân melikinin karındaşı Kan Cercîs sâkindir. Kırk bin askere, altı kerre yüz bin re‘âyâ Berâbire kavmine mâlik bir halîm ü selîm kimesnedir. Şeref-i sohbetleri ile müşerref olup hakîr kanı Kör Hüseyin Beğ'in Firdâniye gazâsından aldığı mâl-ı ganâyimden Berbere meliki kadısı hedâyâları teslîm edüp,
EÇS X Y409b
"Hüseyin Kan size selâm eyledi" dedikde gazâ ahvâlin su’âl edüp mâ-vaka‘ üzre nakl etdiklerinde secde-i şükr etdi. Ve Berberistân melikinin dahi pîşkeşlerin getirüp safâ etdi. Bu mahalde hakîr dahi bir kavanoz mümessek eşribe-i hummâs ve bir makrama ve don ve gömlek verdim, vâfir haz etdi. Ammâ gâyet bülhe ya‘nî oğuz âdem.
EÇS X Y409b
Bu Kan Cercîs ile ibtidâ mülâkat olduğumuz mahalde tevâbi‘lerimiz ile bizi görünce kalkup bir köşede gizlendi ve tercümânı çağırup,
EÇS X Y409b
"Mısır vezîrinden karındaşınız sultân-ı Fûnc'a giderler" dedi.
EÇS X Y409b
"Ya bunlar niçün böyle beyâz çiğdir, bizim gibi kakan değildir?" deyü su’âl etdi. Tercümân hakîre eyitdi:
EÇS X Y409b
"Kan Cercîs buyururlar kim bunlar niçün böyle akdır? Yoksa yüzlerinin derisin yüzenlerden şikâyete mi geldiler? Bunları böyle beyâz çiğ edenin hakkından gelüp bunların hakkı hak olsun, dedi", deyü tercümân hakîre bu kelimât-ı eblehi nakl edince hakîr âlem-i hayretde kalup,
EÇS X Y409b
"Hayfâ vü dirîğ, başıma türâb-ı rîğ kim on sekiz pâdişâhlık ve krallık yerleri geşt [ü] güzâr ederek bu diyâra düşerdik ve böyle kelimâtlar istimâ‘ etdim. Ammâ yine kendi talebimle oldu" deyü hamd edüp kelimâta âgâze etdim, tercümâna eyitdim:
EÇS X Y409b–Y410a
"Biz Mekke ve Medîne sultânı mevlânâ mülûkü'l-Arab ve'l-Acem ve'r-Rûm Kostantıniyye kayseri Sultân Mehemmed Hân'ın kullarındanız ve anın hükmündeki türâbda sâkiniz. Bi-emrillâhi ta‘âlâ ol diyârlarda âdetullâh bunun üstüne cârîdir kim ol diyârların kavmi bizim gibi beyâz ola. Ve bu sizin Fûncistân ve Berberistân ve Sûdân ve Bağanıskı ve'l-hâsıl bu cezîre-i Mısır içinde olan halk Hazret-i Nûh oğlu Hâm evlâdlarındandır, cümle sizin gibi yüzleri gözleri ve sözleri bile böyle karadır. Allâhu Rabbü'l-âlemîn sizi böyle siyâh, bizi böyle beyâz halk etdi. Yohsa bizim yüzümüz derisin kimse yüzümedi. Eyle olsa (ve) yüzümüzden kan cereyân Y 410a ederdi. Yohsa biz şikâyete gelmedik. Yüzümüz dü-cihânda ak eden Hak'dır, Hak'dan hakkı kim alıvermeğe kâdirdir?" deyü vâ‘ızâne böyle kelimâtlar edüp tercümân bir bir Kan Cercîs-i nâ-cinse bir bir takrîr edince
EÇS X Y410a
"İllallâ illallâ" deyü hayretde kalup ta‘accüb ederek yanında olan bir alay zâğî ve rû-dağî(?) âdemlerine hitâb edüp,
EÇS X Y410a
"Siz bunların gibi pişmemiş çiğ âdemler gördünüz mü?" deyü su’âl etdi.
EÇS X Y410a
Hele anda Mısır'a ve Gazze'ye dek seyâhat etmiş Berberî âdemi var idi, hemân ol feth-i kelâm edüp,
EÇS X Y410a
"Zâdekellâhu ömrek yâ Kan Cercîs. Ben Mısır kavmin böyle pişmemiş çiğ kavm gördüm. Zîrâ ol diyârda böyle şiddet-i hârlı şems olmaz, anıniçün çiğ kalırlar" deyince hakîrin aklı başından gitdi.
EÇS X Y410a
"Şimdi bu dîvâne kendi bizim cümlemiz uryân edüp, 'Bizim güneşe kon, birkaç günde pişsin', derse cızbız kebâbı gibi pişeriz. İlâhî sana sığınırım", deyüp ta‘avvüzler ve Yâ Hafîz esmâlarına müdâvemet etdim.
EÇS X Y410a
Hamd-i Hudâ ol gûne bed hareket etmedi. Ammâ yerinden kalkup hakîre doğru gelince bu fakîr dahi kıyâma gelüp sâbit-kadem durdum, ammâ gözlerim huddâmlarımdadır, anlar dahi âlât-ı silâhlarındadır. Derhâl yanıma musâhibleriyle gelüp,
EÇS X Y410a
"Görelim ne gûne tarz üzre esvâb geyer?" deyü kuşağım çözdürmeğe ibrâm [u] ilhâh edüp,
EÇS X Y410a
"Görelim vücûdun dahi böyle yüzün gibi çiğ midir? Görelim" dedi. Hemân bu vehhâm hakîrin dibelek aklı perîşân olup iki kollarım merâfıklarıma dek açup gösterdim. Yine anınla kanâ‘at etmeyüp,
EÇS X Y410a
"Elbette kuşağın çöz, esbâb u vücûdun görelim" deyü teklîf-i mâlâ-yutâklar etdikçe cân başıma sıçrayup hiddete gelüp hakîr gazab-âlûd olurdum. Akl-ı kâsıra bu hutûr ederdi kim,
EÇS X Y410a
"Elbette bunlar bizi uryân edüp güneşde pişirirler" deyü havf Q 323a P 320a ederdim ve,
EÇS X Y410a
Derhâl bizimle Donkola'dan gelen Habeşli cebertî âdemleri,
EÇS X Y410a
"Yâ Kan Cercîs, bunlar Rûm kavmidir, bunlar böyle kelimâtları ve böyle evzâ‘ [u] etvâr teklîfleri görmemişler ve işitmemişlerdir. Bunlar(a), ‘Siz kuşağınız çöz, esbâblarınız alup sizi uryân edüp cümle mâl [ü] menâliniz gâret edelim, derler’ deyü zann ederler. İşte pür-silâh tevâbi‘leri bellerinde üçer dörder bundukları var, şimdi Arbacı şehrinde bir kılıc bâzârı olur, sonra karındaşın Melik Kakan'a ne cevâb verirsin?" dedükde varup yerine oturup tebessüm ederek bizi yanına kığırdı.
EÇS X Y410a
Hakîr sehl istiğnâ etdim. Yüz bin ricâ ile zânû-be-zânû meks edüp ba‘zı kelimâtlar etdi ve özür dileyüp,
EÇS X Y410a–Y410b
"Müddet-i medîd-i ömr içre bu diyârda sizin Y 410b gibi çiğ âdem gördüğümüz yokdur. Anıniçün görelim deyü ricâ eyledik. Yohsa hâşâ ve kellâ bizim size kasdımız ola", deyü yerinden kalkup destimiz bûs etmek ister.
EÇS X Y410b
"Ammâ başınızda şaşınız ya‘nî sarığınız bozun, görelim", dedi.
EÇS X Y410b
Bildim ki bu âdemde cünûn alâmeti vardır. Deli ile hem-celîs ü hem-enîs olmak dîvânelikdendir, deyüp,
EÇS X Y410b
"Bizim başımızda destârımız böyle dırâz olduğunun aslı biz mücâhidün fî-sebîlillâhız. Şehîd olduğumuzda bununla sarup defn ederler. Alâmet-i Muhammedîdir ve ırz [u] vakâr-ı Ahmedîdir. Bunu âdemin başından bozan ırzın bozmakdır. Hâlâ başımızda böyle alâmetdir" deyü destârımız bozmayup böyle cevâb verdim.
EÇS X Y410b
Derhâl meşin yasdığı ardından altı şemâme beyâz amber çıkarup ihsân etdi. Ve bir tobra ûd-i mâverdî ve iki tobra akîk-i yemenî ve mercân cevz-i bevvâ kadar iri habbeleri verdi. Ve iki siyâh bâkire kızlar ve sekiz esmerü'l-vech gulâmlar verdi. Hakîr dahi ana bâr-ı azîm def‘iyçün bir fîl verdim. Gâyet memnûn oldu, ammâ hakîr andan ziyâde mesrûr oldum. Zîrâ bu fîller her gün yüzer deve yükü alef yerlerdi ve nehr-i Nîl'in gûyâ nısfın nûş ederlerdi.
EÇS X Y410b
Andan üçüncü gün kendüsiyle vedâlaşup hedâyâ askeriyle yine Nîl kenârınca Fûncistân'a azîmet etdik. Ol gün on iki sâ‘at gidüp,
EÇS X Y410b
Nîl'in garbında şekl-i müdevver tûbdan bir kal‘a ve bir câmi‘ ve altı yüz tûb ve çalaş u balaş evleri vardır. Hikmet-i Hudâ hâkimi Rûmlu Kara Alî Çelebi, Tophâne'de bir Habeşe câriyesinden tevellüd etmiş bir fasîh ü yârândan bir nazîf çelebi âdem, Habeş'den Zeyla‘'a giderken âlem-i sabâvetinde bu Fûnc'a esîr olup elli yıldan berü halâs mümkin olmayup ehl [ü] iyâl sâhibi olmuş bir halûk ve halvü'l-kelâm âşık-ı şeydâ cân idi.
EÇS X Y410b
Ba‘dehu şehrin câmi‘ ve hafta bâzârı olan yerleri ve bozahânelerinde hânende ve sâzendeleri seyr [ü] temâşâ edüp şehrinden taşra besâtînlerde kavun ve karpuz faslı etmeğe reftâr ederek gitdik.