EÇS X Y410b–Y411a
Bu hakîr seyyâh-ı âlem ve nedîm-i benî âdem Evliyâ-i Gülşenî aktâr-ı âlemi geşt ü güzâr ve seyr [ü] temâşâ-yı şehr ü diyâr ederek hıtta-i esved ya‘nî karalar diyârında Sûdân diyârının şehirlerinden bu şehr-i Itşân nâm mahalle vaz‘-ı kadem ve şehrini seyr [ü] temâşâ etmeğe bezl-i himem edüp ârifâne bu şehr-i mezbûrun kûçe ve bâzârını zâyir ü sâyir olduğumuzdan sonra mezkûr bostânda battîh faslı ederken memâliklerimizden Kâzım ve Sührâb ber-pâ durup cânib-i erba‘aya nigerân idiler. Zîrâ bir ân dîdebân ve nigâhbânsız olmazdım, zîrâ İbrîm ve Sây şehrinde eyle vasıyyet etdiler. Hemân mezbûr gulâmlar, Y 411a
EÇS X Y411a
"Ağa iki âdem nümâyân oldu, ammâ bilmem niye süvâr olmuşlar, bu cânibe gelmek üzredirler", deyü cevâb etdikde,
EÇS X Y411a
"Yine silâhlarınız ile mukayyed olun", deyüp karpuz yemeğe meşgûl oldum.
EÇS X Y411a
İşte geldiler, ikisi de beyâz âdemlerdir, ammâ süvâr oldukları hayvânları aslâ gördüğümüz yokdur, deyince hemân bir nefîr-i Bektaşî zemzemesi sadâsı gelüp hakîr ayağ üzre kalkup bu cânlara nazar etdim. Gördüm ki abdâlân-ı Bektaşiyândan iki kalender-simâ ve iki zarîf zinde tüvânâ ve ârifân u âşıkân-ı Hudâ karşudan nümâyân olup yakın oldukça sûra rehâ buldurup makâm-ı mu‘aşşerde(?) zemzemeler edüp ferah sûrların çalarak yanıma gelüp ba‘dehü's-selâm süvâr olduğu dâbbelerden nüzûl edüp birbirlerimiz ile öpüşüp görüşüp licâm-ı dâbbeleri ellerinde iken oturdular. Hemân hakîr,
EÇS X Y411a
"Bire gulâmlar, şu âşıkların ellerinden hayvânların alup gezdirin". Anlar eyitdi:
EÇS X Y411a
"Hayır, bu hayvânlar zî-rûh kısmından cânı ve kanı çıkmış hayvân eti tenâvül eden âdemin yanına varmazlar. Ve eyle âdemler dahi yanlarına gelemezler" deyü cevâb etdi. Ya, deyü ta‘accüb etdim.
EÇS X Y411a
Rûm'da vüzerâların dâbbetü'l-arz-misâl dîvân atları var kim gâyetü'l-gâye lahm-ı şahmı yerinde cesîm ü semîn atlar vardır, gûyâ eyle bir esb-i kebîrdir. Cildi sığın mûyludur, lâkin kulağı dibinden ve zahrından dümmüne dek bir siyâh râdde serâmed mûyları vardır. Başı yine at başı gibidir. Gözleri elma gibi taşrada, müdevver ü mükahhal gözleri vardır. Ve at gibi iki kulakları var, ammâ kamışı mevzûn gûş-ı hûşlardır. Ve alnında bir karnı vardır, dibi gâyet kalındır ve ucu sehl müdevverdir, kaddi beş karışdır. Gözlerinin yanlarında bınar yerinden tâ burnuna gelince yarıkdır, beri tarafından öte tarafı görünür.
EÇS X Y411a
Ve burnundan girüp çıkan rûzgâr mahalli başkadır. Burnu sommâkî burundur, kulakları vâsi‘dir, dişleri at dişi gibidir. Ammâ iki dişi birer yanında birer karış uzuv yerlerinden taşra çıkmışdır, ucları rumh-ı sinândan nişân verir. Gerdeni gâyet kasîrdir, ammâ omuzuyla ve dûşuyla berâber yekpâre bir gerden-i kûtehdir. Yelesi tâ yerde sürünür, büklüm ve büklüm fitîle fitîle olmuşdur. Perçem yerinde bir şâha var, perçemi yokdur. Q 323b P 320b Ve şikemi Husrevânî küp kadardır. Ve husseteyni yine at gibi. Ve çârpâsı câmûs-ı azîm pâları gibi amûd-vâr kısa ve kalın ve çatal tırnaklı ayaklardır.
EÇS X Y411a–Y411b
Ve kuyruğu dahi üç at kuyruğu gibi kalın büklüm ve büklüm mergûle ve mergûle sarılmış rakîk mûylu dümm-i nazîfdir. Ve ol kadar tüvânâdır kim pîli şâhasiyle urup boynuzunda kalırmış. Zîrâ boynuzu havâya nâzır münharifdir. Y 411b Ta‘akkul edüp lâşe-i fîli çıkaramayup âhir fîl yağı gözlerin a‘mâ edüp ekseriyyâ sebeb-i mevtleri oldur. Ne kuvvet-i gerden ne güclü pâyleri vardır kim bir fîl-i cesîmi gerdeni üzre şâhasında gezdire.
EÇS X Y411b
Ve birinin dahi merkebi bu gûne hayvân idi.
EÇS X Y411b
Lisân-ı Arab'da bagal-i berrî derler. Katırdan aslâ farkı yokdur, illâ kulakları dibinde boğum boğum iki siyâh ince boynuzları var, ucları nîşterden nişân verir, ve tırnakları çataldır. Mezâhib-i erba‘ada yenilmesi helâldir. Ve gâyet cüst [ü] çâpükdür, gûyâ ceyrândır. Ve iki senede bir vaz‘-ı haml edermiş, garîb temâşâdır.
EÇS X Y411b
Bu âşıklar bunları kendülere müsahhar edüp licâmlar urup zahrlarına palanlar urup binerlerdi. Bu hayvânları temâşâ edüp bu cânlar ile bostânda cân sohbetleri edüp cânımız tâze cân buldu. Ve mâhazar deve etimiz ve tavuğumuz bulunup hayru't-ta‘âm mâ hazar deyüp teklîf etdik. Anlar dahi,
EÇS X Y411b
"Hayır, biz cânlı kısmından yedi senedir kim fârigiz" deyü bükâ etdiler. Sebeb-i aslın su’âl edüp eyitdiler:
EÇS X Y411b
"Hindistân gemileri ile üç karındaş Hind'den Habeş'e giderken Portakal küffârları gemilerimiz alup üçümüzü dahi esîr eylediler ve gemi anbârı içre bizi habs etdiler. Hikmet-i Hudâ Hâlik-i kevneyn, bir karındaşımız merhûm olup na‘şın kebâb edüp bize yedirdiler. Kâmil bir ayda ol birâderimizi iki kişi tenâvül etdik. Bir aydan sonra hikmet-i Hudâ, bu bahr-i Okyûnûs'da gezerken bir telattum-ı deryâ bizi bir kenâra atup keştîmiz pâre pâre olup biz bir cebel-i âlîye firâr edüp bir âb-ı revânda gusl edüp ikişer rek‘at salât-i şükr kılup zî-rûh kısmı tenâvül etmeğe tevbe etdik. Sebebi oldur" deyü ağladılar.
EÇS X Y411b
"Ve ertesi gün bu hayvânlar bize gelüp üns ülfet etdiler, lisân-ı hâl ile bin dediler. Hâlâ yedi yıldan berü bu hayvânlar ile serserî gezeriz, bir selâmete çıkmadık. Kara Zengîler içinde kaldık, çiğ âdem deyü bizi masharalığa alırlar", deyü vâfir şikâyet üzre olup birez arpa ve darı ekmeği ve kavun ve karpuz tenâvül edüp sad şükr-i Hudâ etdiler. Meğer yedi ay imiş, hayvânları ile ot otlarlar imiş, ba‘zı zamân şehre girdikde ta‘âm vermeyüp risvây ederlermiş. Hakîr küstâhâne su’âl edüp,
EÇS X Y411b
"Ne (bir) bâğının gülünden ve ne diyârının hâk-i pâkinden ve ne nehrin âbından nûş edüp maskat-ı re’siniz ne diyârdır?", dedim.
EÇS X Y411b
"Diyâr-ı Rûm'da Konya kurbunda Lârende şehrindeniz", deyü cevâb etdiler. Hakîr eyitdim:
EÇS X Y411b
"Şehriniz görüp Hazret-i Mevlânâ vâlidesin câmi‘inde ziyâret eyledik. Ve Karamanoğlu Ya‘kûb ve İbrâhîm Beğ medrese-i ibret-nümâların seyr [ü] temâşâ etdim" dedikde haz etdiler. Hemân hakîr eyitdim:
EÇS X Y411b–Y412a
"Ey ihvân-ı Y 412a vefâ, eğer selâmete çıkmak isterseniz bu hakîrden bir kadem münfek olman, bizi refîkliğe kabûl eylen, sizi mu‘azzez ü mükerrem selâmetle bi-emrillâh Mısır diyârına çıkaram" dedikde dest-ber-dest olup hakîrden tecdîd-i bî‘at edüp birbirlerimize nânpâre verüp üçümüz dünyâ ve âhiret karındaşı olduk.
EÇS X Y412a
Bunlar ile bir hayli dahi tekellüm edüp eyle sevâhil-i bî-emânda abdâlân-ı Rûm görünce murg-ı cânıma inşirâh-ı sadr ve zevk-ı derûn hâsıl olup bostândan kalkup reftâr ederek Itşân kal‘asında konağımıza gelüp bunlara refîklerimiz yanında yer gösterdik. Yine sohbetleri ile müşerref olup ism-i şerîflerin su’âl etdim, biri Seyyid Ni‘metullâh ve biri Seyyid Cârullâh. Bunlara birer kat bulunan esbâblardan teklîf etdik.
EÇS X Y412a
"Hayır, biz bu zeyl-i [ziyy-i?] fukarâdan çıkmazız ve dünyâ cîfesin kabûl etmeziz" deyü herşeyden îbâ etdiler.
EÇS X Y412a
Gördüm ki ankâ-sıfât Kâf-ı kanâ‘atde âşiyân etmiş müstağnî cânlar. Hamd etdim, zîrâ evvelü'r-refîk sümme't-tarîk fehvâsınca Itşân'dan kalkup kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek şiddet-i hâr ve renc-i bî-şümâr çekerek on sâ‘atde,
EÇS X Y412a
Nîl'in cânib-i garbında haşebden kal‘adır ve evleri dahi haşebdir. Bir câmi‘-i muhtasarı var. Andan kalkup menâzil kat‘ ederek vakt-i zuhrda ve ol şiddet-i hârda ve yedinci sâ‘atde,
EÇS X Y412a
Nîl'in şarkında kal‘ası haşebdir ve câmi‘i ve gayrı imâreti dahi yokdur. Andan tokuz sâ‘atde Nîl kenârından ba‘îd gidüp,
EÇS X Y412a
Hâkimine Cündî Sevr derler, hâkimi ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i haşebdir ve cânib-i garbdadır. Kal‘a içinde bin aded haşebden ve tûbdan ve kamışdan Berberî evleri vardır. Bir câmi‘ var. Ammâ hûrmâsı olmaz, zemîni gâyet şûredir.
EÇS X Y412a
Bu kal‘adan ileri Fûnc pâdişâhına müjdeciler ve bizim âdemlerimiz gitdi. Ol gece cemî‘i hedâyâlarımız ve mektûblar ve nâmelerimiz hâzır edüp ale's-sabâh azm-i râh-ı Sennâr etdik.
EÇS X Y412a–Y412b
Vâlî-i Mısır olan efendimiz Kethudâ İbrâhîm Paşa'nın Fûncistân melikine verdiği bir sâde yelkendez atı bir gulâmımız yedeğine verdim. Ve bir atı sırmalı katîfe eğer ve dîvân rahtı ve palân reşmesiyle ve sırmalı münakkaş Mardin abâyisi ile bir gulâmımın yedeğine verdim. Ve on aded şerbet kâselerin bir kahve tepsisi içre zeyn etdim. Ve üç deste kemik gezli ve müzehheb gezli ve kücügen okların her destesin birer harîr makramaya sarup huddâmlarıma verdim. Ve üç pervâne yayların dahi birer harîr makramalara sarup birer huddâmıma verdim. Ve cemî‘i huddâmlarım pâk libâsları ile tezyîn edüp atları ve heccânları kezâlik müzeyyen eyleyüp her âdemim atbaşı berâber olup nâme ve mekâtîbleri Y 412b atlas kîse içinde bir münakkaş boğça içre önümüzce bir âdemimizde olup el üzre götürerek Nîl kenârınca altı sâ‘at gidüp anı gördük, Q 324a P 321a ileriden bir gubâr-ı siyâh evc-i semâya peyveste olup gelmede.
EÇS X Y412b
İki sâ‘atden anı gördük, niçe bin at-süvâr ve pîlsüvâr ve hecîn {ü hımâr}-süvâr âdemler istikbâle çıkup geldiler. Cümleden gerü Fûnc melikinin {vezîri} Kanfin bir beyâz fîl-i Mahmûdî'ye süvâr olup anlar fîl üzre hakîr hussân üzre ba‘de's-selâm hâl hâtır soruşup azm-i râh ederek bir sâ‘at dahi gidüp sâhil-i Nîl'de yetmiş seksen hayme [vü] hargâh nümâyân olup mutallâ topları şa‘şa‘asından dîde-bînâlar hîrelenirdi. [Vezîr] eyitdi:
EÇS X Y412b
"Bizzât sultân size istikbâle çıkdı, anda cenâbınıza muntazırlar" deyince aslâ tertîbimize halel vermeyüp yakın vardıkda cümle hedâyâları geri koyup Berberistân kadısı ile atbaşı berâber otağına varup andan tâ nâmûsiyye altında nüzûl edüp âdâb üzre iki destimiz sînede varırken hemân yerinden pertâb edüp hakîre karşu gelüp hemân hakîr tevâzu‘ [u] meskenet ile,
EÇS X Y412b
"Ve aleykümü's-selâm, yâ huddâm-ı âl-i Osmân" deyüp destime yapışup el ele olup öpüşerek ve görüşerek ve gülüşerek makâmında kâ’im olup hakîri dahi yanında zânû-be-zânû meks etdirdi.
EÇS X Y412b
Ba‘de'lletî ve'l-letâ meydân-ı mahabbete summât-ı Muhammed gelüp âyîn-i Fûnc üzre ta‘âmların tenâvül edüp ellerimiz leğen ibrîk sâbûn ile gusl edüp ba‘dehu bir siyâh-çerde gulâm bir hokka ile sultânın huzûruna bir şey getirdi, sultân içinden alup ellerine sürüp yüzüne gözüne sürdüğü ân otağın içi râyiha-i ıtr-ı Cennet ile mu‘attar olup câna safâ verdi. İşâret edüp gulâm hokkayı muvâceheme getirüp hakîr dahi eyle eyledim. Bir gubâr-ı ebyaz, ammâ ol kadar mü’essir râyihası var kim müşk [ü] anber ü abîr anın yanında kâfûr değildir. Hakîr ta‘accüb etdikde der-ân tercümân-ı Fûncistân'ı çağırup tabur ıtrı derler, deyü cevâb etdi.
EÇS X Y412b
Andan vezîri Kanfin gelüp {melik} kulağına bir cevâb dedi, sultân dahi tercümâna, ol dahi bize redd-i cevâb edüp,