EÇS X Y420b
Melik bu hâli görüp mâbeynlerine pür-silâh âdemler girüp ayırdılar. Andan melik beşer tulum su vermeği hükm etdi. Ammâ sonra gelen âdem,
EÇS X Y420b
"Amân pâdişâhım, benim harâret âteşim çokdur, bu on tulum su söndürmez, gör âteşimin nümûnesin" deyüp bir kerre na‘ra edüp meydân-ı mahabbetde iki ellerin beline koyup Mevlevî-vâr semâ‘ ederek ağzından nîm sâ‘at âteşler alev-ber-alev olup çıkar, parça parça şerâreler temâşâcıyânın üzerine nisâr olunur.
EÇS X Y420b
"İşte yâ melik, benim yedi gün sâ’im olmamda bu kadar âteş peydâ etdim. Anıniçün on tulum su isterim" dedi.
EÇS X Y420b
"Eğer anın âteşi benim âteşimden ziyâde ise on tulumu ana hükm eylen" dedi.
EÇS X Y420b
Derhâl bu re’y ma‘kûldür, deyü ibtidâ deve eti yiyüp âteş yiyen pehlivâna,
EÇS X Y420b–Y421a
Derhâl pehlivân ol meydân-ı mahabbetde iki ellerin başı üzre koyup gûnâ-gûn lu‘bedebâzlık ederek semâ‘ edüp cümle yedüği deve etlerin kızıl kanları ile ağzından parça parça çıkarup halk önüne başka Y 421a başka yığardı.
EÇS X Y421a
Ve melik huzûruna gelüp anda dahi yigirmi vasla lahm-ı cemel kay etdi. Ve mâbeyninde birkaç kerre âteş dahi kay etdi, ammâ çok çıkaramadı. Hattâ hakîrin bir gulâmı kendi eliyle pehlivânın ağzından bir parça deve eti çıkardı, ammâ âteş çok çıkmadı. Bu et yiyen herîfin bu gûne ma‘rifetin öbür âteş kusan herîf görüp,
EÇS X Y421a
"Yâ sultân-ı Fûnc, benim âteşim mi gâlib, yohsa anın et kusması harâreti mi gâlib?" deyü feryâd edince Melik Kakan ve cümle huzzâr temâşâcıyân kara hacıyân,
EÇS X Y421a
"Su âteş kusana gerekdir" deyü ricâ etdiler. Melik dahi eyle hükmetdi. Ve âteş kusan on kırba suyu alup kabz edüp mukaddemâ boğazlanan devenin üstühânlarından ve postundan ve muzahrefâtından bakâyâyı cümle necisiyle bile tenâvül edüp beş kırba suyu beklemeden [yenilmeden?] bilâ-cür‘a nûş etdi. Et kusan pehlivân-ı evvel feryâd edüp,
EÇS X Y421a
"Bire ol âteşi kusdu, harâreti teskîn oldu, ammâ benim harâretim deve eti kusmak ile teskîn olmayup âteş harâreti bende bâkîdir" dedikde,
EÇS X Y421a
"Ya sen de âteşini kay etsene" dediler. Pehlivân-ı evvel eydir:
EÇS X Y421a
"İbtidâ gelüp su içün benimle ceng ederken vücûduma bilmem ne sürdü ve ne efsûn etdi. Anıniçün âteşi çıkaramadım" Q 328a P 325a dedi.
EÇS X Y421a
"Ve bana kıyman, helâk olurum" deyü feryâd [u] figânlar edüp âsudehâl bir köşede müte’ellim olup söğüp oturdu. Ve bir kimesne hâline merhamet edüp bir katra su vermediler.
EÇS X Y421a
Beri tarafda sonra gelen pehlivân evvelki pehlivânın karşusuna varup sultânın ihsân etdiği beş tulum suyu arkası üzre yatup ağzına dökdüler, cümlesin nûş edüp bir kerre yerinden kalkup aksırdı ve öksürdü,
EÇS X Y421a
"Elhamdülillâh, harâretim henüz teskîn oldu" deyü eski pehlivâna rağmen gözü önünde reftâr ederdi. Ba‘dehu melik huzûruna gelüp,
EÇS X Y421a
"Yâ sultân, adâlet eyle, evvelki pehlivâna dahi beş tulum su ihsân eyle ki ol dahi def‘-i atşân etsün" deyü ricâ eylediğinde musâhibler taraf taraf ma‘kûldür, deyü el-mâ’u li-men taleb'dir, ibtidâ suyu ol istedi, deyü anlar dahi ricâ etdiler.
EÇS X Y421a
Der-akab beş tulum suyu evvelki pehlivâna getürdiler, gördüler kim eleminden ve harâret-i âteşden durduğu yerde cân teslîm edüp kapkara yanmış. Evvel dahi kara kura arık za‘îf âdem idi. Derhâl bu ahvâl melike pür me’âl ile,
EÇS X Y421a
"Pehlivân-ı evvel merhûm olmuş", dediler. Melik hakîre nazar edüp müte’ellim-künân oldu ve sefâhet edüp,
EÇS X Y421a
"Su vermediğimizden helâk oldu. Ne kadar deve eti ve ne kadar âteş yedi. Hakkâ ki üstâd pehlivân idi", deyü kendüye hayli levm etdi. Hakîr tesellî-i hâtır vermek içün,
EÇS X Y421a–Y421b
"Eyle olur pâdişâhım. Bunlar cânbâzânlardır, dâ’imâ cânlariyle oynarlar. Ma‘sûmlar şîşebâzlık Y 421b ederken kırarlar, bu dahi anın tıbkıdır" dedim.
EÇS X Y421b
"Tîz öbür pehlivânı çağırın, zevk [u] şevka müte‘allık ba‘zı ibret-nümâ şakalar etsin" dedi. Pehlivân meydân-ı hengâmeye gelüp,
EÇS X Y421b
"El-hükmü lillâh yâ sultân, ben sağ olayım. Ol bir âteş-perest bengânî [Bengâlî?] mel‘ûn idi, cümle ma‘rifet izhâr etdüği sihir ile idi. Ammâ hamd-i Hudâ ben Mâlikiyyü'l-mezheb bir dîndâr Ebüzzeheb nâm kulunum. Cemî‘i arz-ı ma‘rifet ızhâr etdiğim riyâzat ü perhîz [ü] mücâhede iledir", dedi. Melik eyitdi:
EÇS X Y421b
"Ammâ ol senden pehlivân idi. Korkarım hased bâbından anı helâk etdin" dedükde,
EÇS X Y421b
"Yâ sultân, eğer ana ziyâde mahabbetin var ise, bana ihsân eyle, ben anı huzûrunda diri kılam" deyü azîm da‘vâ-yı merd etdi. Melik dahi yüz deve vermeğe ta‘ahhüd etdi.
EÇS X Y421b
Evvelâ bu pehlivân-ı sânî melikden bir yüğrük at alup merhûm olan pehlivânın na‘şı yanına varup atın kuyruğuna bir habl-i metîn bağlayup hablin bir ucun merhûm pehlivânın boğazına bağlayup kendüsi ata süvâr olup fakîr ata ol kadar taziyâneler urdu kim at cânı acısından ve kuyruğu derdinden bu sahrâ içre seğirddikçe kuyruğundaki pehlivân-ı garîbin leşi doğancı pefteresi gibi pür pütur olup rimâl-i türâb ve hâr [u] hâşâk içre evgâr olup ba‘zı yerden derileri yüzülüp kızıl kızıl etleri zâhir oldu. Bu meydânda sürüye sürüye merhûmun na‘şın melik huzûruna getürüp kodu. Derhâl melik,
EÇS X Y421b
"Hay mel‘ûn, tahkîk bu fakîre sen hasm-ı kavî imişsin kim bu fakîrin lâşesine böyle hakâret etdin. Bire mel‘ûn, nice diri etsen gerek. At ayağında pâymâl-i rimâl oldu" deyü vâfir itâb etdi. Hemân pehlivân,
EÇS X Y421b
"Amân yâ sultân amân, sabr eyle bir ân" deyüp melik huzûrunda dal zeker-i müzekker olup meyyitin üzerine ağzına ve burnuna ve cemî‘i endâmına ol kadar teşelşül eyledi kim ol meydânı sidik seyli seylâb etdi. Ve bir âdeme leşin ağzın açdırup evvel nûş etdüği beş tulum suyu zekerinden merhûmun ağzına işedikçe leşin karnı tulum gibi şişüp merhûmun karnı kur kur ötmeğe başladı. Derhâl pehlivân-ı sânî,
EÇS X Y421b
"Sultânım, gördün mü, benim sidiğim bu âteş-pereste hayât verüp karnı gürlemeğe başladı" deyü ba‘zı letâyifler söyledi. Sultân,
EÇS X Y421b
"Bilmem gayrısın, bu fakîri da‘vâ-yı merd etdiğin üzre diri eyle, yohsa seni katl ederim" dedükde,
EÇS X Y421b
"Ale'r-re’si ve'l-ayn, dest ber-dâyire" deyüp yârdehleri deff ü kudüme velvele verüp yine pehlivân melik huzûruna gelüp,
EÇS X Y421b–Y422a
"Yâ sultân, bu âteş-perestdir, âteşi pek sever. Bu meydân-ı mahabbetdeki âteşe on fîl yükü odun getirsinler", dedikde der-akab Y 422a dağlar gibi santa ve sindiyân ağacların evvelki âteş üzre bırağup alev-ber-alev âteş-i Nemrûd evce peyveste oldu.
EÇS X Y422a
Bu âteş kenârında merhûm olan pehlivânın leşine im‘ân-ı nazar ile takayyüd edüp nazar ederdim. Mukaddemâ bir esmerü'l-levn kadîd-i mahz bir cüsse idi; pehlivânın ağzına işediği sidik ile karnı câmûs şikemi gibi olmuşdu. Ve vücûdu ebrî kâğız gibi rengâreng alaca alaca ahmer ve asfer ve ebyaz olup mücellâ olmuşdu. Ve mukaddemâ su içün ceng etdiklerinde zahm-hurde olan vücûdunun kırmızı kırmızı kanları durur idi. Ve at kuyruğunda pâymâl olduğu zahmları pâre pâre dururdu.
EÇS X Y422a
El-hâsıl bu hâl üzre bu meyyit meydân-ı mahabbetde kalup pehlivân gayrı lu‘bedebâzlıklara mukayyed oldukda melik ibrâm edüp,
EÇS X Y422a
"Bu mevtâyı bir hâl eyle, yohsa şimdi sen bilürsün" deyü ibrâm [u] ilhâl edince pehlivân ve üç zeberdest insân ile merhûm pehlivânın ellerinden ve ayaklarından yapışup böyle terennüm ederlerdi.