EÇS X Y423b
Bu âyet-i şerîf lisân-ı İbrî üzre Farsî elfâzlar ile Hazret-i İbrâhîm'e nâzil olmuşdur.
EÇS X Y423b
İmdi kelâm-ı Farsî ve Pârsî ve Fâzî kelâm-ı Hak'dır. Cennet'de lisân-ı Arabî ve lisân-ı Farsî tekellüm oluna demiş müfessirînler vardır,
EÇS X Y423b
Ve lisân-ı İbrî Arabî demekdir, kitâbetde hurûfları berâberdir, lafz-ı İbrî bâ'sını nakl edince Arabî olur. Ammâ lisân-ı Arabî vâzıh lisândır ve fesâhat ü belâgatlidir. Ammâ Farsî şîrîn ve zarâfetli lisân-ı latîfdir. Hattâ "el-Arabî fesâha ve'l-Acemî zarâfe ve't-Türkî kabâha ve gayru'l-lisân necâse" demişler.
EÇS X Y423b
Ve bu diyâr-ı Fûncistân'da niçe elsine-i muhtelifeler vardır, ammâ ma‘lûmumuz olanları tahrîr eyledik. Ammâ bu lisân-ı nazîf ile Boruste şehri kavmi tekellüm etdiklerinde âdem hayrân kalır, zîrâ gâyet muğlak çependaz lisândır. Ammâ birbirlerine her söz başında ajandaji ya‘nî sultânım deyü ta‘zîmli tekellüm ederler. Bay u gedâya böyle derler. Ekseriyyâ halkı âfitâb-perestlerdirler. Melike harâc verirler. Ammâ gâyet ankâ bâzergânları vardır. Metâ‘ları ile Nîl'in başın ubûr edüp öte cânibinde sâhil-i Bahr-i Okyûnûs'da Portakal şehirlerine varup Freng ile bey‘ [ü] şirâ ederler, altun guruş almayup metâ‘ alırlar.
EÇS X Y423b
Bu kal‘a-i Boruste'de iki gün mihmân olup halkiyle ziyâde hüsn-i ülfet edüp ba‘zı lugâtlerin tahrîr eyledik. Halîm ü selîm halûk âdemleri var.
EÇS X Y423b–Y424a
İkinci gece vakt-i nısfu'l-leylde iki yıldız biri şarkdan ve biri garbdan zâhir olup bu şehr üzre nüzûl edüp mu‘allak durup ikisi de ditrediler. Bir hayli ditreyüp ikisi birbirine eyle dokuşdular kim zemîn [ü] âsumân lerzelendi. Ve bu iki yıldızdan niçe kerre yüz yıldızlar çıkup Boruste Y 424a şehri üzre ve sahrâya düşüp nebâtâtı ihrâk etdi. Ve iki büyük yıldızlar yine tulû‘ etdüği merkezlerine gitdiler.
EÇS X Y424a
Bir sâ‘atden yine bu şehr üzre gelüp birbirleri ile ol kadar ceng edüp uruşdular ve dokuşdular kim şerârelerinden cümle asker şerre uğradılar. Zîrâ ordu içinde at ve deve ve fîller yıldızların âteş-feşânlarından cümle hayvânât ürküp deşt-i hâmûn yerimdir, deyü dümlerin hotas edüp pârekende ve perîşân oldular.
EÇS X Y424a
Hâsıl-ı kelâm bu iki sitâre birbiri ile kâmil altı sâ‘at-i nücûmî bu şehr üzre ceng edüp haymelerimiz önünde devâbât makûlesinden bir şey kalmayup cümle halk, azâbullâh nâzil olup eşrât-ı sâ‘ât alâmetleridir, deyü tazarru‘ ve nâlişler etdiler. Tâ ki vakt-i Şâfi‘î ki olup seher yıldızı ki cânib-i şarkdan lem‘a urdu, mezkûr kevâkiblerin biri şarka ve biri garba gidüp gâ’ib oldular. Ol ecilden bir gün dahi meks edüp cemî‘i hayvânâtlarımız bir iki konak yerlerden getirirdik. Ne‘ûzu billâh kıyâmetden bir alâmet temâşâ idi.
EÇS X Y424a
Andan ale's-sabâh kalkup yine Nîl kenârınca cenûb semtine ma‘mûr [u] âbâdân nebâtât [u] giyâhatlı nâzik halfa alefi içre on bir sâ‘at ubûr edüp,
EÇS X Y424a
Ahâlî-i vilâyet zu‘munca Âsaf-ı Berhıyâ hukemâ ta‘lîmiyle binâ olunan şehrin biri dahi budur derler. Ammâ hakkâ ki şehr-i azîm ü kadîm imiş, ammâ hâlâ harâb-âbâdinde sâkinlerdir. Altı bin kârgîr hânelerdir. Kal‘ası cânib-i garbdadır.
EÇS X Y424a
Ve esvâk-ı muhtasarı var, ammâ benî âdem deryâsıdır. Husûsâ sultân gelir Q 329b P 326b mülâhazasiyle cemî‘i zâğî ve dagî ve yağı ve bâğî kavm bu şehr içre mâl-â-mâl idi. Hâkimi Rahîmüddîn Kan'dır. Vezîr melike yüz bin asker ile istikbâle çıkup firâvân hedâyâlar getürdi.
EÇS X Y424a
Kavmi Mâlikiyyü'l-mezheblerdir, ammâ kedi ve gergerdân ve hımâr-ı berrî ve toprakdan hâsıl olur yer sıçanı ve maymun ve ceyrân ve sığın ve hargûş yerler. Ve dağlarında karman derler kestâne lezzetinde içi çekirdekli bir meyvedir, anı yerler. Ve levzûrimte meyvesi hurde balık gibi bir meyvedir. Alçacık ağaclarda biter. Gâyet lezîz ve mukavvîdir. Ammâ eşkâlde hemân balık gibidir, kuyruğundan biter. Ağacın kat‘ etsen balık yağı gibi râyihalı yağı çıkar. Başına bit üşen İbrân kavmi bu ağaç yağından başına sürünüp bitden halâs olur. Ve ak düşen göze vesme gibi üç gün çekseler kırk yıllık akı mahv eder. Ammâ kesret üzre çekmeye, gözün kuvvet-i basarın zâ’il eder. Hakîr bir hokkasına mâlik olduk. Hamd-i Hudâ iksîr-i a‘zamdır.
EÇS X Y424a–Y424b
Ve bu diyâr halkının zirâ‘atleri cümle darıdır. Buğday ve şa‘îr ve fûl ve ades Y 424b ve ketân ve hummûs ve bersîm olmaz.
EÇS X Y424b
Ve bu şehirde sultân bir âdemi sengsâr edüp katl etdi. Müte’ehhil iken bir bâkirenin bikrin izâle etdiğiyçün beline dek zemîne gömüp recm etdiler. Bahıl gibi taş da bulunmaz, hele ne hâl ile katl etdiler.
EÇS X Y424b
Bu şehirden kalkup yine cenûba Nîl kenârınca giderken niçe bin ejderhâ-misâl timsâhları temâşâ ederek gâh rimâl ve gâh türâb ve cibâl aşarak tokuzuncu sâ‘atde,
EÇS X Y424b
Evsâf-ı acâyib ü garâyib cebel-i Sindâs-ı Hazret-i İdrîs
EÇS X Y424b
Bu cebelin dâmenindeki sahrâ içre asker-i deryâ-misâl ile meks olunup melik ile tahte'l-futûr tenâvül edüp bin mikdârı âdem ile at ve hecîne süvâr olup yüz mikdârı dahi bennâlar ve Ferhâdî kazma ve külünkler alup bu meks etdiğimiz sahrânın garbında nîm sâ‘at ba‘îd evc-i semâya kad çekmiş bir kûh-ı bülend-i ahmergûn sâfî seng-i hârâ-yı ibret-nümûn bir mücellâ ve musaykal cebel-i âlîdir.
EÇS X Y424b
Bu cebelin şarka nâzır tarafında bir mağârâ kapusu var, ammâ rıhtım Şeddâdî-binâ ile sed olunmuş. Der-akab sultân bu kaya dibinde bir taşdan oyulmuş menhar teknesi var ya‘nî kurbân edecek havzdur.
EÇS X Y424b
Anda yedi deve yedi koyun ve yedi keçi ve yedi horos ve yedi yılan ve yedi kedi boğazlayup kanları menhar havzuna dolup cümle kavm ellerin bu kana bulaşdırup ellerin mezkûr kayaya sürdüler. Ve sultân dahi "Eyle edin" dedi. Hakîr,
EÇS X Y424b
"Böyle tılısm olmuşdur. Her kim bu cebel içine girüp tâli‘in dutup murâd [u] maksûdu ne ise hâsıl olur mu, olmaz mı haber almak murâd edinirse bizim gibi ellerin bu hayvânâtların kanına sokup kayalara siler, kurbân etmiş olur, tâ ki acâyibât göresin" dedi. "Ammâ sakın zerre kadar havf [ü] haşyet çekme", deyüp melik vasıyyetler etdi.
EÇS X Y424b–Y425a
Ve cümle bennâlara fermân edüp kûh-ı serâmedin sed olan bâbını mezkûr kazma ve külünkler ile renc [ü] anâ çekerek acdıklarınca bir tarafdan halk kurbân kanından münhedim olan kapudan içeri kan nisâr ede ede mağârânın kapusu açılup ibtidâ Sennâr kadısı ve melik imâmı ve Donkade vâ‘ızı tezkîr ü tekbîr ile girdiler. Ardları sıra vüzerâları dahi akîbince sultân elime yapışup mağârânın içine sıyt u sadâsız girüp âdâb üzre durdular. Bir ak sakallı âdem bir horos ile gelüp horosu vâfir urup horos feryâd ederken horosu tekbîr ile kurbân edüp kayadan oyulmuş bir dollâb hücresi var, anda koyunca alâ-mele’i'n-nâs horos meyyitesi gâyib olunca cümle anda olan huzzâr-ı meclis hamd [ü] senâ edüp bu gâr-ı azîmin cânib-i erba‘asında kat-ender-kat kayadan kesme Y 425a âdem oturacak iskemleler var, cümle yüz mikdârı kimesneler ol mastabalarda oturup âsûde-hâl summun bükmün olup turduk.
EÇS X Y425a
Anı gördük, mağârânın bir köşesinde zelzeleden rahnedâr olmuş bir yarık kaya yeri var, andan bir savt-ı hazîn ile ibtidâ sûrnâ ve ûd ve kânûn ve santûr ve tanbûr ve rebâb sadâları ile bir zemzeme-i sûznâk nağemâtı kopup râst makâmında be-dürüstî bir fasl-ı Hüseyin Baykara oldu kim hakîrin karârı kalmayup karârı raksda edeyazdım. Ba‘dehu bir semâ‘î ve andan beş on âvâz-ı muhrik sûznâk bir yerden bir perdeden bir gûne kâr okudular. Ammâ elfâzları bir lisâna müşâbeheti yok idi, ammâ usûl âheng yerinde idi. Anlar tamâm edince azamet-i Hudâ bir velvele ve gulgule ve debdebe-i kös ve kerrenây ve tabl ve boru ve kudüm ve sahan ve tancere sadâları istimâ‘ olunup bunlar makâm-ı hüseynî'de bir fasıl etdiler kim bu kehfin içi ra‘d gibi gürleyüp kulaklarımız asam oldu.
EÇS X Y425a
Bu fasıl dahi tamâm olunca hemân bu gâr içre horos boğazlayan koca herîf iki ellerin memesi üstüne koyup mehterhâne faslı olan tarafa müteveccih olup giderken cümlemize,
EÇS X Y425a
"Ayak üstüne kalkın" deyü işâret edüp kendi cümleye talî‘a olup sadâ gelen kaya dibine varup,
EÇS X Y425a
"Es-selâmu aleyküm yâ sultâne'l-cân" deyü yüzün yere sürdü. Hemân kaya içinden bir avret âvâzı gibi bir savt-ı sûznâk ile,
EÇS X Y425a
"Ve aleykümü's-selâm yâ huddâmî evlâd-ı Hâm" dedi. Andan Sennâr kadısı varup,
EÇS X Y425a
"Ve aleykümü's-selâm yâ kadı-i Sennâr ibn Tâhir ibn Ya‘kûb" dedi. Hemân melik hakîre,
EÇS X Y425a
"Hâzır ol, benim akîbimce sen de selâm verüp gönlün murâdın söyle" dedi.
EÇS X Y425a
Niçe vüzerâ ve ulemâlar varup selâm verüp herkesin isim resmiyle selâmın alırdı. Ba‘dehu melik âdâb üzre kayaya müteveccih olup,
EÇS X Y425a
"Es-selâmu aleyküm yâ sultâne'l-cân" deyince,
EÇS X Y425a
"Ve aleykümü's-selâm yâ zâlim Kakan ibn Sârend Kakan ibn İdrîs Kakan ibn Lâvend Kakan. Adâlet eyle. Başına yıldızlar düşdü. Eline vilâyetine vilâyet-i Zenc'den ve vilâyet-i Dumbiye'den yağı asker gelir. Gâfil olma. Ammâ mansûr u muzaffersin. Her sene bunda gelüp kurbânlarınız eylen" deyü sadâ gelince melik ne cânibe oldu ise beş altı kerre secde-i şükr etdi.
EÇS X Y425a
Bu sadâlar cümle râyegân lisân-ı Fûncî idi. Andan bir vezîr Berberî kavminden olmağile anın kelimâtı Q 330a üzre lisân-ı Berberîce "Hasta olursun, halâs olup oğlun vücûda gelir" dedi.
EÇS X Y425a
Andan melik hakîre cür’et P 327a verüp hulû‘ u huşû‘ ile ileri varup,