EÇS X Y432a
Anı gördüm, beş altı siyâh-çerde kimesneler, fasîh ü belîğ Türkce bilürler, hâneme gelüp vâfir tekellüm edüp bunlar ile hayli kelimâtlar etdik. Meğer bunlar Habeş kulları ve tüfeng-endâz Ceberti ağaları imiş. Üçü Habeş pâdişâhı diyârında paşası Farfara Ahmed Paşa'nın âdemleri ve on kişisi Habeş beğlerinden Kara Nâ’ib nâm vilâyet sâhibi zorbanın âdemleri ve biri Mehemmed Ağa kethudâsı imiş. Bunlar ticâret ile bu Q 333a P 330a diyâra gelmişler. Bunlara hayli i‘zâz u ikrâm etdik ve,
EÇS X Y432a
"Habeş bu şehre kaç günlük yoldur?" deyü su’âl etdim.
EÇS X Y432a
"Yigirmi günlük râhat yoldur" dediklerinde Habeş'e gitmek ârzûları hâtıra gelüp cür’ete geldim, ammâ bunlara fâş etmedim.
EÇS X Y432a
"Ya inşâallâh ne gün Habeş'e revâne olursiz" dedim.
EÇS X Y432a
"İnşâallâh yarın değil öbür gün yevm-i hamîsdir, bu şehirden hareket ederiz" dediler.
EÇS X Y432a
Bunlar menzillerine gitdükde hikmet-i Hudâ mukaddemâ sultânın paşaya ve bize verdiği hedâyâların bâr-ı sakîllerin gemilere tahmîl eyleyüp birkaç âdemimiz bile komuş idik, anlardan ikisi hasta olup bu Arbacı şehrinde kalmış, biri sihre mübtelâ olmuş, anlar çıkageldiler.
EÇS X Y432a
"Vallâhi siz sultân ile içeri Nîl başına doğru gidelden berü eyyâm muhâlif olup gemiler gitmeğe iktidârı olmayup kırk gündür bunda kalmışlar idi. Üçüncü gündür sizin bu cânibe geleceğinizi işidüp kalkdılar. Hâlâ bu mahallere karîblerdir. Sizi İbrîm kal‘asında bekleseler gerek. Bizler hasta kaldık" deyü vâkı‘-ı hâli bir bir takrîr etdiler. Hakîr dahi,
EÇS X Y432a–Y432b
Ertesi gün sultânın karındaşı hakîre üç at on deve zahîre ve beş hecîn üzre beş kız ve beş gulâm-ı siyâh-çerde ve altı çift fîl dişi ve beş çift gergerdân boynuzu ve bir kara derim çadır ve bir harar misk Y 432b kedisi postu ve bir garar kaplan ve bebr postu verdi. Ertesi âmâde olup melik karındaşı Kan Cercîs ile vedâlaşup Habeş askeriyle mülâkat olup azm-i Habeş etdik.
EÇS X Y432b
el-Faslu's-sâlis ve seb‘înDiyâr-ı Sûdân'da Arbacı şehrinden Habeş vilâyetine gitdiğimiz menâzilleri beyân eder
EÇS X Y432b
Evvelâ Arbacı'dan sekiz bin pür silâh asker-i İslâm ile sekiz gün çengelistân u sengistân ve gâh âbinûş ağacı ve gâh santa dırahtistânı içre cânib-i şimâl ile şark mâbeynine gidüp,
EÇS X Y432b
Nîl'in cânib-i şarkında sahrâlar içre bir mahsûldâr sahrâdır kim Habeş cânibinde Sûdân meliki hükmündedir, Habeş ve Donkola ve Dumbiye ve Zenciye hükmünde değildir. Bizzât Fûncistân hudûdudur. Hâkimine Koz derler.
EÇS X Y432b
Bu diyârda vezîre koz derler. Nîl'in garb câniblerinde vezîre kan derler, anlar sultânın sol vezîrleridir.
EÇS X Y432b
Bu Nîl'in şarkında Koz vezîrleri sağ kol vezîridir kim koz derler. Üç kerre yüz bin askere ve on kerre yüz bin Koz re‘âyâsına mâlikdir. Cümlesi mü’min [ü] muvahhid Mâlikiyyü'l-mezheb kavmdirler. Vezîrlerine Koz dedikleriyçün re‘âyâsı dahi ol isim ile müsemmâ olup Koz kavmi derler. Şecî‘ [ü] bahâdır kavmdir. Cümle uryânlardır, ancak avret yerleri ceyrân ve arslan ve kaplan ve bebr postları ile mestûrdur.
EÇS X Y432b
Bu sahrâda kırk bin mikdârı kamışdan ve çalaşdan evleri ve câmi‘leri vardır. Ammâ hâkimleri Koz'un sarâyı taşdan ve ağacdan mebnîdir. Ammâ gâyet metîndir, kal‘ası bu sarâydır. Ve cümle evleri devekuşu cığaları ve yumurtaları ile zeyn ederler.
EÇS X Y432b
Ve dağlarında câ-be-câ ol diyâra mahsûs meyveleri vardır. Ziyâde mahsûlleri darıdır; buğday arpa ve bersîm ekmezler. Ve dağlarında sommâkî kayaları gördük. Ve kurşum ve kükürd ve altun ve gümüş ma‘âdinleri kendi biter kendi yiter, bir kimse hâsıl edüp mahsûl almasın bilmezler.
EÇS X Y432b
Bu sahrânın cânib-i erba‘asında boğaz boğaz dereler vardır. Cânib-i garbdaki boğazdan Temmûz'da Nîl tuğyân edince mezkûr boğazdan gelüp bu sahrâyı üç ay gark edüp tâ vasat-ı sahrâda bir buhayre kalup cümle ehl-i beled ol buhayreden def‘-i atşân ederler. Cânib-i erba‘ası on konak gelir bir buhayre-i azîmdir. İçinde kabakdan kelek gemileri vardır. Ve gûnâ-gûn mâhîleri sayd olunup tenâvül olunur.
EÇS X Y432b
Bu halîcin cânib-i erba‘asında mezkûr Koz kavmi sâkinlerdir. Hakîr Koz hâkimine bir makrama hedâyâ verüp bize üç deve ve bir gulâm verdi ve yüz âdem refîk verdi.
EÇS X Y432b–Y433a
Andan ertesi gün yine şimâle çölistân içre giderken evc-i semâya peyveste olmuş bir gird-i siyâh peydâ oldu. "Âyâ bu ne ola?" deyü ileri vardık. Meğer bir ukkâb kuşu bir fîl-pîçeyi Y 433a şikâr edüp yerken fîlin anası gelüp ukkâb ile ceng edüp gubâr ber-havâ olmasının aslı ol imiş. Alarkadan sıyt sadâsız temâşâ ederken zâlim ukkâb büyük fîli dahi zebûn edüp başına kondu ve fîl-i bîçâre pür-pâre ve pîçesinden âvâre hortumiyle hayli korundu, ammâ fâ’ide etmeyüp zebûn oldu.
EÇS X Y433a
Hemân cümle refîklerimiz merhamet edüp bir uğurdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup tüfengler atarak üzerlerine at bırağınca hemân ukkâb evc-i semâya tayerân edüp cenâhlarının sâyesi zemîne sâye salup âfitâbın şu‘lesi zâ’il oldu, gûyâ ber-havâ bir kara ebr-i siyâh idi. Ol mahalde fîl dahi fırsat bulup firâr etdi.
EÇS X Y433a
Fîl-pîçenin yanına vardık. Zâlim ukkâb bu fîl yavrusunun gözlerin oyup bir hayli yerinden yemiş. Ol dahi cân havli ile ol fezâda serserî gezüp kaldı. Ve biz yine azm-ı râh etdik. Bir mesâfe alarka olunca hemân ukkâb semâdan süzülüp fîlin yavrusun minkârına alup bî-pâk havâya çıkarup yere bırakdı ve fîl yavrusu pâre pâre olup üzerine meks edüp tenâvül etmeğe başladı. Anı ubûr edüp vakt-i gurûbda,
EÇS X Y433a
Bir âbinûş ormanlı bir cebel-i bâlâdır. Anda yem kesdirüp mâhtâbda ol gece sabâha dek gidüp yine bir sehl ormanlık kenârında istirâhat edüp atlara yemler asup andan azm-i şimâl edüp,
EÇS X Y433a
Fûncistân hudûdu bu mahalde tamâm olup Dumbiye haddine kadem basdığımız dem kârbânbaşı ve Kara Nâ’ib kethudâsı,
EÇS X Y433a
"Tâ’ife, şimdengerü perîşân gitmen. Ve silâhlarınız ile mukayyed olun. Dumbiye âsîlerine geldik. Ve maymunistân ve mahûf canavarlar içine girdik. Gâfil mebâş" deyü Q 333b P 330b askeri âgâh etdiler.
EÇS X Y433a
Altı gün altı gece yük endirmeyüp cânib-i şimâle kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek ba‘zı Dumbiye kurâlarına uğrayup hedâyâ verüp ülfet ederek deve eti ve gergerdân eti yiyerek boza ve deve südü içerek altı gün konup göçerek altıncı gün kara taşlı kayalar mâbeyninde,
EÇS X Y433a
Sultân-ı Dumbiye hudûdudur. Bu mahalde birkaç ukkâb leşi iki kepçe kuyruk leşi bulduk. Bunlar birbirleri ile ceng edüp kepçe kuyruk zehrinden ukkâblar helâk olmuş, kepçe kuyruklar dahi ukkâbların minkârları zahmından helâk olmuşlar. Ammâ râyihalarından yanlarına varılmak mümkin olmayup bed-râyiha-i sümûmlarından temâşâ edemedik, zîrâ râyihaları sam yeli gibi gelirdi.
EÇS X Y433a–Y433b
Ve bu meks etdiğimiz Porega kayalarından sâfî ukkâb âşiyânları var idi. Şeb ü rûz ra‘dvâr girîv [ü] feryâd ederlerdi. Herbiri ber-havâ pervâz urup Y 433b perr ü bâlin açsa gûyâ âl-i Osmân'ın başdarda kadırgası kadar ukkâblardır. Cenâhları iki cânibinde kürekleridir, kuyruğu gûyâ bâdbân-ı keştîdir. Tâ bu mertebe ukkâblar olup herbiri günde birer ikişer fîli ve gergerdânı sayd edüp havâya götürüp andan zemîne bırağup pâre pâre oldukda tenâvül eder. Ve ber-havâ tayerân ederken cenâhları sâyesine âl-i Osmân'ın askeri konsa hayme ve sâyebân lâzım değildir.
EÇS X Y433b
Bu şehr-i Porega hâkimi ol gece bizi bekleyüp kârbân halkından ba‘zı hedâyâlar verdiler, hikmet-i İlâh ol bize hedâyâ verdi. Şehri cümle hasırdan ve kamışdan evlerdir. İki câmi‘i ve birkaç yüz hânesi vardır. Ve evlerinde herkesin birer misk kedisi mukarrerdir.
EÇS X Y433b
Her sabâh kallemiskin hayâları ve budu arasından çıkarırlar; necâseti değildir, bi-emrillâh terinden hâsıl olur. Alaca kedi kadardır ve ol sıfatlı, tüğü serd, dörd ayaklı. Ve tırnakları köpek tırnaklı, kedi tırnağı gibi yırtıcı tırnak değildir. Başı küçük kelb başlı, burnu Freng zağarı gibi kıvrık burunlu, ve kuyruğu kedi kuyruğundan kaba. Evlerde kafesler içre beslerler; vahşîdir, kedi gibi üns ülfet etmez. Hakîre bu Koz hâkimi kafes ile iki dânesin bağışladı. Elbette siyâhlı ve beyazlı alaca olur, gayrı gûne olmak ihtimâli yokdur. Ammâ râyihası âdemin demâğın mu‘attar eder.
EÇS X Y433b
Andan Porega şehrinden kalkup ertesi ale's-sabâh bir vâdî-i hâmûn içre giderken on bir dâne mefret fîl-i Mahmûdîler —beşi gâyet süd beyâz, altısı siyâh, dağ-pâre fîller idi— bî-pâk ü bî-pervâ önümüze ve gâh yemîn ü yesârımıza geçüp alarkadan bize rağmen oynaşarak kovuşarak uruşarak döğüşerek kâmil yedi sâ‘at gitdiler. Ale'l-ittifâk bizler dahi âlât-ı silâhdan bir şey atmadık ve seyr [ü] temâşâ etdik.
EÇS X Y433b
Ammâ biri gâyet mehîb ü kebîr koca fîl idi. Öbür fîller gibi cünbüş hareket etmezdi. Ve birkaç kerre askere yakın gelüp gûyâ arz-ı cemâl ederdi. Gâyet müdrik hayvândır. Her pâyleri mîl minâre kadar ve dendânları amûd-ı bordinar kadar ve hortumu gûyâ dûd-ı kehkeşân kadar ve şikemi kös-i Sıfâhân kadar ve gûşları sofra-i rindân kadar ve başı hum-ı Husrevân kadar ve postu ferş-i garîbân kadar ve ağzı dehân-ı külhân kadar ve gözleri çeşm-i gazâlân kadar ve kuyruğu asâ-yı pîrân kadar ve gönü [götü?!] gâr-ı yetîmân kadar var idi. Bunlara aslâ bir ferd dest-dırâzlık etmeyüp bizimle berâber giderlerdi. Sekizinci sâ‘atde,
EÇS X Y433b–Y434a
Bu mahal dahi Dumbiye meliki hükmündedir. Bir kara dağlık içre bir sulu yerdir, hemân zemîni üçer dörder karış kazsan kazınca kazdığı gibi âb-ı hayât sular Y 434a çıkar. Meğer fakîr fîller benî âdem kuyu kazarlar deyü bizimle berâber gelmelerinin aslı suya gelirlermiş. Mukaddemâ asker konmuş, anların yurdu yerindeki kuyuları fîller içün tathîr etdik, nûş edüp serhoş oldular ve bu sahrâda hayli cünbüş etdiler.