EÇS X Y441b
Leb-i deryâda bir şehr-i azîm imiş. Özdemir Paşa feth etdükde Portakal küffârı istîlâ edüp kal‘asını ve şehrin harâb [u] yebâb etmiş, hâlâ âsâr-ı esâsları zâhirdir. İçinde Abîre kavmi derler bir kavm sâkinlerdir. Cümle yüz elli bin pâk pâkîze misk [ü] amber-i hâm ile âlûde Abîre kavmidir. Ammâ mezâhib-i erba‘adan ve gayrı dîn diyânetden ve haşır neşirden ve âyet hadîsden ve merg-i mefâcân ve tâ‘ûndan ve pire ve kehleden ve gayrı menâhiyyâtdan bî-haber bî-hayr akvâm-ı garîbedir. Cümlesi bu sahrâlarda haymeleriyle meks edüp hadd [ü] hisâbların Cenâb-ı Bârî bilür. Ammâ halûk âdemlerdir. Ve cümlesi yine uryânlardır, ancak avret yerleri birer deri ile mestûrlardır.
EÇS X Y441b
Ve bu mahalde bir liman-ı azîm var kim bin pâre gemi mâlâkelâm alır, sekiz rûzgârdan emîn ve içinde aslâ şebden nişân yokdur.
EÇS X Y441b
Ve bu mahalde sâkin olan Abîre kavminin me’kûlât [u] meşrûbâtları darıdır ve koyun keçidir ve ceyrân ve sığındır. Q 337b P 334b Ve meşrûbâtları deve südü ve bozadır. Bu mahallerde at u hımâr ve fîl ü gergerdân olmaz, illâ sengistân ve çengelistân yerler olmağile arslan u kaplan ve bebr ü peleng çok olur.
EÇS X Y441b
Ve bu Abîre kavmi bu dağların maymunlarından gâyet şikâyet etdiler:
EÇS X Y441b
"Dâyimâ bizimle ceng ederler. Dağa çıkup âbinûş ve santa ve zakkûm ve sac ağacları kesmeğe âciziz. Maymunlar gelüp bizi esîr edüp dağlara götürüp tasarruf eder. Ellerinden halâs mümkin değildir; kimi uyur, kimi dîdebânlık eder, bir fırsat bulup rehâ bulmak mümkin değildir. Tasarruf ede ede çok âdemimiz helâk etmişlerdir. Bizde ise âlât-ı silâh yok, bizler az, anlar çok. Ne çâre, âhir bu yerden hareket etmemiz mukarrerdir" dediler.
EÇS X Y441b
"Ve gâyet mehîb ü mefret ve zeberdest maymunlar vardır. Gece gelüp haymelerimizden oğlan ve kız ve avret kapup götürürler. Hâsıl-ı kelâm âcizmândeyiz" deyü azîm şikâyet etdiler.
EÇS X Y441b
"Ve sizler dahi ubûr ederken basîret üzre olun" deyü nasîhat etdiler.
EÇS X Y441b
Ertesi ale's-seher bu Behlûle'de Abîre kavmi içinden hareket edüp yine şarka giderken hakîkatü'l-hâl fakîrlerin nakli üzre azîm ü mehîb maymunlar dağ keçilerine ve dağ sığırlarına süvâr olup ağavât-misâl gezerlerdi. Cümle dağ hayvânları bu maymunlardan âcizlerdir.
EÇS X Y441b
Ba‘zı maymunları gördük, dağ kedilerin kucaklarında gezdirüp beslerler. Ve ba‘zısın gördük, oğulların karınları altında sallayup gezdirirler. Ve ba‘zısı eyle beyâz maymun mahbûblar kim hemân beyâz tiftik keçilerine benzer, vecîhü'l-manzar ve şekl-i münevver maymunlardır.
EÇS X Y441b
Bu temâşâları ederek altı günde gâh dağlarda ve gâh fezâlarda ve gâh leb-i deryâ rimâlinde giderek,
EÇS X Y442a
Zamân-ı kadîmde Hindistân râylarının binâsıdır. Ba‘dehu sene 938 târîhinde yine Özdemir Paşa Portakal elinden feth etmişdir. Bahr-i Muhît kenârında bir kal‘a-i azîm ve bender-i kadîmdir.
EÇS X Y442a
Kal‘asının şark cânibi bir yalçın kaya üzre vâki‘ olmuş iç kal‘ası vardır, dâyiren-mâdâr cirmi beş bin yedi yüz adım şekl-i muhammes bir Şeddâdî kârgîr-binâ kal‘a-i üstüvârdır. Bahr-i Muhît içre yüz mîl bir burundadır. İki tarafı biner pâre gemi alır liman-ı bî-nazîrlerdir kim sekiz rûzgâr-ı zorkârın şiddetinden emîndir. Kal‘anın iki bâbı var, hadîd kapulardır, bir kapu deryâya ve bir kapu karaya nâzırdır. Dizdârı ve yedi yüz neferâtları vardır. Habeş cezîresinde böyle askeri çok kal‘a yokdur. Ve cebehânesi ve yetmiş pâre topları çokdur, zîrâ Habeş'in âhirü'l-hudûdudur.
EÇS X Y442a
Bundan şark cânibine bu Habeş cezîresin bu Zeyla‘ boğazından tâ Nîl başın dolaşup Mağrib-zemîn'de Sebte boğazına gelince bu Mısır cezîresinin Bahr-i Muhît kenârları cümle Portakal küffârları hükmündedir. Ve hâlâ bu Zeyla‘ kal‘ası ile Portakal küffârı müşâdır.
EÇS X Y442a
Bu kal‘adan paşanın bir ağası üç yüz tevâbi‘iyle kâyimmakâmdır, paşaya senevî kırk kîse muhâsebe verir. Ammâ ba‘zı sene tâli‘ine beş on Hindistân gemisi ve beş on Portakal Frengi gemisi gelirse beş kîse gümrük hâsıl olur. Ammâ gümrüğü harbe uciyle verirler. Küffâr gâlibdir, murâdı üzre gemilerin bal u yağ ve koyun ve sığır pasdırmasının ve gayrı metâ‘larla gemilerin doldurup avanta lenger edüp gider.
EÇS X Y442a
Eğer paşa ağası bunlar ile hüsn-i ülfet ederse kakule ve incü ve zebât ve âbinûş ve fîl dişi ve gergerdân boynuzu, bu makûle şeylerden hüsn-i rızâları ile gümrük verirler. Hakîr vardıkda Kara Nâ’ib kethudâsı Mehemmed Ağa kâyimmakâm olmuşdu, tâli‘ine yedi pâre Portakal gemisi gelüp kal‘a altında lenger endaht olup yatdılar ve kırk bin guruş gümrük verdiler.
EÇS X Y442a
Cümle metâ‘ları ketân bezi ve pembe ve çam ağacı çırası ve katrân. Bu diyârda çırayı suda kaynadup hastalara verirler. Ve katrânı yeyüp zebât gibi yılda bir kerre vücûdlarına sürüp şifâ bulurlar, tûtiyâ-yı iksîr-i a‘zamdır.
EÇS X Y442a–Y442b
Bu kal‘anın dağlarına cebel-i Kaderî derler, bilâ-hisâb Kadrî kavmidirler, bir kavmdir. Siyâh Zengîlerdir, ammâ bi-emrillâh Tatar çehrelidir ve geysûları târmâr ve şecî‘ ü bahâdır kavmdir. Ve gâyet zeberdest ü dîvdest olduklarından zirâ‘at edüp dağlarından niçe gûne mahsûlât cem‘ edüp fürûht ederler. Hemân yüz kerre yüz bin kûsfend-i kûhu ve gazâl-ı vahşî ve câmûs-ı Habeşî sayd [u] şikâr edüp tuz içinde salamura ve pasdırma Y 442b edüp Freng kalyonlarına fürûht etdiklerinden bu kal‘aya Portakal anıniçün çok gelir. Ve bu Kaderî cebelindeki mezkûr âdemler cümle Kadrî mezhebinde pâk [ü] pâkîze âdemlerdir.
EÇS X Y442b
Ve kal‘anın hâricinde olan yetmiş seksen bin Banyân kavmi vardır. Cümle pâk ve beyâz sûzenî Hindistân tarzı esvâblar geyerler.
EÇS X Y442b
Bu kavm âteş-perestlerdir. Mürd olduklarında na‘şların âteşe yakarlar ve âteşe taparlar. Ammâ Hâlık'dır demezler, ancak âbâ ve ecdâdımızdan böyle gördük, derler. Garâbet bunda kim ân-ı vâhid cenâbet gezmezler, hemân sâ‘at gusl ederler. Ve ta‘âm yeseler ve def‘-i takâzâ-yı hâcet etseler ol ân gusl ederler. Ve cemî‘i vücûdları ve siyâbları müşk [ü] amber-i hâm ve zebât ile mülemma‘dır.
EÇS X Y442b
Ve mahbûb u mahbûbeleri ahmer ve esmer ve beyâz ü'l-levn olurlar. Habeş iklîminde mahbûbe-i Zeyla‘ meşhûrdur. Merâlî ve gazâlî ve kâğız dudaklı ve hokka ağızlı ve kırmızı ve sarı ve yeşil ve siyâh ve beyâz gûnâ-gûn dişleri var kim her dendân-ı dürdâne bir gûne boya ile boyayup başka bir hüsn-i cemâl vermişdir. Ve çâh-ı zenehdânları ve sîm gabgabları dahi münakkaşdır. Ve şîve ve reftâr güftârları şîrîn mahbûbları olur kim zenânelerinden latîf ü nazîf ü zarîf ve âşık-perest herîf-i zât-ı şerîf çelebilerdir kim böyle âşık-perestlikden sonra sakallanup âteş-perest olur, aleyhi mâ yüstehak.
EÇS X Y442b
Bunlar ankâ bâzergânlardır. bey‘ [ü] şirâları dâ’imâ Hind ü Yemen ve Portakal Frengleri iledir. İskele başında mahâzinlerinde niçe kerre yüz bin guruşluk eşyâlar ile mâl-â-mâldir ve eşyâları Q 338a metâ‘ları vardır.
EÇS X Y442b
Ekseriyyâ ihtilâtları Hind tâ’ifesiyledir. Zîrâ kadîm eyyâmda bu diyâr Hind destinde iken bu kavm-i nârperest Hind'den kalmışdır. İlâ-hâze'l-ân bu kal‘a-i Zeyla‘'da Hindistân tarafından bir elçi ve Yemen tarafı imâmından bir tübba‘ elçi ve Portakal tarafından bir balyoz ve İngilis keferesi tarafından bir konsoloz ve Kadrî re‘âyâsı tarafından bir Sünnîsi bu kal‘ada kâyimmakâm ile hükm [ü] hükûmâtda bulunurlar.
EÇS X Y442b
Kal‘a-i bender-i azîmdir. Ekseriyyâ paşa tarafından hâkimi çâşnigîrbaşı olur, a‘lâ hükûmetdir. Kal‘a içinde bin mikdârı kamışdan ve koçaşdan evlerdir.
EÇS X Y442b
Bir câmi‘i ve bir buğday anbârı ve su sarnıçları vardır. Kal‘adan taşra suları kuyulard[ır]. Beş on mikdârı dükkânları ve kahvehâne ve bozahâneleri vardır. Gayrı hâne ve imâret ü hammâm yokdur.
EÇS X Y442b
Ve iklîm-i evvelin tâ vasatında olmağla âb [u] havâsı gerçi şiddet-i hâr üzredir, ammâ gâyet latîfdir. Beş altı kerre ta‘âm yesen âb-ı nâbından nûş edince gâyetü'l-gâye hâzımü'l-ifrâtdır, derhâl âdem yine tahsîl-i cû‘ eder. Tâ bu mertebe mu‘tedil havâsı vardır.
EÇS X Y442b
Ve cimâ‘ı bu şehrin gâyet lezîzdir. Ve Hıtâyî dedikleri zenânelerinden küsâm-ı hâsıl-ı kâm masdar-ı insân-ı kân bu diyâra mahsûsdur. Her cem‘iyyetde bâkire bulunur mahbûbeleri vardır.
EÇS X Y442b
Ve gerçi şiddet-i hârdan âdem esvâb geyemez, ancak bir beyâz ihrâm eyninde ve bir ihrâm kemerinde, ba‘zı mahalde vakt-i asrda uryân dahi dursun. Şiddet-i hârı ve berd-i bârı mü’essir değildir. Âdem dâ’imâ tendürüst durur. Ve rûz-merre birkaç kerre cimâ‘ edüp deryâya girsen aslâ zarar isâbet etmez.
EÇS X Y442b
Zîrâ deryâsı bahr-i Kulzüm değildir, Bahr-i Muhît'dir. Bu Zeyla‘ boğazı Süveys deryâsından taşra vâki‘ olmuşdur. Ne kadar bu bahra girilse âdemin avret yerlerin yakmaz. Zîrâ bu Bahr-i Muhît'de şab olmaz. Ve şeb havfı olmadığından bu şehre azîm Hindistân karakaları ve Portakal karavanaları ve filipota gemileri ve İngiltere barçaları gelüp bî-pâk [ü] bî-pervâ [ya]naşırlar. Herbiri biner âdem ve üçer yüz top çeker galyonlardır.
EÇS X Y442b
Bu şehrin şark cânibi karşusı yedi yüz mîl Hindistân'ın Dîvâbâd ve Ahmedâbâd benderleridir kim bu Zeyla‘'a karşu karşudur. Ve bu Zeyla‘'ın yıldız tarafına karşusı üç yüz mîl Yemen iskelesinden bender-i (---)dir kim Yemen'in intihâ-i hudûdudur. Andan öte şarka Lahsa'nın hükmüdür. Ammâ hakîr Hind'e ve Lahsa'[ya] varmadım, Allâhümme yessir bi'l-hayr.
EÇS X Y442b
Hulâsa-i kelâm bu diyâr-ı Habeş vilâyetlerinin âb-ı rûyıdır. Zîrâ bu diyârda bâd-ı nesîm esüp âdeme hayât-ı câvidân verdiğinden mâ‘adâ Rûm tarzı elbette her bâr bârân-ı rahmet bî-hisâb yağar. Ve ekseriyyâ matar-ı Nisân dürr-i şehvâr-misâl dâne dâne yağduğı mahal rûy-ı deryâya sadefler zeyn olup dâne-i Nisân'ı kapmağa muntazır dururlar. Hudâ âlimdir ba‘zı sadef on kerre, ba‘zısı beş kerre ve ba‘zı sadef bir kerre dâne-i Nisân'ı kapup deryânın ka‘rına gitdiğin birkaç kerre gördük. Ve bu bârân-ı rahmetin katarâtları deşt-i hâmûnlara ve cebel-i ibret-nümûnlara düşicek bi-emri Hudâ ol kadar nebâtât [u] giyâhât-ı gûnâ-gûn hâsıl olur kim dere ve depelerde çemenzâr ve şükûfezârın râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur.
EÇS X Y442b
Ve bu menbûtâtdan cemî‘i devâbâtları otlayup eyle lahm ü şahm sâhibi olup gâyet mahbûb hayvânâtları olur. Koyunu ve kuzusu ve keçisi ve bakarı ve cemeli ve câmûsu ve ceyrânı ve sığını ol kadar semîz ve latîf lahmları olur kim misk anber-i hâm kokar.
EÇS X Y442b
Ve deryâsında niçe kerre yüz bin elvân mâhîlerinde dahi misk râyihası vardır. Bu hayvânâtların luhûmlarından tenâvül edenler ol kadar ten-perver ve tendürüst olur kim her şeb ehli ile beş on kerre alt üste olup Âdem ü Havvâ güleşi ederler. Gâyet mukavvî avmânları(?) vardır.
EÇS X Y442b
Ve bu diyârda âdemin kuvvet-i basarı ziyâde oluyor. Zîrâ bu hakîr Fûncistân'ın Firkaniye [Firdâniye?] vilâyetinde iken ol şiddet-i hârda allâhümme âfinâ, ayneynime gûyâ bir perde ârız olup gece alîl gibi illetli olup rûz-ı rûşende yine ke'l-evvel olurdum.
EÇS X Y442b
Bu Zeyla‘ şehrinde safâ edüp kâmil bir ay tekâ‘üd edüp çeşmlerim ayni ayn-ı gazâle dönüp Arab meş‘ali gibi münevver olup şükr-i Yezdân etdim. Ve mezkûr hayvânâtların lahmından tenâvül ederek vücûda bir takviyetcik hâsıl olup sehl mülahham oldukda hakîre bir rücûliyyetcik hâsıl olup Emmâre ve Nevvâme ve Mühmil[e] nâm refîk-ı kadîmlerimiz harekete gelüp cimâ‘ tamarları menî‘i harekete gelüp Zarfa Meçik Beşe nâm silâhımız sehl lu‘bedebâzlığa başlayup gözü ve kellesi kızarup kan etmek murâd edindiğimde Hudâ râzı ola Râzıyye ve Marzıyye ve Mutme’inne nâm yârıgâr amellerimiz râzı olmayup hakîrin epsem emrine itâ‘at edüp öpsem izniyle def‘-i tavakân edüp kanâ‘at etdiler.
EÇS X Y442b
Bu latîfeden murâd bu Zeyla‘ şehri ve'l-hâsıl bu Habeş diyârı gâyet mukavvî diyârdır. Hamd-i Hudâ Habeş'in âhirü'l-hudûdu olan Zeyla‘ şehrin tamâmen seyr [ü] temâşâ edüp firâr eden Manortıcı(?) Ahmed Paşa'nın kâ’immakâmı olan çâşnigîrbaşı kayd [ü] bend ile haps edüp hükûmeti Kara Nâ’ib tarafından Hindî Câr nâmında kâyimmakâmlığı verüp andan Kara Nâ’ib kethudâsiyle Zeyla‘'dan yine Musova'ya ve Harkova'ya avdet etdiğimiz beyân.
EÇS X Y442b
Zeyla‘'dan gayrı yollar ile Harkova'ya avdetim beyân eder
EÇS X Y442b
Evvelâ Zeyla‘'dan kalkup cânib-i garba teveccüh edüp yine Bahr-i Muhît kenârında bir boğaza rast geldik. Ummân boğazı derler. Karşu tarafı Yemen'dir. Kur’ân-ı azîmde âye[t]:
EÇS X Y442b
âyeti bu boğazda Bahr-i Muhît hakkındadır, deyü müfessirîn eyle tefsîr etmişler.