EÇS X Y442b
Hakîkatü'l-hâl Bahr-i Muhît ile Süveys deryâsının medd-i cezmi telattumu feryâdı âdemi Q 338b medhûş eder.
EÇS X Y442b
Ve bu diyârın incü çıkaran gavvâsları nakli üzre bu boğazın aslâ nihâyeti yokdur, gâyet amîkdir deyü nakl etdiler. Hakkâ ki âyet-i şerîfe üzre fecc-i amîkdir. Ve bu boğaza ehl-i Habeş ve mellâhlar Bâbü'l-Mendûb derler. Azîm kûh-ı Bîsütûn boğazdır. Karşı Yemen dağları râyegândır, ancak on beş mîl vardır. Yine bu boğazdan içeri Bahr-i Kulzüm'dür kim cânib-i garba tâ Süveys benderine varınca bu körfezin tûlü bin beş yüz mîldir. Kıble tarafı Yemen ve Aden ve Mekke ve Medîne ve Yenbû‘ ve Muveylah ve Tûr'dur. Cenûb tarafı serâpâ Habeş diyârı ve Kuseyre iskelesidir. Ve bu Bâb-ı Mendûb boğazı kayası üzre,
EÇS X Y442b
Ziyâret-i sultân-ı mahbûb kibâr-ı meczûb eş-Şeyh Hazret-i Mendûb
EÇS X Y442b
Evc-i âsumâna ser çekmiş ebr-i siyâhlar içinde ankâ-âşiyân bir sultân-ı âlî-şândır kim âyende vü revende re’îs [ü] tüccârlar tekyesine nezerât gönderirler. Bir kubbe-i âlî içinde medfûndur. Hazret-i Resûl bunların rûh-ı şerîfiyçün berekât-ı Mendûb deyü Fâtiha-i şerîf tilâvet eylemişlerdir. Müverrih-i Bânyân kavli üzre bunlar, Bel‘am ibn Bâ‘ûr'un pederleridir kim Hazret-i Mûsâ ile Kolondur gazâsında Fir‘avn gark oldukda bile idi, derler. Hazret-i Mûsâ bunlara,
EÇS X Y442b
"Yâ Mendûb, var, Habeş boğazında vatan eyle. Fir‘avnîler leşi bu deryâdan taşra çıkmasınlar, gözet. Ve bu Mekke deryâsına gayrı küffâr gemileri girmesinler. İnkırâzu'd-devrân mutasarrıfînden olup anda nigehbân ol", buyururlar. Sultân Mendûb bu mahalle gelüp kâmil bin yüz sene mu‘ammer olur.
EÇS X Y442b
Ve Hazret-i Risâlet'e nübüvvet gelince Hazret-i Osmân niçe bin Sahâbe ile Habeş'e gelüp ziyâret etmişlerdir, deyü elsine-i nâsda meşhûr-ı âfâk sultândır.
EÇS X Y442b
Hakîkatü'l-hâl bu boğazdan içeri bir küffâr gemisi giremez. Hemân bu azîzin merkad-i pür-envârından bir alev zâhir olup derhâl âye[t]:
EÇS X Y442b
Hamd-i Hudâ bu husûsda Yemen ve Mekke ve Medîne câniblerinde(n) olan benderler ve belîdeler kâfirden emînlerdir.
EÇS X Y442b
Ve bi-emrillâh Bahr-i Süveys içre şeb dahi kâfirlerin girmesine mâni‘dir. Bu şab dahi Hazret-i Mûsâ asrında Fir‘avn Kolondur boğazında âye[t]:
EÇS X Y442b
âyeti üzre Fir‘avn gark olduklarında bu deryâ içre bi-emrillâh şeb ağacları hâsıl oldu, derler.
EÇS X Y442b
Hâsıl-ı kelâm bu Şeyh Mendûb hazretlerin ziyâret edüp cânib-i garbın lodosu üzre dağlar içre gidüp vakt-i asrda tamâm olup mağribe karîb,
EÇS X Y442b
Bir sahrâda sevâd-ı mu‘azzam imiş. Hâlâ harâbdır. İçinde kırk elli bin Seherî kavmi sâkinlerdir. Bâğ u bâğçeleri ve zirâ‘at edecek yerleri vardır. Ve bu kavmin lisânları Hindî lisânına karîbdir. Cümle obalar ile sâkin olup konup göçerler. Göçmeyenleri harâbistân bâğ u bostânlarında sâkin olurlar. Bu dahi iklîm-i evveldedir. Andan tağlar ve mahsûllü sahrâlar içre ibret-nümâ sun‘-ı Hudâları temâşâ ederek altıncı günde vakt-i gurûb,
EÇS X Y442b
Hazret-i Süleymân binâsıdır, derler. Amberiyye sultânı hükmünde iken Özdemir Paşa yedi sene muhâsara edüp bilâ-feth avdet etdüklerinde bi-emrillâh bu kal‘a ahâlîsine bir tâ‘ûn müstevlî olup cümle halkı kal‘adan firâr ederler. İlâ'l-ân Habeş eyâleti hükmünde bâğ u bâğçe ve âb-ı hayât sulu âbâdân yerdir.
EÇS X Y442b
Kal‘asına çıkmadım, ammâ aşağı rabâtı bin mikdârı hasırdan ve kamışdan evleri vardır. Halkı mezheb-i dîn-i Ahmed ve haşır neşir ne idüğin bilmezler. Ammâ ganîmet vilâyetdir. Bu dahi iklîm-i evvelde olmağın tûl-i nehârı ve arz-ı beledi berâberdir. Bunda Portakal küffârları ticâret ile çok gelirler. Hattâ bir Portakal civânı bizimle bile gelüp yanında [yanımızda?] İslâm ile müşerref olup hizmetimizde oldu.
EÇS X Y442b
Ve bu Vıkât kal‘ası sahrâların Mısır şeker kamışından latîf ü nazîf kasabı hâsıl olur, ammâ şekerin çıkarmasın bilmezler. Andan kalkup ertesi gün,
EÇS X Y442b
Bâğ-ı İrem'den nişân verir hûş [u] tuyûru ve bâğ [u] bostânı ve nahlistân gülistânı çok bir şehirdir. Bu dahi iklîm-i evveldedir. Cümle halkı müslim Mâlikî-mezhebleridir. Altı bin kadar çalaş evleri vardır. Ve üç câmi‘leri var. Ve hâkimleri kendülerindendir. Dağıstân içi olmağile Osmânlı ol kadar varmazlar. Andan kalkup ertesi gün,
EÇS X Y442b
Bir küçük kasaba şekilli yerdir. Kara saçlı kara Zengî on bir mikdârı Razdin kavmidirler. Hazret-i Süleymân oğlu Melik Rac‘îm evlâdındanız, derler. Cümle müslimlerdir. Andan kalkup ol gün niçe dağlar aşup vakt-i gurûbda,
EÇS X Y442b
Bir mahsûldâr fezâdır. Ve bir halîc-i âb-ı nâbda meks eyleyüp haymelerimizde mihmân olduk. Ol gece hezâr hezârânın feryâd [u] figânından hayât-ı ebed bulduk. Ve vakt-i seherde bir bâd-ı nesîm esüp cümle murgân savt-ı hazîn ile Hâlık-ı Bîçûn'a tevhîd eylediler. Biz dahi vakt-i fecr[i] edâ edüp çârpâlarımıza süvâr olup kâmil üç gün bir sahrâ-yı Heyhât-misâlde cânib-i cenûba gidüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp niçe ibret-nümâları ibret nazarı ile temâşâ edüp dördüncü gün,
EÇS X Y442b
Evsâf-ı şehr-i azîm ve taht-ı kadîm mahmiyye-i Mukdisu
EÇS X Y442b
Müverrihân-ı Bânyân-ı Habeş bu şehir hakkında Hazret-i Süleymân binâsıdır, derler. Kaçan kim Hazret-i Süleymân aleyhi's-selâm Belkîs'i Yemen diyârından getirdiği mahalde bu Mukdisu şehrinde cemî‘i mahlûk-ı Hudâ ile bu hâmûnda serâperde-i Süleymân içre azamet [ü] dârâtın göstermek içün tınâb tınâba meks edüp Belkîs'e istikbâle çıkdı. Belkîs dahi Yemen'de Sabâ şehri pâdişâhının duhter-i pâkîze-ahteri idi. Niçe devlet gördü, ammâ dârât [ü] azameti ve bu ins [ü] cinni ve hûş [u] tuyûru görüp Belkîs'e bir dehşet ârız olup serâperdeden haz etmeyüp Belkîs içün bu Mukdisu şehrin binâ etdi. Hâlâ sultân-ı Zencistân hükmünde bir şehr-i mu‘azzamdır.
EÇS X Y442b
Bâğ u bâğçesi ve köşe köşe firâvân suları çağlayup murgân-ı hoş-elhânın nagamât-ı savt-ı hazînleri câna safâ verir. Şehri Hâlâ ol kadar ma‘mûr değildir. İklîm-i evvelden cenûba yigirmi Q 339a derece ileri çıkmışdır.
EÇS X Y442b
Bu şehrin kıblesi yine şimâle doğrudur. Ve Bahr-i Muhît'in cenûb tarafı sâhilindedir. Habeş ile vilâyet-i Zenc'in cenûbundadır.
EÇS X Y442b
Ve halkı cümle müslim Mâlikiyyü'l-mezheb geçinirler; ammâ âyîn-i dîn-i İslâma ri‘âyet edemezler, zîrâ ulemâları yokdur; ammâ salât-ı hamseyi edâ edüp savm [u] haccı dahi edâ ederler. Ve lisânları Arabîdir, ammâ bir gayrı ıstılâhât [u] ibârâtları var, kendülere mahsûs bir lehce-i garîbedir.
EÇS X Y442b
Ve hâkimleri kendü taraflarındandır, ammâ hükm [ü] hükûmât nedir bilmezler. Kaçan birbirleri mâbeynlerinde bir da‘vâları olsa eğer şehirlerinde bir tüccâr var ise varup ana tanışırlar. Eğer ol âdem hayr u şer ne derse anın hükmüne fermânber olurlar. Gâyet bülhe âdemlerdir. Ammâ şecî‘lerdir; Portakal küffârı bunların şecâ‘atinden vilâyetlerine istîlâ edemedi. Hâlâ ki şehirleri sâhil-i bahrdedir, sâhil-i bahrde olan diyârlar hod küffârın karârgâhlarıdır, ammâ bunlara bir çâre edemedi. Dağı ve taşı ve râğı ve bâğı ve karîbi ve ırağı eli harbeli zâğî benî âdem dutmuşdur.
EÇS X Y442b
Kara Nâ’ib kethudâsı Mehemmed Ağa refîkımız kavli üzre on kerre yüz bin asker olur, dedi. Ve kâfir ile aslâ bey‘ [ü] şirâ etmeyüp cümle metâ‘ların yâ kal‘a-i Zeyla‘'a yâhûd kal‘a-i Vıkât'a veyâ kal‘a-i Harkova'ya götürürler. Hutbelerinde âl-i Osmân'a okurlar. Ekseriyyâ dağlar içinde yerli yurtlu bâğlı bâğçeli belîdeleri var.
EÇS X Y442b
Bu kavme Benî Safvân derler. Mukdisu şehirlerinin altından bir nehr-i azîm akar, cânib-i garbda Fûncistân ve Dumbistân içinden cereyân edüp gelir, Nîl-i mübârek (...) [lezzetinden? kertesinden?] ve çamurlu kırmızı reng cereyân edüp şehr-i Mukdisu altında Bahr-i Muhît'e mahlût olur. Ve Nîl tuğyân etdikde içinde timsâh-ı bî-cenâh bulunur. Mehemmed Kethudâ refîkımızdan su’âl etdim. Nîl'den bir fırka Dumbistân ve Zencistân içinden cereyân ederek gelür, deyü cevâb etdi.
EÇS X Y442b
Ve bu Mukdisu şehrinde kutb-ı cenûbî ve süheyl-i Yemenî gâyet alçakda görünür, ammâ kutb-ı şimâlî ya‘nî demir kazık yıldızı görünmez. Anıniçün kıble-nümâlarımız bu diyârda serserî deverân edüp Rûm'da deverân etdüği gibi etmez oldu, ve's-selâm. Ve bu şehirden kalkup yine cânib-i garba bir gün gidüp,
EÇS X Y442b
Bir mahsûldâr sahrâdır. Andan tayy-i rahl edüp ertesi gün kara tağlar ve ormanlar ve maymunlu yerler aşarak,
EÇS X Y442b
Âsîlerdir. On bin mikdârı Zengîlerdir. Bunda eşmeler kazup atlara yemler asup nısfu'l-leyl olunca hareket edüp ertesi gün vakt-i gurûbda,
EÇS X Y442b
Bunda on bin mikdârı Şerebazı kavmi sâkinlerdir. Ve bunlardan gayrı cümle kırk bin mikdârı ahmer ve esmerü'l-levn âdemlerdir. Anların mâbeynlerinde yatup deve eti ve deve südü ve boza yiyüp içüp atlarımıza darı verüp ale's-sabâh azm-ı râh edüp hâsıl-ı kelâm on bir günd[e] hamd-i Hudâ,