EÇS X Y448a
Hakîr bu Elvâh-ı Evvel'i temâşâ edüp kâşif kâ’immakâmından kulağızlar alup beş yüz tulum su ile yine cânib-i garba Elvâh-ı Kebîr'e azîmet eyleyüp ol gün çölistân içre giderken bir gûne rîh-ı sümûm esüp kulağızlarımız,
EÇS X Y448a
"Bire, suları tulumlarda örtüp hıfz edin" deyü feryâd etdiler. "Âyâ, ne ola", dedik. Bir sâ‘atden anı gördük, cümle tulumlarda ve kırba ve mataralar ve cevze(?)lerde bir katra suyumuz kalmayup cümle mahv olmuş. Refîklerimiz eyitdiler:
EÇS X Y448a–Y448b
"Şükür kim Elvâh-ı Kebîr yakındır. Eğer bu rîh-ı sümûm Circe'den çıkdığımız altı günlük çöl yolunda esüp böyle suyumuz kalmayaydı, cümlemiz Y 448b helâk olurduk. Hamd [u] senâ olsun kim Elvâh-ı Kebîr yakındır" deyüp vakt-i asrda,
EÇS X Y448b
Evsâf-ı ağrebü'l-garâyibât Elvâh-ı Kebîr el-edna'l-acâyibât şehr-i Kalîmûn
EÇS X Y448b
Bu Elvâh-ı Kebîr'in bânîsi kable't-Tûfân kehhân-ı mine'l-kehâyin Kalîmûn Hakîm binâsıdır. Anıniçün bu şehre Kalîmûn derler. Ba‘de't-tûfân Bayzar bin Hâm'dır kim Ebü'l-kabâbıt'dır, anın otuz oğlu oldu, büyük oğlu Mısır idi, bu Mısır'ın babası Bayzar ibn Hâm vefât edüp Tûfân'dan evvel vefât edüp Ehrâm dağlarında defn olunan Hürmüs'ün yanına bu Bayzar'ı defn etdiler ve oğlu Mısır Mısır'a müstakil melik olup yigirmi tokuz karındaşlarına ekâlîm-i Mısır'ı tevzî‘ edüp diyâr-ı Mısır'ı amâr etdiler. Ve cümlesi Tûfân'dan iki bin altı yüz âm mürûr edince devletleri tamâm olup Mısır meliki dahi fevt edüp Ehrâm dağlarında babası Bayzar yanında Mısır'ı defn etdiler. Ol asırda bu Ehrâm dağları tâ Hazret-i İbrâhîm'e gelince Ka‘be-misâl ziyâretgâh-ı hâs [u] âm idi.
EÇS X Y448b
Andan Mısır'a bir gayrı nesilden Kıft nâmında bir âdem melik olup Kıbtî lisânı bunda zâhir oldu. Ve Hazret-i Hûd aleyhi's-selâm bu Kıft zamânında gelüp Hûd Nebî'nin ta‘lîmiyle Melik Kıft bu Elvâh-ı Kebîr'i binâ edüp İremezâtü'l-imâd misilli bir şehr etdi.
EÇS X Y448b
Ve melik Kıft dörd yüz seksen sene tahakküm edüp merhûm olup Hazret-i Hûd Melik Kıft'ın na‘şını Ehrâm'da defn edüp Hûd Nebî Medîne yanında Vâdi'l-kurâ kurbunda Nâka-i Sâlih kayası yanında bir şehr binâ edüp anda sâkin oldu. Hâlâ Şâm huccâcı Nâka kayası kurbunda şehr-i Hûd'a konarlar. Melik Kıft'dan sonra devlet Eşmûn'a nakl edüp Eşmûn şehrin ve bu Elvâh-ı Kebîr şehrin karındaşım binâsıdır, deyü dahi ziyâde amâr etdi. Hâlâ Elvâh'ın ba‘zı harâbistânında Melik Kıft ve Melik Eşmûn binâlarında Kıbtî hattıyle târîhleri vardır. Bu fânî pîrezen dünyâ niçe dâmâddan gerü kalup âhir ba‘de'l-feth-i Mısır Amr ibnü'l-Âs fethidir, ba‘dehu Çerâkese destinden âl-i Osmân fethidir be-dest-i Hayra Beğ Paşa.
EÇS X Y448b
Hâlâ Circe hâkinde Menfalût kâşifi hükmünde başka kâşiflikdir, senevî yetmiş kîse mâl-ı mîrîsi vardır. Lâkin gılâli ve gılâl ağası yokdur.
EÇS X Y448b
Ve yedi bölükden mustahfızân kulları ve kâşifin yüz atlı sekbânları ve bin mikdârı hayyâl Urbânları vardır.
EÇS X Y448b
Eyâletinde yedi pâre Elvâhât şehirleri vardır, mahallinde tahrîr olunur. Bu yedi Elvâh'dan gayrı kurâ ve kasabâtları yokdur.
EÇS X Y448b–Y449a
Ve zirâ‘at edecek yerleri ravza-i cinânları çokdur. Ve kâşife senevî yüz kîse fâ’iz kalur, eğer tüccâr gelirse. Ve eğer bedbaht tâli‘i menhûs olup cellâbe gelmezse bâğ u bâğçeleri öşüründen ve cürm cinâyet bâd-ı havâsından cümle on kîse hâsıl olur. Ve bu Elvâhât Q 344a P 338a yüz elli akçe kazâdır, senevî Y 449a bin guruş pîştahta mahsûlü olur.
EÇS X Y449a
Ve mezâhib-i erba‘adan şeyhü'l-islâmları ve nakîbü'l-eşrâfı var, ammâ a‘yân-ı eşrâfı yokdur. Ve fukarâsı gâyet çokdur.
EÇS X Y449a
Ve bu şehrin enderûn [u] bîrûnunda ve geldiğimiz çöl çölistânında olan âsâr-ı binâlar ve alâyimât-ı bî-nihâyeler ve niçe bin mutalsamât-ı garîbeler ve niçe bin künûzât-ı acîbeler medfûndur kim niçe kerre yüz bin elvân sommâkî ve mermer sütûn-ı firâvân alâmetleri vardır. İlâ-hâzihi'l-ân kavm-i Mağâribe insân bu künûz [u] defâyinlerden istihrâc etmededirler, ferd-i âferîdeden bir kimesne mâni‘ değillerdir. Ammâ her kenzin müvekkilleri mâni‘ olup her kenz başında niçe bin Hindî ve Sindî ve Mağribî-i Cirbevî helâk olup pâymâl-i rimâl kadîd olup yatırlar. Ba‘zısına dahme-küşâlık müyesser olup murâdına vâsıl olur. Hâlâ Mısır'da ihrâm-fürûht Hacı İmrân andan kâmrân sâhib-i huddâmân olmuşdur, derler.
EÇS X Y449a
Ve bu şehrin ma‘âdinlerinin hisâbın yine Hallâk-ı âlem bilür. Evvelâ âşikâre olan ma‘âdinlerinden kırmızı şeb ve kırmızı türâb kilermeni ve zâc ve zırnîh ve cibs taşı ya‘nî alçı ve seng-i ferah ve seng-i yerekân ve seng-i balgamî ve seng-i belât — bir yumşak taşdır, destere ile tâze iken tahta tahta biçüp evlere ve hammâmlara döşerler, kesb-i havâdan sonra pûlâd-ı Nahcıvânî olur — ve ma‘den-i kurşum ve altun ve gümüş ve kibrît ve neft ü katrân ma‘âdinleri olur. Ammâ istihrâcını bilmezler ve tahsîline dahi mukayyed değillerdir, zîrâ gayrı âsân mahsûlâtları çokdur. Lâkin demir ve bakır ma‘denleri yokdur.
EÇS X Y449a
Ve gûnâ-gûn suları vardır. Hemân bir âdem murâd edinse zemîni kazınca bir âb-ı hayât su çıkup kuyunun ağzından taşup önü sıra kazarak suyu her ne cânibe istersen bâğ [u] bâğçelere götürürsün. Âb-ı hayât suları çokdur. Ve ba‘zı mâları müshildir; ve ba‘zı âbları kabızdır; ve ba‘zısı sirke gibidir, çorbaya korlar, gâyet ekşidir; ve ba‘zı âbları gâyet tuzludur, yine ta‘âma idhâl ederler; ve ba‘zı suları kış günü kurur, Temmûz'da taşup kırmızı cereyân edüp içinden Nîl-i mübârek balıkları çıkar; ve ba‘zı suların yaralara ve berelere sürüp isti‘mâl ederler. Hikmet-i Hudâ bu kim bu mezkûr suların cümlesi birbirlerine yakındır ve her birisi bir gûne lezzetde ve birer gûne tabî‘atde ve birer gûne hâssıyyetdedir. Âye[t]: Arapça bi-kudretihî ve yahkümü mâ-yürîdü bi-izzetihî
EÇS X Y449a
Ve bu sulardan ekseriyyâ hukemâ-yı Freng mahsûs kalın şîşeler ve kalın bakır kumkumalar ve kurşum kumkumalar yapdırup her suyun tabî‘atına göre bir gûne cerre ve kumkumaya koyup vilâyet vilâyet bu sulardan götürürler.
EÇS X Y449a–Y449b
Hikmet-i Hudâ: Bir gûne bulanık ve koyu sudur, akmaz, şöyle hâli üzre durur, andan bizim refîkımız Y 449b gergerdân-süvâr Dervîş Ni‘metullâh âbdest alup elin yüzün silerken hakîr yüzüne bakdım, bir vakâr sâhibi ak sakallı ihtiyâr âdem-i edîm olmuş.
EÇS X Y449b
"Bire bürâder sakalın neden ak oldu?" deyince herîf-i zarîf-i nahîf sakalı kıllarına bakınca aklı gitdi.
EÇS X Y449b
"Bire şu sudan şimdi âbdest aldım, acabâ anın te’sîri midir?" derken kâşifin bir âdemi,
EÇS X Y449b
"Sakının, ol sudan içmen ve sakalınıza sürmen. Bu su aceb temâşâdır. Ba‘zı harâmîler at serîka edüp eğer at ve gayrı hayvân siyâh ve kırmızı ise derhâl bu suda gusl edüp beyâz kuğu gibi olup bî-pâk ü bî-pervâ bâzârda fürûht eder. Bu suda bu gûne hâsıyyet vardır" dedikde hakîrin bir toru tayı var idi, boynun yaykayup beyâz oldu, ve bir kolunun sağın ve bir uyluğunun solun ve kuyruğun yaykayup bi-emrillâh beyâz süd gibi olup at alaca Mısır ahrecine dönüp at vücûduna nazar etdikce süheyl urup kişneye kişneye tamâm oldu, aceb hikmetdir. Ammâ yine bir seneye dek Dervîş Ni‘metullâh'ın sakalı ve atımın kuyruğu ve endâmında mûyları ke'l-evvel oldu, temâşâdır.
EÇS X Y449b
Ve bu vilâyet-i Elvâhât yedi şehirdir ve birbirlerine birer günlük yol yakındır. Bâğ u bâğçe ve mezra‘aları [var] ve birbirlerine müşâdır. Ammâ iki bölük ad olunur, bir bölüğü Elvâhât-ı Hâric ve bir bölüğü Elvâh-ı Kebîr ad olunur. Ammâ Elvâh-ı Kebîr cümleden ma‘mûrdur, zîrâ hâkim tahtıdır ve kadı ve a‘yân andadır.
EÇS X Y449b
Ve bu diyâra Elvâhât demelerinin sebeb-i tesmiyesi oldur kim bu diyârı binâ eden Ken‘ân ibn Nûh Nebî'nin kızları var idi, biri Kennise ve biri Hadiyye idi, bu iki kızlar dedeleri Hazret-i Nûh ile Tûfân'da gemide bulunup halâs oldular. Ammâ babalarının Tûfân'da gark olup gâyib olduğu iftirâkından dağlara düşüp âhir babalarının na‘şın bu Elvâh-ı Evvel'de bir gâr içre bir tahta ile sandûka içre görüp tesellî-i hâtır buldular. Ammâ şeb [ü] rûz bunlar mahzûn olup dîdeleri nemden nâ-bînâ olmağa karîb oldular. İblîs-i pür-telbîs bunlara şeyh-i şâb sûretinde sûret-i hakdan görünüp bükâlarından su’âl etdi. Bunlar dahi,
EÇS X Y449b
"Babamız Ken‘ân iftirâkından giryân u nâlân olup gezeriz" dediler.
EÇS X Y449b
"Diler misiz kim dâyimâ babanızı görüp tesellî bulasız?" Bunlar dahi,
EÇS X Y449b
Derhâl İblîs-i pür-telbîs Ken‘ân'ın sandûkası levhasından bir pâre levha koparup üzerine bir Ken‘ân sûreti tasvîr etdi kim gûyâ zî-rûhdur. Kızlar bu sûreti görünce suratları güldü.
EÇS X Y449b
Ve Şeytân bu sûrete tapmağı bunlara ta‘lîm edüp gâyib oldu.
EÇS X Y449b–Y450a
Kızlar bu sûreti hânelerine getürüp bir pinhân köşede koyup her bâr ki nazar edüp Y 450a tapınup tesellî-i hâtır bulurlardı.
EÇS X Y450a
Niçe eyyâm bu hâl üzre geçinüp fevt oldular. Oğulları bu âyîni analarından gördüğü üzre bu tahtadaki sûrete tapup be-dürüstî put-perest oldular.
EÇS X Y450a
Bu levhaya bu kavm tapdıklarıyçün sâyir akvâm bunlara elvâhî ya‘nî tahtaya tapıcı deyü ad kodular. İlâ-hâzâ ol ismile müsemmâ olup bu şehre Elvâh derler.
EÇS X Y450a
Ve bu Şeytân'ın tahrîr etdüği Ken‘ân sûreti Q 344b P 338b olan musavver tahta Mîne şehri mukâbelesinde Nîl'in karşu cânibinde Deyr-i Ümmü Alî nâm bir kenîsede Kıbtî ruhbânları zabtındadır, ana taparlar. Mâ-takaddem putlar cehele-i kefereler zamânında Vüdd ü Suvâ‘ ve Yeğûs ve Ye‘ûk ve Nesir misilli vücûden ağacdan ve taşdan binâ olunmuş putlar idi, ana taparlardı.
EÇS X Y450a
Ba‘dehu Şeytân bu Ken‘ân sûretin bu levhaya yazınca cümle küffâr tahtalara tapmağa başladılar. İlâ'l-ân cümle seyâhat etdiğimiz Kâfiristân'da kefereler tahtaya taparlar. Ba‘zı avâmü'n-nâs bir kâfire şetm etse,
EÇS X Y450a
Hâlâ tahta sûretlere tapmalarının aslı bu Elvâh'da Ken‘ân sûretinden İblîs iğvâsiyle kalmışdır. Temme kelâm.
EÇS X Y450a
Ve bu Elvâh-ı Kebîr'in cânib-i erba‘asında kal‘ası ve dizdârı ve neferâtları ve cebehâneleri ve topları (---) (---).
EÇS X Y450a
Ve şehri bir vâsi‘ düz sahrâda vâki‘ olmuş cümle toprak ve kireç örtülü (---) evlerdir.
EÇS X Y450a
Ve cümle (---) mihrâbdır, ikisi minâreli câmi‘lerdir, mâ‘adâ mesâcidlerdir.
EÇS X Y450a
Ve medrese ve tekye ve hân u hammâm ve imâret yokdur. Ammâ esvâk-ı muhtasarı ve kahvehâne ve bozahâneleri vardır, lâkin kârgîr binâ bedâsteni yokdur. Ammâ kadîm-i ezelden kalmış harâb-âbâdı çokdur.