EÇS X Y450b
"Fûncistân meliki hedâyâları ile gemiler geçdi mi?", deyü su’âl etdik.
EÇS X Y450b
"Hayır geçmediler, ammâ bundan iki menzil yukaruda Benî Seyf'dedir", deyü haber verdiler. Hemân hakîr,
EÇS X Y450b
"Bu menzil memerr-i nâsdır ve bir kaht [u] galâ hândır", deyüp cümle atlarımız gemilere koyup bu Kahve hânı mukâbelesinde Nîl aşırı,
EÇS X Y450b
Eyâlet-i Circe hükmünde başka kâşiflikdir. Yedi bölükden mustahfızânı yokdur. Ammâ yüz elli tevâbi‘iyle yigirmi kîse mâlı ve (---) erdeb gılâli tahsîl edüp Circe dehlîzinde muhâsebesin görür, kendüye on beş kîse fâ’iz kalur. Taht-ı hükûmetinde yigirmi altı pâre kurâdır. Şehri yokdur, kâşif haymeler ile meks eder. Ve Mısır cânibinde Besâtîn nâm belde ile müşâdır, tâ Mısır yanında bu Şark Atfîh hudûdu tamâmdır. Şark Atfîh'de Circe hudûdudur, Circe'nin cânib-i şarkî hudûdu Besâtîn'de. Q 349b P 343b Ve yüz elli akçe kazâdır. Mısır karîb olmağile Mısır mollâlarına nâhiye ihsân olunur, mâhiyye bin para hâsıl olur.
EÇS X Y450b
İki gece bunda kâşif yanında haymelerimiz içre mihmân olup üçüncü günde Circe'de gemilere koduğumuz hedâyâlar ve bâr-ı sakîller ile tevâbi‘lerimiz gelüp anlar Nîl'den hakîr yine Nîl'i cânib-i garba ubûr edüp andan Habîroğlu kasabasın ubûr edüp Nîl kenârınca beş sâ‘atde,
EÇS X Y450b
Şehr-i azîm ve bilâd-ı kadîm imiş. İbtidâ bânîsi Ehrâm dağların binâ eden Sûrîd kehene-i köhnenin binâsıdır. Ehrâm dağları ile Fustât şehri ki Mısır-ı atîkdir, anların iskelesidir. Mısır hâkinde (---) kîse iltizâmlı kâşiflikdir. Yüz tevâbi‘iyle ve yedi bölükden mevcûd ve müsellah mustahfızân askeri ile hükûmet eder a‘lâ kâşiflikdir. Ve kendüye senevî kırk kîse mâl hâsıl olur. Ve şeyhü'l-Arabı Habîroğlu'dur, çöl cânibinin hâkimidir.
EÇS X Y450b
Ve bir hâkim dahi yüz elli akçe ile sadaka ihsân olunur kazâdır. (---) pâre nâhiye kurâlarından iki müddeti altı Mısrî kîse hâsıl olur şerîf kazâdır. Şeyhü'l-islâm Boluvî Mustafâ Efendi'ye ber-vech-i arpalık ihsân olunmuşdur.
EÇS X Y450b
Ve şehri Nîl kenârında bâğlı ve bâğçeli ve bin hâneli ma‘mûr u müzeyyen kasaba-i şîrîndir. Ve cümle kırk mihrâbdır, ammâ cümle (---) hutbedir. Ve cümleden cemâ‘at-ı kesîreye mâlik olan ibâdetgâh-ı kadîm Eski Câmi‘ (---) hayrâtıdır. Du‘â müstecâb olacak makâmdır, zîrâ bu câmi‘de ziyâretler var. Ve câmi‘-i (---) ve câmi‘-i (---). Mâ‘adâsı mesâcidlerdir.
EÇS X Y450b
Ve iki vekâle ve altı kahvehâne ve yedi mekteb-i sıbyân ve sekiz sebîl ve bir hammâm ve üç tekye vardır. Ve âbâdân hânelerinde İkbâl Kâşif sarâyı ve Boluvî Mustafâ Efendi sarâyından âlî binâ-yı zîbâ sarâylar yokdur.
EÇS X Y450b
Ve bâğ u bâğçesi ve nahlistânı çokdur, ammâ bostânları yokdur, zîrâ sığır ve koyun kânıdır. Çârsû-yı bâzârında cümle halkı lebbândır ve cümle iki yüz ma‘dûd dükkândır. Cîze lebeni ve kışta kaymağı gâyet lezîzdir. Beher yevm yigirmi bin mecur yoğurd ve on bin çanak kaymak tabak tabak Mısır'a gider. Ve niçe bin cerre âye[t]
EÇS X Y450b
âyeti nâzil olan süd hakkındadır kim eyle lezîz südü Mısır'ı besler. Gûyâ Cîze sığırları ve ganemleri Mısır halkının süd analarıdır. Ebû Hüreyre südden ziyâdesiyle hazz etdüklerinden du‘â edüp anıniçün Cîze'nin yoğurdu ve südü memdûh-ı Ümmü Dünyâ'dır.
EÇS X Y450b
Ve âb [u] havâsının letâfetinden nebâtât [u] giyâhâtı gâyet firâvân olup cümle devâbâtları tâ Ehrâm dağlarına varınca çemenzâr mezra‘a yerleridir. Anıniçün hayvânlarının südü çok olur.
EÇS X Y450b
Evvelâ sultân-ı bay [u] gedâ ve fakîr ü fakîre eş-Şeyh Hazret-i Ebû Hüreyre: râvî-i hadîs, Hazret-i Risâlet-penâh'ın Sahâbe-i kirâmındandır. Kabâ’il-i Mekke'den Dûş kabîlesindendir. Amr ibnü'l-Âs ile Mısır fethinde bulunup mecrûhan şehîd oldukları künhü ile mufassal Mısır ziyâretlerinde mevlûd-ı şerîfleri ile ale't-tafsîl tahrîr olunmuşdur, mükerrer tahrîrinde melâlet vardır.
EÇS X Y450b
Hulâsa-i kelâm ulu sultân-ı sâhib-kelâmdır. Hattâ bu hadîs-i şerîfi anların rivâyetlerine isnâd ederler. Hadîs: Arapça buyurmuşlardır.
EÇS X Y450b
Hakîkatü'l-hâl âb [u] havâ cihetinde kasaba-i Cîze ravza-i Rıdvân'dan bir köşedir. Müte’ellim ü mağmûm ve sâhib-i hümûm bir kimesne Cîze'ye varsa derhâl ve der‘ân def‘-i hem ü gam edüp mesrûr u dilşâd ve gamgîn gönlü âbâd olup inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn müyesser olur. Zîrâ bu hâk-i anber pâkde Hazret-i Yûsuf aleyhi's-selâm Züleyhâ iftirâsilye bu şehre karîb zindânda haps olunup halâs oldukda Cîze'de sâkin olanlara ve ehl [ü] iyâllerine du‘â edüp gerd-i küdûretden Cîze halkı halâs olmuşlardır. İlâ-yevminâ hâzâ ol nefes-i Hazret-i Yûsuf te’sîriyle hâlâ Cîze halkında zerre ve şemme gam u gussa yokdur. Ve cümle halkı mün‘imlerdir. Ve,
EÇS X Y450b
Ziyâret-i Ka‘bü'l-Ahbâr kuddise sırruhu. Ve,
EÇS X Y450b
Ziyâret-i kadem-i hacer-i Hazret-i Mûsâ. Hikmet-i İlâhî, bir gün Hazret-i Mûsâ'nın ayneyn-i şerîflerine veca‘ ârız olup Mısır'ın cenûbunda şehre hâyil cebel-i Mukattam'a ya‘nî Cûşî dağına tecellî[-i] cemâle urûc edüp bin bir kelimâtdan sonra,
EÇS X Y450b
"İlâhî, sana ma‘lûmdur, gözlerim ağrır, bana şifâ ver" der. Hemân Cenâb-ı Bârî'den nidâ gelüp,
EÇS X Y450b
"Yâ Mûsâ, senin gözlerine ilâcı Cîze şehrinde bir Yahûdî karısının eli sebebiyle (---) bile halk etdim. Var sıhhatin sebebin andan taleb eyle" dedikde Hazret-i Mûsâ Cîze'ye gelüp ol Yahûdî karısın bulup derhâl ol hâtûn-ı ehl-i hâl Hazret-i Mûsâ'yı bir taş üzre basdırup mübârek pây-ı sa‘âdetleri taşa te’sîr edüp mezkûr nisâ ol taşı kazıyup Hazret-i Mûsâ'nın yine ayağı tozun gözüne eküp olan veca‘ı teskîn olup Hazret-i Mûsâ handân olup ta‘accübe (---) (---) (---) ol taş-ı kadem-i Mûsâ Cîze'de Ulu Câmi‘de mahfûzdur.
EÇS X Y450b
Ziyâret-i âhar, yine bu Ulu Câmi‘de: kaçan kim Hazret-i Mûsâ aleyhi's-selâm Sa‘îd-i âlî'de İsne diyârında Ermen şehrinde rahm-i (---) (---) (---) (---) ziyâ[re]t etdükleri mahalde vâlidesi Yûhâ Ana Fir‘avn-ı la‘înin havfından Mûsâ'yı bir şermûta Q 350a P 344a sarup sarmalayup bir sandûk içre koyup berk edüp Nîl'e ilkâ eder. Hikmet-i Hudâ Hazret-i Mûsâ'nın vücûd-ı nazenîni Nîl ile cereyân ederek Fir‘avn'ın sarâyının önünden ubûr ederken şâhnişînden meğer Fir‘avn'ın hâtûnu bâkire Âsiye Ana bu sandûkayı görüp bir hâcibe emr eder kim sandûkayı getireler.
EÇS X Y450b
Hikmet-i Bîçûn meğer kim Hazret-i Mûsâ'nın pederi Fir‘avn'ın hâcibi idi, hemân ilhâm-ı Rabbânî Mûsâ'nın babası İmrân'ın dil-i cânına te’sîr edüp cân pâresi olan sandûkayı Nîl'den çıkarup Âsiye Ana'ya teslîm eder. Ol dahi sandûkayı keşf edüp görse içinde bir sa‘âdet tâcı sâhibi nûr-ı mübîn gibi berk urup görünce meftûnesi olup evlâd yerine Mûsâ'yı bağrına basar. Fir‘avn ise keheneler söziyle anadan doğan ma‘sûmları katl ederdi. Zîrâ keheneler bâtıl ilimleri ile Fir‘avn'a,
EÇS X Y450b
"Senin devletine zevâl bir oğlandan olısardır, hâlâ ol gulâm rahm-ı mâderdedir" derlerdi. Hazret-i Mûsâ tevellüd etdükde,
EÇS X Y450b
Fir‘avn dîvâne olup bî-günâh ma‘sûmları helâk ederdi.
EÇS X Y450b
Bilmezdi kim Cenâb-ı İzzet Fir‘avn'a Mûsâ['yı] kendü sarâyında perverde etdirirdi. Arapça
EÇS X Y450b
Netîce-i merâm ol Hazret-i Mûsâ'nın Nîl'e atılduğı mahfaza sandûka elden ele geçüp hâlâ bu Cîze'deki Ulu Câmi‘in bir dollâbında mestûrdur. Ve,
EÇS X Y450b
Ziyâret-i nahl-i Îsâ: Kaçan kim Hazret-i Îsâ Yahûd tâ’ifesi derdinden vâlidesi Meryem Ana ile Nâbulus şehrinden seyâhate çıkup Mısır'a geldikde bu Cîze'ye gelüp sâyesinde oturup Arapça âyeti üzre hûrmâsın tenâvül etdikleri hûrmâ ağacı bir köhne bî-hâsıl kurumuş nahl idi, Hazret-i Îsâ du‘â edüp ol ân semer verdi. Hâlâ bu Cîze'dedir, evc-i âsumâna ser çekmiş bir köhne serâmed ağacdır. Cîze şehrinin nahllerine bu Îsâ nahlinden birer yaprak gayrı hûrmâların kalbine sokarlar, dahi ziyâde hûrmâ verir, temâşâdır. Ve ba‘zı hâl sâhibi kimesneler bu hûrmânın altında teberrüken ibâdet edüp Hakk'a tekarrüb ederler.
EÇS X Y450b
Ziyâretgâh-ı diğer: Hazret-i Yûsuf'u Ken‘ân elinde karındaşları kuyuya atup babaları Ya‘kûb Nebî'ye Yûsuf'u kurd yedi dediler, ba‘dehu tüccâr kavmi Hazret-i Yûsuf'u kova ile kuyudan çıkardıklarına alâ-tarîkı'l-kısas Cenâb-ı İzzet Habîb'ine bu âyeti nâzil etmişdir, âye[t]:
EÇS X Y450b
Ba‘dehu ehl-i tüccâr Hazret-i Yûsuf'un cemâl-i bâ-kemâlin gördüler kim bir pençe-i âfitâb, henüz bülûgiyyete bâliğ olmamış bir tıfl-ı nûr-ı ilâhî. Yûsuf'u Mısır'a götürüp kulumuzdur, deyü bâzârda Yûsuf'a bahâ taleb edüp kimesne hüsn-i Yûsuf'a bahâ veremediler. İllâ azîz-i Mısır'ın hâtûnu Züleyhâ Ana bahâsın verüp bâzâr-ı hüsnden Yûsuf'u terâzûdan çıkarup aldı.
EÇS X Y450b
Hikmet-i Hudâ Züleyhâ Yûsuf'a ta‘aşşuk edüp meftûnu olup Yûsuf'dan kâm almak kasdında oldu. Yûsuf dahi enbiyâzâde olması haysiyyetinden cânib-i Züleyhâ'ya meyl etmeyüp âhir Züleyhâ Yûsuf'a iftirâ edüp azîz-i Mısır'a gamz etdi. Âye[t]:
EÇS X Y450b
âyetinde ve cemî‘i tefâsîr ü tevârîhlerde kısas-ı Hazret-i Yûsuf mastûrdur. Ancak me’âl-i kelâm Hazret-i Yûsuf'u Züleyhâ iftirâsiyle zindânda haps etdiler. Bu âyet delîldir:
EÇS X Y450b
Bu âyet Hazret-i Yûsuf ile iki yiğit dahi sicne kodular, anların haklarındadır.
EÇS X Y450b
Ba‘dehu Hazret-i Yûsuf'un istikâmeti zâhir olup zindândan ıtlâk edüp mürûr-ı eyyâm ile Hazret-i Yûsuf'u nübüvvet tâciyle Mısır'a sultân Mısır sultânı edüp adl [u] adâlet eyledi. Hâlâ Hazret-i Yûsuf'un haps olduğu sicn bu Cîze'ye muttasıl Bûsîr isimlü nâm bir belîdede ma‘mûrdur ve ziyâretgâh-ı ünâsdır.
EÇS X Y450b
Ve ba‘zı kibâr-ı ulemâ i‘tikâf niyyeti ile sicne girüp erba‘în çıkarup ibâdet ederler. Makâm-ı nebî bir ulu âsitânedir, tâlib olanlar bilür, gayrılar bilmez. Ve bu sicn içinde Hazret-i Yûsuf mahpûs iken ibâdet etmeğe evkât bilmek içün haşebden sâ‘at te’lîf edüp anınla evkât bilüp ibâdet ederdi. Hâlâ sicn gârının kayalarında sâ‘atin çarhları ve gayrı âletleri mersûm olunmuş eşkâl-i sâ‘atlerdir. Hakîkatü'l-hâl sâ‘at te’lîfi mu‘cizedir, ve's-selâm.