(Budist metinlerde, Sanskritçe śikṣāpada/śīla) ahlak kuralı, dinî buyruk; yemin edilerek üstlenilen perhiz; “çaḫşapat tut-” tutmak, “küzet-” korumak, “sı-” bozmak: “upa…
St. Petersburg'taki Uygurca metinler (Shogaito) sözlüğü
2.110 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
30 madde · “ç” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Anlamı kesinleşmeyen söz (ShoR, kırık bağlam; Çince 薄食 ‘az yemek’ yakınında): “az ḳy-a çaişim-in …”
(Budist metinlerde, Sanskritçe cakravartin) dünyayı yöneten ideal hükümdar, ‘tekerlek çeviren’ cihan hükümdarı; çoğu kez “ėlig ḳan” ya da “ḫan” ile: “çaḳravart ėlig kan…
Anlamı kesinleşmeyen söz; kırık bağlamda pislik adlarıyla birlikte: “qıġ yam arıġsız çalpaŋ birle … télür” gübre, pislik, kirli çalpaŋ ile … (Çince 糞除 ‘pisliği temizlem…
(Budist kozmolojide, Sanskritçe Jambudvīpa) insanların yaşadığı güney kıtası, bizim dünyamız; çoğu kez “uluş” ya da “yėr suv” ile: “bu çambudvip uluş üç türlüg uluġ çoġ…
(Hint toplumunda, Sanskritçe caṇḍāla) en aşağı sınıftan kişi; Budist metinlerde cellat, kişi öldüren: “virutaḳ ėlig beg çantallarḳa yarlıġ yarlıḳadı” Virūḍhaka kral cel…
Anlamı kesinleşmeyen söz (ShoR, kırık bağlam): “反拱 y(a)nıġ-ın çaşġarıp” (Çince ‘tersine çevirmek’ karşılığında) … ile …ıp.
Anlamı kesinleşmeyen bir değerli taş adı; mücevher adları arasında: “erdini yinçü çeç qaş üner blgürer” mücevher, inci, … yeşim çıkar, belirir.
Çiçek: “tü tü çeçek çergeşür” türlü türlü çiçek sıralanır; “teŋridem hua çeçekler yüzken yaġmur osuglug yaġıdtılar” tanrısal çiçekleri yağmur gibi yağdırdılar; “kim çıḳ…
Çiçekli, çiçek açmış; çoğu kez “ḫualıġ çeçeklig”: “ḫu-a-lıġ çeçek-lig tüş-lüg yėmiş-lig sögüd” çiçekli, meyveli ağaç; “linhua çeçeklig otruġların” lotus çiçekli adacıkl…
Savaş düzeni, saf; ordu; “çerig ėt-” saf bağlamak, orduyu düzene sokmak: “süŋüş bolsar çerig iter erti” savaş olursa orduyu düzene sokardı; “şıp başıŋa tegi çerig ėtdim…
(Sanskritçe Jetavana) Buda’nın uzun süre kaldığı koru ve manastır: “於祗比桓林 bo çêtavan saŋram-ta” bu Jetavana manastırında; “şaravast kent uluş .. çitavan saŋramta” Śrāva…
Bir uzunluk ölçüsü, Çin ayağı (Çince 尺 karşılığı); “tsun” (parmak) ile birlikte anılır: “十六 çıġ 五 tsun … édiz” on altı ayak beş parmak yüksekliğinde; “miŋer çıġ bodluġ”…
Yoksul, fakir; yoksul kişi: “bilig baylıḳ ol bir çıġay bolġusuz” bilgi, yoksullaşmayan bir zenginliktir; “ḳamuġ eḍgü isiz çıġay baylıḳım” iyi kötü, yoksulluğum zenginli…
Yoksul düşmüş, muhtaç kalmış (?): “erdiniler-in çıġrunmış tınlġlar üçün çintamani erdini tutar élig” mücevhere muhtaç canlılar için dilek taşını tutan el.
Gerçek, doğru; gerçek olan: “tüzülse tadu çın tiriglik bolur” (bu dört unsur) düzenlenirse gerçek hayat olur; “eger çın erse sizler” eğer doğru söyleyenlerdenseniz; “il…
Dikkatle, gerçekten, doğru biçimde (düşünmek, bakmak için): “munı çınġaru saḳınmışıŋızlar kergek” bunu dikkatle düşünmeniz gerekir; “könisinçe çınġaru saḳınıp” doğruca,…
(Abhidharma çevirisinde “çın kėrtü” ikilemesinin bitişik yazımı) gerçek, hakiki; mutlak (gerçeklik): “çınkėrtü yörüglerig” gerçek anlamları; “çınkėrtü körümüg” doğru gö…
Sandal ağacı; “çıntan ıġaç”: “çıntan ıġaç kelürüp özyar … bunça bodun saçın ḳulḳaḳın bıçdı” sandal ağacı getirip … bunca halk saçını, kulağını kesti (yas töreni); “çınt…
(Sanskritçe cintāmaṇi) dilek taşı, her dileği yerine getiren mücevher; hep “erdini” ile: “üç erdini-ke pek ḳataġ kirtgünçlüg çintamani erdini yürekinde tutmış” üç mücev…
Parıltı, ateş gibi ışıma; (Budist metinlerde hep “çoġ yalın”) ihtişam, görkem: “teŋridem kutı küçi çog yalınları aşılmaḳı bolzun” tanrısal kutu, gücü, parıltısı artsın;…
Parıltılı, ihtişamlı; hep “çoġluġ yalınlıġ”: “çoġluġ yalınlıġ ridilar üze körüp küyü küzedü tudzunlar” parıltılı, ihtişamlı doğaüstü güçleriyle gözetip korusunlar; “çoġ…
Parıltısız, ışıltısız; “çoġsuz yalınsız”: “yene çoġsuz yalınsız yaratılmaḳ tevrilmek üze” yine parıltısız, ışıksız olarak yaratılıp dönüşerek.
Batmak, dibe gitmek (suya, çamura, uykuya): “taluy ögüz tegzinçiŋe çomar” okyanusun dibine batar; “basa basa taḳı çomar batarlar” gittikçe daha çok batarlar; “沈没於睡眠 çom…
(Abhidharma çevirisinde) batmak, boğulup gitmek; hep “bad-” ile ikileme: “tınlġlar anda erü erü çomrulur badar” canlılar orada yavaş yavaş batar, boğulur; “et’öz körüm …
Batmak, saplanıp kalmak: “teriŋ titigte çomuḳmış ud teg” derin çamura batmış öküz gibi; “kentü özüŋ çomuḳ …” kendi kendine bat…
Anlamı kesinleşmeyen söz (ShoR, kırık bağlam): “yaşın çoşulur erti” …
(Budist metinlerde, Sanskritçe kaṣāya karşılığı) bozulma, kirlenme; hep “bėş çöbik” beş bozulma çağı: “teŋri baḳşı bu muntag bėş çöbik bulġanyuḳ ėrtmiş kısġa özte yaşta…
Çökmeyen, gevşemeyen (Çince 不没 karşılığı): “不勇 ḳorḳunmaḳsız 不没 çökmeksiz bolsar” korkusuz, gevşemeyen olursa.
Bir kişi adı ya da unvanın parçası (ShoR, bağış duası): “men bar çuq yaŋa tutuŋ … qatun birle” ben Bar Çuq Yanga Tutung, … hatunla birlikte.