İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
St. Petersburg'taki Uygurca metinler (Shogaito) sözlüğü
2.110 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
48 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Bağırsak, iç organlar: “ergürmiş qızıl baqırıġ aġızta qarturu iç içegü sızılmaq” erimiş kızıl bakırı ağızdan dökerek iç ve bağırsakların erimesi (azabı).
Cin, kötü ruh (Sanskritçe rakṣasa karşılığı); hep “yek içgek”: “tolu yavlaḳ yek içgek ėrser kėlip ol kişig ölürgeli” kötü cinler, periler gelip o kişiyi öldürmek isters…
İçeri almak; boyun eğdirmek, tâbi kılmak: “içgertim” (halkı) tâbi kıldım; “içgerip yana yorıdım” (onları) boyun eğdirip yine yürüdüm; “ḳız birişip klin içgerip” kız ver…
İçecek; hep “aş içgü” yiyecek içecek: “körügli ne barmu yigü içgü aş” gözetecek, yiyecek içecek var mı; “kim yėme aş içgü oġurlap yėgüçiler erdi” yiyecek içecek çalıp y…
İçinde, -de (Kur’an çevirisinde fī karşılığı olarak pek sık): “ol kim kökler içinde ol kim yerler içinde” göklerde ve yerde olan; “çıḳmaŋlar isig içinde” sıcakta (sefer…
İçirmek: “ḳayu aydı ötrüm içürgü kerek” kimi dedi: müshil içirmek gerek; “ḳıldıŋız mu hacilarḳa suw içürmekni” hacılara su içirmeyi mi (eşit tuttunuz); “içürmezmiz yand…
Kap, kacak; (içki) kabı: “idiş tavaş buşı bėrser” kap kacak sadaka verirse; “uzun tonlug idişin ayakın kodupan barmiş” kadın kabını kaşığını bırakıp gitmiş; “altun küze…
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
Beslemek, büyütmek, yetiştirmek: “törütgen igiḍgen keçürgen iḍim” yaratan, besleyen, bağışlayan Rabbim; “yimi birle igḍür sen sansız özüg” sayısız canı yiyecekle besler…
Hastalanmak: “ölür erdi erse ḳamuġ iglegen” hasta olan herkes ölseydi; “kişi igledimü ölüm ḳoşnısı” insan hastalandı mı ölümün komşusudur; “igledim andın uzaḳ” bundan u…
Hasta: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “aġır iglig toyın” ağır hasta rahip; “eger bolsa sizler igligler azu sefer üze” hasta ya da yolculu…
İkisi, iki(si) birlikte: “eger bolsalar ikegü ol ikike” eğer ikisi iseler o ikisine; “yėdiler ikegü andın” ikisi ondan yediler; “iki uraġutnı kim sürerler ikegü” (sürül…
İki: “iki tümen sekiz mıŋ girantlar” yirmi sekiz bin şloka; “törimiş iki bir tanuḳı anuḳ” yaratılmış iki şey birin tanığıdır; “iki neŋ ḳarıştı yaḳışmaz” iki şey karışın…
Anlamı kesinleşmeyen fiil (ShoR, kırık bağlam): “ikileşip işleşip arḫant arqa boluşmaz” … arhatlarla birlikte olmaz.
İkinci kez, yeniden, bir daha: “alḳınçsız kögüzlüg bodisvt yana ėkileyü ötünti” Akṣayamati bodisatva yine ikinci kez ricada bulundu; “niz-vanıları anın ikileyü tuġum te…
İkinci; öteki: “ikinti asanki başlaġı” ikinci asaṃkhya’nın başı; “maytrı bodisavatnıŋ toyın bolmaḳ atlıg ikinti ülüş” Maitreya bodisatvanın rahip olması adlı ikinci böl…
Hep “bir ikintişke / bir ikintişin” birbirine, birbiriyle: “bir ikintişke söz savın sözleşü” birbirleriyle söz söyleşerek; “irpeklerin bir ikintişke irpeşü kelirler” pe…
Şüphe, kararsızlık; “ikirçgü köŋüllüg” şüpheli gönüllü: “ufşaḳ ḳılınç-lıḳ ikirçgü köŋül-lüg yalŋuḳlarḳa” küçük işli, şüpheli gönüllü insanlara; “kim meniŋ yoqadturzun i…
İkişer: “ḳanatlar iḍisi ikirer ikirer üçer üçer törter törter” ikişer, üçer, dörder kanatlı; “tört öd içinte yine ikirer öd adrılur” dört vakit içinde yine ikişer vakit…
İnmek, alçalmak, düşmek (KB’de aġ-, yoḳla- ‘yükselmek’ karşıtı): “toġuġlı ölür ol aġıġlı ilür” doğan ölür, yükselen iner; “ḳayu neŋ aġar erse ilgü kerek” ne yükselirse …
Kınamak, sitem etmek; gücenmek, (kendini) suçlamak, hayıflanmak: “körüp buştum erse ilendi özüŋ” görüp öfkelendimse sen gücendin; “cefa ḳıldı tip sen ilenme maŋa” bana …
Hükümdar, kral (KB’de hükümdar Küntogdı’nın adı yerine de geçer): “ilig aydı uḳtum men emdi sözüŋ” hükümdar dedi: sözünü şimdi anladım; “ilig köz ḳulaḳ tuttı ilde ḳamuġ…
İlk, birinci, önceki; “aŋ ilki / eŋ ėlki” en önce: “aŋ ilki ḳop ḳamaġ tınlaġlaraġ adırtsız köŋlin edgü ögliçe saḳınur” ilk önce bütün canlıları ayrım gözetmeyen gönülle…
Başlangıçsız, ezelî; “ilkisiz dabaru / ilkisiztin berü” başlangıcı olmayan zamandan beri: “ilkisiz dabaru ilki ilki azunlarda” başlangıçsız zamandan beri önceki önceki …
Anlamı kesinleşmeyen söz (ShoR): “tözün ıduḳ yoluġ ilmezker uḳmazlar” soylu, kutsal yolu … anlamazlar.
İn, mağara, barınak: “eger bulsalar sıġınġu yer azu inler azu kirgü yer” sığınacak bir yer ya da mağaralar ya da girecek bir delik bulsalar; “ḳayu iki ewlig ḳayu birke …
İnmek, aşağı gelmek: “yaşıl köktin indi yaġız yirke söz” söz mavi gökten kara yere indi; “nė kim iner kökdin nė kim aġar” gökten ne iner, (göğe) ne çıkarsa; “ol ḳar ḳam…
Şöyle, böyle; “inçe tėp” şöyle diye; “inçe tėser” şöyle denirse, yani; “inçe ḳaltı” tıpkı şöyle ki: “inçe tėp yarlıġḳadı” şöyle buyurdu; “anı üçün inçe saḳınu etgintimi…
İnce; (düşünce için) ince, derin: “tıldaġı inçge tüşi yoġun üçün” nedeni ince, sonucu kaba olduğu için; “inçge saḳınçlıġ” ince düşünceli (ShoR).
Böylece, öylece; öyleyse, o hâlde; (cümle başında) ve, ancak (Budist metinlerde çok sık bağlayıcı): “ḳayu tıldaġın inçip bolur tėp körüp” hangi sebeple böyle olur diye …
Küçük erkek kardeş: “anta kisre inisi ḳaġan bolmış erinç” ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş; “inim küül tėgin birle sözleşdimiz” kardeşim Kül Tigin ile konuştuk; “i…
Usanmak, bıkmak, yorulmak: “ḳatıġ sewdim erdi irer sen mini” seni çok sevmiştim, sen benden usanıyorsun; “saḳınçḳa sızar kör erejke irer” (gönül) kaygıda erir, rahattan…
Pars, leopar; hep “bars irbis” kaplan, pars: “ḳanta yorısar bars irbis böri ulatı yavlaḳ tınlıġlar” nereye giderse kaplan, pars, kurt gibi kötü canlılar; “bars irbiz bö…
(Budist metinlerde ve KB’de) zavallı, acınacak; (isim) sıkıntı, zahmet: “irinç lġ umuġsz inaġsz bu tınlġlar” zavallı, umutsuz, sığınaksız bu canlılar; “biz-nii teg irin…
Zavallı duruma düşürmek, eziyet etmek: “küŋ ḳul ḳılıp uçuz yinik tutup emgedip irintürdüm erser” (onları) köle edip hor tutup acı çektirip zavallı duruma düşürdümse; “t…
(Skt. īryāpatha ?) davranış, duruş kuralları (?): “arıġ çḫşaptta teginip piratimokşuġ sı iryaptḳa tükellig bolup” temiz öğütlere uyup prātimokṣa kurallarına ve … davran…
Aramak, araştırmak; istemek: “isdeyü ol yörüg tözin eşidip” o anlamın özünü arayıp işitip; “isdep ol igniŋ tıldaġın” o hastalığın sebebini araştırıp; “birök isdemeser t…
Sıcak; (isim) sıcaklık: “isig aşnı örme sen aġzıŋ bile” sıcak yemeği ağzınla üfleme; “çıḳmaŋlar isig içinde” sıcakta (sefere) çıkmayın; “tamuġ otı keḍ isig” cehennem at…
Isınmak: “isinmegey sen” (KuT) (orada) sıcaktan yanmazsın; “bir kesek otdın bolġay kim isingey sizler” ısınasınız diye bir parça ateş (getireyim).
Birbirine ısınmak, bağlanmak: “yêrtinçüdeki isişmek amraşmaḳtın birtemleti aġmışıġ” dünyadaki bağlılık ve sevgiden tamamen sıyrılmışı.
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
İşlemek, yapmak, iş görmek; çoğu kez “iş işle-”: “uḳuş birle işle ḳamuġ iş küḍüg” her işi akılla yap; “iwe işleme iş meger din işi” din işi dışında hiçbir işi aceleyle …
Arkadaşlık etmek, birlikte iş görmek; (Budist metinlerde) bir şeyle uğraşmak: “eger sorsa men saŋa nersedin anda kiḍin işleşmegil meniŋ birle” (KuT) bundan sonra sana b…
İşletmek, kullanmak; harcamak: “ḳalı bulsa işlet uçup kökke teŋ” (akıllı kişiyi) bulursan işlet, göğe denk yükselir; “altun kümüş … özüm işleteyin” altını gümüşü kendim…
(Bir) işi olan, iş gören; “eḍgü işlig” iyilik eden: “ol taŋrı sewer eḍgü işliglerni” Tanrı iyilik edenleri sever; “aya artaḳ işlig” (AH) ey kötü işli.
Bir arada, topluca (?) (ShoR): “bo nomluġ orontaqı bir işteş qamaġ uluġ quvraġ” bu vaaz yerindeki bir arada toplanmış bütün büyük topluluk.
İz, ayak izi: “ud izinteki suvug taluy ögüz suvınıŋ yüleşürgeli bolmaz” öküz izindeki su okyanus suyuyla karşılaştırılamaz (Mait); “olar uş meniŋ izim üze tururlar” (Ku…