Sürekli, kalıcı, ebedî: “boşġudsuzlarnıŋ abamuluġ turġuluḳ orunı” öğrenecek bir şeyi kalmamış olanların ebedî kalacağı yer; “apamuluġ nomluġ ḳadaş” ebedî öğreti kardeşl…
Abhidharma (Shogaito) sözlüğü
2.120 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
2.120 madde
Budist kutsal metin türlerinden biri: olağanüstü, şaşılası olayları anlatan öğretiler; metinde “muŋadınçıġ nomlar” (şaşılası öğretiler) diye açıklanır ve Çince 希法 karşı…
Budist öğretisinin kavramları ayırıp çözümleyen felsefî bölümü (abhidharma) ve bu öğreti üzerine yazılmış inceleme: “abidarim şastr” abhidharma incelemesi; “abidarimıġ …
Bir abhidharma incelemesinin adı: “abidarm-a-ḫarday atlıġ şastr” abidarmaḫarday adlı inceleme; öğretinin özünü toplayan eser olarak anılır.
Abhidharma öğretisini derleyip özetleyen Vasubandhu incelemesinin adı; Uygurca çevirisi derlemdeki Abh metnidir: “ne üçün bu şasdrnıŋ adı boldı abidarmakoş tėp” bu ince…
Abh metninin bitiş satırında (“abidarmavat tükedi” … bitti) geçen eser ya da bölüm adı.
Bir sözün, öğretinin ya da sutranın kastedilen anlamı, amacı: “sudur abipirayı” sutranın maksadı; “bu sudurnuŋ abipirayın sözlelim” bu sutranın ne demek istediğini anla…
Belli bir anlama, yoruma dayanan: “ḳayu abipiraylıġ yörügke tayaḳlıġın uḳıdu” hangi anlama dayanan yoruma yaslanarak açıklıyor.
Okunuşu kuşkulu tek tanık; Abh metnindeki “anın adamış ol” (bu yüzden … diye adlandırılmıştır) kalıbının yerinde durduğundan “adamış” sözünün bozuk yazılışı olsa gerekt…
(Kapı, kapak, yol) açmak: “teŋri yėriŋerü ḳapaġın açdı” tanrılar yurduna kapısını açtı; “açar ḳut ḳapuġ” mutluluk kapısını açar; “yolug aç” yolu aç.
Budist öğretmen, üstat; çoğunlukla çevirmen ve yorumcu rahiplerin unvanı olarak “kşi” (öğretmen) ile birlikte kullanılır: “aryaçantri bodisavt kşi açarı enetkek tilinti…
(Kapı, kapak) açılmak: “asurilar orduları ḳapıġı özin ök açılur” asuraların saray kapısı kendiliğinden açılır; “ḳamuġ eḍgülükke açılsu ḳapuġ” her iyiliğe kapı açılsın.
Ad, isim; bir şeyin ya da kişinin anıldığı söz: “bu şasdrnıŋ adı boldı abidarmakoş” bu incelemenin adı abidarmakoş oldu; “nedegin adı bolur … tėp” neden … diye adlandır…
Adlandırmak, ad vermek, … diye anmak; Abh’de terimlerin açıklanmasında kalıplaşmıştır: “anın adamış ol X tėp” bu yüzden X diye adlandırılmıştır; “nedegin adatı kök ḳalı…
Tehlike, bela, zarar: “bu adatın ozġuluġ yoluŋ közünmez” bu tehlikeden kurtulacak yolun görünmüyor; “bı bıçġu adasıŋa tüşmezünler” kılıç bıçak tehlikesine düşmesinler.
Tek tanıklı, anlamı kesinleşmeyen söz: “seçe bulmış ol adaġ iş küdük üze iki türlüg yügerü uḳmaḳlıġ…”; bağlamda ‘başka, öteki’ ya da ‘nesne’ anlamı düşünülebilir.
Ayaksız (canlı); ayağı olmayan yaratık: “üküş adaḳsızlarta, iki adaḳlıġlarta, tört adaḳlıġlarta” çok ayaklılar, ayaksızlar, iki ayaklılar ve dört ayaklılar arasında.
Adlandırılmak, … diye anılmak: “nedegin adantı kirsiz tėp” neden kirsiz diye adlandırıldı; “ötgürmek tuş tép aḍanur” (bu) aşma evresi diye adlandırılır; “tėp adanmaḳı e…
Bozmak, zarar vermek, yıkmak: “yadarmış şasdrnıŋ … adartmaḳın” yayılmış öğretiyi bozmayı; “alḳu adardmaḳları yoḳadturzunlar” bütün zararları yok etsinler.
Başka, diğer, öteki: “bar adın orunta sözlep” başka yerde söyleyip; “adın kişilertin tıdıġ bar” başka kişilerden engel var; “aḍın yol” başka yol.
Farksız, birbirinden ayrılmayan, aynı: “alḳu burḫan ançulayu kelmişler adınsıġsız yarlıġlıġ üçün” bütün Budaların öğretisi birbirinden farksız olduğu için.
Ayırmak, ayırt etmek, seçmek; çoğunlukla “seç-” ile: “aḍırsa öḍürse seçe bilse öz” ayırsa, seçse, ayırt edebilse; “halal hem haram aḍrar erse” helalı haramı ayırırsa; “…
Ayrılmak, farklı olmak, ayırt edilmek: “şiravaklar birle adırılur” şravakalardan ayrılır, onlardan farkı olur; “burḫanlar birle büdün adırılur” Budalardan tümüyle ayrıl…
Ayırmak, ayırt etmek: “ḳaralı örüŋli aḍırttı” karayı ve akı ayırdı; “körüp adırtıp” görüp ayırt edip.
Fark, ayrım, ayrılık: “ekintiniŋ adırtı üküş bar” ikisinin arasında çok fark var; “alḳu şiriavaklar birle bolur ḳayu adırtı” şravakalarla ne farkı olur; “ayıġlı sawıŋnı…
Ayrıntısıyla incelemek, çözümlemek, ayırt ederek anlamak: “şastrlarıġ adırtlayu uḳtaçı” incelemeleri ayrıntısıyla anlayan; “utġuraḳ bilge biligin adırtlayu uḳar” kesin …
Açık seçik, belirgin, ayrıntılı: “açuḳluġ aḍırtlıġ sanı belgülüg” açık seçik, sayısı belli; “antaḳı ne barın barça adırtlıġ körür” oradaki her şeyi açık seçik görür.
Farksız, ayrım gözetmeyen, eşit: “ḳamaġ tınlaġlaraġ adırtsız köŋlin edgü ögliçe saḳınur” bütün canlıları ayrım gözetmeyen bir gönülle iyilikle düşünür; “ḳamaġ yalŋuḳlar…
(Abh) bilincin tutunduğu nesne, dayanak nesne: “köz biligi adḳaġında adḳansar” göz bilinci nesnesine tutunursa; “adḳaġ atlıġ basudçı” nesne denen koşul; “adḳaġın tuda” …
(Abh) nesneli, bir nesneye bağlı; nesnesi olan: “öçmekli yollı adḳaġlıġ nizvanılar” sönüş ve yolu nesne edinen tutkular; “adḳaġlıġ tėp yörüg ol” ‘nesneli’ demek (şu) an…
(Bir nesneye) yönelip tutunmak, onu kavramak, algılamak (Abh terimi): “alḳu adḳanġularıġ adḳandaçı bilge bilig” bütün nesneleri kavrayan bilgelik; “kėrtülerig adḳanıp” …
Algının, bilincin yöneldiği nesne, bilgi konusu: “bilgülük adḳanġular” bilinecek nesneler; “bėş adḳanġu” beş (duyu) nesnesi; “alḳu bilgülük nomluġ adaḳanġularta tıdıġsı…
(Abh) nesne olma, algı konusu olarak dayanak (Çince 所縁): “adḳanġuluḳ adḳanġu” nesne olarak nesne; “alḳu adḳanġuluḳ savlarta” nesne olan bütün şeylerde; “nom adḳanġuluġ …
Adım atmak, adımlamak (?): “yaġız yirig adlayu yiti maŋ maŋlayu yarlıḳap” yağız yeri adımlayıp yedi adım atıp.
Ünlü, adı saygıyla anılan: “ayaġlıġ adlıġ ḳaŋım mani burḫanım” saygın ve ünlü babam Mani Burḫan’ım.
Ün ve uğur, kutlu ad (“ad maŋgal” bitişik yazılmış): “adlıġ küülüg üçün, admaŋgal üçün” ünlü ve şanlı olduğu için, kutlu adı için.
Ayrılmak (bir yerden, bir kişiden): “seniŋdin adrılur men bu kün” bugün senden ayrılıyorum; “ögüŋüztin adrılmışta” annenizden ayrıldığınızda.
Başka, farklı; “adruḳ adruḳ” türlü türlü, çeşit çeşit: “adruḳ adruḳ emgek teginürler” türlü türlü acılar çekerler; “adruḳ adruḳ etüz körtgürüp” türlü türlü beden göster…
Ayak: “teŋriniŋ adaġlarınta töpüsi üze yükünüp” tanrının ayaklarına başını koyarak eğilip; “ėlgin adaḳın” eliyle ayağıyla; “töpöden adaḳnaŋ tıraŋaḳ uçıŋa” tepeden ayak …
Ayaklı: “iki adaḳlıġlarta, tört adaḳlıġlarta” iki ayaklılar ve dört ayaklılar arasında; “ḳamuġ üç aḍaḳlıġ emitmez bolur” üç ayaklı her şey devrilmez.
Âgama: Budist kutsal metinlerinin geleneksel derlemesi, aktarılan öğreti: “agam bitig, nirvan bitig belgürer” âgama kitabı, nirvana kitabı belirir; “agam tıldaġında tuġ…
Yüksek yer, uç, yar (?): “taġ agirındın tüşmek, ootḳa tüşmek” dağın yükseğinden düşmek, ateşe düşmek.
Hazine, hazine evi, ambar: “barımlıḳ aġılıḳıŋızḳa” mal dolu hazinenize; “aġılıḳ kömsülük” hazine ve depo; “aġlıḳımtaḳı ed tavarımın” hazinemdeki malımı.
Ağır, yükü çok: “zerre aġırınça” zerre ağırlığınca; “yėnikin aġırın bilmek” hafifini ağırını bilmek.
Saygı göstermek, ağırlamak, hürmet etmek: “ayayu aġırlayu yükünüp” saygıyla eğilerek; “aġırla kişig” insanlara saygı göster; “sini kim aġırlar, aġırla anı” seni kim ağı…
Saygı, hürmet, itibar: “aŋar birdi teŋri aġırlıḳ üküş” Tanrı ona çok itibar verdi; “ḳoşnı ḳonum … ḳılġıl aŋar aġırlıḳ” komşuna saygı göster; “aġırlıḳ tilese özüŋke” ken…
Ağız: “aġızları birle ayurlar” ağızlarıyla söylerler; “aġız aġrıġ igig” ağız ağrısı hastalığı; “ḳızıl aġzı ḳan teg” kırmızı ağzı kan gibi; “aġızlarıntın ört yalın öner”…
Ağı, zehir: “aġu ḳıldı emdi maŋa yir aşım” yediğim yemeği bana zehir etti; “aġu türtüp” zehir sürüp; “aġun yilvin” zehirle, büyüyle.
Zehirli: “aġuluġ oot” zehirli ateş; “aġuluġ aş” zehirli yemek; “aġuluġ luu” zehirli ejder; “ḳayır yılan böy … ulatı aġuluġ” akrep, yılan, örümcek ve benzeri zehirliler.
Dünya, âlem; insanların yaşadığı yer: “ajun itgüke açtı uştmaḫ yolı” dünyayı düzenlemek için cennet yolunu açtı; “isiz ajun ḳaldı mu” kötü dünya (geride) mi kaldı; “aju…
Akıntı; (Abh ve ShoR’da) zihni kirleten, dışa akan tutkular (āsrava): “aḳıġ alḳmaḳta ḳorḳınçsız” akıntıları tüketmekte korkusuz; “aḳıġımın alḳa tükedtim” akıntılarımı t…
(Abh) akıntılı, tutkulara bağlı, kirli (Sanskritçe sāsrava; aḳıġsız karşıtı): “aḳıġlıġ aḳıġsız nomlar” akıntılı ve akıntısız dharmalar; “aḳıġlıġ nom yene bolur iki türl…
Tek tanıklı bozuk yazılış (“aḳıġsız” ya da “aḳıġlıġ” yerine): “bu aḳıġsıj bėş yükmek”.
(Abh) akıntısız, tutkulardan arınmış (Sanskritçe anāsrava; aḳıġlıġ karşıtı): “aḳıġsız nomlar” akıntısız dharmalar; “aḳıġsız bilge bilig” arınmış bilgelik; “aqıġsız arıġ…
Akıp gitmek; (Abh) varoluş içinde akmak, sürüklenmek; çoğunlukla “evril-” ile: “aḳılmaḳı evrilmeki” akıp dönmesi (varoluş döngüsü); “kelmedük ödtin aḳılıp kirdükte” gel…
Almak, ele geçirmek; (bir ülkeyi, halkı) zapt etmek: “süsin sançdı, ėlin altı” ordusunu mızrakladı, ilini aldı; “yılḳısin barımin anta altım” sürüsünü, malını orada ald…
Hile, düzen, kurnazlık: “olarnıŋ alları” onların düzenleri; “taŋrı … kafirlerniŋ alını” Tanrı kâfirlerin düzenini (boşa çıkarır).
Tek tanıklı, anlamı kesinleşmeyen fiilimsi (“… irdürgelir alalantdurġalır üçün sansarıġ yörüp”); döngüden bıktırmak, usandırmak anlamı düşünülebilir.
Gevşek, güçsüz (?): “et’öz til köŋülnüŋ küçi kösüni alaŋuġ küçsüz bolur” beden, dil ve gönlün gücü gevşek, güçsüz olur.
(Abh) çare, yol, vasıta; çoğunlukla “al aldaġ” ikilemesiyle (Budist upāya): “yėg adruḳ al aldaġ” en üstün çare; “niz-vanı tarġardaçı al aldaġ” tutkuları gideren çare; “…
Alt, aşağı; “üsdün … aldın” yukarıdan … aşağıya: “tınlıġlar üsdün bavagirtın aldın aviş tamuḳadegi” canlılar, yukarıda Bhavāgra’dan aşağıda Aviş cehennemine dek; “üsdün…
(Abh) kavrayış, anlayış biçimi; “abipiray alıġı” yorum tarzı, anlamın kavranışı: “baḫşılarnıŋ abipiray alıġı birle bir tek ermez” öğretmenlerin yorum tarzıyla bir değil…
Alın: “yaruḳ tut alın” alnını (yüzünü) aydınlık tut; “ḳadaşıŋa zahid alın tügdi ḳaş” zahit kardeşine alnını, kaşını çattı; “daġ baslur anıŋ birle alınları” onunla alınl…
Alma, alış; “alış biriş” alışveriş: “ḳatılġıl ḳarılġıl alış hem biriş” (onlarla) karış, kaynaş, alışveriş et; “bir edig tavarıġ alış bėriş oġrınta” bir malın alışverişi…
Alışverişi olmayan, birbiriyle ilgisiz; “alışsız bėrişsiz” birbirinden bağımsız, (birbirine) karışmaz: “bir ikintike alışsız bėrişsiz bolur” birbiriyle hiçbir alışveriş…
Tüketmek, bitirmek, yok etmek: “alḳu nizvanılarag arıtı alkmış” bütün tutkuları tamamen tüketmiş; “usallıḳ mini alḳtı” tembellik beni tüketti; “sürügüg udug koŋug alkur…
Engin, geniş; “kėŋ alḳıġ” geniş, uçsuz bucaksız: “kiŋ alḳıġ ordu” geniş saray; “kėŋ alḳıġ kalplarta” uçsuz bucaksız çağlarda; “kėŋ alkıġ küleyü” genişçe överek; “uluġ b…
Tükenmek, bitmek, yok olmak: “neçe tirse dünya tüker alḳınur” ne kadar toplanırsa toplansın dünya tükenir, biter; “aġı barım alḳınsar” mal mülk tükenirse; “kişi sözlese…
Bütün, hep, her: “alḳu tınlıġlar” bütün canlılar; “alḳu nizvanılar” bütün tutkular; “alḳu işlerig bütürür” bütün işleri başarır.
Yiğit, kahraman, cesur: “toŋa alp er erdi” Tonga yiğit bir erdi; “edgü alp kişig” iyi, yiğit kişiyi; “ḳaġanı alp ermiş” kağanı yiğitmiş; “alpın erdemin üçün” yiğitliği …
Altı: “altı yıl” altı yıl; “altı yüz” altı yüz; “altı ḳaçıġ” altı duyu organı; “altı paramit” altı mükemmellik; “altı ėrig sançdı” altı eri mızrakladı.
Tek tanıklı, anlamı kesinleşmeyen biçim (“biligsiz altıġu uyur adḳanġalı”).
Altıncı: “altınç kün” altıncı gün; “altınç boşġutsuz arhant” altıncı (tür) öğrenecek bir şeyi kalmamış ermiş; “altınç köŋül” altıncı (duyu) olan gönül; “[altınçı ülüş]”…
Altın: “altun kümüş” altın gümüş; “sarıġ altunın, ürüŋ kümüşin” sarı altınını, ak gümüşünü; “altun örgin üze olurupan” altın taht üzerine oturup; “altun birle ėtiglerin…
Yatıştırmak, dindirmek, sakinleştirmek: “emgekniŋ tözin amırtġurġalı” acının kökünü dindirmek için; “alḳu ḳor ayıġ tüdüş keriş ḳarışmaḳıġ amırtḳurdaçı” bütün zararı, ka…
Sevmek, candan sevmek, bağlanmak: “maytrı bodisavtka amramaḳın” Maitreya bodhisattvaya olan sevgiyle; “seve amrayu” sevip bağlanarak; “ançulayu amrar ertii siznii” sizi…
Sevgi, sevme: “ulug amranmaḳın aġır küsüşün bitidim” büyük sevgiyle, derin istekle yazdım; “bir amranmaḳ ezrua teŋri tamġası” birinci, sevgi: Zurvan tanrının mührü; “ög…
Şimdi, bu anda; artık: “amtı türk yigit erken” şimdi genç iken; “amtı ökünürbiz” şimdi pişmanlık duyuyoruz; “ol amtı anıġ yoḳ” o şimdi (artık) kötü değil; “amtı şasdr y…
Şimdiki: “amtıḳı sėzik” şimdiki şüphe; “amtıḳı iki kiçig ḳuttaḳı tözünler” şimdiki iki küçük yoldaki soylular; “amtıḳıya yaḳuru” şimdiye yakın (zamanda).
Sakin, uysal, yumuşak huylu: “örüg ol amul keḍ serimlig sabur” ağırbaşlı, sakin, çok sabırlı; “inç amul” rahat ve huzurlu; “kelgil amul oynalım” gel, huzur içinde oynay…
Ana, anne: “ata ana” ana baba; “atada anada baġırsaḳ bolup” anadan babadan şefkatli olup; “anası ḳarnında” anasının karnında; “ey anam oġlı” ey anamın oğlu (kardeşim); …
Tek tanıklı, anlamı kesinleşmeyen söz: “alḳu tal anaḳ nomluġlarnıŋ” bütün … öğreti sahiplerinin.
Buda’nın yakın öğrencisi Ānanda: “ḳaltı tŋri burḫan yarlıḳamış ol anantḳa” Buda’nın Ānanda’ya buyurduğu gibi; “tözün anant” soylu Ānanda; Çince 阿難.
Öyle, o kadar, şöyle: “ança biliŋler” öylece bilin; “ança ança ükliser” o kadar o kadar çoğalsa; “ança boşġurur ermiş” şöyle öğütlermiş; “teŋri ança tėmiş” Tanrı şöyle …
O kadarcık, azıcık: “azḳıya ançaḳıya yėme ajunlarıġ ögmezmen” azıcık, o kadarcık da olsa (döngüsel) varoluşları övmem; “ançaḳya kevgeli” azıcık gevşetmek için.
Azıcık bir şeyi olan; “ançaḳyalıġsız” hiçbir şeyi olmayan, hiçlik (Çince 無所有): “ança-ḳy-a-lıġ mu tarġarur” azıcık bir şeyle mi giderir; “ançaḳyalıġsız … ḳuruġ üze özke …
“ançan ançan” azar azar, adım adım, sırayla: “ançan ançan kéŋürü” azar azar genişleyerek; “ançan ançan tanuḳlayur” adım adım tanıklık eder (gerçekleştirir); “ḳoḍu birgü…
Öyle, aynı biçimde, bunun gibi: “ançulayu yme ḳarımaḳ iglemek” aynı biçimde yaşlanmak, hastalanmak da; “ançulayu erür meniŋ eşidmişim” şöyledir benim işittiğim; “ançula…
Ant, yemin: “iḍiŋ tuta and” Rabbin adına ant olsun; “and key birürler” ant ve söz verirler; “bu and tutġuçı” bu yemini tutan; “andlarıŋız” yeminleriniz, antlaştıklarınız.
Öylece, onun gibi; “andaça … mundaça” şöyle … böyle: “andaça ol mundaça ol tėmeklig adırtlar üze” ‘şöyledir, böyledir’ diyen ayrımlarla.
Öyle, o türlü, böyle: “andaġ ermez” öyle değil; “andaġ erser” öyle ise; “sen aymış bu söz barça andaġ turur” söylediğin bu söz tümüyle öyledir; “andaġ süke kim yeter” ö…
Tek tanıklı, anlamı kesinleşmeyen söz: “andayu öd sav tayaḳı tėgüçi iki ujikler üze” … zaman ve söz dayanağı denen iki harfle.
“anılayu oḳ” hemen, derhal, doğrudan: “az ḳya işig küdüküg anılayu oḳ büdürmezker” küçük bir işi bile hemen bitiremezler; “anılayu oḳ tarġarmaduḳ üçün” derhal gidermedi…
Udānavarga’nın geçicilik (anitya) bölümü: “yıġmış teg anityadavargta ulatılarıġ udan şlok üze” Anityavarga ve öteki bölümleri udāna dizeleriyle derlemiş gibi.
Ondan, o zamandan; “antada basa” ondan sonra: “antada basa üküş türlüg nom bititdiler” ondan sonra türlü türlü kitaplar yazdırdılar.
O, orası (Uygur metinlerinde); “antırtın, antırdın” oradan, ondan: “olar antırdın osup ḳutrulup” onlar oradan kurtulup; “tüş antırtın tuġmışḳa atı bolmış ol” ondan doğa…
(Abh) ara varoluş, ölümle yeniden doğuş arasındaki durum (Sanskritçe antarābhava): “abidarimında uḳıdmış ol antrabavıġ” abhidharmasında ara varoluşu açıklamıştır.
Abhidharmakośa’nın eğilimler (anuśaya) bölümü: “anuşayakoşta kėn kėŋürü bölgey adırtlaġay biz” eğilimler bölümünde sonra geniş geniş çözümleyeceğiz; “karmakoşta kėn söz…
Hazırlamak: “bursoŋ ḳuvraġ üçün anutmış aşıġ içgüg” topluluk için hazırlanmış yemeği içeceği; “cewabın anutġıl özüŋke berat” cevabını hazırla, kendine berat (kurtuluş b…
En (üstünlük bildirir): “aŋ kininte” en sonunda; “aŋ başlaġı” en başı; “aŋ bunḳıta” en başta; “(aŋ) kėn” en son.