İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Derlem sözlüğü · eser sözlüğü

Abhidharma (Shogaito) sözlüğü

2.120 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.

Tanımlar hakkında. Tanımlar başka bir sözlükten alınmamıştır: her madde için derlemdeki bağlamlar okunarak özgün olarak yazılmıştır (yazar: Claude, yapay zekâ; editör denetimi sürüyor). Şimdiye dek 2.552 maddenin tanımı yazıldı. Madde başları çekim eklerinden arındırılmış biçimlerdir; çekimli biçimler madde sayfasında ayrıca listelenir.

126 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)

ba- fiil 7

Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…

21 biçim · 14 eser
bad- fiil 9

Batmak, dalmak: “çomrulup badıp sansarta” sansarada dalıp batıp; “çomrulur badar üçün” dalıp battığı için; “badaçınıŋ” batanın; “ai tŋri badtı ḳutuŋ üze” ay tanrısı tal…

6 biçim · 3 eser
badġuluḳ sıfat 14

Batılacak, içine batılan (sansara için): “alḳu tınlıġlarnıŋ çomrulġuluḳ badġuluḳ orunı” bütün canlıların dalıp batacağı yer; “alḳu nizvanılar erür çomrulġuluḳ badġuluḳ …

1 biçim · 1 eser
badutluġ sıfat 2

Örtülü, gizli (?) (“kizleglig” ile): “kizleglig badutluġ üçün” gizli ve örtülü olduğu için; “kizleglig badutluġıŋa” gizliliğine, örtülülüğüne.

2 biçim · 1 eser
bagavan isim 1

Kutlu, yüce (Buda’nın sanı, Bhagavan): “adı ködrülmişig bagavan tėp” adı yüce olana (Buda’ya) Bhagavan derler.

1 biçim · 1 eser
baġ isim 59

Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…

17 biçim · 11 eser
baġlıġ sıfat 2

Bağlı: “beg atı bilig birle baġlıġ turur” bey adı bilgiye bağlıdır.

1 biçim · 3 eser
baḫşı isim 341

Öğretmen, hoca, üstat; (Budist metinlerde) öğreti ustası, şastra yazarı: “esdiramati baḫşı yaradmış erür” Sthiramati hocanın yazdığıdır; “şasdirakarė vasubandu baḫşı” ş…

35 biçim · 5 eser
baḳ- fiil 1

Bakmak, göz atmak: “yıraḳ baḳıp ḳara kördim” uzağa bakıp karaltı gördüm; “yer içinde yoruŋlar, baḳıŋlar” yeryüzünde gezin, bakın; “kör baḳın” bak, gör; “tübüŋke baḳın” …

31 biçim · 7 eser
bal- fiil 10

Bağlamak; (edilgen anlamda) bağlanmak, ilişmek: “ḳoşulmış balmış” (tutkulara) koşulmuş, bağlanmış; “ḳoşulġuluḳ balġuluḳ” koşulacak, bağlanacak; “tarġarmaḳta neŋ yene ba…

6 biçim · 2 eser
balıḳ isim 9

Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…

22 biçim · 17 eser
balıḳçı isim 1

Balıkçı: “ḳuşçı kėyikçi balıḳçı avçı torçı tuzaḳçı” kuşçu, geyik avcısı, balıkçı, avcı, ağcı, tuzakçı; “balıḳçı kişi … miŋ balıḳ tudġu” bin balık tutan balıkçı.

1 biçim · 2 eser
ban- fiil 2

Bağlanmak; derlenmek (?): “iki ygrmi bölük savta banmış nomlar” on iki bölüm söze bağlanmış (derlenmiş) öğretiler.

1 biçim · 1 eser
bar- fiil 12

Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…

87 biçim · 23 eser
bar isim 268

Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…

14 biçim · 21 eser
barça zamir 100

Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…

7 biçim · 12 eser
barik 1

Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen biçim: “barik erür aşnu tügmiş”.

1 biçim · 1 eser
barḳ isim 5

Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…

23 biçim · 12 eser
barḳlıġ sıfat 1

Eve, barka ilişkin: “evlig barḳlıġ vasdu” ev barkla ilgili nesne.

1 biçim · 1 eser

Parçalı bağlamda geçen biçim (baġlıġ için yanlış yazım olabilir): “pradikabud uġuşluġ barlıġ”.

1 biçim · 1 eser
bas- fiil 1

Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…

21 biçim · 13 eser
basa edat 62

(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…

6 biçim · 11 eser
basruḳ isim 1

Bastırıcı, ağırlık; bir şeyi yerinde tutan: “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağdır, halkın ağırlığı beydir.

3 biçim · 3 eser
basudçılıġ sıfat 2

(Abhidharma çevirisinde) koşullu, koşulu olan: “tıldaġlıġ basudçılıġ nomlar” nedenli, koşullu öğeler; “tört basudçılıġın tuġar” dört koşulla doğar.

2 biçim · 1 eser
basudçısız sıfat 3

(Abhidharma çevirisinde) koşulsuz: “basudçısız tuġmaz ermez mü” koşulsuz doğmaz mı; “tıldaġsız basudçısız nomlar” nedensiz, koşulsuz öğeler.

1 biçim · 1 eser
basudla- fiil 5

Yardım etmek, desteklemek: “aḳıġsız bilge bilig-ke basudladaçısı” kirsiz bilgeliğe yardım eden; “basudlayu sözlep” destekleyerek söyleyip; “kün tŋriniŋ yaruḳıŋa basudla…

5 biçim · 1 eser
basut isim 2

Yardım, destek: “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yardım etse, işe başlasa; “bu işke basut barça andın kelir” bu işe bütün destek ondan gelir; “basut ḳıl maŋa” ban…

2 biçim · 4 eser
basutçı isim 83

Yardımcı, destekçi: “bu erdi basutçı köni dinḳa kök” doğru dine güçlü destek oldu; “basutçı kerek barça işte” her işte yardımcı gerekir; “toyın bolġuçıḳa basutçı bolsar…

14 biçim · 4 eser
baş isim 13

Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…

43 biçim · 17 eser
başdınḳı sıfat 13

İlk, baştaki; önde gelen: “baştınkı altı patar” ilk altı yaprak; “başdınḳı ordunḳı adaḳtaḳı” baştaki, ortadaki ve sondaki; “baştınḳı oronḳa tegmiş” en üst mertebeye ula…

7 biçim · 3 eser
başla- fiil 1

Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…

19 biçim · 11 eser
başlaġ isim 3

Başlangıç, baş: “kalp başlaġındaḳı ot” kalpanın başındaki ateş; “ikinti asanki başlaġı” ikinci asankhyanın başlangıcı; “anın başlaġ ḳılıp uḳıdmış” onu başlangıç yapıp a…

4 biçim · 2 eser
başlaġsız sıfat 2

Başlangıçsız, ezelî: “başlaġsıztın berü” başlangıçsız zamandan beri; “başlaġsız üzlünçüsüz” başlangıçsız ve sonsuz.

2 biçim · 1 eser
başlıg sıfat 1

Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…

8 biçim · 10 eser
bavagir isim 2

(Abhidharma çevirisinde) Bhavāgra, varoluşun en üst katı: “üsdün bavagirtın aldın aviş tamuḳadegi” yukarıda varoluşun doruğundan aşağıda Avīci cehennemine dek.

1 biçim · 1 eser
bayaġut isim 2

Zengin kişi, ev sahibi tüccar (Sanskritçe gṛhapati karşılığı): “bay barımlıg sansız üküş bayaġutlar” sayısız zengin varlıklı tüccarlar; “vişakė bayaġut” zengin Viśākha;…

3 biçim · 4 eser
baz sıfat 1

Bağımlı, tabi; boyun eğmiş: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış, ḳop baz ḳılmış” dört yandaki halkları hep almış, hep tabi kılmış; “yat baz” yabancı ve tabi (halk).

3 biçim · 7 eser
bdatı 2

Anlamı kesinleşmeyen söz (“yoḳsuz” ile): “yoḳsuz bdatı bolmaz” boşuna, … olmaz; “yoḳsuz bdatı bolur ḳılmışıŋızlar” yaptıklarınız boşa gider (?).

1 biçim · 1 eser
beḍüt- fiil 2

Büyütmek, yüceltmek, yükseltmek: “törüttüŋ igiḍtiŋ beḍüttüŋ mini” beni yarattın, besledin, büyüttün; “biligi teŋinçe beḍütse ulın” kulunu bilgisine göre yükseltirse; “v…

12 biçim · 3 eser
bek sıfat 1

Sağlam, sıkı, berk: “bek ḳatıġ köŋüllüg” sağlam, katı gönüllü; “kértgünç köŋülümüz bek qatıġ bolzun” inanç gönlümüz sağlam olsun; “kentü köŋülüŋin bek tutġıl” gönlünü s…

9 biçim · 10 eser
bekiz sıfat 9

Açık, belli (çoğunlukla “belgülüg” ile): “bekiz belgülüg bilgeli bolur” apaçık bilinebilir; “bekiz belgülüg uḳıdur” apaçık anlatır; “bekiz belgülüg turḳaru közünür” apa…

3 biçim · 4 eser
belgü isim 32

İşaret, belirti, alamet: “ıḳi kırk kut buyanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu belirtiye sahip; “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler du…

28 biçim · 10 eser
belgüle- fiil 2

Belirtmek, açıklamak; ayırt etmek: “ilig aydı: uḳtum sözüŋ belgülep” hükümdar dedi: sözünü açıkça anladım; “bayat birdi fazlı bile belgülep” Tanrı lütfuyla açıkça verdi…

4 biçim · 2 eser
belgülüg sıfat 14

Belli, açık, belirgin: “barıŋ belgülüg sen kün ay teg yaruḳ” varlığın güneş ve ay gibi açıktır; “yıl ay öḍ bitise küni belgülüg” yıl, ay, vakit yazılsa günü bellidir; “…

11 biçim · 10 eser
belgülük sıfat 1

Belli, bilinir (çoğunlukla “belgülük bol-”): “biligin beḍür er, bolur belgülük” insan bilgisiyle yücelir, tanınır olur; “uqmaqım belgülük boltı” anlayışım belli oldu; “…

1 biçim · 3 eser
belgür- fiil 5

Görünmek, belirmek, ortaya çıkmak: “yıpar kizlese sen yıḍı belgürer” miski saklasan kokusu belli olur; “kayu üdün burkan yėrtinçüde belgürser” ne zaman Buda dünyada bel…

26 biçim · 10 eser
belgüsüz sıfat 3

Belirsiz, bilinmez; görünmez: “bu tüş teg tiriglik keçer belgüsüz” bu hayat rüya gibi belirsizce geçer; “ḳança barır belgüsüz” nereye gittiği belirsiz; “belgüsüz agzın …

4 biçim · 7 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz: “emgek üze berdiŋülük bolmışlarıġ” acıyla … olmuş olanları.

1 biçim · 1 eser
berk sıfat 4

Sağlam, sıkı, berk: “azıġlıġ eren berk tügünler yazar” güçlü yiğitler sıkı düğümleri çözer; “taŋrı anlarnıŋ berk bıçıġını tuttı” Tanrı onlardan sağlam söz aldı; “berk y…

3 biçim · 6 eser
berü edat 9

-den beri: “tümen yılda berü tul erdim” on bin yıldan beri dul idim; “yėr teŋri törümişte berü” yer gök yaratıldığından beri; “eŋ ilki sansız tümen ajunta berü” ilk say…

2 biçim · 10 eser
bėr- fiil 96

Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…

165 biçim · 22 eser
bėriş isim 3

Veriş (“alış” ile): “ḳayu alışı bėrişi” onun alışı verişi.

3 biçim · 2 eser
bėş sayı 92

Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…

8 biçim · 19 eser
bėşinç sayı 6

Beşinci: “bu bėşinç boşġutsuz arhant” bu beşinci (tür) öğrenimini bitirmiş arhat; “bėşinç ay toḳuz otuzḳa” beşinci ayın yirmi dokuzunda; “bėşinç oŋınta” beşinci sırada;…

5 biçim · 10 eser
bėşsiz sıfat 3

(Abhidharma çevirisinde, “törtsüz” ile) beşinci olmayan, beşsiz (?): “üç törtsüz bėşsiz” üç, dörtsüz, beşsiz.

1 biçim · 1 eser
bış- fiil 12

Pişmek, olgunlaşmak: “ḳop törlüg ı tarıġ yimiş bışarlar” her türlü bitki, ekin, meyve olgunlaşır; “iwe bışmış aşnı yise ig bolur” aceleyle pişmiş yemeği yerse hasta olu…

10 biçim · 6 eser
bışrun- fiil 60

(Budist metinlerde) uygulamak, kendini yetiştirmek, çalışmak (bhāvanā): “bışrunmaḳ yolta uzun ödün bışrunmaḳ ögredinmek üze” uygulama yolunda uzun süre çalışıp alışmakl…

21 biçim · 4 eser
bil- fiil 465

Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…

134 biçim · 23 eser
bildür- fiil 18

Bildirmek, öğretmek, göstermek: “uḳuş ötgünür, kör, bilig bildürür” akıl kavratır, bilgi öğretir; “bilig bildürür, bil bilig ḳadrini” bilgi öğretir, bilginin değerini b…

12 biçim · 7 eser
bilge sıfat 257

Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…

20 biçim · 21 eser
bilgi isim 3

Bilgi; bilgili kişi, bilgin (KB’de çoğunlukla hitapta): “yarutmaz anıŋ bilgi yatsa yılın” (söylemezse) bilgisi yıllarca yatsa da parlamaz; “iḍi yaḳşı aymış bügü bilgi k…

4 biçim · 4 eser
bilig isim 238

Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…

39 biçim · 18 eser
biliglig sıfat 65

Bilgili, bilgin: “biliglig saḳınuḳ, kör, atı beḍük” bilgili, sakıngan, adı yüce; “biligligke ya dost özüŋni ula” ey dost, kendini bilgiliye bağla; “sewünçi bėrür-miz sa…

6 biçim · 10 eser
biligsiz sıfat 43

Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …

15 biçim · 16 eser
biligsizlig sıfat 1

Bilgisizliğe ait, bilgisizlikle dolu: “bu biligsizlig ḳaraŋġu” bu bilgisizlik karanlığı; “biligsizlig berk yigi” bilgisizliğin sıkı çalılığı.

1 biçim · 2 eser
bilil- fiil 40

Bilinmek: “neçük ol bililmez mü erti” nasıl olurdu da bilinmezdi; “ödrü bililmiş erür” ayrıca bilinmiştir; “bekiz belgülüg bililü tüketdi” apaçık bilinmiş oldu; “biliim…

12 biçim · 3 eser
biliş- fiil 2

Tanışmak, bilişmek: “bilişmez kişi” tanışmayan (yabancı) kişi; “bilişti yime ol kişiler bile” o kişilerle de tanıştı; “ortaḳ bolup bilişti” ortak olup tanıştı; “nelük a…

5 biçim · 4 eser
bilmemek isim 21

(Abhidharma çevirisinde) bilgisizlik (ajñāna): “kirlig kirsiz iki türlüg bilmemekler” kirli ve kirsiz iki türlü bilgisizlik; “bilmemeklig ḳaraŋġu” bilgisizlik karanlığı…

6 biçim · 1 eser
bimba 2

(Abhidharma çevirisinde) Sanskritçe söz örneği olarak verilen, ‘korkunç bulut’ anlamında açıklanan söz: “bimbasarė tėp munı sözleyür ḳorḳınçıġ uruŋud tėp” ‘bimbasare’ d…

2 biçim · 1 eser
bir sayı 212

Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.

23 biçim · 21 eser
birdemleti zarf 42

(Abhidharma çevirisinde) tümüyle, kesin olarak, büsbütün: “birdemleti tarġarmaḳ” tümüyle giderme; “birdemleti ḳalısız tarġarmışḳa” tamamen, artıksız gidermiş olana; “bi…

3 biçim · 2 eser
birdemlig sıfat 21

(Abhidharma çevirisinde) tam, kesin, bütünüyle olan: “birdemlig yöründek” kesin, tam kurtuluş (?); “birdemlig tarġarmaḳ” tam giderme; “lokik yol üze nizvanı tarġarsar y…

2 biçim · 2 eser
birer sayı 13

Birer, teker teker: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “üküş tıŋlaġu söz, birer sözlegü” sözü çok dinlemeli, birer birer söylem…

5 biçim · 7 eser
birgerd- fiil 1

Birleştirmek, bir araya getirmek: “birgerdmek birikdürmek” birleştirme, bir araya getirme; “teŋriler yalŋuḳlarnıŋın barça birgerdip” tanrıların, insanların (hepsini) bi…

2 biçim · 2 eser
biri zamir 2

Biri, birisi: “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşmandır; “birisi bitigçi ḫatı belgülüg, birisi yalawaç tili ülgülüg” biri yazısı belirgin kâtip, bir…

6 biçim · 5 eser
birik- fiil 17

Birleşmek, bir araya gelmek: “aya bir, birikmez saŋa bir aḍın” ey tek (Tanrı), sana bir başkası eş olmaz; “iki neŋ birikse bir erde” iki şey bir kişide birleşirse; “ėki…

16 biçim · 5 eser
birle edat 159

İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…

2 biçim · 20 eser
birleki sıfat 4

Birlikte olan, eşlik eden: “musa birle yime anıŋ birlekiler” Musa ve onunla birlikte olanlar; “birleki bėş yükmek” birlikte olan beş yığın (skandha); “adḳanġular birlek…

2 biçim · 4 eser
birök bağlaç 212

Eğer, şayet (çoğunlukla “… erser” ile): “birök ḳız tileser yme körkle ḳız keltürür” eğer kız isterse güzel bir kız da getirir; “birök bu tuşuşmaḳ atlġ ırḳ kelser” eğer …

7 biçim · 10 eser
biti- fiil 1

Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…

30 biçim · 15 eser
biz zamir 21

Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…

19 biçim · 19 eser
bodistv isim 9

Bodisatva: aydınlanmayı hak ettiği hâlde canlıları kurtarmak için dünyada kalan, Buda olmaya aday kutsal varlık: “ayaġḳa tegimlig tözün maytrı bodisavat” saygıdeğer soy…

40 biçim · 9 eser
bodul- fiil 4

Boyanmak: “ḳarışsa boḍulur ḳızıl hem yaġız” (savaşta) karışınca kızıla ve yağıza boyanır.

4 biçim · 3 eser
boġul- fiil 1

Boğulmak; tıkanmak: “hem boġulmış hem tögülmiş” (yenmesi yasak olan) boğulmuş ve dövülmüş (hayvan); “yorıḳı maŋıġı çigilip boġulup” yürüyüşü adımı düğümlenip tıkanıp.

2 biçim · 2 eser
bol- fiil 1.110

Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…

204 biçim · 26 eser
boltur- fiil 1

Olmasını sağlamak, bir duruma getirmek: “yaġı bolturup yėrin tapa bardı” düşmanlaşıp (düşman edip) yurduna doğru gitti; “çınkėrtü bol’turmaz” gerçekten var etmez; “yene…

2 biçim · 2 eser
boş sıfat 1

Boş, serbest, özgür: “boş azad kişi barça eḍgü ḳulı” özgür, hür kişi iyiliğin kuludur; “üç ḳata oḳısar alḳu boş bolur” üç kez okursa hepsinden kurtulur; “tili boş kişi”…

8 biçim · 11 eser
boşġudçı isim 7

(Abhidharma çevirisinde) öğrenci: “boşġudçı tıdsılar” öğrenen öğrenciler; “ötledeçi erigledeçi üçün boşġudçı tıdsılarıġ” öğrencilere öğüt, nasihat vermek için.

1 biçim · 1 eser
boşġur- fiil 4

Öğretmek: “anta aŋıg kişi ança boşġurur ermiş” orada kötü kişi şöyle öğretirmiş; “alḳu şasatarlar boşġunup adnaġuḳa boşġurur men” bütün şastraları öğrenip başkalarına ö…

8 biçim · 6 eser
boşġutluġ sıfat 2

Öğrenim aşamasındaki, öğrenci (Budist için): “men yaŋı boşġutlug vaptsun” ben yeni öğrenci Vaptsun; “yaŋı boşġutluġ toyınlarıġ” yeni öğrenci rahipleri; “bodisvtlarıġ bo…

2 biçim · 4 eser
boşġutsuz sıfat 10

(Budist) öğrenecek bir şeyi kalmamış, öğrenimini tamamlamış (aśaikṣa; arhat için): “bu törtünç boşġutsuz arhant dıntar tėtir” bu, dördüncü, öğrenimini tamamlamış arhat …

7 biçim · 2 eser
boşu- fiil 5

Çözmek, salıvermek; (suçu) bağışlamak: “yazuġumın boşuyu bėrzün” suçumu bağışlasın; “tsuyumta yazuḳumta boşuyu bėrzün” beni günahımdan, suçumdan kurtarsın; “bėş teŋrig …

8 biçim · 6 eser
boşul- fiil 1

Kurtulmak, çözülmek: “baġıntın buqaġusıntın boşulzunlar” bağlarından, prangalarından kurtulsunlar; “kişen üze kişenlenmişler … boşulġalı” kösteklerle bağlanmışlar kurtu…

2 biçim · 2 eser
bögün- fiil 6

Derin düşünmek, iyice düşünüp taşınmak (çoğunlukla “saḳın-” ile): “soġançıġ nomuġ saḳınıp bögünüp” hayranlık verici öğretiyi düşünüp taşınıp; “arıdı saḳınmatın bögünmet…

6 biçim · 2 eser
böl- fiil 31

Bölmek, ayırmak, sınıflamak (çoğunlukla “adırtla-” ile): “uġuşlarıġ bölmek adırtlamaḳ bölük” âlemleri bölüp ayırt etme bölümü; “inçip böle adırtlayu tükedgey biz” sonra…

13 biçim · 3 eser
bölük isim 48

Bölüm, kısım: “ne üçün yindem sözlep uġuşlar bölüki tėp” neden yalnızca ‘âlemler bölümü’ diye söyleyip; “iki ygrmi bölük nom” on iki bölüm öğreti; “bėş yigirminç bölüg”…

16 biçim · 6 eser
bölüklüg sıfat 6

Bölüklü, … sınıfından: “bėş altı yėti sekiz bölüklüg nizvanılar” beş, altı, yedi, sekiz sınıflı tutkular; “başdınḳı bölüklüg nizvanılar” baştaki sınıftan tutkular; “böl…

2 biçim · 2 eser
bölül- fiil 7

Bölünmek, ayrılmak: “andaḳı sav bölülüp üç bolur” oradaki söz bölünüp üç olur; “et’öz isig öz bölülmek” beden ve canın ayrılması; “bilmemek bölünüp üç bolur” bilgisizli…

3 biçim · 2 eser
böşük isim 2

Akraba, yakın; hısım (çoğunlukla “baġır böşük”, “tüŋür böşük”): “tüŋür böşük boluşup” hısım akraba olup; “baġır böşük edgü ögliler birle” yakın akraba ve iyi dostlarla;…

5 biçim · 4 eser
braman isim 10

Brahman, rahip sınıfından kişi: “brhmayu atlıg bramanlar ėligi” Brahmāyu adlı brahmanların beyi; “begler oġuşı, ėkinti braman oġuşı” (biri) beyler soyu, ikincisi brahma…

19 biçim · 5 eser