Bağlamak: “kuzgunug ıgaçka bamiş” kuzgunu ağaca bağlamış; “katıgtı ba, edgüti ba” sıkıca bağla, iyice bağla; “atıġ ıḳa bayur ertimiz” atları ağaçlara bağlardık; “baġ üz…
Abhidharma (Shogaito) sözlüğü
2.120 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
126 madde · “b” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
Batmak, dalmak: “çomrulup badıp sansarta” sansarada dalıp batıp; “çomrulur badar üçün” dalıp battığı için; “badaçınıŋ” batanın; “ai tŋri badtı ḳutuŋ üze” ay tanrısı tal…
Batılacak, içine batılan (sansara için): “alḳu tınlıġlarnıŋ çomrulġuluḳ badġuluḳ orunı” bütün canlıların dalıp batacağı yer; “alḳu nizvanılar erür çomrulġuluḳ badġuluḳ …
Örtülü, gizli (?) (“kizleglig” ile): “kizleglig badutluġ üçün” gizli ve örtülü olduğu için; “kizleglig badutluġıŋa” gizliliğine, örtülülüğüne.
Kutlu, yüce (Buda’nın sanı, Bhagavan): “adı ködrülmişig bagavan tėp” adı yüce olana (Buda’ya) Bhagavan derler.
Bağ, ip; zincir, pranga: “örtlüg temirlig baglar üze yaturur” kızgın demir zincirlerle yatırırlar; “baġda buḳaġuda yatıp” bağda, prangada yatıp; “saḳınç ḳaḍġu baġın yör…
Bağlı: “beg atı bilig birle baġlıġ turur” bey adı bilgiye bağlıdır.
Öğretmen, hoca, üstat; (Budist metinlerde) öğreti ustası, şastra yazarı: “esdiramati baḫşı yaradmış erür” Sthiramati hocanın yazdığıdır; “şasdirakarė vasubandu baḫşı” ş…
Bakmak, göz atmak: “yıraḳ baḳıp ḳara kördim” uzağa bakıp karaltı gördüm; “yer içinde yoruŋlar, baḳıŋlar” yeryüzünde gezin, bakın; “kör baḳın” bak, gör; “tübüŋke baḳın” …
Bağlamak; (edilgen anlamda) bağlanmak, ilişmek: “ḳoşulmış balmış” (tutkulara) koşulmuş, bağlanmış; “ḳoşulġuluḳ balġuluḳ” koşulacak, bağlanacak; “tarġarmaḳta neŋ yene ba…
Kent, şehir: “balıḳ uluşug” kenti ve ülkeyi; “toġu balıḳda süŋüşdümiz” Toğu kentinde savaştık; “şantuŋ balıḳḳa, taloy ügüzke tegmiş yoḳ ermiş” Şantung kentine, denize u…
Balıkçı: “ḳuşçı kėyikçi balıḳçı avçı torçı tuzaḳçı” kuşçu, geyik avcısı, balıkçı, avcı, ağcı, tuzakçı; “balıḳçı kişi … miŋ balıḳ tudġu” bin balık tutan balıkçı.
Bağlanmak; derlenmek (?): “iki ygrmi bölük savta banmış nomlar” on iki bölüm söze bağlanmış (derlenmiş) öğretiler.
Gitmek; bir yere varmak, ulaşmak: “anta kėrü barıp” oradan geri gidip; “yaġru barıp, üküş kişi ölt(ü)g” yaklaşıp çok kişi öldün; “teŋri yėrinte barġu yolug aç” tanrı yu…
Var, mevcut: “til asġı telim bar, yası ma üküş” dilin yararı çoktur, zararı da çok; “ol ėki kişi bar erser” o iki kişi var oldukça; “birök antaġ edgü öglisi bar erip” e…
Hep, hepsi, bütün: “ḳamuġ barça muŋluġ törütülmişi” bütün yaratılmışlar muhtaçtır; “tınlıġlarıġ barça atalarım ol tėp körüp” canlıların hepsini ‘babalarımdır’ diye görü…
Parçalı bağlamda anlamı kesinleşmeyen biçim: “barik erür aşnu tügmiş”.
Ev, yapı; çoğunlukla “ev bark” ev bark, yurt: “evig barkag kodup toyın bolsar” evini barkını bırakıp rahip olursa; “ev barḳdın kesildiler” evlerinden barklarından ayrıl…
Eve, barka ilişkin: “evlig barḳlıġ vasdu” ev barkla ilgili nesne.
Parçalı bağlamda geçen biçim (baġlıġ için yanlış yazım olabilir): “pradikabud uġuşluġ barlıġ”.
Basmak, bastırmak, üstüne çökmek: “üze teŋri basmasar, asra yėr telinmeser” üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe; “bastı ölüm aġtaru” ölüm bastırıp devirdi; “ed…
(Çoğunlukla “anta/antada basa”) sonra, ardından: “anta basa tört yıŋaḳdaḳı ėligler” ondan sonra dört yandaki hükümdarlar; “antada basa üküş türlüg nom bitig bititdiler”…
Bastırıcı, ağırlık; bir şeyi yerinde tutan: “yir basruḳı taġ, boḍun basruḳı beg” yerin ağırlığı dağdır, halkın ağırlığı beydir.
(Abhidharma çevirisinde) koşullu, koşulu olan: “tıldaġlıġ basudçılıġ nomlar” nedenli, koşullu öğeler; “tört basudçılıġın tuġar” dört koşulla doğar.
(Abhidharma çevirisinde) koşulsuz: “basudçısız tuġmaz ermez mü” koşulsuz doğmaz mı; “tıldaġsız basudçısız nomlar” nedensiz, koşulsuz öğeler.
Yardım etmek, desteklemek: “aḳıġsız bilge bilig-ke basudladaçısı” kirsiz bilgeliğe yardım eden; “basudlayu sözlep” destekleyerek söyleyip; “kün tŋriniŋ yaruḳıŋa basudla…
Yardım, destek: “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yardım etse, işe başlasa; “bu işke basut barça andın kelir” bu işe bütün destek ondan gelir; “basut ḳıl maŋa” ban…
Yardımcı, destekçi: “bu erdi basutçı köni dinḳa kök” doğru dine güçlü destek oldu; “basutçı kerek barça işte” her işte yardımcı gerekir; “toyın bolġuçıḳa basutçı bolsar…
Baş, kafa: “başım kesmesüni keseyin tilim” başımı kesmesin diye dilimi keseyim; “til arslan turur … başıŋnı yiyür” dil aslandır, başını yer; “başları üze” başlarının üs…
İlk, baştaki; önde gelen: “baştınkı altı patar” ilk altı yaprak; “başdınḳı ordunḳı adaḳtaḳı” baştaki, ortadaki ve sondaki; “baştınḳı oronḳa tegmiş” en üst mertebeye ula…
Başlamak: “bayat atı birle sözüg başladım” Tanrı’nın adıyla söze başladım; “başladım taŋrı atı birle” Tanrı adıyla başladım; “öziŋe basut ḳılsa iş başlasa” kendine yard…
Başlangıç, baş: “kalp başlaġındaḳı ot” kalpanın başındaki ateş; “ikinti asanki başlaġı” ikinci asankhyanın başlangıcı; “anın başlaġ ḳılıp uḳıdmış” onu başlangıç yapıp a…
Başlangıçsız, ezelî: “başlaġsıztın berü” başlangıçsız zamandan beri; “başlaġsız üzlünçüsüz” başlangıçsız ve sonsuz.
Başlı, başı olan: “başlıġıg yüküntürmiş, tizligig sökürmiş” başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş; “altun başlıg yılan men” altın başlı yılanım; “sü başlıġ bolur”…
(Abhidharma çevirisinde) Bhavāgra, varoluşun en üst katı: “üsdün bavagirtın aldın aviş tamuḳadegi” yukarıda varoluşun doruğundan aşağıda Avīci cehennemine dek.
Zengin kişi, ev sahibi tüccar (Sanskritçe gṛhapati karşılığı): “bay barımlıg sansız üküş bayaġutlar” sayısız zengin varlıklı tüccarlar; “vişakė bayaġut” zengin Viśākha;…
Bağımlı, tabi; boyun eğmiş: “tört buluŋdaḳı bodunug ḳop almış, ḳop baz ḳılmış” dört yandaki halkları hep almış, hep tabi kılmış; “yat baz” yabancı ve tabi (halk).
Anlamı kesinleşmeyen söz (“yoḳsuz” ile): “yoḳsuz bdatı bolmaz” boşuna, … olmaz; “yoḳsuz bdatı bolur ḳılmışıŋızlar” yaptıklarınız boşa gider (?).
Büyütmek, yüceltmek, yükseltmek: “törüttüŋ igiḍtiŋ beḍüttüŋ mini” beni yarattın, besledin, büyüttün; “biligi teŋinçe beḍütse ulın” kulunu bilgisine göre yükseltirse; “v…
Sağlam, sıkı, berk: “bek ḳatıġ köŋüllüg” sağlam, katı gönüllü; “kértgünç köŋülümüz bek qatıġ bolzun” inanç gönlümüz sağlam olsun; “kentü köŋülüŋin bek tutġıl” gönlünü s…
Açık, belli (çoğunlukla “belgülüg” ile): “bekiz belgülüg bilgeli bolur” apaçık bilinebilir; “bekiz belgülüg uḳıdur” apaçık anlatır; “bekiz belgülüg turḳaru közünür” apa…
İşaret, belirti, alamet: “ıḳi kırk kut buyanlıg irü belgüke tükellig” otuz iki kutlu belirtiye sahip; “bosuş ḳadġu belgüsi eŋire turur” kaygı ve tasa belirtisi inler du…
Belirtmek, açıklamak; ayırt etmek: “ilig aydı: uḳtum sözüŋ belgülep” hükümdar dedi: sözünü açıkça anladım; “bayat birdi fazlı bile belgülep” Tanrı lütfuyla açıkça verdi…
Belli, açık, belirgin: “barıŋ belgülüg sen kün ay teg yaruḳ” varlığın güneş ve ay gibi açıktır; “yıl ay öḍ bitise küni belgülüg” yıl, ay, vakit yazılsa günü bellidir; “…
Belli, bilinir (çoğunlukla “belgülük bol-”): “biligin beḍür er, bolur belgülük” insan bilgisiyle yücelir, tanınır olur; “uqmaqım belgülük boltı” anlayışım belli oldu; “…
Görünmek, belirmek, ortaya çıkmak: “yıpar kizlese sen yıḍı belgürer” miski saklasan kokusu belli olur; “kayu üdün burkan yėrtinçüde belgürser” ne zaman Buda dünyada bel…
Belirsiz, bilinmez; görünmez: “bu tüş teg tiriglik keçer belgüsüz” bu hayat rüya gibi belirsizce geçer; “ḳança barır belgüsüz” nereye gittiği belirsiz; “belgüsüz agzın …
Anlamı kesinleşmeyen söz: “emgek üze berdiŋülük bolmışlarıġ” acıyla … olmuş olanları.
Sağlam, sıkı, berk: “azıġlıġ eren berk tügünler yazar” güçlü yiğitler sıkı düğümleri çözer; “taŋrı anlarnıŋ berk bıçıġını tuttı” Tanrı onlardan sağlam söz aldı; “berk y…
-den beri: “tümen yılda berü tul erdim” on bin yıldan beri dul idim; “yėr teŋri törümişte berü” yer gök yaratıldığından beri; “eŋ ilki sansız tümen ajunta berü” ilk say…
Vermek: “ıraḳ erser yablaḳ aġı berür, yaġuḳ erser edgü aġı berür” uzakta isen kötü armağan, yakında isen iyi armağan verir; “teŋri ėl berigme teŋri” ülke veren Tanrı; “…
Veriş (“alış” ile): “ḳayu alışı bėrişi” onun alışı verişi.
Beş: “bėş pançaḳi toyınlar” (Buda’nın) ilk beş rahibi; “bėş ajun” beş varoluş yolu; “ḫormuzta teŋri bėş teŋri birle” Ormuzd tanrı beş tanrı (ışık öğesi) ile; “bir yılḳa…
Beşinci: “bu bėşinç boşġutsuz arhant” bu beşinci (tür) öğrenimini bitirmiş arhat; “bėşinç ay toḳuz otuzḳa” beşinci ayın yirmi dokuzunda; “bėşinç oŋınta” beşinci sırada;…
(Abhidharma çevirisinde, “törtsüz” ile) beşinci olmayan, beşsiz (?): “üç törtsüz bėşsiz” üç, dörtsüz, beşsiz.
Pişmek, olgunlaşmak: “ḳop törlüg ı tarıġ yimiş bışarlar” her türlü bitki, ekin, meyve olgunlaşır; “iwe bışmış aşnı yise ig bolur” aceleyle pişmiş yemeği yerse hasta olu…
(Budist metinlerde) uygulamak, kendini yetiştirmek, çalışmak (bhāvanā): “bışrunmaḳ yolta uzun ödün bışrunmaḳ ögredinmek üze” uygulama yolunda uzun süre çalışıp alışmakl…
Bilmek, tanımak: “ol emgektin tartdaçı erür tėp bilip” onu acıdan kurtaran diye bilip; “bilmez uḳmaz” bilmez, anlamaz; “taŋrı bilgen köŋüllerdekini” Tanrı gönüllerdekin…
Bildirmek, öğretmek, göstermek: “uḳuş ötgünür, kör, bilig bildürür” akıl kavratır, bilgi öğretir; “bilig bildürür, bil bilig ḳadrini” bilgi öğretir, bilginin değerini b…
Bilge, bilgili, akıllı: “biligsiz otın sen ay bilge ḳuta” ey bilge, bilgisizin derdine sen deva ol; “anıŋ ara bir bilge kişi” onların arasında bilge bir kişi; “bilge tu…
Bilgi; bilgili kişi, bilgin (KB’de çoğunlukla hitapta): “yarutmaz anıŋ bilgi yatsa yılın” (söylemezse) bilgisi yıllarca yatsa da parlamaz; “iḍi yaḳşı aymış bügü bilgi k…
Bilgi, bilim; akıl: “munu ḳıl taŋuḳı ḳutaḍġu bilig” işte kutlu kılan bilgiyi (kitaba) armağan et; “bilig ma‘dini hėm fazilėt kanı” bilginin madeni, erdemin kaynağı; “bi…
Bilgili, bilgin: “biliglig saḳınuḳ, kör, atı beḍük” bilgili, sakıngan, adı yüce; “biligligke ya dost özüŋni ula” ey dost, kendini bilgiliye bağla; “sewünçi bėrür-miz sa…
Bilgisiz, cahil: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “bu cahil biligsiz bahasız” bu cahil, bilgisiz, değersiz; “bilgsiz esürse aḍın ne ḳalur” …
Bilgisizliğe ait, bilgisizlikle dolu: “bu biligsizlig ḳaraŋġu” bu bilgisizlik karanlığı; “biligsizlig berk yigi” bilgisizliğin sıkı çalılığı.
Bilinmek: “neçük ol bililmez mü erti” nasıl olurdu da bilinmezdi; “ödrü bililmiş erür” ayrıca bilinmiştir; “bekiz belgülüg bililü tüketdi” apaçık bilinmiş oldu; “biliim…
Tanışmak, bilişmek: “bilişmez kişi” tanışmayan (yabancı) kişi; “bilişti yime ol kişiler bile” o kişilerle de tanıştı; “ortaḳ bolup bilişti” ortak olup tanıştı; “nelük a…
(Abhidharma çevirisinde) bilgisizlik (ajñāna): “kirlig kirsiz iki türlüg bilmemekler” kirli ve kirsiz iki türlü bilgisizlik; “bilmemeklig ḳaraŋġu” bilgisizlik karanlığı…
(Abhidharma çevirisinde) Sanskritçe söz örneği olarak verilen, ‘korkunç bulut’ anlamında açıklanan söz: “bimbasarė tėp munı sözleyür ḳorḳınçıġ uruŋud tėp” ‘bimbasare’ d…
Bir: “bir kırk yaşayur erti” otuz bir yaşındaydı; “bir tegzinç” bir bölüm; “bir yılḳa beş yolı” bir yılda beş kez.
(Abhidharma çevirisinde) tümüyle, kesin olarak, büsbütün: “birdemleti tarġarmaḳ” tümüyle giderme; “birdemleti ḳalısız tarġarmışḳa” tamamen, artıksız gidermiş olana; “bi…
(Abhidharma çevirisinde) tam, kesin, bütünüyle olan: “birdemlig yöründek” kesin, tam kurtuluş (?); “birdemlig tarġarmaḳ” tam giderme; “lokik yol üze nizvanı tarġarsar y…
Birer, teker teker: “üküş sözleme, söz birer sözle az” çok konuşma, sözü birer birer, az söyle; “üküş tıŋlaġu söz, birer sözlegü” sözü çok dinlemeli, birer birer söylem…
Birleştirmek, bir araya getirmek: “birgerdmek birikdürmek” birleştirme, bir araya getirme; “teŋriler yalŋuḳlarnıŋın barça birgerdip” tanrıların, insanların (hepsini) bi…
Biri, birisi: “bularda birisi biriŋe yaġı” bunlardan biri öbürüne düşmandır; “birisi bitigçi ḫatı belgülüg, birisi yalawaç tili ülgülüg” biri yazısı belirgin kâtip, bir…
Birleşmek, bir araya gelmek: “aya bir, birikmez saŋa bir aḍın” ey tek (Tanrı), sana bir başkası eş olmaz; “iki neŋ birikse bir erde” iki şey bir kişide birleşirse; “ėki…
İle, birlikte: “bayat atı birle sözüg başladım” söze Tanrı’nın adıyla başladım; “ölüŋler öwkeŋiz birle” öfkenizle ölün; “tirek yidleg birle elgimizni kavşurup” direk ve…
Birlikte olan, eşlik eden: “musa birle yime anıŋ birlekiler” Musa ve onunla birlikte olanlar; “birleki bėş yükmek” birlikte olan beş yığın (skandha); “adḳanġular birlek…
Eğer, şayet (çoğunlukla “… erser” ile): “birök ḳız tileser yme körkle ḳız keltürür” eğer kız isterse güzel bir kız da getirir; “birök bu tuşuşmaḳ atlġ ırḳ kelser” eğer …
Yazmak: “bitig bitidim” yazıt yazdım; “yolluġ tėgin bitidim” (ben) Yolluğ Tegin yazdım; “bitidim kitabnı mėva‘iz mėsėl” kitabı öğütler ve örneklerle yazdım; “bitise ḳal…
Biz (birinci çoğul kişi zamiri): “biz aş teg ertimiz” biz aç gibiydik; “ne ogrınta biziŋ begimiz” ne yüzden bizim beyimiz; “ökünür biz” pişman oluruz; “biziŋe yaŋıltuḳi…
Bodisatva: aydınlanmayı hak ettiği hâlde canlıları kurtarmak için dünyada kalan, Buda olmaya aday kutsal varlık: “ayaġḳa tegimlig tözün maytrı bodisavat” saygıdeğer soy…
Boyanmak: “ḳarışsa boḍulur ḳızıl hem yaġız” (savaşta) karışınca kızıla ve yağıza boyanır.
Boğulmak; tıkanmak: “hem boġulmış hem tögülmiş” (yenmesi yasak olan) boğulmuş ve dövülmüş (hayvan); “yorıḳı maŋıġı çigilip boġulup” yürüyüşü adımı düğümlenip tıkanıp.
Olmak; var olmak, meydana gelmek: “bir ök bol tidi, boldı ḳolmış ḳamuġ” ‘ol’ dedi, dilediği her şey oldu; “türk bodun yoḳ bolmazun tėyin, bodun bolçun tėyin” Türk halkı…
Olmasını sağlamak, bir duruma getirmek: “yaġı bolturup yėrin tapa bardı” düşmanlaşıp (düşman edip) yurduna doğru gitti; “çınkėrtü bol’turmaz” gerçekten var etmez; “yene…
Boş, serbest, özgür: “boş azad kişi barça eḍgü ḳulı” özgür, hür kişi iyiliğin kuludur; “üç ḳata oḳısar alḳu boş bolur” üç kez okursa hepsinden kurtulur; “tili boş kişi”…
(Abhidharma çevirisinde) öğrenci: “boşġudçı tıdsılar” öğrenen öğrenciler; “ötledeçi erigledeçi üçün boşġudçı tıdsılarıġ” öğrencilere öğüt, nasihat vermek için.
Öğretmek: “anta aŋıg kişi ança boşġurur ermiş” orada kötü kişi şöyle öğretirmiş; “alḳu şasatarlar boşġunup adnaġuḳa boşġurur men” bütün şastraları öğrenip başkalarına ö…
Öğrenim aşamasındaki, öğrenci (Budist için): “men yaŋı boşġutlug vaptsun” ben yeni öğrenci Vaptsun; “yaŋı boşġutluġ toyınlarıġ” yeni öğrenci rahipleri; “bodisvtlarıġ bo…
(Budist) öğrenecek bir şeyi kalmamış, öğrenimini tamamlamış (aśaikṣa; arhat için): “bu törtünç boşġutsuz arhant dıntar tėtir” bu, dördüncü, öğrenimini tamamlamış arhat …
Çözmek, salıvermek; (suçu) bağışlamak: “yazuġumın boşuyu bėrzün” suçumu bağışlasın; “tsuyumta yazuḳumta boşuyu bėrzün” beni günahımdan, suçumdan kurtarsın; “bėş teŋrig …
Kurtulmak, çözülmek: “baġıntın buqaġusıntın boşulzunlar” bağlarından, prangalarından kurtulsunlar; “kişen üze kişenlenmişler … boşulġalı” kösteklerle bağlanmışlar kurtu…
Derin düşünmek, iyice düşünüp taşınmak (çoğunlukla “saḳın-” ile): “soġançıġ nomuġ saḳınıp bögünüp” hayranlık verici öğretiyi düşünüp taşınıp; “arıdı saḳınmatın bögünmet…
Bölmek, ayırmak, sınıflamak (çoğunlukla “adırtla-” ile): “uġuşlarıġ bölmek adırtlamaḳ bölük” âlemleri bölüp ayırt etme bölümü; “inçip böle adırtlayu tükedgey biz” sonra…
Bölüm, kısım: “ne üçün yindem sözlep uġuşlar bölüki tėp” neden yalnızca ‘âlemler bölümü’ diye söyleyip; “iki ygrmi bölük nom” on iki bölüm öğreti; “bėş yigirminç bölüg”…
Bölüklü, … sınıfından: “bėş altı yėti sekiz bölüklüg nizvanılar” beş, altı, yedi, sekiz sınıflı tutkular; “başdınḳı bölüklüg nizvanılar” baştaki sınıftan tutkular; “böl…
Bölünmek, ayrılmak: “andaḳı sav bölülüp üç bolur” oradaki söz bölünüp üç olur; “et’öz isig öz bölülmek” beden ve canın ayrılması; “bilmemek bölünüp üç bolur” bilgisizli…
Akraba, yakın; hısım (çoğunlukla “baġır böşük”, “tüŋür böşük”): “tüŋür böşük boluşup” hısım akraba olup; “baġır böşük edgü ögliler birle” yakın akraba ve iyi dostlarla;…
Brahman, rahip sınıfından kişi: “brhmayu atlıg bramanlar ėligi” Brahmāyu adlı brahmanların beyi; “begler oġuşı, ėkinti braman oġuşı” (biri) beyler soyu, ikincisi brahma…