Mal, eşya, varlık; hep “ed tavar” ikilemesiyle: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendiliğinden bozulur, yok olur; “ed tavar tileser bultuŋ” mal istersen buldun…
Abhidharma (Shogaito) sözlüğü
2.120 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
77 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İyilikli, hayırlı, erdemli; yararlı: “kim muntag edgülüg maytrı bodisavatag körgeli küsemeser” kim böyle iyilik dolu Maitreya bodisatvayı görmek istemezse; “emgekligler…
İyice, güzelce, özenle; tam olarak: “bu sabımin edgüti eşid ḳatıġdı tiŋla” bu sözümü iyice işit, sıkıca dinle; “yelme ḳarġu edgüti urġıl” gözcüleri, karakolları iyice k…
Malsız, gereçsiz, malzemesi olmayan: “ançulayu ḳaltı uzlar edsiz neŋ iş işleyü umaz” tıpkı ustaların malzemesiz hiçbir iş yapamaması gibi; (Abhidharma çevirisinde) tözs…
İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…
İyilik, hayır, lütuf; “eḍgülük ḳıl-” iyilik etmek: “ḳamuġ eḍgülük ḳıl ḳılınçın sözün” işinle sözünle her türlü iyiliği yap; “yorı eḍgülük ḳıl ekin eḍgülük / saŋa eḍgü b…
Yüksek, yüce: “ay sırḳa yaḳın ay köŋülke eḍiz” ey sırra yakın, gönülden yüce olan; “édiz taġ édiz sögüt teriŋ yar” yüksek dağ, yüksek ağaç, derin uçurum; “azu ėdiz taġt…
(Abhidharma çevirisinde) eksiltmek, azaltmak; hep “azud-” ile ikileme: “bilmetin öçmekniŋ yörüginde bar ḳılmış erür egsüdmek azudmaḳıġ” bilmeden sönmenin anlamına eksil…
Eksik, noksan; eksiklik: “birök egsük kergek boldı erser” eğer eksik, gerekli olursa; “bu basudçısı egsük bolmaḳ üze” bu yardımcı etken eksik olduğundan; “savınıŋ egsük…
Eksiksiz, tam: “ed tavar üzüksüz egsüksüz kergeksiz bolurlar” mal mülk kesintisiz, eksiksiz, ihtiyaçsız olurlar; “ikileyü arduḳsuz egsüksüz ėdigsiz” iki kat, fazlasız, …
El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…
Acı çektirmek, sıkıntıya sokmak, eziyet etmek: “küŋ ḳul ḳılıp uçuz yinik tutup emgedip irintürdüm erser” köle cariye edip hor görüp eziyet ederek kederlendirdiysem; “te…
Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…
Acılı, ıstıraplı, sıkıntı çeken: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” Brahman Bādari acılı yüzünü eğip şöyle dedi; “muntaġ emgeklig yolda tüşmiş tururl…
Zahmetli bulmak, güç saymak: “bu yörügde emgeksinip yaḳın yaġuḳ işletmedimiz” bu anlamda (işi) zahmetli bulup yakından işlemedik.
Acı çekmek, sıkıntıya katlanmak; çile çekmek: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çile çekmiş olarak; “ertiŋü emgek emgen…
Tedavi etmek, iyileştirmek: “igig emlemese kişi terk ölür” hastalığı tedavi etmezse insan çabuk ölür; “ig agrıglıg kişig … içgü ot öntürüp emleser” hasta kişiye içecek …
Hindistan; “enetkek ėl” Hint ülkesi, “enetkek tili” Sanskritçe: “enetkek ilteki vaybaş şastar yaratdaçı” Hindistan’daki Vaibhāṣika şastrasını yazan; “aryaçantri bodisav…
(Abhidharma çevirisinde) eğilmek, başını eğip saygı göstermek; hep “töŋid-” ile ikileme: “aŋ ilki tek yükünmek eŋidmek” önce yalnız yükünmek, eğilmek; “munda eŋidmek tö…
Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…
Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…
Geçmek, aşmak (öteye geçmek, üstün gelmek); hep “aş-” ile: “nedegin bilgeli bolur erdmişin aşmışın ḳamaġ tüzünlerte” bütün soylulardan geçtiğini, aştığını nasıl bilmek …
Erdem, fazilet; hüner, yetenek, kişisel değer: “aŋar birdi erdem bilig ög uḳuġ” ona erdem, bilgi, akıl, anlayış verdi; “bu erdem bile er tilek arzu yir” insan bu erdeml…
Erdemli, hünerli, yetenekli; güçlü: “ḳamuġḳa tusulur kör erdemlig er” erdemli yiğit herkese yarar; “sarandın ḳaçar barça erdemlig er” erdemli kişi cimriden kaçar; “alp …
Mücevherli, mücevherle süslü: “vayturi erdinilig kent tamınıŋ” lacivert taşından mücevherli şehir surunun; “erdinilig siŋekliki tegre tegzinürler” mücevherli sineklikle…
(Abhidharma çevirisinde) sonuna dek götürmek, tamamlamak; hep “erdürü tüket-”: “sözlep erdürü tüketmiş bolur” söyleyip sonuna dek tamamlamış olur; “öz-ke asıġ ḳılmaḳḳa …
Erler, adamlar; yiğitler, kahramanlar (er’in topluluk biçimi): “ajunda ne yaŋlıġ eren toġdı kör” dünyada ne türlü yiğitler doğdu, bak; “ulşıp eren börleyü” erler kurt g…
Öğüt; hep “öt erig”: “üküş eḍgü yarlıġ tümen öt erig” pek çok iyi buyruk, binlerce öğüt; “teginmek öt erig tıltaġınta” öğütle eğitme sebebiyle.
Öğüt vermek, yüreklendirmek, yönlendirmek; hep “ötle-” ile: “edgüti ötlep eriglep köŋül avıtıp” iyice öğüt verip yüreklendirip gönül avutarak; “nomça törüçe ötleyü erig…
Üşenmek, tembellik etmek: “tuġurmazunlar erinmek ermegürmekig” üşengeçlik, tembellik doğurmasınlar.
Güç, erk, yetki, iradi egemenlik; çoğu kez “erk türk”: “bar erse yazuḳum ḳına erk saŋa” suçum varsa cezalandırmak sana kalmış; “dyan saḳınçlar üze erk tarta umaz” medit…
Soru ve şüphe edatı: acaba, ki: “negü ḳıldım erki elig men saŋa” sana ne yaptım ki; “ḳayu ta‘at erki uḳumaz munı” hangi ibadet acaba, bunu anlayamaz; “ne ayıg kılınç kü…
Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…
(Abhidharma çevirisinde) yetili, belli yetiye sahip: “tümge erklig-lig üçün” yetileri körelmiş olduğu için; “yiti erklig-lig ertüki üze” keskin yetili olması bakımından.
Egemen olmak, sahiplenmek, üzerinde tasarruf etmek: “ḳuvraġlıg evlerig yalıŋuz aŋantımız erksintimiz” topluluğun evlerini tek başımıza sahiplendik; “idişin tavarın yalı…
Egemenlik, ustalık, tam hâkimiyet (Sanskritçe vaśitā): “diyan erksinmekintin tuġmış öŋ” meditasyon egemenliğinden doğmuş biçim; “burḫan adı ködrülmişniŋ erksinmek bilge…
Tembellik etmek, gevşek davranmak, ihmal etmek: “ḳorḳmatın ermegürüp edgüti tüketi alḳanmadımız erser” korkmadan, gevşek davranıp iyice tamamen arınmadıysak; “arınıp er…
Geçmek, öteye geçmek; aşmak: “ögüz ertgeli oġratıŋ” ırmağı geçmeye niyetlendin; “anı ertdimiz yėnçü ügüzüg keçe” onu geçtik, İnci ırmağını aşarak; “yıraḳ barmış … ada e…
Sabah, sabah erkenden; erken: “erte hem kėçe” sabah akşam; “ḳoptı erte kend içinde ḳorḳuġlı” şehirde sabahleyin korkarak kalktı; “kiçe yatsa kiç yat yana erte tur” gece…
Pek, çok, son derece: “ertiŋü üküş edgü ḳılınç ḳazġanç ḳazġanur” pek çok iyi iş, sevap kazanır; “ertiŋü uluġ törün alı bertim” çok büyük törenle alıp verdim; “ed tavar …
Geçirmek; (zamanı) geçirmek, harcamak; (töreni) yerine getirmek: “yėti yėti kün dyanlag meŋi teginü ertürü yarlıḳadı” yedişer gün meditasyon mutluluğunu tadarak geçirdi…
(Abhidharma çevirisinde) Sthiramati, Abhidharmakośa şerhini yazan Budist öğretmen; çevirmenin “şerh sahibi” (疏主) olarak andığı yorumcu: “ayaġḳa tegimlig esdiramati baḫş…
Esen, sağ, sağlıklı; güvende: “sewerin esen tut yaġısın kötür” seveni esen tut, düşmanını kaldır (yok et); “esenin tirilgil üküş yıl yaşa” sağlıkla yaşa, çok yıl yaşa; …
Esenlik, sağlık, huzur; esenlik dileği: “ekinti yme kamag teŋri yerniŋ eseŋüsin bėrti” ikinci olarak bütün tanrı yurdunun esenliğini verdi; “eseŋü alkış tüzü nom arkası…
(Kur’an çevirisinde, Arapça) iz, eser: “nişanları yüzleri içre secde eseridin” alametleri yüzlerinde secde izindendir.
Alaca, benekli: “yorırıġ yorıtmaz kör esriŋ itiŋ” alaca köpeğin yürüyeni yürütmez; “esriŋü uġuşluġ ḳuş keyik” alaca türden kuş ve hayvan.
İşitilmek, duyulmak: “on ḳat ḳas oyun yaŋurusı eşidilür” on kat … oyun sesi işitilir; “yėl iyin eşidilür” rüzgârla işitilir; “tünle bir ün esidilti” gece bir ses işitil…
İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…
İşittirmek, duyurmak, haber vermek: “men barıp monı élig begke eşidtüreyin” gidip bunu krala duyurayım; “bu darnınıŋ ünin esidtürser” bu daraninin sesini işittirse; “eg…
Beden, vücut (et ‘et’ + öz ‘öz, can’): “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bolmaz et-özke ölmek meger taŋrı yarlıġı birle” Tanr…
Bedenli, … bedene sahip: “bu et yumġaḳ et-özlüg” bu et yığını bedenli; “alḳınçsız ülgüsüz et’özlüg bodistv” sonsuz, ölçüsüz bedenli bodisatva; “uluġ et’özlüg” büyük bed…
Ev, konut; yurt: “atın mindi keldi eviŋe turup” atına bindi, kalkıp evine geldi; “ewindin turup çıḳtı” evinden kalkıp çıktı; “tört yıŋaḳtın … ėwleriŋizdin” evlerinizden…
(Abhidharma çevirisinde) toplamak, derlemek; hep “yıġ-” ile: “alḳu sudurlarta vinaylarta evdip yıġıp” bütün sutralardan, vinayalardan derleyip toplayıp; “evdimek yıġmaḳ…
Çevirmek, döndürmek; “nomluġ tilgen evir-” öğreti tekerleğini döndürmek, öğretiyi yaymak: “aŋ başlayu nomluġ tilgen evirmiş ötde” öğreti tekerleğini ilk döndürdüğü zama…
Evli, ev sahibi olan: “ev-lig barḳ-lıġ vasdu” ev bark sahipliğine dayanan nesne (mülk).
Dönmek, çevrilmek; dönüp durmak: “yarattı kör ewren tuçı ewrilür” (Tanrı) gökyüzünü yarattı, o daima döner; “bu ay burcı sertan bu ew ewrilür” ayın burcu Yengeç’tir, bu…
(Abhidharma çevirisinde) dönüş, çekim; “sav evrişi” sözün çekimi, durum eki (vibhakti): “munı yene bėşinç sav evrişitin vibakdi üze yörmiş kergek” bunu beşinci durum ek…
Çevirmek, döndürmek; hep “yüz ewür-” yüz çevirmek: “bu ay toldı terkin ewürdi yüzin” Aytoldı hemen yüzünü çevirdi; “yayıġ dünya mindin ewürdi yüzin” dönek dünya benden …
Ezrua, Brahmā (Maniheist metinlerde Zurvan, en yüce tanrı): “ezrua hormuzta vişnu maheşvari tört maharaçlar” Brahmā, Hürmüz (Śakra), Viṣṇu, Maheśvara, dört büyük kral; …
Yalan, gerçek dışı; “ezüg sav” yalan söz: “ezük yalġan savın sėni sökti” yalan, düzmece sözlerle sana sövdü; “ezük yalġan savın tınlıglarıg örletgüçi” yalan sözlerle ca…
Yalansız, doğru: “tŋri burḫannıŋ savı ezügsüz igitsiz adırtsız” Buda’nın sözü yalansız, sahtesiz, ayrımsızdır.
(Abhidharma çevirisinde) ardı ardınca, sırasıyla (bir şeyi) yapmak; hep “ėyin ėderişdürü”: “ėyin ėderişdürü tarġarurlar” sırasıyla birbiri ardınca giderirler; “aḳıġsız …
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe saṃskṛta) yapılmış, koşullanmış, sebeplerden oluşmuş (varlık): “ėdiglig ėdigsiz nomlar” koşullu ve koşulsuz varlıklar; “alḳu ėdiglig…
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe asaṃskṛta) yapılmamış, koşulsuz, sebepsiz (varlık): “bar adın orunta sözlep ėdiglig ėdigsiz tėp” başka yerde koşullu ve koşulsuz diy…
(Abhidharma çevirisinde) Ekottara, Ekottarāgama (Sayılarla artan sözler derlemi): “anın ėka’udar agamta sözlemiş ol” bu yüzden Ekottarāgama’da söylemiştir.
Anlamı kesinleşmeyen söz (Abhidharma çevirisi): “köni öz ėldinmekte ulatılar üze bolmış” doğru özün … mesi gibi şeylerle olmuş.
Götürmek, sevk etmek, (orduyu) yönetmek: “ḳaġanıma ötünüp sü ėletdim” kağanıma arz edip orduyu sevk ettim; “bu süg ėlet” bu orduyu götür; “eletiŋler bu köŋlekimni” bu g…
Elli, … eli olan: “miŋ közlüg miŋ éliglig amduq körgeli erklig aryavlokidéşvar bodistv” bin gözlü, bin elli Avalokiteśvara bodisatva; “vçır ėliglig” elinde vajra olan (…
İli (devleti) olan: “ėllig bodun ertim ėlim amtı ḳanı” ili olan bir halktım, ilim şimdi nerede; “ėlligig ėlsiretdimiz” ili olanları ilsiz bıraktık; “kaşmir ėllig vaybaş…
Götürmek, iletmek; alıp gitmek: “ḳızın ḳoyınta kötürü alıp … sögüt altın ėltü bardı” kızını koynunda kaldırıp … ağacın altına götürdü; “kötürü ėltip ulug tamularda kemi…
Huzur, esenlik, rahat: “ėnçgüg esengüg neŋ kentü öziüçün ermemiş teg” huzuru, esenliği kendisi için değilmiş gibi.
(Abhidharma çevirisinde) huzura kavuşturmak, rahatlatmak: “taşdın sıŋarḳı tüdüş toḳış et’özüg ėnçlendürmemişi teg” dışarıdaki çekişme, çarpışma bedeni huzursuz ettiği g…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Abhidharma çevirisi): “kizlegliig badutluġıŋa ėŋeyler bölükleriniŋ padaklarınıŋ ḳadılışmış bulġalışmışlarıŋa” … bölümlerinin, dizelerinin karı…
Ulaştırmak, eriştirmek: “sansardın ozġalı kutrulġalı ėrgürmeser” sansaradan kurtulmaya ulaştırmazsa; “bilge bilig adḳanıp yėdmez üçün ėrgürmez” bilgelik yapışıp ulaşama…
Acımak, merhamet etmek: “vasubandu baḫşı ėrinçkemiş üçün” öğretmen Vasubandhu acıdığı için; “amrayu ėrinçkeyü yrlıḳap” sevip acıyarak; “êrinçkemek tsuyurḳamaḳ erser” ac…
Düzenlemek, yapmak, kurmak; (ülkeyi) örgütlemek: “tört buluŋuġ ėtmiş yıġmiş yaymiş basmiş” dört yanı düzenlemiş, toplamış, yaymış, bastırmış; “teŋride bolmış ėl ėtmiş b…
Ardınca, peşi sıra; -e göre, uygun olarak: “teŋriken ėyin anta yorımiş” Tanrı gibi (kağanın) ardınca orada yürümüş; “ḳaltı ėyin yatdaçılar erür” tıpkı ardınca yatanlar …