İçeriğe geç
Tarihsel DerlemEski Türkçe · Karahanlı · Eski Anadolu · Osmanlı Türkçesi · 7.–17. yy.
Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi logosu Çukurova Üniversitesi logosu
Derlem sözlüğü · eser sözlüğü

Abhidharma (Shogaito) sözlüğü

2.120 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.

Tanımlar hakkında. Tanımlar başka bir sözlükten alınmamıştır: her madde için derlemdeki bağlamlar okunarak özgün olarak yazılmıştır (yazar: Claude, yapay zekâ; editör denetimi sürüyor). Şimdiye dek 2.552 maddenin tanımı yazıldı. Madde başları çekim eklerinden arındırılmış biçimlerdir; çekimli biçimler madde sayfasında ayrıca listelenir.

77 madde · “e” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)

ed isim 33

Mal, eşya, varlık; hep “ed tavar” ikilemesiyle: “ed tavar kentü artayur buzulur” mal mülk kendiliğinden bozulur, yok olur; “ed tavar tileser bultuŋ” mal istersen buldun…

19 biçim · 11 eser
edgülüg sıfat 4

İyilikli, hayırlı, erdemli; yararlı: “kim muntag edgülüg maytrı bodisavatag körgeli küsemeser” kim böyle iyilik dolu Maitreya bodisatvayı görmek istemezse; “emgekligler…

2 biçim · 8 eser
edgüti zarf 2

İyice, güzelce, özenle; tam olarak: “bu sabımin edgüti eşid ḳatıġdı tiŋla” bu sözümü iyice işit, sıkıca dinle; “yelme ḳarġu edgüti urġıl” gözcüleri, karakolları iyice k…

3 biçim · 7 eser
edsiz sıfat 1

Malsız, gereçsiz, malzemesi olmayan: “ançulayu ḳaltı uzlar edsiz neŋ iş işleyü umaz” tıpkı ustaların malzemesiz hiçbir iş yapamaması gibi; (Abhidharma çevirisinde) tözs…

2 biçim · 2 eser
eḍgü sıfat 169

İyi, güzel, hayırlı; nitelikçe üstün: “edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş” iyi bilge kişiyi, iyi yiğit kişiyi (iş başına) getirmezmiş; “eḍgü sawıġ tilengil”…

55 biçim · 21 eser
eḍgülük isim 4

İyilik, hayır, lütuf; “eḍgülük ḳıl-” iyilik etmek: “ḳamuġ eḍgülük ḳıl ḳılınçın sözün” işinle sözünle her türlü iyiliği yap; “yorı eḍgülük ḳıl ekin eḍgülük / saŋa eḍgü b…

17 biçim · 7 eser
eḍiz sıfat 2

Yüksek, yüce: “ay sırḳa yaḳın ay köŋülke eḍiz” ey sırra yakın, gönülden yüce olan; “édiz taġ édiz sögüt teriŋ yar” yüksek dağ, yüksek ağaç, derin uçurum; “azu ėdiz taġt…

9 biçim · 10 eser
egsüd- fiil 5

(Abhidharma çevirisinde) eksiltmek, azaltmak; hep “azud-” ile ikileme: “bilmetin öçmekniŋ yörüginde bar ḳılmış erür egsüdmek azudmaḳıġ” bilmeden sönmenin anlamına eksil…

2 biçim · 1 eser
egsük sıfat 36

Eksik, noksan; eksiklik: “birök egsük kergek boldı erser” eğer eksik, gerekli olursa; “bu basudçısı egsük bolmaḳ üze” bu yardımcı etken eksik olduğundan; “savınıŋ egsük…

2 biçim · 4 eser
egsüksüz sıfat 1

Eksiksiz, tam: “ed tavar üzüksüz egsüksüz kergeksiz bolurlar” mal mülk kesintisiz, eksiksiz, ihtiyaçsız olurlar; “ikileyü arduḳsuz egsüksüz ėdigsiz” iki kat, fazlasız, …

1 biçim · 2 eser
elig isim 3

El: “muŋaḍmış yirimde elig tut maŋa” sıkıştığım yerde elimi tut; “ḳalı bolsa elgiŋ boḍunḳa uzun” elin halka uzun (cömert, güçlü) ise; “ḳamuġ eḍgülükke tegürgil elig” he…

47 biçim · 16 eser
emged- fiil 9

Acı çektirmek, sıkıntıya sokmak, eziyet etmek: “küŋ ḳul ḳılıp uçuz yinik tutup emgedip irintürdüm erser” köle cariye edip hor görüp eziyet ederek kederlendirdiysem; “te…

6 biçim · 3 eser
emgek isim 69

Acı, ıstırap, sıkıntı: “sini ḳoldı tün kün bu emgek bile” gece gündüz bu sıkıntıyla seni diledi; “yıl ay tutġunı boldum emgek bile” yıllarca sıkıntıyla tutsak oldum; “b…

34 biçim · 17 eser
emgeklig sıfat 8

Acılı, ıstıraplı, sıkıntı çeken: “emgeklig yüzin iye taya badari braman inçe tėp tėdi” Brahman Bādari acılı yüzünü eğip şöyle dedi; “muntaġ emgeklig yolda tüşmiş tururl…

9 biçim · 9 eser
emgeksin- fiil 1

Zahmetli bulmak, güç saymak: “bu yörügde emgeksinip yaḳın yaġuḳ işletmedimiz” bu anlamda (işi) zahmetli bulup yakından işlemedik.

1 biçim · 1 eser
emgen- fiil 2

Acı çekmek, sıkıntıya katlanmak; çile çekmek: “altı yıl tapavan berkte duşkaraçar emgek emgenmişin” altı yıl çile ormanında ağır çile çekmiş olarak; “ertiŋü emgek emgen…

13 biçim · 8 eser
emle- fiil 1

Tedavi etmek, iyileştirmek: “igig emlemese kişi terk ölür” hastalığı tedavi etmezse insan çabuk ölür; “ig agrıglıg kişig … içgü ot öntürüp emleser” hasta kişiye içecek …

11 biçim · 5 eser
enetkek özel ad 2

Hindistan; “enetkek ėl” Hint ülkesi, “enetkek tili” Sanskritçe: “enetkek ilteki vaybaş şastar yaratdaçı” Hindistan’daki Vaibhāṣika şastrasını yazan; “aryaçantri bodisav…

3 biçim · 2 eser
eŋid- fiil 4

(Abhidharma çevirisinde) eğilmek, başını eğip saygı göstermek; hep “töŋid-” ile ikileme: “aŋ ilki tek yükünmek eŋidmek” önce yalnız yükünmek, eğilmek; “munda eŋidmek tö…

1 biçim · 1 eser
er isim 14

Er, erkek; adam, kişi: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” (insan) bilgi bilirse hastalık ondan uzaklaşır; “ögü bilmez erke ögüt ögretür” akıl bilmeyene öğüt öğretir; “ḳuş…

14 biçim · 21 eser
er- fiil 1.856

Olmak, var olmak; bulunmak: “ne ersedin ermez seniŋ birlikiŋ” senin birliğin hiçbir şeyden değildir; “öz yaş kentü ürlüksüz meŋüsüz erür” ömür kendiliğinden kalıcı deği…

121 biçim · 26 eser
erd- fiil 18

Geçmek, aşmak (öteye geçmek, üstün gelmek); hep “aş-” ile: “nedegin bilgeli bolur erdmişin aşmışın ḳamaġ tüzünlerte” bütün soylulardan geçtiğini, aştığını nasıl bilmek …

7 biçim · 2 eser
erdem isim 8

Erdem, fazilet; hüner, yetenek, kişisel değer: “aŋar birdi erdem bilig ög uḳuġ” ona erdem, bilgi, akıl, anlayış verdi; “bu erdem bile er tilek arzu yir” insan bu erdeml…

28 biçim · 12 eser
erdemlig sıfat 2

Erdemli, hünerli, yetenekli; güçlü: “ḳamuġḳa tusulur kör erdemlig er” erdemli yiğit herkese yarar; “sarandın ḳaçar barça erdemlig er” erdemli kişi cimriden kaçar; “alp …

4 biçim · 9 eser
erdinilig sıfat 1

Mücevherli, mücevherle süslü: “vayturi erdinilig kent tamınıŋ” lacivert taşından mücevherli şehir surunun; “erdinilig siŋekliki tegre tegzinürler” mücevherli sineklikle…

4 biçim · 5 eser
erdür- fiil 4

(Abhidharma çevirisinde) sonuna dek götürmek, tamamlamak; hep “erdürü tüket-”: “sözlep erdürü tüketmiş bolur” söyleyip sonuna dek tamamlamış olur; “öz-ke asıġ ḳılmaḳḳa …

2 biçim · 1 eser
eren isim 5

Erler, adamlar; yiğitler, kahramanlar (er’in topluluk biçimi): “ajunda ne yaŋlıġ eren toġdı kör” dünyada ne türlü yiğitler doğdu, bak; “ulşıp eren börleyü” erler kurt g…

14 biçim · 11 eser
erig isim 5

Öğüt; hep “öt erig”: “üküş eḍgü yarlıġ tümen öt erig” pek çok iyi buyruk, binlerce öğüt; “teginmek öt erig tıltaġınta” öğütle eğitme sebebiyle.

10 biçim · 9 eser
erigle- fiil 15

Öğüt vermek, yüreklendirmek, yönlendirmek; hep “ötle-” ile: “edgüti ötlep eriglep köŋül avıtıp” iyice öğüt verip yüreklendirip gönül avutarak; “nomça törüçe ötleyü erig…

8 biçim · 3 eser
erin- fiil 1

Üşenmek, tembellik etmek: “tuġurmazunlar erinmek ermegürmekig” üşengeçlik, tembellik doğurmasınlar.

1 biçim · 1 eser
erk isim 1

Güç, erk, yetki, iradi egemenlik; çoğu kez “erk türk”: “bar erse yazuḳum ḳına erk saŋa” suçum varsa cezalandırmak sana kalmış; “dyan saḳınçlar üze erk tarta umaz” medit…

10 biçim · 8 eser
erki edat 4

Soru ve şüphe edatı: acaba, ki: “negü ḳıldım erki elig men saŋa” sana ne yaptım ki; “ḳayu ta‘at erki uḳumaz munı” hangi ibadet acaba, bunu anlayamaz; “ne ayıg kılınç kü…

2 biçim · 8 eser
erklig sıfat 23

Güçlü, kudretli, egemen; (Tanrı için) Kadir: “ay erklig uġan meŋü muŋsuz bayat” ey güçlü, kadir, ebedî, muhtaç olmayan Tanrı; “nėme körklüg erklig ol” ne güzel koruyucu…

20 biçim · 16 eser
erkliglig sıfat 2

(Abhidharma çevirisinde) yetili, belli yetiye sahip: “tümge erklig-lig üçün” yetileri körelmiş olduğu için; “yiti erklig-lig ertüki üze” keskin yetili olması bakımından.

1 biçim · 1 eser
erksin- fiil 6

Egemen olmak, sahiplenmek, üzerinde tasarruf etmek: “ḳuvraġlıg evlerig yalıŋuz aŋantımız erksintimiz” topluluğun evlerini tek başımıza sahiplendik; “idişin tavarın yalı…

8 biçim · 4 eser
erksinmek isim 5

Egemenlik, ustalık, tam hâkimiyet (Sanskritçe vaśitā): “diyan erksinmekintin tuġmış öŋ” meditasyon egemenliğinden doğmuş biçim; “burḫan adı ködrülmişniŋ erksinmek bilge…

6 biçim · 2 eser
ermegür- fiil 1

Tembellik etmek, gevşek davranmak, ihmal etmek: “ḳorḳmatın ermegürüp edgüti tüketi alḳanmadımız erser” korkmadan, gevşek davranıp iyice tamamen arınmadıysak; “arınıp er…

4 biçim · 3 eser
ert- fiil 48

Geçmek, öteye geçmek; aşmak: “ögüz ertgeli oġratıŋ” ırmağı geçmeye niyetlendin; “anı ertdimiz yėnçü ügüzüg keçe” onu geçtik, İnci ırmağını aşarak; “yıraḳ barmış … ada e…

28 biçim · 12 eser
erte isim 2

Sabah, sabah erkenden; erken: “erte hem kėçe” sabah akşam; “ḳoptı erte kend içinde ḳorḳuġlı” şehirde sabahleyin korkarak kalktı; “kiçe yatsa kiç yat yana erte tur” gece…

5 biçim · 6 eser
ertiŋü zarf 1

Pek, çok, son derece: “ertiŋü üküş edgü ḳılınç ḳazġanç ḳazġanur” pek çok iyi iş, sevap kazanır; “ertiŋü uluġ törün alı bertim” çok büyük törenle alıp verdim; “ed tavar …

5 biçim · 10 eser
ertür- fiil 3

Geçirmek; (zamanı) geçirmek, harcamak; (töreni) yerine getirmek: “yėti yėti kün dyanlag meŋi teginü ertürü yarlıḳadı” yedişer gün meditasyon mutluluğunu tadarak geçirdi…

8 biçim · 6 eser
esdiramati özel ad 52

(Abhidharma çevirisinde) Sthiramati, Abhidharmakośa şerhini yazan Budist öğretmen; çevirmenin “şerh sahibi” (疏主) olarak andığı yorumcu: “ayaġḳa tegimlig esdiramati baḫş…

3 biçim · 1 eser
esen sıfat 3

Esen, sağ, sağlıklı; güvende: “sewerin esen tut yaġısın kötür” seveni esen tut, düşmanını kaldır (yok et); “esenin tirilgil üküş yıl yaşa” sağlıkla yaşa, çok yıl yaşa; …

6 biçim · 8 eser
eseŋü isim 1

Esenlik, sağlık, huzur; esenlik dileği: “ekinti yme kamag teŋri yerniŋ eseŋüsin bėrti” ikinci olarak bütün tanrı yurdunun esenliğini verdi; “eseŋü alkış tüzü nom arkası…

3 biçim · 2 eser
eser isim 1

(Kur’an çevirisinde, Arapça) iz, eser: “nişanları yüzleri içre secde eseridin” alametleri yüzlerinde secde izindendir.

2 biçim · 2 eser
esriŋ sıfat 1

Alaca, benekli: “yorırıġ yorıtmaz kör esriŋ itiŋ” alaca köpeğin yürüyeni yürütmez; “esriŋü uġuşluġ ḳuş keyik” alaca türden kuş ve hayvan.

2 biçim · 2 eser
eşidil- fiil 1

İşitilmek, duyulmak: “on ḳat ḳas oyun yaŋurusı eşidilür” on kat … oyun sesi işitilir; “yėl iyin eşidilür” rüzgârla işitilir; “tünle bir ün esidilti” gece bir ses işitil…

8 biçim · 5 eser
eşit- fiil 37

İşitmek, duymak: “ol sabıġ ėşidip tün udısıḳım kelmedi” o sözü işitince gece uykum gelmedi; “anı eşidip virutaḳ ėlig beg … yarlıg yarlıḳadı” bunu işitince kral Virūḍhak…

123 biçim · 21 eser
eşittür- fiil 1

İşittirmek, duyurmak, haber vermek: “men barıp monı élig begke eşidtüreyin” gidip bunu krala duyurayım; “bu darnınıŋ ünin esidtürser” bu daraninin sesini işittirse; “eg…

11 biçim · 6 eser
et’öz isim 49

Beden, vücut (et ‘et’ + öz ‘öz, can’): “muna ertimlig et-özümüz ertip barsar” işte geçici bedenimiz geçip gidince; “bolmaz et-özke ölmek meger taŋrı yarlıġı birle” Tanr…

72 biçim · 13 eser
etözlüg sıfat 1

Bedenli, … bedene sahip: “bu et yumġaḳ et-özlüg” bu et yığını bedenli; “alḳınçsız ülgüsüz et’özlüg bodistv” sonsuz, ölçüsüz bedenli bodisatva; “uluġ et’özlüg” büyük bed…

7 biçim · 5 eser
ev isim 7

Ev, konut; yurt: “atın mindi keldi eviŋe turup” atına bindi, kalkıp evine geldi; “ewindin turup çıḳtı” evinden kalkıp çıktı; “tört yıŋaḳtın … ėwleriŋizdin” evlerinizden…

68 biçim · 18 eser
evdi- fiil 7

(Abhidharma çevirisinde) toplamak, derlemek; hep “yıġ-” ile: “alḳu sudurlarta vinaylarta evdip yıġıp” bütün sutralardan, vinayalardan derleyip toplayıp; “evdimek yıġmaḳ…

4 biçim · 2 eser
evir- fiil 4

Çevirmek, döndürmek; “nomluġ tilgen evir-” öğreti tekerleğini döndürmek, öğretiyi yaymak: “aŋ başlayu nomluġ tilgen evirmiş ötde” öğreti tekerleğini ilk döndürdüğü zama…

10 biçim · 4 eser
evlig sıfat 1

Evli, ev sahibi olan: “ev-lig barḳ-lıġ vasdu” ev bark sahipliğine dayanan nesne (mülk).

1 biçim · 1 eser
evril- fiil 16

Dönmek, çevrilmek; dönüp durmak: “yarattı kör ewren tuçı ewrilür” (Tanrı) gökyüzünü yarattı, o daima döner; “bu ay burcı sertan bu ew ewrilür” ayın burcu Yengeç’tir, bu…

34 biçim · 7 eser
evriş isim 2

(Abhidharma çevirisinde) dönüş, çekim; “sav evrişi” sözün çekimi, durum eki (vibhakti): “munı yene bėşinç sav evrişitin vibakdi üze yörmiş kergek” bunu beşinci durum ek…

2 biçim · 1 eser
ewür- fiil 8

Çevirmek, döndürmek; hep “yüz ewür-” yüz çevirmek: “bu ay toldı terkin ewürdi yüzin” Aytoldı hemen yüzünü çevirdi; “yayıġ dünya mindin ewürdi yüzin” dönek dünya benden …

35 biçim · 4 eser
ezrua özel ad 2

Ezrua, Brahmā (Maniheist metinlerde Zurvan, en yüce tanrı): “ezrua hormuzta vişnu maheşvari tört maharaçlar” Brahmā, Hürmüz (Śakra), Viṣṇu, Maheśvara, dört büyük kral; …

2 biçim · 7 eser
ezüg sıfat 4

Yalan, gerçek dışı; “ezüg sav” yalan söz: “ezük yalġan savın sėni sökti” yalan, düzmece sözlerle sana sövdü; “ezük yalġan savın tınlıglarıg örletgüçi” yalan sözlerle ca…

3 biçim · 4 eser
ezügsüz sıfat 1

Yalansız, doğru: “tŋri burḫannıŋ savı ezügsüz igitsiz adırtsız” Buda’nın sözü yalansız, sahtesiz, ayrımsızdır.

1 biçim · 1 eser
ėderişdür- fiil 4

(Abhidharma çevirisinde) ardı ardınca, sırasıyla (bir şeyi) yapmak; hep “ėyin ėderişdürü”: “ėyin ėderişdürü tarġarurlar” sırasıyla birbiri ardınca giderirler; “aḳıġsız …

1 biçim · 1 eser
ėdiglig sıfat 123

(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe saṃskṛta) yapılmış, koşullanmış, sebeplerden oluşmuş (varlık): “ėdiglig ėdigsiz nomlar” koşullu ve koşulsuz varlıklar; “alḳu ėdiglig…

10 biçim · 2 eser
ėdigsiz sıfat 71

(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe asaṃskṛta) yapılmamış, koşulsuz, sebepsiz (varlık): “bar adın orunta sözlep ėdiglig ėdigsiz tėp” başka yerde koşullu ve koşulsuz diy…

9 biçim · 1 eser
ėka’udar özel ad 1

(Abhidharma çevirisinde) Ekottara, Ekottarāgama (Sayılarla artan sözler derlemi): “anın ėka’udar agamta sözlemiş ol” bu yüzden Ekottarāgama’da söylemiştir.

1 biçim · 1 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Abhidharma çevirisi): “köni öz ėldinmekte ulatılar üze bolmış” doğru özün … mesi gibi şeylerle olmuş.

1 biçim · 1 eser
ėlet- fiil 1

Götürmek, sevk etmek, (orduyu) yönetmek: “ḳaġanıma ötünüp sü ėletdim” kağanıma arz edip orduyu sevk ettim; “bu süg ėlet” bu orduyu götür; “eletiŋler bu köŋlekimni” bu g…

7 biçim · 4 eser
ėliglig sıfat 1

Elli, … eli olan: “miŋ közlüg miŋ éliglig amduq körgeli erklig aryavlokidéşvar bodistv” bin gözlü, bin elli Avalokiteśvara bodisatva; “vçır ėliglig” elinde vajra olan (…

2 biçim · 3 eser
ėllig sıfat 2

İli (devleti) olan: “ėllig bodun ertim ėlim amtı ḳanı” ili olan bir halktım, ilim şimdi nerede; “ėlligig ėlsiretdimiz” ili olanları ilsiz bıraktık; “kaşmir ėllig vaybaş…

6 biçim · 4 eser
ėlt- fiil 1

Götürmek, iletmek; alıp gitmek: “ḳızın ḳoyınta kötürü alıp … sögüt altın ėltü bardı” kızını koynunda kaldırıp … ağacın altına götürdü; “kötürü ėltip ulug tamularda kemi…

31 biçim · 12 eser
ėnçgü isim 1

Huzur, esenlik, rahat: “ėnçgüg esengüg neŋ kentü öziüçün ermemiş teg” huzuru, esenliği kendisi için değilmiş gibi.

1 biçim · 1 eser
ėnçlendür- fiil 2

(Abhidharma çevirisinde) huzura kavuşturmak, rahatlatmak: “taşdın sıŋarḳı tüdüş toḳış et’özüg ėnçlendürmemişi teg” dışarıdaki çekişme, çarpışma bedeni huzursuz ettiği g…

2 biçim · 1 eser

Anlamı kesinleşmeyen söz (Abhidharma çevirisi): “kizlegliig badutluġıŋa ėŋeyler bölükleriniŋ padaklarınıŋ ḳadılışmış bulġalışmışlarıŋa” … bölümlerinin, dizelerinin karı…

1 biçim · 1 eser
ėrgür- fiil 1

Ulaştırmak, eriştirmek: “sansardın ozġalı kutrulġalı ėrgürmeser” sansaradan kurtulmaya ulaştırmazsa; “bilge bilig adḳanıp yėdmez üçün ėrgürmez” bilgelik yapışıp ulaşama…

3 biçim · 3 eser
ėrinçke- fiil 10

Acımak, merhamet etmek: “vasubandu baḫşı ėrinçkemiş üçün” öğretmen Vasubandhu acıdığı için; “amrayu ėrinçkeyü yrlıḳap” sevip acıyarak; “êrinçkemek tsuyurḳamaḳ erser” ac…

10 biçim · 3 eser
ėt- fiil 2

Düzenlemek, yapmak, kurmak; (ülkeyi) örgütlemek: “tört buluŋuġ ėtmiş yıġmiş yaymiş basmiş” dört yanı düzenlemiş, toplamış, yaymış, bastırmış; “teŋride bolmış ėl ėtmiş b…

72 biçim · 19 eser
ėyin edat 140

Ardınca, peşi sıra; -e göre, uygun olarak: “teŋriken ėyin anta yorımiş” Tanrı gibi (kağanın) ardınca orada yürümüş; “ḳaltı ėyin yatdaçılar erür” tıpkı ardınca yatanlar …

7 biçim · 8 eser