İç, içeri; karın, gönül: “ay iç taş biligli” ey içi dışı bilen; “taşı teg içi ol içi teg taşı” dışı gibi içi, içi gibi dışıdır; “körü barsa erdi içim taşlarım” içimi dı…
Abhidharma (Shogaito) sözlüğü
2.120 madde başı; sıklıklar ve bağlamlar yalnız bu eserden.
46 madde · “i” harfi (ḳ/q k ile, ġ g ile, ḍ d ile, ė e ile birlikte)
İçmek: “bor içme aya borçı boġzı ḳulı” ey şarapçı, boğazının kulu, şarap içme; “bor içse açıldı çıġaylıḳ yolı” şarap içerse yoksulluk yolu açılır; “yėgil hem içgil yaru…
İçeri almak; boyun eğdirmek, tâbi kılmak: “içgertim” (halkı) tâbi kıldım; “içgerip yana yorıdım” (onları) boyun eğdirip yine yürüdüm; “ḳız birişip klin içgerip” kız ver…
İçirmek: “ḳayu aydı ötrüm içürgü kerek” kimi dedi: müshil içirmek gerek; “ḳıldıŋız mu hacilarḳa suw içürmekni” hacılara su içirmeyi mi (eşit tuttunuz); “içürmezmiz yand…
Kap, kacak; (içki) kabı: “idiş tavaş buşı bėrser” kap kacak sadaka verirse; “uzun tonlug idişin ayakın kodupan barmiş” kadın kabını kaşığını bırakıp gitmiş; “altun küze…
(Abhidharma çevirisinde, Sanskritçe itivṛttaka) ‘böyle söylendi’ diye başlayan sözler; Budist öğretinin on iki bölümünden biri: “自説 idivridaka evrişig” …
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (Abhidharma çevirisi): “alḳu basudçılar idlinür erter közünür ödlüg tuşta” bütün koşullar geçmiş, şimdiki zaman bölümünde … olur.
(Abhidharma çevirisinde) kaybettirmeden, elden çıkarmadan (?); hep “unıdmatın idtürmetin”: “köni nomuġ kim unıdturmatın idtürmetin” doğru öğretiyi unutturmadan, kaybett…
Hastalık, dert: “bilig bilse ötrü yırar erde ig” bilgi bilirse insandan hastalık uzaklaşır; “ig aġrıġ kėtdi” hastalık, ağrı gitti; “teŋ teŋ ig aġrıġ ada tuda kelürür” t…
Sahtesiz, yalansız: “tŋri burḫannıŋ savı ezügsüz igitsiz” Buda’nın sözü yalansız, sahtesizdir.
Beslemek, büyütmek, yetiştirmek: “törütgen igiḍgen keçürgen iḍim” yaratan, besleyen, bağışlayan Rabbim; “yimi birle igḍür sen sansız özüg” sayısız canı yiyecekle besler…
Hastalanmak: “ölür erdi erse ḳamuġ iglegen” hasta olan herkes ölseydi; “kişi igledimü ölüm ḳoşnısı” insan hastalandı mı ölümün komşusudur; “igledim andın uzaḳ” bundan u…
Hasta: “biligsiz kişi barça iglig bolur” bilgisiz kişi hep hastadır; “aġır iglig toyın” ağır hasta rahip; “eger bolsa sizler igligler azu sefer üze” hasta ya da yolculu…
Anlamı kesinleşmeyen fiil (Abhidharma çevirisi; ‘alışmak, içli dışlı olmak’ anlamı beklenir): “iişleşip eşitdükte teriŋ nomuġ” derin öğretiyi alışarak işittiklerinde; “…
İki: “iki tümen sekiz mıŋ girantlar” yirmi sekiz bin şloka; “törimiş iki bir tanuḳı anuḳ” yaratılmış iki şey birin tanığıdır; “iki neŋ ḳarıştı yaḳışmaz” iki şey karışın…
(Abhidharma çevirisinde) iki kat yapmak, ikilemek: “ulatı tėgüçi ujik ikidürmiş tudulturmış erür” ‘vb.’ denen sözcük (anlamı) ikiletmiş, tutturmuştur.
İkisi, her ikisi: “ikigü ajunda itiglig işi” iki dünyada da işi düzenli; “ikigün ajunda yaruyur küni” iki dünyada da günü aydınlık olur; “törütti bayat bu ikigün ajun” …
İkinci kez, yeniden, bir daha: “alḳınçsız kögüzlüg bodisvt yana ėkileyü ötünti” Akṣayamati bodisatva yine ikinci kez ricada bulundu; “niz-vanıları anın ikileyü tuġum te…
İkinci; öteki: “ikinti asanki başlaġı” ikinci asaṃkhya’nın başı; “maytrı bodisavatnıŋ toyın bolmaḳ atlıg ikinti ülüş” Maitreya bodisatvanın rahip olması adlı ikinci böl…
İkişer: “ḳanatlar iḍisi ikirer ikirer üçer üçer törter törter” ikişer, üçer, dörder kanatlı; “tört öd içinte yine ikirer öd adrılur” dört vakit içinde yine ikişer vakit…
Anlamı kesinleşmeyen fiil (Abhidharma çevirisi, ana babanın evlada bakışı): “analarnıŋ süçig tadıġlıġ aşlarıġ işledip ilgündürmekleri erser” annelerin tatlı yemekler ya…
Hükümdar, kral (KB’de hükümdar Küntogdı’nın adı yerine de geçer): “ilig aydı uḳtum men emdi sözüŋ” hükümdar dedi: sözünü şimdi anladım; “ilig köz ḳulaḳ tuttı ilde ḳamuġ…
Anlamı kesinleşmeyen söz (Abhidharma çevirisi): “ḳadıġlanmaḳ yumdaru iligü bolur” katılaşma toplu olarak … olur.
Anlamı kesinleşmeyen zarf (Abhidharma çevirisi; aynı eserde sık geçen ikileyü ‘yeniden, ikinci kez’ sözüyle karışmış olabilir): “amtı ilileyü sözlegülük öz baḫşı” şimdi…
Takılmak, (tuzağa) düşmek, tutulmak: “tuymatın tuzaḳḳa ilinmiş” farkına varmadan tuzağa düşmüş; “tuzaḳḳa ilinme” tuzağa düşme; “tuzaḳḳa ilnür elik” geyik tuzağa düşer; …
Birbirine bağlamak, birbirine ilintilemek: “iki ujiklerig bir ikintike ilinişdürü tayanışduru sözlep” iki sözcüğü birbirine bağlayıp dayandırarak söyleyip.
İlk, birinci, önceki; “aŋ ilki / eŋ ėlki” en önce: “aŋ ilki ḳop ḳamaġ tınlaġlaraġ adırtsız köŋlin edgü ögliçe saḳınur” ilk önce bütün canlıları ayrım gözetmeyen gönülle…
Şöyle, böyle; “inçe tėp” şöyle diye; “inçe tėser” şöyle denirse, yani; “inçe ḳaltı” tıpkı şöyle ki: “inçe tėp yarlıġḳadı” şöyle buyurdu; “anı üçün inçe saḳınu etgintimi…
İnce; (düşünce için) ince, derin: “tıldaġı inçge tüşi yoġun üçün” nedeni ince, sonucu kaba olduğu için; “inçge saḳınçlıġ” ince düşünceli (ShoR).
Böylece, öylece; öyleyse, o hâlde; (cümle başında) ve, ancak (Budist metinlerde çok sık bağlayıcı): “ḳayu tıldaġın inçip bolur tėp körüp” hangi sebeple böyle olur diye …
(Abhidharma çevirisinde) Abhidharmakośa’nın ‘indriya’ (yetiler) bölümüne gönderme (?): “intrayakoşta basa kėn sözlemiş ol” bunu İndriya-kośa’da daha sonra anlatmıştır; …
(Abhidharma çevirisinde) Abhidharmakośa’nın ‘jñāna’ (bilgi) bölümüne gönderme (?): “ol inyanakoşuġ … iyanakoşuġ yme tėr” ona İnyanakoş, İyanakoş da denir.
Jñānaprasthāna, Kātyāyanīputra’nın yazdığı Abhidharma şastrası: “ḳaltı inyanaparasdan şasdrıġ ayaġḳa tegimlig kadyanapudrė arḫant yaradmış” tıpkı Jñānaprasthāna şastras…
Usanmak, bıkmak, yorulmak: “ḳatıġ sewdim erdi irer sen mini” seni çok sevmiştim, sen benden usanıyorsun; “saḳınçḳa sızar kör erejke irer” (gönül) kaygıda erir, rahattan…
Usandırmak, bıktırmak (ir- ‘usanmak’ fiilinden): “sansarıġ … irdürgelir alalantdurġalır üçün” (canlıları) sansardan usandırmak, tiksindirmek için.
Anlamı kesinleşmeyen fiil biçimi (Abhidharma çevirisi): “adḳanu irgürmetin” bağlanıp … -meden.
Aramak, araştırmak; istemek: “isdeyü ol yörüg tözin eşidip” o anlamın özünü arayıp işitip; “isdep ol igniŋ tıldaġın” o hastalığın sebebini araştırıp; “birök isdemeser t…
Sthiramati, Abhidharmakośa şerhçisi Budist öğretmen; hep “isdiramati baḫşı”: “isdiramati baḫşı sözler” Sthiramati öğretmen der ki; “isdiramati baḫşı kikinç bėrü sözleyü…
İş, eylem, uğraş: “bilig bil uḳuş uḳ işiŋ ötrü ḳıl” bilgi edin, akıl edin, işini ondan sonra yap; “vezir işi barça saḳışlar bolur” vezirin işi hep hesaplardır; “işim ti…
İşlemek, yapmak, iş görmek; çoğu kez “iş işle-”: “uḳuş birle işle ḳamuġ iş küḍüg” her işi akılla yap; “iwe işleme iş meger din işi” din işi dışında hiçbir işi aceleyle …
Arkadaşlık etmek, birlikte iş görmek; (Budist metinlerde) bir şeyle uğraşmak: “eger sorsa men saŋa nersedin anda kiḍin işleşmegil meniŋ birle” (KuT) bundan sonra sana b…
İşletmek, kullanmak; harcamak: “ḳalı bulsa işlet uçup kökke teŋ” (akıllı kişiyi) bulursan işlet, göğe denk yükselir; “altun kümüş … özüm işleteyin” altını gümüşü kendim…
(Bir) işi olan, iş gören; “eḍgü işlig” iyilik eden: “ol taŋrı sewer eḍgü işliglerni” Tanrı iyilik edenleri sever; “aya artaḳ işlig” (AH) ey kötü işli.
İşsiz, boş; işlevsiz, işe yaramaz: “kėnki padak ödrü işsiz bolur erti” sonraki tümce ayrıca işlevsiz olurdu (Abh); “ḳadıġlanmaḳ tavranmaḳ işsiz bolġu kergek” katılaşma,…
(Abhidharma çevirisinde) İśvara, dünyayı yaratan saydığı tanrı: “ezruz tŋri işvarė tŋrite ulatılar” Brahmā, İśvara vb. tanrılar; “barça işvarė tŋriniŋ aŋa bilge bilig b…
İz, ayak izi: “ud izinteki suvug taluy ögüz suvınıŋ yüleşürgeli bolmaz” öküz izindeki su okyanus suyuyla karşılaştırılamaz (Mait); “olar uş meniŋ izim üze tururlar” (Ku…